Yaşar Kemal: Solumuz proletarya sözcüğünü proletaryadan, devrim sözcüğünü devrimden çok seviyor

Solun İşi
Şu bizim solun işi bir tuhaf, bir akıl almaz iş. Gazeteler, dergiler, kitaplar çıkıyor, yığın yığın. Bunlar ne yazıyorlar, ne söylüyorlar Türkiye üstüne, sosyalizm üstüne? Yaşam üstüne, Türkiyedeki yaşam üstüne?

İlk bakışta, ilk düşünüşte, en azından insan yukarda söylediklerimi beklemez mi bir sol basından? Türkiyede ipliği pazara çıkmış, çürüdü çürüyecek, dünyaya, insanlığa, bütün insanlık kurallarına meydan okuyan bu yönetici, sömürücü sınıf var, bu yönetici sınıfın akıl almaz sömürüleri, insanlığa yüz karası eylemleri var. Gün geçmez ki, bu sınıf Türkiyeye bir kötülük yapmasın. Akıl almaz işlemlerde bulunmasın. Bu sınıfın açıktaki eylemlerinden başka bir de kapalı eylemleri var ki, bunlar açıklandığında Türkiyenin de, dünyanın da şaşkınlıktan parmakları ağızlarında kalır. Kim bulur çıkarır bu çürümüş, her adımı yolsuzluk olan yöneticilerin, sınıflarının yolsuzluklarını, kime düşer bu? Elbette, bütün dünyada olduğu gibi, Türkiyede de sola düşer. Sol partilere, sol derneklere, dergilere, gazetelere düşer. Öyleyse, bizdeki sol ne yapıyor? Türkiyedeki sömürü, Türkiyedeki yolsuzluklar öylesine açık, öylesine yoğun, öylesine korkunç, öylesine insanlık dışı ki… Bunu bir halka açıklamak, dünyanın her yerinde sola karşı büyük sevgiler doğurur. Sosyalizmin haklılığına halklar gözünde saygınlıklar kazandırır. Halkın bilinçlenmesini, örgütlenmesini çok kolaylaştırır. Böylelikle de sosyalizmin zaferini çabuklaştırır. Somut olaylar, en büyük öğretiden daha çok halkı etkiler, onu bilinçlendirir. Bu böyle bilindiğinden de, dünya sosyalistleri en az öğretiler kadar somut olaylara da önem vermişlerdir. Öğreti olmadan hiçbir şey olmaz. İşin başı odur. Ya ondan sonra? Öğreti, öğreti, hep öğreti? Ama niçin öğreti? Soyut bir öğreti neye yarar ki? Yaşama taylığını çizmedikten sonra öğreti ne ola ki? Öğretinin duran kuru taştan farkı ne? Öğreti eylem içindir, bunu da köşedeki sersem oğlan bile bilir. Öğreti eylemle birlikte yürümez mi? Gerçek, sağlıklı, yanlış bellenmemiş bir öğreti eyleme dönüşmez mi hemencecik? Sorular, sorular, sorular…

Ya bizim solumuz, sosyalistimiz ne yapıyor, bırakmışlar dünyanın en korkunç, en belalı, halkın ensesinde boza pişiren soyguncularını, düşmüşler biribirlerine… Varlıklıların yıllar yılı kamplarda yetiştirip durmadan adam öldürttükleri Naziler yokmuş gibi Türkiyede. Bu Naziler Türkiye hükümetlerinin güdümünde, kontrollerinde değillermiş gibi. Her gün bir siyasi cinayet işlenip failleri meçhul kalmıyormuş gibi… Sanki Türkiyede binlerce oyun içinde oyunlar oynanmıyormuş gibi halka karşı.

Bizimkiler düşmüşler biribirlerine. Ferman okunmuyor, tozdan dumandan. Vay anam, revizyonist de, oportünist de, satılmış da, atılmış da… Neler de neler. Öteki de ona aynı cümle, aynı sözcüklerle karşılık veriyor… O ona, o ona aynı sözcüklerle… Ne usanıyorlar ne de bıkıyorlar… Türkiye solu ne kadar da çok bayılıyor bu sözcüklere… Bu bayılmalarının bir sebebini aramalı. Bir hastalık olacak bence… İnsan iki sözcüğe böylesine durup dururken aşık olursa, bir şey var bunda, bir şey var.

Son yıllarda kutsal bazı sözcükler türedi… Bizim sosyalistler bu kutsal sözcükleri asıllarından daha çok seviyorlar. Yazılarını okuyorum, aldanmıyorum sanırım, bu yazılar böylesi kutsal sözcüklerle dolup taşıyor. Sözcüklerin yerli yerinde olması söz konusu değil, yeter ki aşkla şevkle kullanılsın, şehvetle söylenilsin… Bayılıyorlar, bayılıyorlar bizim sosyalistler bu sözcüklere. Amanın ne beğeniyorlar. Böylesine sözcük tutkusu başka ulusların sosyalistlerinde var mı acaba? Bizim sosyalistlerin hepsi şair olacak. Sosyalistlik bir yaratıcılık olduğuna göre, öğreti bunu böyle söylediğine göre, bizim sosyalistler neden şair olup da sözcüklere bayılmasınlar, değil mi? Örneğin, bizim solcular proletarya sözcüğüne bayılıyorlar. Proletarya sözcüğü dedin mi ağızlarının suyu akıyor. Böylesine bir sözcük aşkı… Amanallah… Ya aslı? Solcularımız keşke proletaryayı sözcüğü kadar sevseler, sözcüğü kadar da proletaryayla uğraşsalar… Sözcüğüyle uğraştıklarının yüzde biri kadar proletaryanın kendisiyle uğraşsalar… Belki de haksızlık ediyorum, bir iki delikanlı gidip grevlerde bir iki söz söylüyorlarmış, ne iyi, ne iyi…. Bunu duydum. Bana öyle geliyor ki sözcüğün aşkından olacak bu da… Yoksa kutsal proletarya sözcüğü dururken kim uğraşacak proletaryayla… Kızacak arkadaşlar bana ama, ne yapayım gerçek bu. Açalım sosyalizm yanlısı gazeteleri, dergileri, Türkiye proletaryası üstüne, onun yaşamı, bilinci üstüne kaç yazı, kaç araştırma buluruz? Söyleyin Allah billah aşkına. De söyleyin? Bilinmeyen, anlaşılmayan, uğraşılmayan proletaryayı biz nasıl bilinçlendirip örgütleyeceğiz?

On beş parçaya bölünüp durmadan sen şöylesin, ben böyleyim diye biribirine sövmek o çok bayılınan proletarya sözcüğünü bilinçler mi? Yok yok, sevdiğimiz, bilimsel haklılığına inandığımız proletaryayı örgütler mi?

Ey kardeşlerim, çok şey bilenlerim, yedi tula sahibi aslanlarımız, böylesine gençsiniz, yiğitsiniz, işte burada şaka etmiyorum, son derece saygılıyım, o canımız ciğerimiz Türkiye proletaryası hakkındaki en küçük bir incelemeniz nerede? Gereği yok mu dediniz. Biz proletarya sözcüğünü çok seviyoruz ya… mı dediniz? Bugünün Türkiye köylüsü üstüne, bugün çektikleri üstüne? Uydurma bir toprak reformu yapılıyor, nerede Marksist gözle bir inceleme? Geçen yıl Adanada naylon arabalarda otuz kırk kilometrelik kuyruklarla pamukçu köylüler, işçiler günlerce haftalarca bekletildiler. Sosyalist kardeşlerimizin bundan haberleri oldu mu? Ege tütüncüleri, tütün işçileri, bir de mevsimlik toprak işçileri? Bunların ne sigortaları var, ne iş kazası tazminatları? Bir de sinekler gibi kırfacan olan çeltik işçileri var, haberiniz var mı? Proletarya sözcüğünü biliyoruz, hem de canımız kadar bu sözcüğü seviyoruz ya… Yeter de artmaz mı? İnsaf edin, bir sözcüğü sevmekle, ne kadar seversek sevelim, devrim olur mu canım? Ne kadar söversek sövelim sosyalistlere, biribirimize, sövmekle devrim olur mu ki? Dünyanın en örgütlü çetesi kapitalizm yenilir mi ki?

Sıra bize de gelmeli, biz de bu toplumun ayrıcalığı değiliz ki, yani biz yazarlar, şairler, ressamlar… Biz de, bana kalırsa, biz de salt proletarya sözcüğüne bayılıyoruz. Bize kimse gelip de proletarya yanlısı sevgili arkadaşlar, hani proletarya üstüne romanlarınız, şiirleriniz, yapıtlarınız? Kimse bir şey demedi, biz de böyle bir şeyi akıl etmedik. Biz proletarya sözcüğünü seviyoruz ya, ne gerek romana, şiire, onların yaşamlarına, dünyalarına?

Bu yazıyı bugün oturdum yazdım, yolumuzun doğru dürüst bir yol olmadığını söyledim. Yani karşıda dünyanın, insanlığın, Türkiyenin canına okuyan kapitalizm bütün korkunçluğuyla dururken, biz, dedim, biribirimize düşmüşüz, habire söz babam söz ediyoruz. Yani ne olur azıcık da Türkiyedeki kapitalizmi karşımıza alsak, onların o çok sevdiğimiz proletarya sözcüğüne, göstereceğimiz çok çok açıkları, yolsuzlukları, zulümleri, cinayetleri var, azıcık da onların üstünde dursak, kıyamet mi kopar, yer yerinden mi oynar? Bu işi yaptıktan sonra biribirimize sövsek nasıl olur? Ben sövmemeyi önermiyorum, nasıl olsa söveceğiz biribirimize, yalnız azıcık da onlarla uğraşsak, azıcık… Ne olur yani…

Ne iyi değil mi, şimdi bazılarının ağızlarının suyu akıyor, ben bu yazıyı yazdım, diye. Şimdi ne güzel bir fırsat çıktı, görüyorum görüyorum, şimdi bazı arkadaşlar sevinçlerinden dört köşeler, bana bu yazı yüzünden sövmek fırsatını buldular diye. Hoş, sövmeleri için, o çok sevdikleri revizyonist sözcüğünü bin kere kullanmaları için böyle bir yazıyı sebep kılmalarının bir gereği de yoktu ya. Ben gene de iyi niyetliyim, ne iyi niyetli… Sanki bizim arkadaşlar sövmek için sebep arayacaklar. Sebebe varsak, bir adım daha ileri atmışız demektir, o hayali cihan değer devrim yolunda. Bana öyle geliyor ki, devrim sözcüğünü de biz devrimden çok seviyoruz. Ya devrim gerçekleşir de bir gün devrim sözcüğünün de büyüsü kalmazsa?.. Aman Allah korusun hepimizi, tekmil Türkiye sosyalistlerini devrimden. Bize devrim sözcüğü yeter de artar bile… Ne güzel değil mi sözcüğümüz: DEVRİİİİİM…

Ekim 1975
Yaşar Kemal
Ağacın Çürüğü

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Pablo Neruda: İtalya’da nereye gittiysem polis peşimi bırakmadı

Sürgün yıllarımda bir çok ülkeye gittim, sık sık rota değiştirmek zorunda kaldım. Sonunda o güne dek hiç tanımamış olduğum ve...

Kapat