Arthur Schopenhauer: İyi bir vicdanın yerini rütbe, mevki, makam ve mülkiyet dolduramaz

SchopenhauerBirçok zengin, asıl zihinsel donanıma, onları zihinsel uğraşa yetkin kılabilecek bilgilere ve dolayısıyla herhangi bir nesnel ilgiye sahip olmadıkları için kendilerini mutsuz hissederler. Çünkü zenginliğin gerçek ve doğal gereksinimlerin doyurul­masının ötesinde yapabileceğinin, bizim asıl huzurumuz üze­rinde çok az bir etkisi vardır; huzurumuz daha çok, büyük bir mülke sahip olmanın neden olduğu sayısız ve kaçınılmaz sorun yüzünden bozulur. Yine de insanlar zenginlik elde et­mek için zihinsel donanım elde etmek için, uğraştıklarından bin kat daha çok uğraşırlar; oysa insanın mutluluğu üzerin­de ne olduğunun, neye sahip olduğundan kesinlikle daha çok katkısı vardır. Bu yüzden, bitmez tükenmez bir çalışma içinde, bir karınca gibi gayretle, sabahtan akşama kadar, za­ten var olan zenginliğini daha da artırmaya çalışanları bile görürüz. O kişi araçlar alanının dar ufkundan ötesini göre­mez: Zihni boştur, bu yüzden başka her şeye kapalıdır. 

Devamı…Arthur Schopenhauer: İyi bir vicdanın yerini rütbe, mevki, makam ve mülkiyet dolduramaz

Halil Cibran: Ah ne iyidir insanoğluna yaşam, yine de ondan uzaklaşıp, çok uzaklara gitmiştir insan

Halil CibranYaşam bizi kaldırıp bir yerden bir yere taşırken, yazgı da bir noktadan diğer bir noktaya doğru sürükler. Ve bu ikili arasında sıkışıp kalmış olan bizler, bu nedenledir ki, ancak bizlere ürküntü verecek sesleri duymakta ve yolumuzda bir engel gibi dikilmekte olanları görmekteyizdir.
Güzel, görkemliliğin tahtına oturur oturmaz gösterir kendini bize; ama biz şehvet adına ona yaklaşır, onun saf ve temiz tacını parçalarız, çirkin girişimlerimizle kirletiriz, üstündeki şalı.

Devamı…Halil Cibran: Ah ne iyidir insanoğluna yaşam, yine de ondan uzaklaşıp, çok uzaklara gitmiştir insan

F. Nietzsche: Karşılarına bir hasta, bir ihtiyar, bir cenaze çıksa hemen “hayat boştur” derler

NietzscheBunları “sonsuz hayat” sözleriyle kandırıp bu dünyadan ayırmak gerek.
Ölüm öğütleyenlere sarı veya kara diyorlar.
Fakat ben onları size başka renklerde de göstermek istiyorum.
İşte içlerinde vahşi hayvan taşıyan,
keyfetmek ve kendini yemekten başka birşey yapamayan korkunçlar.
Onların keyifleri de, bir kendini yemedir.
Bu korkunçlar daha insan bile olamamışlardır.
Varsın ölüm vaat etsinler ve kendileri de göçsünler.
İşte ruhu veremliler: Daha doğmadan, ölmeye başlarlar
ve yorgunluktan bir tarafa çekilip kendi kendine özlem çekerler.

Devamı…F. Nietzsche: Karşılarına bir hasta, bir ihtiyar, bir cenaze çıksa hemen “hayat boştur” derler

Tezer Özlü: “Bana kış mevsiminin ve ölümlerin şarkılarını bırakıyorsun”

 Şimdi sen ölü bir anı olmak istiyorsun.
Başka kentlerin başka sınırlarından arıyorsun. Daha uzaklara gitmek istiyorsun. Benim geçmişimin kentine. Benim güçlüklerimin kentine Çocukluğumda gördüğüm ilk büyük kente. Varır varmaz küçük taşra kasabalarına özlem duyduğum kente. Gecekonduyu andıran bir eve geldiğimizde. Babamın akrabalarının yanına Geldiğimiz gün. Bir gece önce akrabalardan birinin çocuğu ölmüştü. Karanlık odalardan birinde üzerini beyaz bir çarşafla örtmüşler, öyle bekliyordu. Annesi bitişik odada ağlıyor, biz çocuklar holde oynuyorduk. Kapı hep aralansın, küçük çocuğu cesedini görebileyim istiyordum. Bir büyük korkuyla karışıktı bu özlem. Ölümün bana ilk kez kaldığım evde bir çocuk cesedi olarak göründüğü yağmurlu bir gün. Dokuz yaşında bir çocuk cesedi.

Devamı…Tezer Özlü: “Bana kış mevsiminin ve ölümlerin şarkılarını bırakıyorsun”

Sean Penn’in Gözünden Charles Bukowski ve Bukowski’den Yaşam(ı) Üzerine Alıntılar

Time dergisi Charles Bukowski’yi “Amerikan ayak takımının mümtaz şairi,” olarak nitelendirdi. Ancak şair gerçek hayran kitlesini Avrupa’da bulmuş. Bukowski bugün dünyanın en çok okunan şairlerinden biri. Kitapları sadece Almanya’da iki milyonun üzerinde satmış.
Bugün 66 yaşında olan Bukowski’nin 32 şiir kitabı, 5 öykü derlemesi ve 4 romanı var. En iyi bilinen eserleri Ekmek Arası, Kadınlar, Sıcak Su Müziği, Ölüler Böyle Sever, Postane, Sıradan Delilik Öyküleri ve Bana Aşkını Getir.
İlk senaryosundan yapılan film Barsineği sonbaharda tüm ülkede gösterime girecek. Başrollerinde Mickey Rourke ve Faye Dunaway’in oynadığı, yönetmenliğini Barbet Schroeder’in yaptığı film Bukowski’nin gençlik döneminden birkaç günü kapsıyor. Barsineği’nin iki esas karakteri Henry ve Wanda Amerikan toplumunun yakasına yapışan mumyalanmış yaşam tarzından kaçmaya çalışan iki kişidir,” Bukowski’ye göre. “Henry ile Wanda teslimiyetin canlı ölümünü kabullenmeyi reddederler. Bu film onların cesur deliliklerine odaklanmaktadır.”

Devamı…Sean Penn’in Gözünden Charles Bukowski ve Bukowski’den Yaşam(ı) Üzerine Alıntılar