“Çevreyi tanımlamak değil, duygularla yaşamak gerekir…”* – Tezer Özlü

Açlık, savaş, geri kalmışlık ve inanılmaz felaketlerle ilgili haberleri kitleler, masal dinler gibi dinliyor. İşte böylesi bir yaşam önümüzden gelip gidiyor. Sen kendi duvarlarının gerisine çekiliyorsun. O, kendi duvarlarının gerisine çekiliyor. Bir başka kentte. Bir başka ülkede. Herkes bir başka kentte. Herkes bir başka dili konuşuyor.

Devamı…“Çevreyi tanımlamak değil, duygularla yaşamak gerekir…”* – Tezer Özlü

Tezer Özlü: “İnsan yirmi yaşında ya toplumun akılla bağdaşmayan düzenine girer ya da var olur”

Tezer ÖzlüBelki de insanların birbirlerine duygularını salt anlatmaları olanaksız. Ben çok açık konuşmaya çalışıyorum. Sonsuz bir bağımsızlık, sonsuz bir özgürlük duyduğum için. Bu duygularım, zamanları da ülkeleri de, kentleri de aşıyor. Termessus’tan önce çok önce başlıyor, nerede biteceğini bilemiyorum, ama hiçbir yerde hiçbir zaman bitmeyecekmiş gibi…*

Devamı…Tezer Özlü: “İnsan yirmi yaşında ya toplumun akılla bağdaşmayan düzenine girer ya da var olur”

Tezer Özlü: İnsan ne denli derin düşünebiliyorsa, sevgisi o denli derindir

Tezer ÖzlüHer sevginin başlangıcı ve süreci, o sevginin bitişinin getireceği boşluk ve yalnızlık ile dolu. Belirsizlikler arasında belirlemeye çalıştığımız yaşam gibi. Sevgi isteği, kendi kendine yaşamı kanıtlama isteği kadar büyük.

Belki kendilerine yaşamı kanıtlamaya gerek duymayan insanlar, sevgileri de derinliğine duymadan, acıya dönüştürmeden yaşayıp gidiyorlar. Ya da sevgiyi sevgi, beraberliği beraberlik, ayrılığı ayrılık, yaşamı yaşam, ölümü ölüm olarak yaşıyorlar.

Oysa yaşam ölümle, ölüm yaşamla tanımlı. Ama sen. Senin için her beraberlik ayrılış, her ayrılış beraberlik, sevgi sevgisizlik, duyum duyumsuzluğun başldadığı an.

Devamı…Tezer Özlü: İnsan ne denli derin düşünebiliyorsa, sevgisi o denli derindir

Tezer Özlü: “Özlerken, severken, sevilirken, sevişirken, hep yalnız değil miyiz?”

Tezer ÖzlüHer sevginin başlangıcı ve süreci, o sevginin bitişinin getireceği boşluk ve yalnızlık ile dolu. Belirsizlikler arasında belirlemeye çalıştığımız yaşam gibi. Sevgi isteği, kendi kendine yaşamı kanıtlama dileği kadar büyük. Belki kendilerine yaşamı kanıtlamaya gerek duymayan insanlar, sevgileri de derinliğine duymadan, acıya dönüştürmeden yaşayıp gidiyorlar. Ya da sevgiyi sevgi, beraberliği beraberlik, ayrılığı ayrılık, yaşamı yaşam, ölümü Ölüm olarak yaşıyorlar. Oysa yaşam ölümle, ölüm yaşamla tanımlı. Ama sen. Senin için her beraberlik ayrılış, her ayrılış beraberlik, sevgi sevgisizlik, duyum duyumsuzluğun başladığı an. Birisinin teniyle yanyana olmak, kendi var oluşumu unutmak mı. Ya da daha derin algılamak mı. Kendi var oluşum. Her var oluş kendisiyle birlikte ölümü getirmiyor mu.

Devamı…Tezer Özlü: “Özlerken, severken, sevilirken, sevişirken, hep yalnız değil miyiz?”

“Burası bizim değil,bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi*” Yaşamın Ucuna Yolculuk – Tezer Özlü

Tezer ÖzlüYaşam özlemini doyuracak bir olgu mümkün mü. Yirmi yıl sonra aynı şarkılar çalıyor. Elli üç yıl öncesi çekilmiş bir film gösteriliyor. Yirmili yılların, ellili yılların giysileri vitrinleri dolduruyor. Açlık, savaş, geri kalmışlık ve inanılmaz felaketlerle ilgili haberleri kitleler, masal dinler gibi dinliyor. İşte böylesi bir yaşam önümüzden gelip gidiyor. Sen kendi duvarlarının gerisine çekiliyorsun. O, kendi duvarlarının gerisine çekiliyor. Bir başka kentte. Bir başka ülkede.
Herkes bir başka kentte. Herkes bir başka dili konuşuyor. Ya da anlamaya çalışıyor. Aynı dili konuşan iki kişi yok. Her sözü, insanın kendisi için söylediğine inanıyorsun. Her söylenen söz, bir biçimde insanın kendi kendini onaylaması.

Devamı…“Burası bizim değil,bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi*” Yaşamın Ucuna Yolculuk – Tezer Özlü

Tezer Özlü’nün Franz Kafka Mezar Ziyareti: “İşte ancak o zaman uzaklaştım yaşamın sonundan…”

bugday tarlası
“Yaşamın sonu hiçbir zaman bana ırak gözükmedi. Her yüzde, her solukta, her büyüyende, her yaşlananda, her sarılmada, her sabahta gördüm yaşamın sonunu. Çocukken bile, buğday tarlalarında, yaz gecesi mehtabında ve çocukluk gecelerinin derin karanlığında gördüm yaşamın sonunu, ama ben giderken, ben ya da tren görünümlerin içinden, kentlerden, köylerden, tarlalardan, dağ sıraları önünden, ardından, bir göl kıyısından, bir nehir yatağı ya da gri bir deniz yüzeyi boyunca ilerlerken, yol alırken, tanımadığım insanlar hızla gidiş yolunun aksi yönde yitip giderken, her görüntüyle birlikte ardımda benden uzaklaşırken, yitip giderken, işte ancak o zaman uzaklaştım yaşamın sonundan.”

Devamı…Tezer Özlü’nün Franz Kafka Mezar Ziyareti: “İşte ancak o zaman uzaklaştım yaşamın sonundan…”

Tezer Özlü: “Nereye baktıklarını, ne gördüklerini bilmiyorlar”

Tezer Özlü“Bir süre sonra kent yaşamı başlayacak. Tüm iş yerleri çalışacak insanlarla dolacak. Sürekli çalışan fabrikalarda işçiler vardiya değiştirecek. İstasyonlarda trenler duracak. Trenler kalkacak. Gökyüzünde uçan uçaklar dünyanın belirli havalimanlarına doğru göklerde yol alacak. Gemilere, arabalar eşyalar yüklenecek. İstasyonlara yorgun yolcular inecek. Uykusuz gece geçirenler yorgun kalkacak. Uzun uyuyanlar da yorgun kalkacak. Kimi mutlu, kimi acılı, kimi sevgi ile geçirdiği gecenin aşkı ile uyanacak.Kimi öfke ile. Kimi kendine güne nasıl başlayacağını soracak. Kimi bir intiharı düşünecek. Kimi özlem duyduğu bir kenti. Özlem duyduğu bir insanı. Kimi bugün beklenmedik bir ölümle ölecek. Kimi yalnız dağlar ve tarlalarla tanıdığı dünyasına bakacak.

Devamı…Tezer Özlü: “Nereye baktıklarını, ne gördüklerini bilmiyorlar”

Bir Ruh Çözümsel Okuma: Tezer Özlü’nün İçsel Dünyasına Öyküleriyle Yaklaşım – Ayla Gökmen*

Tezer Özlü“Öldüğünü anlamıştım.
Ben de öldüm. Babam da. Hepimiz.”

Yaşam ve ölüm; birbirine karşıt bu iki izlek, öykücü Tezer Özlü’nün yapıtlarında birbirini sürekli bütünleyerek kendini gösterir. Bu incelemede, yazarın yaşam ve yapıtlarında “ölüm saplantısının kaynağına inebilmek için Charles Mauron’un ruhçözümleyim yöntemini benimseyerek, yazarın 1964-1968 dönemini içeren öykülerinden Dönüş ve Gizli Bahçe başlıklı iki öyküsü çakıştırılarak ele alınmıştır. Amaç; öncelikle yazarın bilinçaltı kişiliğinin patolojik öğelerin hangi aşamasında bu iki metnin bilincini oluşturduğunu yaşam ve ölüm izleklerinin nerede ve nasıl özdeşleştiğini belirlemek ve yazarın bilinçaltı kişiliğinin söylenine inmek. Ayrıca, Freud ve Beck’in “yüceltme mekanizması” adını verdikleri yol ile yazarın yaşamında beliren ruhsal çatışma durumundan “yazın” yoluyla kurtuluşunu nasıl gerçekleştirdiğini ortaya çıkarmaktadır.

Devamı…Bir Ruh Çözümsel Okuma: Tezer Özlü’nün İçsel Dünyasına Öyküleriyle Yaklaşım – Ayla Gökmen*

“Diğer Benler Nerelerde? Bilemiyorum” Tezer Özlü’de Benlik/Kendi(M)lik Algısının İzleri

Tezer Özlü: “İktidardaki egemen sınıf ve benim toplumumdaki düzen her gün sayısız kez benim ve benim gibileri vazgeçmeye ve bizi kendisi gibi olmaya zorladı ben bir kezinde aklımı yitirdim ama kendimi yeniden kendi elime geçirdiğimde daha da zor yenilebilir durumdaydım…
Çocukluğumuzun üzerine kabus gibi çökenler bilinçli yıllarımızı da elimizden almayı başaramayacaklar. Biz mutlu isek mutlu olmayı istediğimiz ve bunun için çaba harcadığımız için mutluyuz…” [Kalanlar]

Devamı…“Diğer Benler Nerelerde? Bilemiyorum” Tezer Özlü’de Benlik/Kendi(M)lik Algısının İzleri

Tezer Özlü: “Bana kış mevsiminin ve ölümlerin şarkılarını bırakıyorsun”

 Şimdi sen ölü bir anı olmak istiyorsun.
Başka kentlerin başka sınırlarından arıyorsun. Daha uzaklara gitmek istiyorsun. Benim geçmişimin kentine. Benim güçlüklerimin kentine Çocukluğumda gördüğüm ilk büyük kente. Varır varmaz küçük taşra kasabalarına özlem duyduğum kente. Gecekonduyu andıran bir eve geldiğimizde. Babamın akrabalarının yanına Geldiğimiz gün. Bir gece önce akrabalardan birinin çocuğu ölmüştü. Karanlık odalardan birinde üzerini beyaz bir çarşafla örtmüşler, öyle bekliyordu. Annesi bitişik odada ağlıyor, biz çocuklar holde oynuyorduk. Kapı hep aralansın, küçük çocuğu cesedini görebileyim istiyordum. Bir büyük korkuyla karışıktı bu özlem. Ölümün bana ilk kez kaldığım evde bir çocuk cesedi olarak göründüğü yağmurlu bir gün. Dokuz yaşında bir çocuk cesedi.

Devamı…Tezer Özlü: “Bana kış mevsiminin ve ölümlerin şarkılarını bırakıyorsun”

Tezer Özlü: “Ve bana geceler yetmiyor. Günler yetmiyor. Sözcükler, diller yetmiyor”

Yaşamımın en mutlu anlarında da aynı güçle acıyı duymadım mı. Ve acıların ötesinde bir beklenti vardı: Kendi dünyamın beklentisi. Kendi odamda içebileceğim sabah çayının beklentisi. Sinir hastanelerinin kantinlerinde, teneke çayı, kendi odamda içmek istiyordum. Kimse senin kadar güzel, hiç kimse senin kadar canlı gitmedi ölüme.
Dün uzun süre balkonda oturdum. Storkvvinkel’deki evin balkonu yarısına kadar örülmüş bir hücreyi anımsatıyor. Gökyüzüne açık bir hücreyi. Ağaçların tepeleri görünüyor. Bugünlerde yavaş yavaş çıplaklıklarından sıyrılmaya çalışan ağaçların. Zaman zaman kendimi tüm insanlıktan daha güçlü duyuyorum, ama kendimi aynı anda çıplaklıklarından sıyrılmaya çalışan ağaçlar kadar da bırakılmış duyuyorum.

Devamı…Tezer Özlü: “Ve bana geceler yetmiyor. Günler yetmiyor. Sözcükler, diller yetmiyor”

Yaşamın Ucuna Yolculuk – Tezer Özlü: “Bütün yaşama cesaretimi ölülerden alıyorum”

“Yaşamımın en mutlu anlarında da aynı güçle acıyı duymadım mı. Ve acıların ötesinde bir beklenti vardı: Kendi dünyamın beklentisi. Kendi odamda içebileceğim sabah çayının beklentisi. Sinir hastanelerinin kantinlerinde, teneke çayı, kendi odamda içmek istiyordum. Kimse senin kadar güzel, hiç kimse senin kadar canlı gitmedi ölüme.”
 “Bütün yaşama cesaretimi ölülerden alıyorum. Anlatılarında yaşadığım ölülerden. Bu kahrolası dünyayı, yaşanır bir dünyaya dönüştürmeyi başarmış ölülerden. Dünyanın ihtiyacı olan, her olguyu vermiş, söylemiş yazmış ölülerden.”
“Radyolar arananların adlarını sayıyor. Sık sık sonsuza atılışın dayanılmazlığını duyuyorsun. Delilik ve bağımsızlık arasındaki uzun, güç yolu düşünüyorsun. Ne denli güçlü olmak gerektiğini. Zamanı ve çekilen acıları.”

Devamı…Yaşamın Ucuna Yolculuk – Tezer Özlü: “Bütün yaşama cesaretimi ölülerden alıyorum”