TEZER ÖZLÜ’DEN LEYLÂ ERBİL’E MEKTUP: GECELERİ ACIDAN KIVRANIP DURUYORUM

Aynı çocukluk düşleri gibi, küçük boşluklara düştüm…

Bu sabah kısa da olsa Fatoş ile konuştum. Sesi nasıl sana benziyor. Sonra Sezer ile konuşurken dün görüştüğünüzü söyleyince ağlamaya başladım. Bu kadar seni özlediğimi düşünmek bile istemiyorum. Çünkü en büyük acı düşünceler. Senden önce Demir’e yazdım. Biraz vasiyet gibi bir mektup oldu.

Leylâ’cığım, Türkiye’den umudu kesip, burada tutucu ortaçağ kafası ile karşılaşmak bu hastalığın nedeni oldu. Ve olayların yoğun birikimi. Bir sabah uyandığımda koltuk altımda 2 ceviz, göğsümde 5 cm. bir taş parçası buldum. Koltuk altı lenflerim kanser demek. Bunu kesemezsin ki. Aylarca düşünce ile bunu yenmeye çalıştım. Korku ağır bastı. Depresyon geçirdim. 20 gün beni yatakta kayışla bağlı tuttular. Göğsüm-deki rahatsızlığı bile bile bana verdikleri ilaç, kanser için en zararlı ilaç. O kayış içinde 2-3 kere öldüm, ama kendimi dirilttim. Oradan çıkıp, öteki hastaneye yattım, 5 gün. Parça aldılar, en azılı kanser çıktı. Şu şansa bak: Sinir hastanesinden çıkıp, kendini kanserin kucağında buluyorsun. Ama depresyon iyi oldu, korkularıma kustum.

Beş dakika oturamayacak halde iken, kemi-tedavi yapması gereken doktor 3 saat bekletti. Burada her doktor, bütün tedavileri baştan yapıyor (para kesmek için), sonra beni kemik röntgenine yollamak istedi. Kemiğin içine iğne ile renkli ilaç verecekler, ertesi sabah aç karnına ilaç yutup karaciğer röntgenine gideceğim. Sonra bu doktorun zehirlerini damarıma verdireceğim. Sabah odasına girdiğimizde önüne dergiler sermiş: “Chicago’da, Milano’da, Paris’te arkadaşlar ne yapıyor, bilmeliyim” diyor. Ulan salak, bunu benim yanımda mı okuyacaksın? Kafanda yok mu? “Zürih’in en büyük otoritesiyim” diyor bir de!! Sonra benim kalbim 140 atmaya başladı. “Kalp hastası mısınız? Şeker hastası mısınız?” diye her gün üstüme yürüyorlar.

“Hayır, sadece 22 şok yedim” dedim. “İyi geldi mi?” diyor. Ulan salak, şok adama iyi gelir mi? Bir çeşit giyotin. Sonra bana “buz başlığını ister misiniz?” dedi. “O ne?” dedim. “Sizin gibi atraktif bayanlar onu geçiriyor ki, saçları dökülmesin. Sonra hem dansa gidiyor, hem bisiklete biniyorlar” dedi. Salak, sanki ben hayatımı dans ve bisikletle geçirmişim gibi. “Kaç derece bu buz başlığı” dedim. “Eksi 20 demez mi? Leylâ, düşün, insan kafasını nasıl -20 dereceye 10 dakika sokar? Düşünce ve beyni donmaz mı? Bunlar herhalde Doktor Mengele’nin deneylerinin sonucu. Sekiz hafta bunu geçireceğim, sonra sol sonra sağ tarafımı kestireceğim.

Bazen düşünüyorum da, idam mahkûmundan beter. Sonra beni gene EKG’ye bağladı. Kalbimin dayanacağı anlaşıldı. Sonra da sekreteri kafamda dır-dır konuşuyor, ben açacağı an oradan fırladım. Korkunç bir hafta sonu geçirdim. Eray da vardı. Hep hasta göğsümü öptü, evladım. Aynı çocukluk düşleri gibi, küçük boşluklara düştüm. Uykuda ölecek gibi olunca bir ses “Tezer” deyip beni uyandırıyor.

Canım Leylâ’cığım, benim için bir gün Kaptan’da kafayı çek. Yediğin, içtiğin, gördüğün her şeyi benim için de yap. Geceleri acıdan kıvranıp duruyorum. Korkmuyorum. Hastayım ama mutluyum. Bana en güç gelen, Deniz’den ayrılmak. Bakalım. Müthiş kitabını duyarlılıktan daha okuyamadım. Senin Demir’in, benim kitabın aynı yıl çıkması ne güzel. (… )

Sonsuz sevgiyle öperim. Bana yaz. Bir kere de benim için yüz.

P. S. Bu gün doktorumla (masaj yapan) uzun konuştuk. Bir bedenin kansere karşı bu tür iltihaplanma ile mücadelesi görülmüş durum değil, diyor.

Kardeşin Tezer
12 Ağustos 1985

Tezer Özlü’den Leylâ Erbil’e Mektuplar
Yapı Kredi Yayınları Edebiyat, Yayına Hazırlayan: Leylâ Erbil 

 

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz