“İnsanal bazı işlevleri olan bir hayvan” Günümüz toplumunda yabancılaşma sorunu – Erol Anar

Erol AnarYabancılaşma terimini ilk kez felsefi anlamda Hegel kullanmıştır. Hegel, bu terimi Rousseau’dan esinlenerek kullanırken, Feuerbach, yabancılaşmanın kökenini insana dayandırmıştır. Yabancılaşma kavramını, bir olgu olarak ise ayakları üzerine Marks oturtmuştur.
(…) Marks, “Nationalökonomie und Philosophie” adlı yapıtında, insanın evrenle ilişkileri insanca olduğunda; sevgiye karşılık sevgi, güvene karşılık güven bulacağını belirterek, “Sevgi uyandırmadan seviyorsanız, başka deyişle, sevginiz o durumuyla sevgi yaratmıyorsa, yaşamınızı seven bir kişi olarak ortaya koyup da sevilen bir kişi olamıyorsanız, sevginiz bir güçlüktür, bir talihsizliktir.” diyor.”

Devamı…“İnsanal bazı işlevleri olan bir hayvan” Günümüz toplumunda yabancılaşma sorunu – Erol Anar

“Masum siviller” ne kadar masum? Alçaklığın Modern Tarihi – Tarık Aygün

picassoNasıl oluyor da, evlerinde oturan milyarlarca modern uygar insan televizyonlarının karşısına geçip, ölüm olaylarını ve katliamları umarsızlıkla izleyebiliyor, dünyanın bir kısmı açlıktan kıvranırken, diğerleri nasıl oluyor da yemek zevklerinden ödün vermeyi akıllarından bile geçirmiyor? Sadece işgal ordusunun “cefakar” askerleri midir, bir cinayetin başrol oyuncuları? Sadece geri zekalı birkaç general bozuntusu mudur asıl sorumlular? Evlerinde oturan, televizyon izleyen, işlerine giden, borsayı takip eden, faizlerin yükselmesinden endişe eden, çocuklarını öpen, ev işleriyle uğraşan, olup bitenler karşısında herhangi bir öfkeye kapılmayan, kayıtsızlığından taviz vermeyen milyarlarca insana ne demeli? Katilleri başka yerlere yollayan hükümetlerini destekleyenlere ne demeli, askeri teçhizat üreten işçilere ne demeli?

Devamı…“Masum siviller” ne kadar masum? Alçaklığın Modern Tarihi – Tarık Aygün

Güncelliğini Sürdüren Yabancılaşmanın Ölümsüz Şairi: Franz Kafka – Ahmet Ümit

kafka

İşçi Kaza Sigortası’nda çalıştığı günler Kafka için zorluklarla doludur. Yabancılaşma mekanizmasının bir unsurudur artık. Kendi istekleri, düşünceleri ve benliği şirketin çıkarlarına bağlı kılınmıştır. Attığı her adım, içindeki adalet duygusunu incitmektedir. Öte yandan yalnızlığından kurtulmak, topluma karışmak için Kafka hep bir işinin olmasını istemiştir. Ama bunun için ödediği bedel çok ağırdır. O günlerde Kafka adetâ bir bilinç yarılması yaşar. Sanki iki yaşamı vardır: İlki içinden gelen eğilime uygun olarak sürdürdüğü yazma uğraşı, ikincisi ise kendisini zorunlu hissettiği için çalıştığı İşçi Kaza Sigortası’ndaki yaşamı.
Kafka işçilerin yaşadığı kötü koşullara karşı içinde büyük bir öfke duymaktadır. Bu öfke onu Çek anarşistleriyle ilişki kurmaya yöneltir. Fakat Kafka bir eylem adamı değildir. Hastalığı ilerleyinceye kadar işini sürdürmeyi tercih edecek, bu sancılı günlük yaşamı sürdürecektir.

Devamı…Güncelliğini Sürdüren Yabancılaşmanın Ölümsüz Şairi: Franz Kafka – Ahmet Ümit

“Maddi gücü olan sınıf, egemen zihinsel güçtür” Gelenekten Geleceğe Marx ve Uygarlığımız

Karl-MarxMarx’ın 1842 tarihinde yazdığı “Debatten über das Holzdiebstahlagesetz” adlı yazıda hırsızlığa karşı bir yasayı, sadece mal sahibi ile hırsız arasındaki biçimsel zıtlığın “insan ihtiyaçları”nı –odundan yararlanacak olan hırsızın oduna duyduğu gereksinimin, onu satacak olan odun sahibinden daha yakıcı olması- hiç kaale almayışıyla, dolayısıyla odunu kullanan ile odunun sahibi olarak odun satıcısını eşitlemek suretiyle insanları gayriinsanileştirmekle değil, aynı zamanda bizzat odunu da kendi doğasından koparmakla eleştirir. İnsanları salt mal sahibi olarak kabul eden bir yasa, şeyleri de kullanım nesneleri olarak değil, sadece mülk ve değişim konusu olan mallar olarak görür. 

Devamı…“Maddi gücü olan sınıf, egemen zihinsel güçtür” Gelenekten Geleceğe Marx ve Uygarlığımız

Dr. Erdal Atabek: Çevrenin kirlenmesinden herkes söz ediyor peki ya insanın kirlenmesi?

Çevre Kirliliğini artık tanımaya başladık. Radyoaktif atıkların, kimyasal atıkların, endüstri ürünü atıklarının çevreyi nasıl kirlettiğini biliyoruz. Ozon tabakasının inceldiğini, delindiğini kaygıyla öğreniyoruz. Toplantılar yapıyoruz, konuşuyoruz, yazıyoruz, önlem almaya çalışıyoruz. Ama Çevre Kirliliği sadece doğanın kirlenmesi değil ki… İnsanın kirlenmesi çağımızın en büyük sorunlarının başında geliyor ve biz farkında bile değiliz.
Evet, insan kirleniyor. İnsanın duyguları kirleniyor, düşünceleri kirleniyor, umutları kirleniyor, sevinçleri kirleniyor…, Ama insan insana duyarsız. İnsan insana ilgisiz. İnsan insana kayıtsız. Oysa insanı görmemiz zorunlu, insana bakmamız zorunlu, insanı korumamız zorunlu. Çevrenin insanı nasıl kirlettiğini görmemiz zorunlu.

Devamı…Dr. Erdal Atabek: Çevrenin kirlenmesinden herkes söz ediyor peki ya insanın kirlenmesi?

İdeoloji: Yanılsama ve Yabancılaşma Üzerine – Friedrich Engels

Elin, dilin ve beynin tek tek bireylere özgü kalmayıp, toplumun tümünü kucaklayan o toplu etkinliği sayesinde, insanlar gitgide, daha karmaşık işler başardılar. Gitgide kendilerine daha yüksek amaçlar seçtiler. Önünde sonunda bu amaçlarına ulaştılar da. Bu arada emeğin kendisi de, kuşaktan kuşağa, daha değişik, daha olgun daha boyutlu bir hale geldi. Avcılığa ve hayvancılığa çiftçilik, çiftçiliğe de iplikçilik, dokumacılık, madencilik, çömlekçilik ve gemicilik eklendi. Giderek ticarete ve zanaata sanat ve bilim katıldı. Küçük boylardan koca uluslar ve devletler oluştu. Hukuk ile politika ve bunlarla birlikte, insan kafasında, insanoğlu ile ilgili şeylerin o masalımsı hayali “din” gelişti.

Devamı…İdeoloji: Yanılsama ve Yabancılaşma Üzerine – Friedrich Engels

Avrupa ne istiyor? Çokkültürlülük çıkmazını aşmak – Slavoj Zizek

1930’larda Hitler, anti-semitizmi, sıradan Almanların karşılaştığı belalar için –işsizlikten ahlaki çürümeye ve toplumsal huzursuzluğa dek- hikâye türünden açıklama olarak sunmuştu. Sadece “Yahudi komplosu”nu anımsatmak, basit bir “kavramsal haritalandırma” sağlama yoluyla her şeyi netleştiriyordu.
Günümüzün çokkültürlülük ve göçmen karşıtı nefreti, bunların aynı şekilde işlev görmemesi tehdidi mi taşıyor? Garip şeyler oluyor, günlük yaşamımızı etkileyen finansal iflaslar geçekleşiyor, ancak tüm bu olaylar anlaşılmaz biçimde yaşanıyor ve çokkültürlülüğün reddi duruma dair sahte bir netliği ortaya koyuyor: yaşam tarzımızın düzenini bozan, yabancı davetsiz misafirlerdir.

Devamı…Avrupa ne istiyor? Çokkültürlülük çıkmazını aşmak – Slavoj Zizek

Disipline edici modernlik ve bireylerin şeyleşmesi | Modernlik ve Yabancılaşma – Sıtkı Akın

“Adorno, meta üretiminin analizine dayanan Marx’ın fetişizm kavramını popüler kültürün tüketimine dek genişleterek bu kültürün eleştirisini yapmaktadır. Adorno’nun popüler kültüre yönelik eleştirisi popüler kültürün ‘standartlaştırma’, görüngüsü içinde ‘başarılı tipler’ yaratma çabasında olduğudur. Standartlaştırma, ‘yalancı bireycilik’ tekniğini kullanır. Bu kültür, bireylere yalancı, özgür seçim hilesi kazandırır” (Slater). 
Adorno, modern toplumlarda sanatın her dalının toplumsal işlevlerinden ve kültürel yaşam alanlarından kopartılarak, sanatım kendine yabancılaştığını ve gerçek / somut insandan soyutlanarak uzaklaştığını ve şeyleştiğini belirtir. Ona göre popüler kültür, sanki tüketicinin kendisi için üretilmiş bilincini uyandırır ve sürekli reklam yoluyla yalancı bireyciliğe dayanan meta tüketimini yaygınlaştırır.

Devamı…Disipline edici modernlik ve bireylerin şeyleşmesi | Modernlik ve Yabancılaşma – Sıtkı Akın

Özgürlükten Kaçış | Çağdaş insan açısından özgürlüğün iki yönü – Erich Fromm

Burada belirtilmesi gereken ilk etmen, kapitalist ekonominin genel özelliklerinden birini oluşturmaktadır: bu, bireysel etkinlik ilkesidir. Herkesin düzenlenmiş ve şeffaf bir toplumsal dizgede değişmez bir yere sahip olduğu ortaçağların feodal dizgesinin tersine, kapitalist ekonomi, bireyi yalnız ve yalnız kendi ayaklan üzerinde durmak durumunda bıraktı. Bireyin ne yaptığı, bunu nasıl yaptığı, başarıya ulaşıp ulaşmadığı, tümüyle kendisini ilgilendiriyordu. Bu ilkenin, bireyselleşme sürecini ileriye götürdüğü açıkça ortadadır ve bu olgu, çağdaş kültürün olumlu yönleri arasında sayılmaktadır. Ama “olumsuz özgürlükle daha ilerilere gidildiğinde, bu ilke, bireyler arasındaki bağların zedelenmesine yardım etti ve böylece, bireyi, kendi çevresinden ayırdı. Bu gelişmeyi hazırlayan, Reform öğretileriydi. Katolik Kilisede, bireyin Tanrıyla ilişkisi, Kilise üyeliği temeline dayanıyordu. Kilise, bireyle Tanrı arasındaki bağdı, dolayısıyla bir yandan bireyselliğini kısıtlarken, öte yandan da bireyin, bir grubun ayrılmaz bir parçası olarak Tanrı karşısına çıkmasına olanak veriyordu.

Devamı…Özgürlükten Kaçış | Çağdaş insan açısından özgürlüğün iki yönü – Erich Fromm

Ekonominin Çıkarları Doğrultusunda Programlanan Kitle Kültürü ve Eleştirisi – Erhan Atiker

Eleştirel Okul’un kurucularından Adorno ve Horkheimer’e göre kültür tekelleri banka ve imalat sektörünün -çok uluslu-holdinglerinin bağımlılığı altına alınarak endüstrileştirilmişti. Burada amaç, kültürü metalaştırmak, bireyleri kitle kültürünün (eğlence) ürünleri aracılığıyla ait oldukları statü (gelir) gruplarına uygun tüketim biçimlerine güdülemek ve varolan  ekonomik yapıyı haklılaştırmaktı. Ayrıca teknik, ekonomik ve örgütsel gereklilikler de kültür üretimini belirlemekteydi. Dolayısıyla san’at ikincil amaç haline getirilerek araçsallaştırılmıştı. Modern toplumda kültür sistem kuramının deyimiyle “sistem çevresi” konumuna indirgenmişti.
Kültür endüstrisi, tüketicilerin gereksemelerine uygun ürünler ürettiğini savunur ama asıl amacı, üretimin tüketilmesi için tüketicide “yanlış” gereksemeler uyandırmaktır. Böylece ekonomi, tüketicide tüketime yönelik yaşam biçimleri ve dolayısıyla yanlış gereksemeler yaratmak amacıyla kültürü araçsallaştırır.

Devamı…Ekonominin Çıkarları Doğrultusunda Programlanan Kitle Kültürü ve Eleştirisi – Erhan Atiker

Yaşamın Ucuna Yolculuk – Tezer Özlü: “Bütün yaşama cesaretimi ölülerden alıyorum”

“Yaşamımın en mutlu anlarında da aynı güçle acıyı duymadım mı. Ve acıların ötesinde bir beklenti vardı: Kendi dünyamın beklentisi. Kendi odamda içebileceğim sabah çayının beklentisi. Sinir hastanelerinin kantinlerinde, teneke çayı, kendi odamda içmek istiyordum. Kimse senin kadar güzel, hiç kimse senin kadar canlı gitmedi ölüme.”
 “Bütün yaşama cesaretimi ölülerden alıyorum. Anlatılarında yaşadığım ölülerden. Bu kahrolası dünyayı, yaşanır bir dünyaya dönüştürmeyi başarmış ölülerden. Dünyanın ihtiyacı olan, her olguyu vermiş, söylemiş yazmış ölülerden.”
“Radyolar arananların adlarını sayıyor. Sık sık sonsuza atılışın dayanılmazlığını duyuyorsun. Delilik ve bağımsızlık arasındaki uzun, güç yolu düşünüyorsun. Ne denli güçlü olmak gerektiğini. Zamanı ve çekilen acıları.”

Devamı…Yaşamın Ucuna Yolculuk – Tezer Özlü: “Bütün yaşama cesaretimi ölülerden alıyorum”

Namuslu kasaba eşrafı “düşmüş bir kadın” ve şarhoş bir adam | Hanende Melek – Sabahattin Ali

Kahve ocağına giden kapının yanında, üst kısmı küçük bir  halı ve etekleri eski bir kilimle örtülü, kürsü kılıklı bir kerevet  vardı. Üç kişiden ibaret saz heyeti, yerli hasır iskemlelerin üzerine,  göze batan bir ciddilikle oturmuşlardı. İçlerinden biri inmek isteyince, bir metreye yakın bir yerden atlamaya mecburdu.  Hanende Melek böyle zamanlarda küçük garson Hamdi’yi  çağırarak yardımını ister, bir eliyle onun omuzuna dayanıp ötekiyle  eteğini tutarak ince bacaklarını aşağı uzatırdı. Bu anlar o  civarda oturmuş hovarda müşteriler için mühim fırsatlardı.  Baygın, fakat istek dolu gözler derhal o tarafa çevrilir, tatlı bir şey yenmiş gibi posbıyıklar alt dudakla yalanırdı.
Sigara dumanlarıyla nefes buğularından kahvenin pencereleri  o kadar sislenmişti ki, dışarda şarıl şarıl yağan yağmurun ancak sesi işitiliyor, camlardan süzülen damlalar içerden görünmüyordu.

Devamı…Namuslu kasaba eşrafı “düşmüş bir kadın” ve şarhoş bir adam | Hanende Melek – Sabahattin Ali

Marx’ın Yabancılaşma Teorisinin Kavramsal Yapısı – Istvan Meszaros

Marksist Sistemin Temelleri
Söylenceleri icat etmek kolay ama bunlardan kurtulmak zordur. Boş bir balonu (her türden kanıtlarıyla düpedüz cehaleti), bolca sıcak havayla (yani, sırf hüsnükuruntuyla) tıkabasa doldurup havalandırmak yeter de artar bile; hele bu hüsnükuruntuda ayak direnirse bu uydurma uçuş için gerekli yakıt bol bol sağlanmış olur. İleride, Marx Üzerine Tartışmalar bölümünde, 1844 Elyazmaları ile ilgili belli başlı söylenceleri biraz uzunca tartışacağız. Yine de bu noktada, çeşitli yorumlarda pek de göze batmayacak ölçüde olmakla beraber, bir bütün olarak Marx’ın yapıtını eksiksiz değerlendirmek için büyük teorik önem taşıyan bir söylenceyi kısaca ele almak zorundayız.

Devamı…Marx’ın Yabancılaşma Teorisinin Kavramsal Yapısı – Istvan Meszaros

Emre Karacaoğlu’nun ilk kitabı Müzikte Yabancılaşma & Noir çıktı

Varlık, Cumhuriyet Kitap, Radikal Kitap, Cinemascope, Akşamlık, Gösteri, Gerekli Şeyler, HolySin, BirGün Kitap ve Roman Kahramanları gibi yayın organlarında kitap, film eleştirileri ve fikir yazılarıyla, 2005 yılından yayınına ara verdiği 2010 yılına kadar Yüxexes dergisindeki müzik, sinema ve edebiyat yazılarıyla dikkati çeken Emre Karacaoğlu, aynı zamanda bir müzisyen. Türkçe rock grubu Magdalena’da beste çalışmalarını da sürdüren yazar, grupta gitar ve vokali üstleniyor. Yazarın İnternet ortamında, MaviMelek Edebiyat ve sitemizde de yazıları bulunuyor.

Devamı…Emre Karacaoğlu’nun ilk kitabı Müzikte Yabancılaşma & Noir çıktı

Genel Olarak Yabancılaşma, Hakim Kültür Süreçleri ve Kültürel Yabancılaşma – Ali Aydın

Yabancılaşma kapitalist üretim biçiminin zorunlu bir yasasıdır. Esas olarak ekonomik yanı ağır basan bir havram olarak yabancılaşma, işçi sınıfının kendi ürettiği malı alamayışı veya kendi ürettiği ürünlerin, karşısına para olarak çıkışı ile biçimlenen yabancılaşma hakim güçler tarafından insan kaynağını ulusal veya sınıfsal kişiliğinden koparma işlevi ile bilinçli bir etkinlik halinde «Kültürel Yabancılaştırma» olarak amaçlı araçlı ve denetimli bir süreç haline sokulur.
Hakim kültür kaynaklarının amacı, bireyleri kopuntu süreci ile ulusal ve sınıfsal kişiliklerinden koparıp veya çoğul kişilik şeklinde soysuzlaşmış kişilik kazandırıp kendisine yabancılaştırmaktır. Birey bu yabancılaşma sonucunda toplumsal bir birey olarak ufalanır, kendisinden koparak, kendi ulusal veya sınıfsal çıkarlarının karşısında yer alır. Kişi kendi ulusal veya sınıfsal kişiliğinden uzaklaştırılır. Böylece hakim sınıfların saflarında halkına yabancılaştırılır. Kendi özbenliğini yitirir ve hakim sınıfların mücadele kimliğini üzerinde taşır. Bütün bu etkinliklerin altında yatan gerçek şudur; yığınları kurulu düzenden yana işbirlikçi duruma getirip kültürel olarak onları çıkarlarına yabancılaştırmaktır.

Devamı…Genel Olarak Yabancılaşma, Hakim Kültür Süreçleri ve Kültürel Yabancılaşma – Ali Aydın

Yusuf Atılgan ve Eserleri: Aylak Adam ve Anayurt Oteli Üzerine

Yusuf Atılgan’ın yarım kalan romanı Canıstan 2000’in son günlerinde yayımlandı. Sağlığında iki roman ve bir hikâye kitabı yayımlayan Atılgan, hikâye kitabı Bodur Minareden Öte’yi üç bölüme ayırmıştı: “Kasabadan”»”Köyden” ve “Kentten”. (Son baskıda Bütün Öyküleri adını alan kitaba, Atılgan’ın daha önce Eylemci adıyla yapılan baskıdaki iki hikayesiyle Ekmek Elden Süt Memeden adlı masal kitabındaki masalları da eklenmiş,) İlk romanı Aylak Adam’ın büyük kentte ve ikinci romanı Anayurt Oteli’nin kasaba irisi bir şehirde geçtiğini anımsayınca, bu son romanın köyde geçiyor oluşuyla, Atılgan’ın hikâye kitabında olduğu gibi, bir bütünlüğe ulaşma çabasında olduğunu düşünebiliriz. Atılgan’ın yapıtları, farklı mekânları ve dolayısıyla farklı toplumsal kesim İnsanlarını ele almalarına karşın, çoğunlukla birlikte değerlendirilmiştir Örneğin Berna Moran/’ikİ roman arasında öyle benzerlikler göze çarpar ki İnsan, Atılgan’ın aynı konuyu, farklı roman anlayışlarının getirdiği yeni bir teknikle yazmak istediği sanısına kapılabilir,” diye yazar Moran’dan farklı olarak bu iki roman arasındaki benzerliklerden çok farklılıkların romanlardaki teknik farkım doğurduğunu savlayan Nurdan Gürbilek de, farklılığı bir bütünün iki görünümü olarak tanımlar: “Zebercet olsa olsa aylak adamın öbür yüzüdür; aydının bastırdığı yüzü, şehrin dışı”

Devamı…Yusuf Atılgan ve Eserleri: Aylak Adam ve Anayurt Oteli Üzerine

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org