Tarihte Zorun Rolü – Friedrich Engels | Bismarck’ın Kan ve Zulüm Politikası Üzerine Bir Çalışma

“Demek ki, tabanca kılıcı yener ve, zorun yalın bir irade işi olmadığını, ama kullanılması için çok gerçek önkoşullar, özellikle en yetkin olanların o kadar yetkin olmayanları altettiği aletler istediğini; ayrıca bu aletlerin üretilmesi gerektiğini, bunun da en yetkin zor araçları, kabaca söylemek gerekirse en yetkin silahlar üreticisinin, o kadar yetkin olmayanların üreticisini yendiği anlamına geldiğini, ve kısacası zorun utkusunun silah üretimine, ve silah üretiminin de genel olarak üretime, yani … “iktisadi güç”e, “iktisadi durum”a, zorun emrinde bulunan maddi araçlara dayandığını, en çocuksu belitler amatörü bile kuşkusuz düşünecektir.

Zor, bugün ordu ve donanma demektir, ve her ikisi de, hepimizin zararını çekerek bildiğimiz gibi, “tuzluya oturur”. Ama zor, para yapamaz, olsa olsa, daha önce para yapmış bulunan kişiyi soyup soğana çevirebilir; ve gene Fransa’nın milyonlarından zararını çekerek öğrendiğimiz gibi, bu da pek bir işe yaramaz. Demek ki, paranın, sonunda, iktisadi üretim yolu ile sağlanmış olması gerekir; demek ki, zor, bir kez daha, kendisine silahlanma ve aletlerini koruma araçlarını sağlayan iktisadi durum tarafından belirlenir. Ama bu yetmez. İktisadi önkoşullara hiçbir şey ordu ve donanmadan daha çok bağlı değildir. Silahlanma, bileşim, örgütlenme, taktik ve strateji, her şeyden önce, üretim ve ulaştırma olanakları tarafından, her durumda ulaşılmış bulunan düzeye bağlıdır. Bu konuda bir alt üst etme etkisi yapan şey, dehâ sahibi büyük komutanların “özgür zekâ yaratıları” değil, daha iyi silahların türetimi ve insan öğesinin, yani askerin değişmesidir; dehâ sahibi büyük komutanların etkisi, en iyi durumda, savaş yöntemini, silahlara ve yeni savaşçılara uyarlamakla sınırlanır…
… zorun, tarihte iktisadi evrim karşısında oynadığı rol açıktır. İlkin, her siyasal zor, önce toplumsal nitelikte iktisadi bir göreve dayanır ve ilkel toplulukların dağılmasının toplum üyelerini özel üreticiler durumuna dönüştürdüğü, yani onları ortak toplumsal görevlerin yöneticilerine daha da yabancı kıldığı ölçüde artar. İkinci olarak, toplumdan bağımsız kılındıktan, hizmetkar durumundan efendi durumuna geldikten sonra, siyasal zor, iki yönde etkili olabilir. Ya normal iktisadi evrim yönünde; bu durumda, ikisi arasında bir çatışma yoktur, iktisadi evrim hızlanır. Ya da, zor, iktisadi evrime karşı çıkar, ve bu durumda, birkaça istisna dışında, iktisadi evrim karşısında her zaman yenik düşer. Bu birkaç istisna, en barbar fatihlerin bir ülke halkının kökünü kazıdıkları ya da kovdukları, ve ne yapacaklarını bilemedikleri üretici güçleri kırıp geçirdikleri ya da berbat ettikleri yalıtık fetih olaylarıdır. Hıristiyanlar, Mağriplilerin yüksek derecede gelişmiş tarım ve bahçıvanlık-larının dayandığı sulama yapıtlarının büyük kısmı bakımından Mağrip İspanya’ sında böyle yaptılar. Daha kaba bir halk tarafından her fetih, açıkca iktisadi gelişmeyi sarsar ve birçok üretici gücü ortadan kaldırır. Ama sürekli fetih olaylarının büyük bir çoğunluğunda, daha kaba olan fatih, fetihten çıktığı biçimiyle, daha yüksek “iktisadi durum”a uymaya zorlanır; fethedilen halk tarafından özümlenir, ve çoğu kez, onun dilini bile benimseme zorunda kalır. Ama bir ülkede -fetih olayları bir yana bırakılırsa- devletin iç zorunun, şimdiye değin hemen her siyasal iktidar bakımından belirli bir aşamada olduğu gibi, ülkenin iktisadi evrimi ile çatışma durumuna girdiği her yerde, savaşım her zaman siyasal iktidarın yıkılması ile sonuçlanır. İktisadi evrim, istisnasız ve acımasız kendi yolunu açar, -daha önce bunun en çarpıcılarından son örneğini vermiştik: büyük Fransız Devrimi…
Bay Dühring için zor, mutlak kötülüktür, ilk zor eylemi, onun için ilk günahtır; bütün açıklaması, şimdiye değin bütün tarihin ilk günah tarafından böylece pisleştirilme biçimi üzerine, bütün doğal ve toplumsal yasaların, zor tarafından, bu iblisçe güç tarafından rezilce bozulması üzerine bitmez tükenmez bir yakınmadır. Ama zor, tarihte, başka bir rol, devrimci bir rol de oynarmış; Marks’ın sözlerine göre, bağrında yeni bir toplum taşıyan her eski toplumun ebesiymiş; toplumsal hareketin, sayesinde donmuş ve ölmüş siyasal biçimleri altettiği ve parçaladığı aletmiş -bütün bunlardan Bay Dühring’de tek söz bile yok. İktisadi sömürü rejimini devirmek için, zorun belki de -ne yazık ki!- zorunlu olacağını, iç çekmeler ve inlemeler içinde kabul eder. Çünkü her zor kullanımı, onu kullananın ahlâkını bozar. Ve bu, her utkun devrimin sonucu olmuş olan yüksek bir ahlâki ve entellektüel atılım karşısında ileri sürülür! Halka belki de zorla kabul ettirilecek zorlu bir çatışmanın, hiç değilse Otuz Yıl Savaşı utancından sonra ulusal bilince işlemiş bulunan kölelik ruhunun kökünü kazıma üstünlüğüne sahip bulunduğu Almanya’da ileri sürülür! Demek ki bu sönük, tatsız ve güçsüz vaiz anlayışı, kendini tarihin gördüğü en devrimci partiye zorla kabul ettirme sevdasında!”

Tarihte Zorun Rolü F. Engels Anti-Dühring

Tarihte zorun rolü hakkındaki tartışmanın özü neydi? Dühring, felsefe ve iktisat konusundaki ders kitaplarında, insanın insan tarafından sömürülmesinin esasının, tarihsel bir zor eylemi olduğunu ve bunun daha güçlü kişi ya da sınıf yararına, sömürücü bir iktisadi sistem yarattığını iddia etmişti. Dolayısıyla, bir devrimci hareketin itici gücü, sömürüyü sürdürmeyi amaçlayan mevcut haksız zor uygulamasına karşı duyulan ahlaki tepki olmalıydı. Engels, Dühring’i çürütürken, insanlık tarihinde siyasal zorun ve onun sağladığı iktidar sisteminin, bağımsız ve öncel unsurlar olduğunu önermenin saçmalığını sergiler. Geniş tarih bilgisine dayanarak, zorun amaçladığı hedefin ve çeşitli dönemlerde emrinde bulunan silahların, üretici güçler düzeyine ve diğer iktisadi unsurlara nasıl bağlı olduğunu gösterir. Bu durumda siyasal güç, uzun dönemde, her zaman iktisadi ve toplumsal güçler dengesindeki değişikliklere kendini uyarlamak ve iktisadi gelişmenin buyruklarına boyuneğmek zorundaydı. Bir üretim tarzı ve ona uygun olan siyasal sistem, bunu sürdürmek için gerekli olan zor derecesine bakılarak değil, gelişmeyi engelliyor mu yoksa hızlandırıyor mu, buna bakılarak değerlendirilmelidir. Kölelik ilk doğduğunda, tarihsel anlamda ileri bir adımdı, çünkü ilkel topluluğu dağıttı ve toplumun üretken gücünü geliştirdi. Geçmişte ne zaman siyasal güç, iktisadi gelişme ile çatıştıysa, çatışma her zaman siyasal gücün devrilmesiyle sonuçlanmıştır: iktisadi gelişme, amansız ve istisnasız bir biçimde ezip geçmiştir.

Ernst Wangerman

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Fransız Yazar, Düşünür Jean-Jacques Rousseau’nun Duygu Felsefesi – Karl Vorlander

Goethe, Fransız Ansiklopedicilerin kendisine ve Strazburg'daki arkadaşlarına etkisini şu sözlerle ifade ediyor: "Ansiklopedicilerin söz konusu olduğunu işittiğimiz veya devasa eserlerinin...

Kapat