Yılmaz Güney: Sen bizim dostumuzsun, Baban dostumuzdur, O “heyecanlı arkadaşlar” dostlarımızdır

Yılmaz GüneyHalk sınıf ve tabakalarına mensup insanların büyük bir çoğunluğu, gerici propagandaların etkisi altındadırlar. Devrimciler geniş emekçi kitlelere düşüncelerini doğru bir biçimde henüz ulaştıramamaktadırlar. Halk kitlelerinin çoğunluğu, devrimci mücadelenin amaçlarını ve niteliğini bilememekte, bu yüzden devrime ve devrimcilere düşman bile olabilmektedirler. Biz, meselenin özünü kavrayamadıkları için düşüncelerimizi reddeden hatta devrimcilere düşman gözüyle bakan bu insanlara saldırabilir miyiz? Kesinlikle hayır!..

Yılmaz Güney’den bir mektup

Ayşe Şahin Kardeşim,
Diyorsun ki: “Bizim hurda, birtakım heyecanlı gençler var. Geçenlerde hahamların oturduğu kahveyi basıp babamın elinden kağıtları fırlatmışlar. Ona bağırmışlar. Babamın talebeleri hem de bunları yapanlar. Babam da ‘tartışalım, niye bağırıyorsunuz?’ demiş. Sonrasını şöyle anlattı:
-Niye kağıtlarımı fırlattınız öğrenebilir miyim? -Sen yozlaşmış bir burjuvasın, bir giydiğin gömleği bir daha giymezsin, burada kitap okunacak artık, kağıt oynamak yok anladın mı? – Yavrularım, biz buraya kafa dinlemeye geliriz, ayrıca kitap okuyacaksak, evde sakin sakin okuruz, burası kahve. – Sen pis burjuvasın o kadar. -Siz tartışmanın kaderini baştan çizdiniz. Ben size yaşınız küçük olmasına rağmen ‘siz’ diye hitap ediyorum, sizse bana ‘sendiyorsunuz’ demiş ve eve gelmiş. Bu olaya çok kırılmıştı, gözleri yaşlarla doluydu. ‘Daha dün okuma yazma öğrettiğim biricik öğrencilerim bunlar hanım; bak kızım, sizin solculara bak.’

Bu olay beni çok çok üzdü. Size anlattığım gibi, babam ne burjuvadır, ne de bağnaz. Bir anlam veremedim. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda? Eğer vaktiniz olur da bana yazarsanız, gerçekten sevineceğim.

Yılmaz ahi, belki size yazmama gülüp geçecek, önemsemeyeceksiniz bile …

Hayır … gülüp geçmeyeceğim .. : gülüp geçilecek bir olay değil çünkü. Anlattığın olay (gerçekten böyleyse) özü bakımından günümüzde çok sık ve çeşitli biçimleriyle rasladığımız “sol” çocukluk hastalıklarının, özellikle de gençlik kesimlerinde kendini gösteren maceracı anlayışın ifadesidir.

Olayı üç açıdan değerlendirmek gerek: Birincisi, olayın niteliği. İkincisi, olaya niteliğini veren arkadaşların tutumu. Üçüncüsü, babanın olay içindeki yeri.

Ayşe kardeşim, burjuvaziye kin duymak, burjuvalardan nefret etmek, güzel, soylu bir duygudur. Burjuvaziden, halkın değerleriyle çelişen burjuva yaşama biçiminden, yozlaşmış, çürümeye yüz tutmuş burjuva ahlak ve alışkanlıklardan nefret etmeyen bir insanın devrimci olması zordur, hatta imkansızdır. Fakat genel anlamda burjuvaziye duyulan nefretten kaynaklanan tepkiyi, kültürel, sanatsal, toplumsal, siyasal vb. her alanda, emperyalizmin suç ortağı işbirlikçi tekeci burjuvaziye yöneltmek yerine, orta burjuvaziye (ki bunlara mili burjuvazi de diyoruz), küçük burjuvaziye, gerici burjuvazinin ve toprak ağalarının toplumsal ve siyasal etkilerinde kalmış halktan insanlaşa yöneltmek, ki bunlar faşist ideolojinin etkisinde bile kalmış olsalar, özellikle de şiddet kullanarak yöneltmek, yanlıştır. Bu ve benzeri davranışlar, devrime yarar değil, zarar getirir. Devrimciler, asıl darbeyi kimlere, nasıl, ne zaman, kimlerle birleşerek vuracaklarını iyi bilmek zorundadırlar. Bu ilkeleri, hayatımızın en küçük toplumsal ve siyasal ilişkilerinde bile uygulayamamak, devrim saflarında yer alabilecek insanları ürkütür, devrimin güçlerini böler, devrimcilere karşı güvensizlik yaratır. Hele hele, şiddeti yanlış biçimlerde, yanlış hedeflere yöneltmek gerici güçlerin amaçlarına hizmet eder. Devrimcilerin şiddetiyle karşılaşan halktan insanlar kime, nereye sığınacaklardır? Bu tip davranışlar, faşistlerin işine yarar; faşist zorbalarla devrimcileri aynı sepete koymak isteyen anlayışa hizmet eder. Kendilerine “sosyalist” “proleter devrimci” adlarını yakıştıran revizyonistlerin, oportünistlerin sağcı ekmeğine yağ sürer. Baban bile ” … sizin solculara bak … ” diyerek, solculara duyduğu tepkiyi ifade etmiyor mu?

Sevgili kardeşim, devrimci mücadelenin esas hedefi devlet iktidarını ele geçirmektir. Yoksa devrim adına yuvarlak sözler etmek, kitaplardan gelişi güzel parçalar ezberlemek, bilgiçlik taslamak, keskin devrimci sözlerle, hedefsiz, pusulasız, ona buna “oportünist”, “revizyonist”, “burjuva” diyerek saldırmak devrimci tavır değildir. Bunun adı, “devrim adına devrime düşmanlıktır.” Daha açığı “devrimci” serseriliktir.

Devrimci mücadeleyi bilmek, değişen ülke ve dünya koşulları göz önünde tutularak, hangi sınıf ve tabakaların, hangi sınıf ve tabakalara karşı, nasıl, hangi ilkeler temelinde, hangi araçlarla mücadele edeceğini bilmek demektir. Bu görevler dururken, halktan insanlara saldırmak, onlar üzerinde baskı kurmak, zor uygulamak yanlıştır. Devrimciler, devrimin çıkarları adına bile olsa halka saldırmazlar, halkı küçük görmezler. Halktan insanların onurlarını incitmekten sakınırlar. Çünkü devrimi, kendini “devrimci” ilan eden bir avuç adam değil, hem dış gericiliğin (emperyalizm, sosyal emperyalizm) hem de iç gericiliğin (işbirlikçi tekelci burjuvazi ve toprak ağalığı) altında ezilen ve bu baskılardan kurtulmak isteyen halk, devrimin gerekliliğinin bilincine varan örgütlü halk yapacaktır.

Halk sınıf ve tabakalarına mensup insanların büyük bir çoğunluğu, gerici propagandaların etkisi altındadırlar. Devrimciler geniş emekçi kitlelere düşüncelerini doğru bir biçimde henüz ulaştıramamaktadırlar. Halk kitlelerinin çoğunluğu, devrimci mücadelenin amaçlarını ve niteliğini bilememekte, bu yüzden devrime ve devrimcilere düşman bile olabilmektedirler. Biz, meselenin özünü kavrayamadıkları için düşüncelerimizi reddeden hatta devrimcilere düşman gözüyle bakan bu insanlara saldırabilir miyiz? Kesinlikle hayır!.. Onlar bize ne denli düşman olurlarsa olsunlar, bizim görevimiz, gerçek çıkarları, toplumsal kurtuluşları ve ülkemizin bağımsızlığı için, bizimle beraber olmaları gerektiğini onlara kavratmaktır.

Devrim istiyorsak, halkımızın büyük bir çoğunluğunu devrim ister duruma getirmeliyiz. Bunun için ne yapacağız? Kahve basıp kağıtları yırtacak, zor kullanarak kitap mı okutacağız. Devrimi zor yoluyla mı kabul ettireceğiz halka? Hayır! .. Biz devrimi gerçekleştirdikten sonra bile halka karşı zor kullanmayız … Zor, ancak ve ancak devrimin yeminli düşmanlarına karşı, halkı aldatan halk düşmanlarına ve onların çanak yalayıcılanna karşı kullanılır … Ve kulanacağız da!

Arkadaşların tavrını açıklamak için babanı ele alalım. Baban ilkokul müdürüdür. Sınıf olarak küçük burjuvazinin aydın kesimine mensuptur. Devrimin hedefi değil, devrimin müttefikidir. Kişi olarak birtakım olumsuz alışkanlıkları olabilir. Kağıt, tavla vb. oyunlar oynayabilir, içki içebilir, hatta şu gün devrime taraftar olmayabilir. .. karşı bile olabilir. Babanın bu yanlan değişebilir … değişecektir de. İşte bizim görevimiz bu değişikliği sağlamak için, hızlandırmak için doğru bir siyaset ve doğru bir yöntemle hareket etmektir. Kişilerde görülen birtakım zaaflara, yanlış eğilimlere bakarak onları “düşman” gibi suçlamak yerine, bu zaaflarını yok edebilmelerini, yanlış eğilimlerini yenebilmelerini ve halkın kurtuluş mücadelesine sahip çıkmalarını sağlayacak yolları göstermeliyiz. Babanı, devrimin gerektirdiği görevlere sahip çıkmaya, toplumsal ilişkilerini bu doğrultuda kullanmaya itecek yardımları yapmalıyız. Yoksa birtakım zaaflarını sınıfsal eğilimlerinden öne çıkartarak, yani hergün bir gömlek değiştirdiğini söyleyip, kağıt oynaması vb. nedenleri göstererek “burjuva” suçlaması yapmak yanlıştır. Üstelik baban istese de hergün bir gömlek değiştiremez. Kaldı ki bizim sorunumuz, üç elbisesi, on gömleği, beş çift ayakkabısı olan bir öğretmenle, üçyüz dönüm, beşyüz dönüm tarlası olan zengin köylüye, iki üç otobüsü ya da kamyonu olan bir işadamıyla, küçük bir fabrikası ya da kamyonu olan orta sınıflara mensup insanlarla, bunları hedef haline getirip uğraşmak değildir. Diyelim ki, bir memur uzun yıllar çalışıyor ve emekli oluyor. Eline geçen parayla, biraz da borç harç ederek, kendine bir ev alıyor, bir otomobil alıyor ve küçük bir iş kuruyor. Şimdi bu emekli, devrimin düşmanı mı oluyor? Hayır!. .. Almanya’da türlü çileler çekerek para biriktiren bir işçi, yurda döndüğünde bir iş kursa, bu işçi burjuva olmaya özense bile devrimin düşmanı mı olur? Hayır!… Emperyalizmle dolaylı bağları olan burjuvalar bile, bir bütün olarak devrimin düşmanları safında görülebilir mi? Hayır! … Bu unsurları bir bütün olarak ele almak ve “halk düşmanı” diye suçlamak yanlıştır. Böyle bir tutum devrimin önümüzdeki aşamasının Demokratik Halk Devrimi olduğunu bilmemektir … devrime zarar verir, emperyalizme ve gerici egemen sınıflara hizmet eder. Biz hiçbir zaman bu insanların ikili tabiatları olduğunu akıldan çıkarmamalıyız. Yani bu unsurlar hem devrimden korkarlar, hem de emperyalizmin ve işbirlikçisi tekelci burjuvazinin baskıları altında ezilirler. Biz onların ezilen yanlarına, emperyalizmle ve işbirlikçi tekelci burjuvaziyle, feodal kalıntılarla çelişen yanlarına sahip çıkmak, onlarla uzlaşan yanlarına karşı ise mücadele etmek zorundayız. Kazanabileceğimiz kadarını devrim saflarına kazanmaya, tarafsızlaştırabileceğimiz kadarını tarafsızlaştınnaya, iflah olmazlarını da açıkça karşımıza almaya bakarız. Yoksa gömleğine bakıp, kağıt oynayışına bakıp onlara kötü davranırsak devrime zarar vermiş oluruz.

Kendimden örnek vereyim. Bugün beni sevenler var, sevmeyenler var. Şimdi ben insanları değerlendirirken beni sevip sevmemelerini ölçü alabilir miyim? Kesinlikle hayır! … Eğer beni sevmeyen insanların emperyalizmle, sosyal emperyalizmle, işbirlikçi tekelci burjuvaziyle ve toprak ağalarıyla çelişmeleri varsa, ben beni sevmeyen bu insanlarla, bağımsızlığımızın ortak düşmanlarına karşı birlikte mücadele etmek ve omuz omuza olabilmek için her türlü çabayı harcarım. Ve benimle olan çelişmelerini ikinci, üçüncü, beşinci plana iterim … Çünkü onlarla aramdaki çelişme halk içindeki çelişmelerdir ve uzlaşır niteliktedir. Yok, benimle çelişmelerinin asıl nedeni benim emperyalizme, sosyal emperyalizme, faşizme, revizyonizme ve toprak ağalığına karşı olmam ise, yani halkımızın düşmanlarının çıkarlarını bilinçli bir biçimde savundukları içinse ya da bizzat bu gerici güçlerin temsilcileriyse, o zaman iş değişir; onlarla aramdaki çelişme kişisel bir çelişme değil, ulusal ve toplumsal karakterdeki bir çelişmedir ve uzlaşmaz niteliktedir. Bu çelişmelerin çözülmesi ancak devrim meselesidir, bu nedenle onlarla, sonuna dek her türlü silahı kuşanarak ve halkımızın büyük bir çoğunluğuyla birleşerek savaşırım. İşte mesele budur …

Emperyalizm ve sosyal emperyalizm, özellikle iki süper devlet, yani ABD ve Sovyetler Birliği bütün dünya halklarının ve aynı zamanda halkımızın en büyük düşmanlarıdır. Bu iki süper devletin dünya hegemonyası emellerine hizmet eden en küçük eğilim bile dünya halklarına ve halkımıza zarar verir. Ülkemizde de bu süper devletlerin bilinçli işbirlikçileri vardır. Onlar da düşmanlarımızdır. Devrimin dostlarını ve düşmanlarını bu ölçüler temelinde tayin ederken, günlük ilişkilerimizi de bu ölçülere göre ayarlamak zorundayız.

Şimdi babanın tavrını inceleyelim. Baban kahveye “kafa dinlemek” amacıyla gidiyor ve diyor ki “… aynca kitap okuyacaksak evde sakin sakin okuruz … burası kahve.”

Bu değerlendirme ve anlayış sakattır. Biz hayatın büyük altüst oluşları, sarsıntıları, görültüleri ve karmaşası içindeyiz. Hayat durağan, sakin değil, tersine çıqJlntı içinde değişmekte ve gelişmektedir. Değişimin sarsıntısı bütün dünyayı sarmıştır. .. Bütün dünya köklü bir değişimin sancılı arifesini yaşamaktadır. Ülkemiz bu çatırtının tam da göbeğindedir. .. Ve işin acısı baban, her yanı saran bu devrim fırtınasının {arkında değildir. Çağımızda “sukünet” arayan, “sakin sakin” kitap okumayı düşleyen anlayış hayatın gerçekliğiyle çelişir. Baban, şu gün ülkemizin ulaştığı toplumsal yükselişin çok çok gerisinde kalmıştır. Bu nedenledir ki, “Daha dün okuma yazma öğrettiğim biricik öğrencilerim” diyerek yakınıyor. Onlara “okuma yazma” öğretmiş olmanın avantajını tutucu bir anlayışla değerlendirmekte ve onları böyle heyecanlı davranmaya iten asıl nedeni, toplumsal değişimi gündeme getiren ve özellikle gençleri etkileyen topumsal çelişmeleri görememektedir. O çocuklar bugün genç insanlar olmuşlardır. Okuma yazma devri gerilerde kalmış, çağın gerçekliğiyle bağ kurmuşlar, ülkemizde büyük boyutlara ulaşan sınıf mücadelesinden etkilenmişler ve yanlışlıklar yapmış ve eksikliklerle dolu olsalar da sorumluluklarını aramaya çıkmışlardır. O arkadaşlar, pratik mücadele içinde “sol” sekter yanlarını, maceracı anlayışın etkilerini yeneceklerdir. Onlar, eskiyi, köhnemişi yıkmak için harekete geçen tarihin yeni güçlerinin parçasıdırlar. Baban da, sen de, hayatın gelişen yanına sahip çıkmalı ve sınıfınızın sorumluluğuna uygun davranmalısınız. Babanın küçük burjuva değer yargılarıyla sızlanması, yani “ben size ‘siz’ diye hitap ediyorum sizse bana ‘sen’ diyorsunuz” biçiminde “heyecanlı arkadaşlar”a karşı durması, aslında tartışmayı burjuva kuralları içine çekmek istemesinin gerici ifadesidir. Mesele “sen” meselesi, “siz” meselesi değildir. Meselenin özü hayatın her alanına hızla yayılan ileri ile geri, yeni ile eski arasındaki sınıf mücadelesi meselesidir. Baban, o genç arkadaşların sadece “sol” sekter yanlarını görmekte, o arkadaşların hareketlerinin özünde varolan ilerici ve devrimci yanlan görememektedir. Babanın gözlerine dolan yaşların nedeni nedir? O yaşlar, o genç arkadaşların bir çırpıda geçersiz kıldıkları küçük burjuva sığınakların yitirilmesi adına değil midir? Evet böyledir … Baban o genç arkadaşların saygısını kazanabilmek için eskimiş değer yargılarını yıkmalı ve yeni, devrimci saygınlık ölçüleri kazanmalıdır.

Ayşe kardeşim, arkadaşların tavırları yanlıştır … Buna karşın bir yanı seçmek gerekirse ben, yanlış yunluş da olsalar, o “heyecanlı arkadaşlar”ın yanını seçerim. Çünkü bu yan, gelişen ve devrim isteyen yandır. O arkadaşlar hayata kulak vereceklerdir ve yanlış olan çalışma biçimlerini eleştiri, özeleştiri temelinde düzelteceklerdir, çünkü, devrimin önündeki irili ufaklı binlerce engeli yıkmamız buna bağlıdır.

Sevgili kardeşim, biz, eleştiriyi, eleştiriyle birlikte sunulan öneriyle birlikte değerlendirmek zorundayız. Öneri yoksa eleştiri eksik · ve karanlıktır. Çünkü öneri, eleştirinin niteliğini belirler. Eleştirinin, ilerici, devrimci mi, yoksa gerici mi olduğu, önerisiyle belli olur.

Senin ve babanın yapması gereken de budur. Yanlışı görüyorsunuz … söyleyin ne yapalım? İşte bu noktada anlaşmaya çalışalım … Evet sevgili kardeş … sen bizim dostumuzsun … baban dostumuzdur … o “heyecanlı arkadaşlar” dostlarımızdır … Anlaşacağız …

Sevgiyle gözlerinizden öperim … Şahin ailesine selam … bin selam …


14 Ocak 1978’de Kayseri cezaevinden yazılan bu mektup Güney’in 5. Sayısında yayınlandı

Share

Yorum yapın

Share
Devamını oku:
Elmasın kanlı serüvenine fotoğraflarla kısa bir yolculuk
“İnsanın kaynağı kendi ruhudur…”* – Ercan Kesal
İnsanlar ve Diğer Hayvanlar: Diğer Hayvanların da Duyguları Var – Dolayısıyla Hakları da Olmalı
Kapat