Simone de Beauvoir’dan Nelson Algren’e: “Kalbim ağrıyor, kederli bir akşam”

Simone De Beauvoir“Bugün seni özlemeye, seni beklemeye, beni yine o güçlü, sevgi dolu kollarında tutacağın kutsal günü beklemeye başladım. Bu canımı acıtıyor Nelson; ama bu kadar canımı acıttığı için mutluyum da; çünkü bu dayanılmaz acı, sevgi demek ve senin de beni sevdiğini biliyorum. (…) Çok mutluyum; çalışmak, çalışmak, çok çalışmak istiyorum. Şikago’da kalamayışımın sebebi de işte bu. İçimde sürekli çalışma ihtiyacı, çalışarak hayatıma bir anlam katma ihtiyacı var. Sen de aynı şeyi hissediyorsun. İşte bu yüzden birbirimizi bu kadar iyi anlıyoruz.

Devamı…Simone de Beauvoir’dan Nelson Algren’e: “Kalbim ağrıyor, kederli bir akşam”

Simone de Beauvoir: İnsanın kendi hedeflerinden emin olması için kimsenin güvencesine gerek yok

Simone de Beauvoir“Etrafımızdaki dünyanın sarsıcı boyutlarına, cehaletimizin yoğunluğuna, bizi bekleyen felâket risklerine ve o muazzam topluluk içindeki bireysel zayıflığımıza rağmen, gerçek şu ki varlığımız kendi sınırlılığı içinde, sonsuza açılan bir sonluluk içinde sürdürme irademizi kullanırsak tamamen özgür oluruz. Ve aslında, gerçek aşkları, gerçek başkaldırıları, gerçek düşleri ve gerçek iradeyi tanımış olan her insan bilir ki, hedeflerinden emin olmak hiç kimsenin iznine, güvencesine gerek yoktur; O kesinlik duygusu kendi içgüdüsünden kaynaklanır.”

Devamı…Simone de Beauvoir: İnsanın kendi hedeflerinden emin olması için kimsenin güvencesine gerek yok

Yüzyılın En Özgür Aşkı ve Simone De Beauvoir’den Sartre’a Mektuplar: Size daha güzel mektuplar yazacağım…

Simone De BeauvoirFeminizmin en önemli düşünürlerinden olan Simone de Beauvoir ve varoluşçuluğun kuramcısı Jean-Paul Sartre’ın ilişkileri her dönem dünyanın en çok merak edilen ve konuşulan aşk hikayesi oldu. 20. yüzyıl düşünce hayatının en önemli iki ismi Sorbonne’da tanıştılar. Evlenmediler, aynı evde yaşamadılar ama her gün mutlaka görüştüler. Anlaşıp evli çiftler gibi birbirlerine yalan söylemeyi reddettiler, hayatlarında sınırsız özgürlüğe sahiptiler; ama birbirlerine bu konuda her şeyi anlattılar.
Düşünceleriyle birbirlerini besleyip yüzyılın önemli eserlerine imza attılar. Varlıklarını birbirlerinden faydalanmak üzerine değil geliştirmek üzerine kurdular. Yazdıkları sayesinde dünyanın dört bir yanında tanınır hale geldikleri halde her zaman gerçeği söylemekten çekinmediler. Örneğin; Sartre’ın evi Fransa’nın Cezayir’de yaptıklarını katliam olarak nitelendirdiği için iki kere bombalandı.

Devamı…Yüzyılın En Özgür Aşkı ve Simone De Beauvoir’den Sartre’a Mektuplar: Size daha güzel mektuplar yazacağım…

Simone de Beauvoir: “Kurtuluşu bir başkasında görmek, yıkılmanın en güvenli yoludur…”

Simone De Beauvoir“Etrafımızdaki dünyanın sarsıcı boyutlarına, cehaletimizin yoğunluğuna, bizi bekleyen felâket risklerine ve o muazzam topluluk içindeki bireysel zayıflığımıza rağmen, gerçek şu ki varlığımız kendi sınırlılığı içinde, sonsuza açılan bir sonluluk içinde sürdürme irademizi kullanırsak tamamen özgür oluruz.
Ve aslında, gerçek aşkları, gerçek başkaldırıları, gerçek düşleri ve gerçek iradeyi tanımış olan her insan bilir ki, hedeflerinden emin olmak hiç kimsenin iznine, güvencesine muhtaç değildir;
O kesinlik duygusu kendi içgüdüsünden kaynaklanır.”

Devamı…Simone de Beauvoir: “Kurtuluşu bir başkasında görmek, yıkılmanın en güvenli yoludur…”

Ünlü Yazarların Ayrılık Mektupları: “Bir gün beni affedebilecek misin acaba?”

Simone de BeauvoirSimone de Beauvoir, Algren’le 1947 yılında Chicago’da tanıştı ve ikili birkaç sene boyunca uzaktan da olsa ilişkilerini sürdürmeyi başardılar. Ancak Algren için mesafe büyük sorundu, De Beauvoir’ı daha sık görmek istiyordu. Simone de Beauvair bu mektubu, sevgilisini görmek için gittiği Paris gezisi dönüşünde kaleme almış, Nelson Algren’in ona ne kadar soğuk ve çekingen davrandığını fark ettikten sonra.
Soğuk öfkeden çok kuru bir üzüntü duyuyorum, şu zamana dek gözlerim dahi ıslanmadı, kupkuru. Ancak kalbim, yumuşak, bir muhallebi kıvamında.
(….)

Devamı…Ünlü Yazarların Ayrılık Mektupları: “Bir gün beni affedebilecek misin acaba?”

Nasıl olur da insan kendine uygun bir rol uğruna, kendini ortadan kaldırır? – Simone de Beauvoir

Simone De BeauvoirAşk doğuştan gelen en yüce eğilim olarak ayrılmıştır kadına, o bu eğilimi erkeğe yönelttiğinde, sevgilide Tanrı’yı aramaktadır, durum ve koşullar kendisini insanî sevgiden yoksun bırakırsa, hayal kırıklığına uğramışsa, ya da aşktan çok şey bekleyen bir insansa, o zaman, kutsallığı yine Tanrı’da arayacaktır. Gönüllerinde böyle bir alev yanan erkekler de çıkmıştır elbet; ama böyleleri hem enderdir, hem de yüreklerindeki ateşli inançta alabildiğine temizlenip arınmış akılsal bir yan vardır. Kendisini gökteki tanrıyla evlenmenin erişilmez zevklerine terkeden kadın sayısıysa pek çoktur: ve onlar, bu zevkleri, gerçekten duygulu bir biçimde yaşarlar. Kadın, dizüstü yaşamaya alışıktır; genel olarak, kurtuluşunu, erkeklerin egemen olduğu gökyüzünden bekler; erkekler de bulutlar içindedir: yücelikleri, bedensel varlıklarının tülleri ardında kendini belli etmektedir.

Devamı…Nasıl olur da insan kendine uygun bir rol uğruna, kendini ortadan kaldırır? – Simone de Beauvoir

Kadın Filozof Simone de Beauvoir ve Jean Paul Sartre ile İlişkisi – Marit Rulman

Simone De Beauvoir“Fakat benim için bir düşünce, teorik bir şey değildir; o, yaşanır ya da teori olarak kalır ve geçerli değildir” diyor Simone de Beauvoir’ın L’invitée (1943) adlı ilk romanının başkişisi. O, bu şekilde Françoise’ya kendi felsefi ve yazınsal yaratılarının ilkesini söyletiyor. Doğrudan ve yaşanan deneyimler, onun felsefesinin temellerini oluşturmuştur. Bu tutum onun yapıtına yansıyan bir etkidir; nasıl ki, romanın başkişisi Françoise büyük ölçüde özyaşamöyküsel çizgiler taşır ya da özyaşamöyküseldir. Simone de Beauvoir varoluş felsefesine bağlıdır. Sie kam und blieb onun bu felsefenin temel sorunlarıyla yaptığı ilk yazınsal hesaplaşmasıdır. Temel soru şudur: Eğer kendisi olan, yabancı bir bilinçle karşı karşıya gelirse, ne olur? Kendisini “mutlak bir şey” olarak gören bir ben, bir başka “mutlak”la karşılaşırsa bununla nasıl başeder?

Devamı…Kadın Filozof Simone de Beauvoir ve Jean Paul Sartre ile İlişkisi – Marit Rulman

‘İki cinsten birini suçlamak öbürünü bağışlamaktan çok daha kolaydır’ Kadın – Simone de Beauvoir

Simone de BeauvoirŞurası bir gerçek: bugün, ne erkekler ne de kadınlar birbirlerinden hoşnut değiller. Ama üstünde durulması gereken nokta, tepelerine çöken bir ilencin onları kedi-köpek gibi hiç durmadan çekişmeye mi ittiği, yoksa onları birbirine düşüren çatışmaların insanlık tarihinin geçici bir anını mı dile getirdiğidir. incelememiz boyunca gördük ki, bütün efsanelere rağmen, hiçbir bedensel yazgı, Erkek’le Kadın’ı sonsuz bir çekişmeye zorlamamaktadır: din kitaplarında adı geçen ünlü mantis böceği bile, başka yiyecek bulamadığı için ve türünü devam ettirebilmek üzere erkeğini yemektedir: en tepeden en dibe dek bütün hayvanlar bu sonuncu kaygıya bağlıdır zaten. Öte yandan, insanlık, bir tür olmaktan öte bir şeydir: tarihsel bir olgudur o; insanlık, doğal varoluşunu yükleniş biçimiyle belirlenir. Gerçekte, kötüniyetin en aşırısıyla yola çıkılsa bile, insan denen varlığın dişisiyle erkeği arasında salt bedensel açıdan bir düşmanlık, bir çekişme bulabilmek olanaksızdır.

Devamı…‘İki cinsten birini suçlamak öbürünü bağışlamaktan çok daha kolaydır’ Kadın – Simone de Beauvoir

Simone de Beauvoir: “Gerçekte, kendine hayranlık, çok belirli bir yabancılaşma sürecidir”

Simone De BeauvoirZaman zaman, kendine hayranlığın kadının temel tutumu olduğu ileri sürülmüştür;(1) Ancak bu kavramı gereğinden fazla genişletip yaymak, La Rochefoucauld’nun bencillik kavramına yaptığı gibi, onu yıkmak olur. Gerçekte, kendine hayranlık, çok belirli bir yabancılaşma sürecidir: ben mutlak bir erek olarak alınmakta, özne bunun içine kaçıp saklanmaktadır. Kadında, buna benzer —sahici ya da değil— daha başka bir sürü tutum vardır: bunların bir kısmını yukarda inceledik. Yalnız şurası bir gerçektir ki, durum ve koşullar kadını, erkekten daha çok kendine eğilmeye, sevgisini kendine çevirmeye itmektedir.

Devamı…Simone de Beauvoir: “Gerçekte, kendine hayranlık, çok belirli bir yabancılaşma sürecidir”

Ayrımlar, Benzerlikler… Kadın Üzerine Ruhçözümsel Görüş(ler) – Simone De Beauvoir

Simone De BeauvoirFreud kadının yazgısına pek aldırış etmemiştir; onu tanımlarken, ancak birkaç çizgisini değiştirdiği erkek yazgısını temel aldığı açıktır. Freud’dan önce, cinsel bilimci Maranon şöyle buyurmuştu: «Biçim değiştirmiş bir enerji olan yaşam enerjisi (libido), bir bakıma, erkeğe özgü bir güçtür. Kadının doyuma ermesi (orgasme) için de aynı şeyi söyleyebiliriz.» Ona göre, doyuma eren kadınlar «erkekleşirler»; cinsel atılımın tek bir yönü vardır ve kadın bu işte yan yolda kalmaktadır.[1] Freud bu kadar ileri gitmez; kadının cinselliğinin de erkeğinki kadar geliştiğini kabul eder; ama kadını ayrı bir cins olarak ele almaz. «Yaşam enerjisi, ister kadında, ister erkekte ortaya çıksın, sürekli ve düzenli bir biçimde erkeksi bir öz taşır» der.

Devamı…Ayrımlar, Benzerlikler… Kadın Üzerine Ruhçözümsel Görüş(ler) – Simone De Beauvoir

Jean-Paul Sartre ile hayatı ve felsefesi üzerine yapılmış bir şöyleşi

Simone de Beauvoir — Almanya’da felsefe ile ilgili çalışmalar yaparken Bulantı’yı (La Nauseee) ya yazmayı sürdürüyordunuz. Bu iki etkinliği birlikte yürütüyordunuz.
J.P.S. — Benim için en önemlisi Bulantı’ydı.
S.de B — Ama yine de felsefe sizin için önemli olmalı ki Almanya’ya gidip orada bir yıl yaşadınız. Size daha önce L’Etre et le Neant’i (Varlık ve Hiçlik) hangi nedenlerden dolayı yazmaya başladığınızı sorduğumda bana, «Savaş yıllarıydı» diye yanıt ver miştiniz.
J.P.S. — Evet.
S.de B. — Ama bu yeterli bir açıklama değil.
J.P.S. — Doğrusu, Varlık ve Hiçlik’le ilgili olarak birçok not almıştım. Varlık ve Hiçlik savaş sırasında Berlin’deyken tuttuğum notlardan oluştu; o yıllarda edimin altında gerekli metinler olmadığı için her şeyi de kendim yarattım. Tutuklu olduğum sırada Almanların bana Heidegger’in yapıtlarını neden verdikleri anlamam. Hâlâ da çözemedim bu sırrı.

Devamı…Jean-Paul Sartre ile hayatı ve felsefesi üzerine yapılmış bir şöyleşi