TAHİR PALALI VE O ADLI İLK ALBÜMÜ: “AŞIĞIN SÖZÜ KENDİSİNİ YAKMAZSA KARŞIDAKİNİ ISITMAZ!”

5

Çocuk yaşta Maraş’tan ayrılıp Londra’ya yerleşen Tahir Palalı, iki eserde eşlik eden ve prodüktörlüğünü yapan Erkan Oğur ile 2015 yılında çıkardığı O adlı ilk albümü anlatıyor:

“Albüm 5 yıllık çalışma sonucu çıktı ortaya. İşten sonra vakit buldukça kayıtlar yaptım. Kayıt yapmayı öğrenmek için bir şeyler çalıp kayıt etmeye başladım evde, zamanla kayıtlar gelişti, kendimi geliştirdim ama albüm çalışması olarak görmedim son ana kadar. Kayıtları Erkan Oğur’a dinlettim, çok beğendi, katkıda bulunmak istedi. Hayranı olduğum bir müzisyenle birlikte çalışma yapmak, benim için harikulade bir olay tabii ki; bu müzisyen Erkan Oğur olunca da iş bayağı bir ciddiye biniyor.

Erkan Hoca’nın da yönlendirmesiyle kayıtlara devam ettim. Sürekli sadeleştirmemi istedi benden. Kayıtları Londra’da evde yapıp albümü çıkardığımız MMT şirketinde görevli olan Sertaç’a gönderiyordum, Sertaç da Erkan Hoca’ya dinletiyordu. Albümün bu kadar sade olmasının sebebi Erkan Oğur. Elimden tutup birebir yönlendirmedi ‘şurada bunu çal’ falan diye, sadece beni zorladı sade olsun diye.”

“Albümdeki eserleri bilinçli bir şekilde seçmedim, Batıni deyişler olsun diye bir şart koşmadım kendime. Albüm süreci sırasında kendi dünyamda arayışlar içinde oldum. Okuduğum, dinlediğim, gözlemlediğim, düşündüğüm şeylerin yansıması oldu O albümü. Batıni deyişler, hakikati sorgulayan düşünce benim için bir tarz değil, yaşam biçimidir.”

“Tabii ki albümün bir bütünlük taşımasına özen gösterdim, iç kapakta kullandığım fonttan klipteki ışıklandırmaya kadar her şeyin bir bütün olmasına özen gösterdim. Her şeyi ben yaptım, Erkan Hoca’nın perdesiz gitarı ve Çiğdem Aslan’ın söylediği eser dışında albümde çalınan bütün enstrümanlar, bestelerin birçoğu, kayıtlar, mix, mastering, albüm kapağı, klip ve albümün matbaaya gönderiminden dijital dağıtım yüklemelerine kadar her şeyini ben yaptım. Şirket adına YouTube videolarını bile ben yükledim. İyi de olduysa, kötü de olduysa tek sorumlusu benim yani. Böyle olunca bir bütünlük oluşuyor.”

“Müziği yemekle karşılaştırırım hep; yemek yapmaya benziyor. Yöresel yemekleri o yörenin insanından yemeniz lazım mesela. Müzik de böyle. Geleneksel ya da yöresel bir müzik yapacaksanız oranın toprağıyla bütünleşmeniz gerekiyor bence. New York’ta yaşamadan televizyonda izlediklerinizle New York’ta geçen bir roman yazsanız ne kadar inandırıcı yazabilirsiniz? Müzikte de her şeyde olduğu gibi belli bir yetkinlik gerekiyor; yaptığın şeyi bilmen gerekiyor, bastığın notayı hissetmen gerekiyor.

Bunlar bir yana, her müzik yapan da tamamen böyle kaygılara girmemeli. Yemek yaparken lezzetli bir şey yapmaya özen gösteririz elbette ama her seferinde şaheser yapma kaygısı olursa yemek yapmayı bırakırız. Benim en önemli şartım, kayıtlarda da sahnede de, az önce söylediğim gibi, öncelikle dinlemeyi sevdiğim müziği icra etmek. Meçhuli Baba’nın deyimiyle, “Âşığın sözü kendisini yakmazsa karşıdakini ısıtmaz.” Yani yaptığın yemeği sen yiyemiyorsan karşıdakine sunma.”*


*A. Arslan ile yapılan şöyleşiden

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz