12 Bin Yıllık Açık Müze, Geçmiş Zamanların Şehiri: MARDİN | Mardin Müzesine Sanal Gezi


Mardin, mimari, etnografik, arkeolojik, tarihi ve görsel değerleri ile zamanın durduğu izlenimini veren, bir dağın tepesinin etrafına altın bir gerdanlık gibi  kurulmuş olan bir kent. Çok kültürlü geçmişi, çeşitli medeniyetlerden kalan tarihi  izlerle Yukarı Mezopotamya’nın en eski şehirlerinden biri. M.Ö.4500′ den başlayarak klasik anlamda yerleşim, gören Mardin, Subari, Sümer, Akad, Babil, Mitaniler, Asur, Pers, Bizans, Araplar, Selçuklu, Artuklu, Osmanlı dönemlerine  ilişkin bir çok yapıyı bünyesinde harmanlayabilmiş önemli bir açık hava müzesidir.

Devamı…12 Bin Yıllık Açık Müze, Geçmiş Zamanların Şehiri: MARDİN | Mardin Müzesine Sanal Gezi

Atom bombası, ölüm makinaları ve dünyanın sonunu hazırlayan insanlık

İlk atom bombasının öncüsü ve Manhattan Projesinin mimarı ünlü fizikçi J. Robert Oppenheimer, 16 Temmuz 1945 günü New Mexico çölünde dalgın dalgın yürümektedir. Önüne ters dönmüş bir kaplumbağa çıkar, onu alır ve düzeltir. Sonra usulca mırıldanır: Hiç olmazsa bunu yapabildim. O gün ilk atom bombası denemesi başarıyla sonuçlanmış, patlama sonucu nükleer çağ başlamıştır. Oppenheimer’in karşısına çıkan kaplumbağa patlamanın sıfır noktasından kilometrelerce uzaklıktaki yerinde bombanın şok dalgasına maruz kalmıştır. Atom mantarından yayılan ışık tüm çölü aydınlattığında Trinty (Kutsal teslis) adlı ilk projenin yöneticisi Kennet Bainbridge sabah karanlığında yayılan ışığa bakıp elinde olmadan; “îşte şimdi hepimiz orospu çocukları olduk” demiştir, çevresindekilere.

Devamı…Atom bombası, ölüm makinaları ve dünyanın sonunu hazırlayan insanlık

Anadolu’nun Grek Anakarasına Etkileri

Klasik uygarlığın kökeni araştırılınca, klasik kültürün apaçık olarak ilk belirdiği – yani kendilerine sonraları Hellenik diyen toplumun, kendilerine barbar dedikleri yabancılardan ayırdıkları ve Olymposlu tanrıları teşkil ettikleri – yerin, Anadolu’da İonya olduğu anlaşılır. (MÖ 9. veya 10. yy)
Grekçede ne üzümün, ne şarabın, ne incirin ve özellikle ne de zeytinin adlarının Grekçe aslından olmayıp, birçok dağ, burun ve körfez adları gibi, bir Anadolulu dilin kökeninden oldukları anlaşılmıştır. Delice zeytini, Portekiz’den Hindistan’a kadar vardır. Ama zeytinin bir besin maddesi olarak kullanışı, Yunanistan’a Anadolu’dan geçmiştir. Çünkü Homeros, Anadolu’da zeytinyağının, tuvalet yağı olarak, hatta yazısının başka bir yerinde ilaç olarak kullanıldığını anlatır. Tabi ki, bir besin maddesi olarak kullanıldığını yazmaya gerek görmemiştir.

Devamı…Anadolu’nun Grek Anakarasına Etkileri

18. Yüzyıl Aydınlanma Felsefesi ve Gelişiminde Belirleyici Bazı İsimler

.
Aydınlanma Çağı olarak adlandırılan tarihsel dönem, Aydınlanma felsefesinin 18. yüzyılda doğup benimsenmeye başladığı dönemdir. Batı toplumunda 17. ve 18. yüzyıllarda gelişen ve akılcı düşünceyi eski, geleneksel, değişmez kabul edilen varsayımlardan, önyargılardan ve ideolojilerden özgürleştirmeyi ve yeni bilgiye yönelik kabulü geliştirmeyi amaçlayan düşünsel gelişimi kapsayan dönemi tanımlar.

Devamı…18. Yüzyıl Aydınlanma Felsefesi ve Gelişiminde Belirleyici Bazı İsimler

I – Anadolu Aydınlanma Felsefesine Giriş Üzerine – Cengiz Erengil

Anadolu Aydınlanma Felsefesi terimi, sohbet geleneği üzerine kurulu, teorik ve pratik yanları olan bir tarihsel süreç olarak değerlendirilebilir. Sohbet kavramı ise, ‘özgür özneler arası anlamlı iletişim kuruluşu etkinliği’ olarak tanımlanabilir.
Felsefe kavramı ‘durağan bir tanımsal yapı’ olarak değil fakat bir ‘insanî etkinlik süreci’, ‘şekilsiz maddenin doğanın oluşum sürecinde biçimli bütünlükler oluşturması’ gibi ‘insan usunun düşünme, söz, yazı etkinlikleriyle ussal bütünlükler oluşturduğu’ bir ontolojik ve epistemolojik süreçtir. Doğanın oluşum sürecini varlık kavramından başlatarak kuran ontolojik bilgi süreci, bir felsefe kuramının oluşturulmasına örnek alınabilir. Kurgul felsefe, “kavramı”, ‘varlık’tan ya da ‘onto’ dan başlatarak bir oluşum süreci olarak kurar.

Devamı…I – Anadolu Aydınlanma Felsefesine Giriş Üzerine – Cengiz Erengil

Sıfır’ın Tarihi: Kendi başına bir değeri olmayan, başka rakamlarla anlam kazanan bir elaman

Sıfır sayısı, aritmetikte 0 rakamını simgeler. Diğer rakamlardan çok sonra bulunan sıfır, bugünkü sayı sisteminde sıkça kullanılır. Bir niteliğin yokluğunu temsil eder. Kendi başına bir değeri olmayan, ancak kendinden önce veya sonra gelen rakamlarla anlam kazanan, ondalık sayı sisteminde sağına geldiği rakamı on kere büyüten bir sayıdır. Toplamada toplandığı sayıyı değiştirmeyen yani etkisiz, çarpmada sonucu sıfır yapan yani yutan, bölmede ise böldüğü sayıyı sonsuza yaklaştıran yani  sonuçsuz elemandır.
Birçok skalada sıfır başlangıç ya da nötr bölgeyi temsil eder. Say doğrusunda sıfırın sağı artı, solu eksi değerleri barındırır.  Sıcaklık derecelendirmelerinde sıfırın yeri derecelendirme sistemine göre değişir.
Ortaçağ’da karanlık ve engelleyici olarak nitelenen  sıfır,  Köken olarak Arapça “.” (sıfr) sözcüğünden gelir. Fransızca sayı anlamına gelen “chiffre” kelimesi, Almanca “ziffe”,  İngilizce “zero” ve Türkçeye “sıfır” olarak geçer.

Devamı…Sıfır’ın Tarihi: Kendi başına bir değeri olmayan, başka rakamlarla anlam kazanan bir elaman

Şeyh Bedreddin: Topluma gerçeği gösteren bir düşünür, devrimci bir savaşçı

Şeyh Bedreddin’e göre, dünyanın toprağı ve bu toprağın bütün ürünleri insanların ortak malıdır. “Ben senin evinde kendi evim gibi oturabilmeliyim, sen benim eşyamı kendi eşyan gibi kullanabilmelisin. Çünkü bütün bunlar hepimiz içindir ve hepimizin malıdır” der
Bedreddin sevgiyi, insanın bütün kötülüklerden kurtulması, yücelmesi ve Tanrı katına yükselmesi olarak anlar. Eşitlik ve kardeşlik düşüncesini hep ön planda tutar. Bu anlamıyla Anadolu topraklarında yetişmiş insanlık tarihinin en önemli halkçı/toplumcu önderidir.

Devamı…Şeyh Bedreddin: Topluma gerçeği gösteren bir düşünür, devrimci bir savaşçı

Bir şiir, iki şairin öyküsü; Haziranda Ölmek Zor

“ ‘uyarına gelirse / Tepemde bir de çınar’
Demişti on yıl önce / demek ki on yıl sonra / demek ki sabah sabah / demek ki ‘manda gönü’ / demek ki ‘şile bezi’/ demek ki ‘yeşil biber’/ bir de memet’in yüzü / bir de güzel istanbul / bir de ‘saman sarısı’ /bir de özlem kırmızısı/ demek ki göçtü nazım/ kaldı yürek sızısı/ geride kalanlara /  yıllar var ki ter içinde / Taşıdım ben bu yükü/ bıraktım acının alkışlarına / 3 haziran 63’ü!”

Tanıdığım için övünç duyduğum, sevgili dost, büyük ozanların iz sürücüsü, 1984 yılında yitirdiğimiz Hasan Hüseyin Korkmazgil’in kitabının adı seçtiğim başlık.. Kitaba adını veren ve içinden Nazım’ın bir ağıt gibi aktığı bu şiiri yine bir Haziran aydınlığında , 2 Haziran’da, tıpkı Nâzım gibi gurbette Sofya’da bir hastane yalnızlığında göçüp giden Orhan Kemal’e armağan etmiş ozanımız, “Orhan Kemal’in güzel anısına” diye not düşerek..

Devamı…Bir şiir, iki şairin öyküsü; Haziranda Ölmek Zor

Deniz Gezmiş anlatıyor; Bir burjuva, Beethoven’in Yedinci Senfonisi’ni, inanki, bir devrimci kadar anlayamaz’

deniz-gezmisYalnızsın. Gemerek’in dışında bir benzin istasyonunun arkası. Yerler ıslak. Çamur. Zifiri bir karanlık. Bir yamaçtasın orada. Yalnızca jandarmaların attıkları mermilerin alevlerini görüyorsun. Ateş etsen yerin belli olacak; ateş edemiyorsun.
O anda bombayı atmak aklıma geldi. Kafan çalışıyor. Mantığın tıkır tıkır işliyor. Soğukkanlısın. Pimini çekip bombayı elinde tutuyorsun bir iki saniye. Pimi çektikten dört saniye sonra bombanın patlaması gerek. Vakit geçirmemek gerek. Bomba elinde patlayabilir; bunun korkusu var içinde; elinde patlarsa diye.
Fırlatıyorsun bombayı. Sinip bekliyorsun. O andaki bekleme müthiş işte. Müthiş uzun geliyor o süre; zaman bir türlü geçmiyor; saniyeler dolmuyor bir türlü. Bomba, savunma bombası. Patlayınca bayağı etkili patlar. Havada birtakım kollar bacaklar göreceğini sanıp bekliyorsun.

Devamı…Deniz Gezmiş anlatıyor; Bir burjuva, Beethoven’in Yedinci Senfonisi’ni, inanki, bir devrimci kadar anlayamaz’

Bir şehrin sembolü saat, ustasının hüzünlü hikayesi ve bir şiir

prag saat
Prag’ta, Eski şehir meydanında şehrin kalbi gibi atan bir saat durmaktadır. Nazım Hikmet’in tanımıyla “Hanuş Usta’nın yaptığı ve Prag’ meydanındaki Saat”  bu özeliğini koruyarak halen kentin en önemli ve en şık simgesi olarak günümüze kadar gelmiştir. Bir çok kişiyi zaman içinde geçmişin izlerinde  yolculuğa çıkarmakla kalmayan eser bununla birlikte ustasının hüzünlü hikayesini geçmişten geleceğe üstünde taşıyor

Devamı…Bir şehrin sembolü saat, ustasının hüzünlü hikayesi ve bir şiir

1100 Ahşap kazığın üzerinde devasa bir yapı, Haydarpaşa Garı 100 yaşında


Osmanlı Padişahı Abdülhamit tarafından 1906 yılında yaptırılmaya başlanan ve iki yıl gibi kısa bir zamanda hizmete açılan Haydarpaşa, adını da III. Selim’in paşalarından olan ve tahmin edeceğiniz gibi Haydar Paşa’dan alır. Abdülhamit’e pek de şans getirmeyen Haydarpaşa Garı, hizmete girdiği yıl padişah tahttan indirilmiştir. Temeline Alman ve İtalyan ustaların Lefke’den gelen ilk taşı koymasından itibaren geçen tam 10 yıl boyunca, İstanbul’un başına gelenlerden bu anıtsal gar binası da payını alır. Birinci Dünya Savaşı yıllarında gar deposunda bulunan cephaneliğe yapılan sabotaj sonucu binanın büyük bir bölümü zarar görür ve onarım sonucunda da bugünkü haline gelir.

Devamı…1100 Ahşap kazığın üzerinde devasa bir yapı, Haydarpaşa Garı 100 yaşında

Dolmabahçe Sarayı (Beşiktaş)

İstanbul ili Beşiktaş ilçesinde, Boğaziçi ile Dolmabahçe Caddesi arasında yer alan 250.000 m2’lik alanda kurulmuş olan Dolmabahçe Sarayı, günümüzden dört yüzyıl öncesinde büyük bir koy konumunda idi. Osmanlı döneminde donanmanın sefere çıktığı, dönüşte karşılandığı bu koy XVII. yüzyıldan sonra doldurulmuş ve çoğu kez de padişahların eğlenceler düzenlediği bir Hasbahçe’ye dönüşmüştür.

Devamı…Dolmabahçe Sarayı (Beşiktaş)

Şeyh Bedreddin’in yaşamı, felsefesi, isyanı, duruşu ve destanı cafrande.org’ta

Tarih üzerine düşünmek, ölmüş-gitmiş olanlarımızı yeniden aramıza taşıma işidir. Bu yolla tarihe sahip çıkma girişimidir. Bunu sağlıklı yapamazsak ölmüş-gitmiş kimi alçakların ‘oyuncağı’ olabiliriz; çünkü tarih, yalnızca dürüstlerin değil, alçakların da tarihidir, ortak tarihtir ya da tarih içinde tarihtir. Eksikliği yaşam ‘bağışlamaz’, ‘boşluk’ da tanımaz; ne olup ne bitiyor demeye fırsat bulamadan tarih ‘egemenin hizmeti’ne girer ya da bizler bu tarihin ‘hizmetçisi’ oluruz. Böylesi bir son yakalandığında, ‘ölüler yaşayanları bir bir gömmeye’ başlar. Yaşamın geleceğine egemen olmak istiyorsak ‘zamanı yutmak’, kendimize egemen olmak istiyorsak ‘yutulan zamanı gözlemek durumundayız.

Devamı…Şeyh Bedreddin’in yaşamı, felsefesi, isyanı, duruşu ve destanı cafrande.org’ta

İdam edilişlerinin 36. yılında Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan belgeseli

“Bundan 40 yıl kadar önce, 1969’da, Abdullah Gül İstanbul Üniversitesi’nin Beyazıt’taki merkez binasında bulunan İktisat Fakültesi’nde okurken, hemen onun yanındaki Hukuk Fakültesi’nde de Deniz Gezmiş okuyordu. Gül, İslamcı Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) liderlerinden biriydi, Gezmiş de Devrimci Öğrenciler Birliği (DÖB) lideriydi. Rivayete göre devrimci öğrencilerin okula girmesini yasakladıkları militan İslamcılardan biri de Gül’müş… Çok
değil üç yıl sonra, 12 Mart muhtırasıyla gelen baskı döneminde, Mayıs 1972’de askeri mahkeme devrimci Deniz’i astı.
Askerlerden Süleyman Demirel’e kadar uzanan geniş bir kesim, devrimci öğrenci liderini darağacına gönderince günün birinde İslamcı öğrenci liderini de Çankaya Köşkü’ne gönderdi

Devamı…İdam edilişlerinin 36. yılında Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan belgeseli

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org