Sartre: Fransa’nın korkutmak için yaptığı şeyler Cezayirlilerde sadece nefret uyandırıyor

Kasım 1956’da, Combattants de la Iiberation üyesi Fernand Yveton, Hamma elektrik santrali binasına bir bomba bırakır. Hiç bir biçimde terörizm olarak tanımlanamayacak bir sabotaj girişimidir bu: incelemeler, bombanın, personel binayı terk etmeden önce kesinlikle patlamaması için özenle ayarlanmış olduğunu kanıtlamıştır.

Devamı…Sartre: Fransa’nın korkutmak için yaptığı şeyler Cezayirlilerde sadece nefret uyandırıyor

Sürgün, Marji̇nal, Yabancı: Entelektüelin Temsil Ettikleri – Edward W Said

Sartre’ın Simone de Beauvoir’la olan ilişkisi, Camus’yle yaptığı tartışma, Jean Genet’yle arasındaki sıkı bağlantıyla ilgili bir şeyler okuduğumuzda onu ortamı içinde konumlarız. Sartre işte bu ortam sayesinde Sartre olmuştur, Fransa’nın Cezayir politikasına da, Vietnam’a da karşı çıkan kişi olmuştur.

Devamı…Sürgün, Marji̇nal, Yabancı: Entelektüelin Temsil Ettikleri – Edward W Said

Sartre ile Hayatındaki “Kadınlar” Üzerine Yapılmış Bir Söyleşi

sartreKadını öteden beri kendime eşit bir varlık saydım, bu varlığı aradım, benimle eşdeğerde, ama bana sevisel, duygusal öğeler getirebilecek bir varlık. Sevgiyi, sevecenliği hep birbirine sarılıp öpüşen insanlar diye tasarladım. Sevgi buydu. Erkeklerle ilişkilerim hep itişip kakışma biçimindeydi.

Devamı…Sartre ile Hayatındaki “Kadınlar” Üzerine Yapılmış Bir Söyleşi

Sartre: Yalnızlık; düşündüklerinizin kafanızın duvarlarına çarpıp tekrar içeride kalmasıdır

sartreİnsanlar; onlara yukarıdan bakmak gerek. Işığı söndürüp pencereye geçiyordum: Yukarıdan birisinin onları gözleyeceğini akıllarına bile getirmiyorlardı. Önden görünüşlerine dikkat ederler, bazı da arkadan görünüşlerine, ama bütün gösterileri bir yetmişlik seyirciler için hesaplanmıştır. Zaten kim kalkar da bir melon şapkanın altıncı kattan görünüşünü düşünür? Omuzlarını ve kafalarını canlı renkler, göz alıcı kumaşlarla savunmayı bir yana korlar.

Devamı…Sartre: Yalnızlık; düşündüklerinizin kafanızın duvarlarına çarpıp tekrar içeride kalmasıdır

Hayata yapılacak o kadar çok hata varki, aynı hatayı yapmakta ısrar etmenin anlamı yok! – Sartre

Kötü Niyetin Sonuçları
Bu zor durumdan kurtulabilmemiz için, kötü niyetin sonuçlarını daha yakından incelemek ve bunların bir betimlemesini yapmak doğru olur. Bu betimleme kötü niyet şartlarının olasılığını daha açıklıkla saptamamızı sağlayabilir. Yani, çıkış sorumuza cevap olabilir: «İnsan, kendi varlığında ne olmalıdır ki, kötü niyetin varlığı olabilsin?» Örneğin, ilk buluşmasına giden bir kadın, kendisiyle konuşan erkeğin kendine göre geliştirdiği niyetlerini gayet iyi bilir. Er veya geç bir karar almak zorunda olduğunu da bilir. Fakat bu ivediliği hissetmek istemez: Karşısındakinin davranışının ölçülü ve saygılı oluşuna yönelir. Bu davranışı «ilk yaklaşımları» gerçekleştirecek bir girişim olarak kavramaz. Yani, bu davranışın gösterdiği zamansal (temporel) gelişme olasılıklarını görmek istemez: Bu tutumu o anki haliyle sınırlandırır. Kendine söylenen şeylerin açık anlamından başka bir anlamı olduğunu anlamak istemez.

Devamı…Hayata yapılacak o kadar çok hata varki, aynı hatayı yapmakta ısrar etmenin anlamı yok! – Sartre

Jean Paul Sartre: Fakat hayatımın her anı ölü bir yaprak gibi benden kopup gidiyor

sartreDoğal eğilimim, bugün çok daha iyi olduğumu düşünerek geçmiştekileri aşağı çekmektir. Stendhal’de çok dokunaklı olan kendi kendiyle dayanışma hali, onu en iyi anlarını tasvir etmekten alıkoyar çünkü onlardan söz ederek onların kendisi için değer kaybedeceğini düşünür, bence çok büyük bir hata bu. Benim hayatımın bu kadar açık olmasının bir nedeni de büyük ölçüde budur. Her şey benden kopup gidiyor ve ben herşeyi herkese veriyorum, çünkü zaten kopuyorum. Kendimin pruvasında derin bir yalnızlık… Öyle sanıyorum ki çok sayıda duygunun benden uzak olmasının nedeni bu.

Devamı…Jean Paul Sartre: Fakat hayatımın her anı ölü bir yaprak gibi benden kopup gidiyor

“Her seçiş bir vazgeçiştir.” Kötü Niyet Üzerine Düşünceler – Jean Paul Sartre

Sırtım olmasın isterdim; ben onları görmediğim zaman insanların bana bir şeyler yapmalarından hoşlanmıyorum

İnsan evrende, sadece olumsuzlukları ortaya çıkaran bir aracı değil, kendine karşı da olumsuz davranışlarda bulunabilen bir varlıktır. Bilinci “varlığı, kendisinden başka bir varlığı içerdiği ölçüde kendi varlığı kendisi için problem olan varlık” diye tanımlamıştık. Fakat, soru niteliğinde olan davranışın açıklanmasından sonra, bu formül şöyle de açıklanabilir: “Bilinç aslında, varlığında, kendi varlığının hiçliği bilinci olan bir varlıktır.” Örneğin, kendini savunmada ya da vetoda insan varlığı gelecek bir aşkınlığı  yadsır. Fakat bu olumsuzluk açıklayıcı değildir. Bilincim bir olumsuzluğu görmek için sınırlandırılmamıştır.  Bilinç, bir başka insan gerçekliğinin kendi olanağı olarak yansıttığı bir olanağın hiçleşmesi gibi, kendi kendine kurulur. Bu yüzden, bilinç evrende bir HAYIR olarak belirir. Bu, kölenin efendisinden önce kavradığı bir Hayır ya da kaçmak isteyen bir tutsağın kendisini gözetleyen nöbetçiyi kavradığı gibidir.

Devamı…“Her seçiş bir vazgeçiştir.” Kötü Niyet Üzerine Düşünceler – Jean Paul Sartre

“Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur” Aydının Rolü – Jean Paul Sartre

Bu tümleyici iki çelişki rahatsız edicidir ama, ortaya çıkmamasından daha az ciddidir. Gerçekten de sömürülen sınıfların bir ideolojiye değil, toplum üzerine edinilecek pratik bir doğruluğa (hakikate) gereksinimleri vardır. Yani, kendilerinin yalnızca söylensel (mitik) bir tasarımını yapmışlardır da, dünyayı değiştirmek için onu tanımak gereksinimini duymaktadırlar. Bu onların hem konumlanmak istedikleri (çünkü bir sınıfın bilgisi tüm öteki sınıfların bilgisi ile onların güç ilişkilerini içerir), hem de kendi organik ereklerini, onların bu ereklere ulaşmalarına olanak verecek olan praxis’i keşfetmek istedikleri anlamına gelmektedir. Kısacası, pratik doğruluklarına sahiplenmeleri gerekmektedir;

Devamı…“Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur” Aydının Rolü – Jean Paul Sartre

“Her şeyi ciddiye alıyordum, sanki ölümsüzmüşüm gibi.” | Duvar – Jean Paul Sartre

Varoluşculuk’un babası sayılan, Jean – Paul Sarte (1905-1980) Aydınlanma Çağı’ndan bu yana çağının tanığı ve bilinci (vicdanı) olabilmiş, edebiyata, felsefeye ve politikaya ilişkin görüşleriyle çağını etkilemiş, tartışmalara yol açmış ender bir yazar. Felsefesi doğrultusunda edebi mevzuları mesele ettiği Duvar adlı kitabında yazarın beş öyküsüne yer veriliyor.  “Deli oluyorum. Ben bir edebiyatçıyım ve beni gebertmek için matematik okutuyorlar.” , “İnan bana, her şeye kendini kandırmaya çalışmadan bakmak en iyisidir.” ve “Bana baktığı zaman ondan bana bir şeyler geçerdi. Bunun bittiğini düşündüm. Şu an da bana baksaydı bakışı gözlerinde kalır, bana kadar ulaşmazdı. Yalnızdım.”  diyor.
Kitaba adını veren Duvar adlı öyküde, Frankocular tarafından ölüme mahkum edilen bir cumhuriyetçinin direncini yititrip bir arkadaşını ele verişi; Oda’da kocasının deliliğini paylaşmaya çalışan Eve’in çabaları, çağcıl Erostrates’te kalabalığın üzerine ateş ettikten sonra teslim olan Paul Hilbert’in gerçeküstücü eylemi; Gizlilik’te iktidarsız kocasını daha erkeksi biri için terk eden ‘soğuk’ bir kadının öyküsü ele aldığı sözkonusu öyküyü aşağıdan okuyabilirsiniz.

Devamı…“Her şeyi ciddiye alıyordum, sanki ölümsüzmüşüm gibi.” | Duvar – Jean Paul Sartre

Jean-Paul Sartre’ın Bulantı’sı ve Varoluşçuluk – Mustafa Özcan

“Geleceği görüyorum. İşte orada, sokakta. Şimdiden daha silikçe. Daha ne bekliyor gerçekleşmek için sanki? Gelecek, bu ihtiyar kadına daha fazla ne sağlayabilir ki? İhtiyar kadın topallayarak uzaklaşıyor. Aniden duruyor. Başörtüsünden sarkan aklaşmış bir tutam saçı yana doğru itiyor. Yeniden yürümeye koyuluyor. Demin oradaydı, simdi ise burada… Hiç anlayamıyorum içinde bulunduğum durumu: Hareketlerini gerçekten görebiliyor muyum, yoksa onları tahmin mi ediyorum? Şimdiyi gelecekten hiç ayırt etmiyorum artık. Çünkü, sürüp gidiyor bu, yavaş da olsa gerçekleşiyor; ihtiyar, koskocaman erkek ayakkabılarını sürüye sürüye ilerliyor issiz sokakta. Budur iste zaman, hem de çırılçıplak zaman, yavaşça varoluyor. Kendini beklettirir ve geldiğinde de tiksinti verir. Çünkü, zaten, uzun süredir onunla birlikte bulunulduğunun farkına varılır. İhtiyar, sokağın kösesine yaklaşıyor. Ufacık kara bir kumaş yığınından başka bir şey değildir artık o. Evet, doğru, bu, yeni bir şey. Demin orada değildi. Ama bu, insanı şaşırtmayan tatsız ve silik bir yenilik. Sokağın kösesini dönmek üzere ihtiyar kadın, dönüyor iste…bitmek bilmeyen bir süreden beri.

Devamı…Jean-Paul Sartre’ın Bulantı’sı ve Varoluşçuluk – Mustafa Özcan

Var olmaktan başka hiçbir şey yok | Bulantı – Jean Paul Sartre

Geleceği görüyorum. İşte orada, sokakta. Şimdiden daha silikçe. Daha ne bekliyor gerçekleşmek için sanki? Gelecek, bu ihtiyar kadına daha fazla ne sağlayabilir ki? İhtiyar kadın topallayarak uzaklaşıyor. Aniden duruyor. Başörtüsünden sarkan aklaşmış bir tutam saçı yana doğru itiyor. Yeniden yürümeye koyuluyor. Demin oradaydı, simdi ise burada… Hiç anlayamıyorum içinde bulunduğum durumu: Hareketlerini gerçekten görebiliyor muyum, yoksa onları tahmin mi ediyorum?

Şimdiyi gelecekten hiç ayırt etmiyorum artık. Çünkü, sürüp gidiyor bu, yavaş da olsa gerçekleşiyor; ihtiyar, koskocaman erkek ayakkabılarını sürüye sürüye ilerliyor ıssız sokakta. Budur işte zaman, hem de çırılçıplak zaman, yavaşça var oluyor.

Devamı…Var olmaktan başka hiçbir şey yok | Bulantı – Jean Paul Sartre