Vladimir Mayakovski: “Bir varmış bir yokmuş / derler hani”

“ve boşunadır ağlayıp haykırmam biliyorum
boşunadır ummak tükenmemeyi.
Dinlenmek isterse yorgun fil
kızgın kumlara uzanırmış krallar gibi
Ama benim icin
askından gayri
hiç bir güneş
yok ki.”


Pantolonlu Bulut – Kutsiye Bozoklar

Vladimir Mayakovski, Rus devriminin uslanmaz ozanı, 1893 yılında Gürcistan’ın Bağdadi kentinde doğdu. Bir orman memurunun oğluydu. Babasının ölümü üzerine ailesiyle Moskova’ya göç etti. Onbeş yaşında Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ne girdi. Eylemleri yüzünden pek çok kez hapis yattı. İlk şiirlerini cezavindeki hücresinde yazmıştır. Hapisten çıktıktan sonra Fütüristlere (Gelecekçi şairlere) katıldı. Fütüristlerin 1912’de yayımladığı “Yaygın Beğeniye Bir Şamar” adlı bildirgelerinin ardından değişik saldırgan, meydan okuyan şiirlerini yazmaya başladı.

Ünlü Rus ozan Aleksandr Blok, Mayakovski’de dev bir yetenek bulmuştur. Devrimin başlamasıyla birlikte büyük bir coşkuyla Bolşeviklere katıldı. Afiş ressamlığı yaptı, konferanslar verdi, çocuklar için öğretici kitaplar hazırladı. Bir yandan da devrim için hiç durmadan şiirler yazıyordu. Devrim öncesi, manzum oyunu Vladimir Mayakovski’yi, Pantolunlu Bulut’u, Omurga ve Flüt’ü yazmıştı. Şiirlerinde bir yanda lirizm, bir yanda acımasız bir alay, bir yanda küfür vardı. Pantolonlu Bulut’ta: “İster misiniz / ten kudurtsun beni ve gök gibi, renk değiştirerek ansızın- / ister misiniz öylesine yumuşayım, sevecen olayım ki öylesine / hani erkek değil de, pantolunlu bir bulut desinler bu!” diyecek kadar duygu ve lirizm vardır. “Pantolonlu bir bulut” olabilmenin çarpıcı ve sarıp sarmalayıcı güzelliğine dikkatinizi çekerim.

Fütüristlerle yola çıktı, ama Sovyet devriminin ozanı oldu Mayakovski. İtalyan Fütüristleri faşizm yanlısı olmalarına rağmen, Rus fütüristleri devrimden yana tavır almışlardır. Mayakovski fütürizmin teknik imkanlarından yararlanarak devrim için kitleleri coşturacak şiirler yazdı: Devrim İçin Od; Solun Yürüyüşü; Lenin’in ölümü üzerine 1924’te yazdığı 3 bin dizelik Vladimir İliç Lenin; 150 milyon… Ayrıca çok başarılı oyunları ve gezi notları vardır.

Onun şiir üzerine düşüncelerini Türkçe’ye de çevrilen “Şiir nasıl yazılır”da bulabiliriz. Bu kitap Mayakovski’nin “devrimin yol arkadaşı” olan şairlerden sayılan ve genç yaşında intihar eden Sergey Yesenin için yazdığı uzun şiirden yola çıkarak, şiirin nasıl oluşturulduğunu anlatan çalışmasıdır. “Bir kez daha vurgulamak isterim ki bir insanı şairliğe götürecek, onun şiir yazmasını sağlayacak kurallar koymak değildir amacım. Böyle kurallar yoktur. Şair bu kuralları yaratan kişidir” der kitabında Mayakovski. Günlük yaşamdan sözlerin şiire yansımasını, devrimin ritmini, geçmişin çürümüş ve kalıplaşmış değerlerinin eleştirisini, deneysel ve yenilikçi gelişmeleri bulabiliriz Mayakovski’nin dizelerinde. Mayakovski şiiri ve genel olarak sanatı bir üretim olarak niteler. Ünlü şiirinde: “Şair işçidir” diye haykırır: Bağırırlar şaire: “Bir de torna tezgahı başında görseydik seni. / Şiir de ne? / Boş iş. / Çalışmak harcınız değil demek ki…” / Doğrusu / bizler için de / en yüce değerdir çalışmak. / Ve kendimi / bir fabrika saymaktayım ben de. / Ve eğer / bacam yoksa / işim daha da zor demektir bu.”

Şiirin yazanı da okuyanı da değiştiren bir eylem olduğuna inanırım ben de. Devrimci şair Mayakovski de: “Eşitiz bizler / şairler ve teknisyenler. / Vücut ve ruh emekçileriyiz / aynı kavganın içinde / ve ancak ortak emeğimizle / bezeriz evreni / marşlarımızı gümbürdeterek” diyerek, söyler bir şiir işçisi olduğunu.
Şiirlerinde ve tiyatro eserlerinde darkafalı küçük burjuvayı, bürokrat partili tipini eleştirmekten ve iğnelemekten geri durmamıştır. Vladimir İliç Lenin parti içindeki darkafalılığı anlatan bir şiirini almıştır, işlerin genel gidişini eleştirdiği bir yazısının başına. Şiirin gerçeği çok iyi açıkladığını ama Mayakovski’nin şairliği hakkında bir fikri olmadığını söylüyordu yazıda, anımsadığım kadarıyla.

Mayakovski 1923’te LEF (‘Sanatta Sol Cephe’) adlı dergiyi çıkarmıştır. Geleceğin şiiri konusunda deneysel yaklaşımları sergiliyordu dergi. Şair: “Biz Sol Cephe’nin şairleri” diyordu, “şiirde yaratıcılığı sağlayan gizlerin yalnızca bizlerin elinde olduğunu söylemedik hiç bir zaman; ne var ki bu gizleri açığa çıkarmaya çalışanlar, yaratıcılık sürecini göz boyayıcı bir dinsel-sanatsal kutsallık havasına bürünmekten kurtarmak isteyenler de yalnızca bizler olduk.” Bu onun LEF’e yüklediği önemi anlatıyor sanırım.
Şimdi yıllar sonra, yeni düzenin yeni şiirini yaratmak için çalışmanın hiç de küçümsenmemesi gerektiğine inanıyorum kişisel olarak. Ve her başlangıçta daima aşırılıklar vardır.
14 Nisan 1930’da intihar etti Mayakovski. Sergey Yesenin beş yıl önce kanıyla bir “Veda şiiri” yazıp ölüme gitmişti: “Hoş- çakal dostum, hoşçakal, mutluluklar. / Sevgili dostum, yüreğimde yaşayacak anın, / Sonunda ayrılmak yazgısı olsa da insanın. / Hoşçakal dediğimiz gibi buluşmak da var. / Hoşçakal dostum el sıkışmadan, suskunlukla. / Sakın üzülme, nedir gözlerindeki hüzün? / Şu yaşamda yeni bir şey değil ki ölüm, / Ama pek öyle yeni sayılmaz yaşamak da.”

Mayakovski; Sergey Yesenin’e adlı şiiriyle yanıtlamıştı onu. Bu şiirin sonunda: “Yarınlardan / koparıp / almalıdır mutluluğu / insan. / Şu yaşamda / en kolay iştir ölmek. / Asıl güç olan / yepyeni bir yaşama / başlamak” diyordu.
Mayakovski bu şiiri 1926’da yazmıştı. 30’da dayadı silahı şakağına ve çekti! Ölmeden bir şiir bıraktı ardında orada: “Bir varmış bir yokmuş / derler hani: / Aşkın küçük sandalı / hayat ırmağının akışına / kafa tutabilir mi! / Dayanamayıp parçalandı işte sonunda… / Acıları / mutsuzlukları / karşılıklı haksızlıkları / hatırlamaya bile değmez: / Ödeşmiş durumdayız kahpe felekle” dedi dostlarına.

Gündelik hayatın akışına çarpmıştı Mayakovski’nin sandalı, biraz aşk biraz da hayal kırıklıkları. Depremlerle dolu bir dönemde yüreği yaşanan tüm depremleri kaldıramadı belki de. Mutluluğu koparıp almak istediğini kendi söylemiyor muydu? Ama hayat ağacı yeşildir. Parti bu intiharın: “Toplum ve edebiyat çabaları ile hiç ilgisi olmadığını” açıkladı. Aşkın sandalının parçalandığı kesin. Ama bu dalgalı yüreğe daha başka neler vurdu bilebilir miyiz?

Mayakovski, devrimle bağ kurmayı bilmiş, eskiyi içinden söküp atma yolunda yürümeyi başarmış bir Rus ozanlar kuşağının öncü kolundandı. En alçakgönüllü güncel çalışmalardan en ileri temsil görevlerine, devrim için fiziksel işgücüyle ve şiiriyle hizmet etmeyi borç saymıştır. Marş da yazmıştır Kızılordu için, destan da yaratmıştır Lenin’i, devrimi, 150 milyonu anlatmak için. Yeni bir kültürün ve yeni bir edebiyatın temellerini atma gibi zorlu bir görevin en tartışma götürmez öncülerinden biri olma onurunu taşıyor Mayakovski.

Hep aklımdadır “ödeşmiş durumdayız kahpe felekle” deyişi. Ateşli bir devrim yanlısıydı. Ama devrimin iç mücadelelerinin tam orta yerinde kalmıştır. İlk devrimin acımasız gel-gitleri içinde nasıl kolay olurdu ki, mutluluğu yarınlardan koparıp almak? Bu yiğit ve gözüpek ozan, kuşkusuz eski ile yeninin en karmaşık yanlarını ve kaçınılmaz bölünmelerini de taşıyordu bağrında. Çoğu zaman sanatçının uyumsuzluğundan söz etmez miyiz? Her şeyden önce bir şair, her şeyden önce bir devrimci… İkisini de olmak istemişti. Ölümü geleceğin trajedilerinin ipuçlarını da taşıyordu, belki de, sevinci ve hüznü..

Lirizmi, alaycılığı, duyarlılığı, gözüpek deneyciliğiyle yalnız ülkesinde değil, tüm dünyada bir devrimci şairler kuşağını etkiledi. 150 milyonun şiirini yazmak isteyen şair, yeni bir kültürün öğelerini hazırlamak için varını yoğunu ortaya koyan kritik bir dönemin hem öncüsü hem de kurbanlarından biri oldu. Aşkın ve devrimin kayığının hayat ırmağına tümüyle egemen olduğu günlerde o, bir sanatçı olarak öncü ve onurlu yerini alacaktır mutlaka, devrim tarihi içindeki…

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Boyun eğmeyen ve teslim olmayan bir entelektüel Georges Politzer – Georges Cogniot

Georges Politzer, Türkiye'de  geniş bir okuyucu kitlesine ulaşan Felsefenin Temel İlkeleri adlı eseri  ile ilk olarak tanıdığımız ve 12 Eylül...

Kapat