Nazım Hikmet’ten Kemal Tahir’e Mektup: Nurullah Ataç’ın Gorki için söylediklerini kabul etmiyorum

nazım hikmet“Yalnız Nurullah Ataç’ın Gorki için söylediklerini asla kabul etmiyorum. Bilakis, Gorki insanlar yaşadıkça yaşayacaktır. Çünkü yeryüzünün en büyük şairidir. Ama Nurullah, Gorki’yi bildiğimiz manada roman ölçüsüne vurmuşsa kabahat kendinde. Gorki’ye romancı demek Marx’a sadece iktisatçı demek kadar gülünçtür. Bu bahsi de uzatmakta mana yok. En büyük şair, ressam ve musikişinas ve kavga adamı Gorki’yi bir Balzac, bir Tolstoy ve bir Dostoyevski filan gibi romancı ölçüsüyle ölçmek ve öylece hüküm vermek eşekliğin dik âlâsı olur. “

Devamı…Nazım Hikmet’ten Kemal Tahir’e Mektup: Nurullah Ataç’ın Gorki için söylediklerini kabul etmiyorum

“Faşizm için her şey devletin içindedir. Devletin dışında manevi veya insani hiçbir şey yoktur”

Kardeş,
Sen Roma’yı kartpostallardan, tarih ve coğrafya kitaplarına basılan fotoğraflardan tanırsın. Taşları Sezar’ların ve Lejyonların kabartmalarıyla oymalı üç gözlü kapılar; kıyılarının yarısını fareler yemiş kocaman bir eleğe benziyen Koliseum; Batrus resul kilisesi meydanı ve güvercinler; Palazzo Venezia sarayı, balkonu ve bu balkonda ağzı bir karış açık, sağ eli kalçasında, sol eli havada, öylece donakalmış Mussolini.
Fakat bu kartpostallar Roma’sına benzemiyen bir Roma daha vardır. Onun ne fotoğraflarını çekerler, ne kartpostallarını satarlar. Bu ikinci Roma’nm adı: Cartieri Popolari – HALK MAHALLELERİ’dir… Burada evler, Amerika’ya göç edemiyen bir İtalyan işsizinin umutsuzluğuna benzer. Buranın karanlığı terlidir, yapışkandır ve kokusu ağırdır. Bu mahalleler, boyalı kartpostalların parlaklıklarında bile ışık bulamadıkları için ne coğrafya kitaplarına girerler, ne de güzel, tarihî manzaralar meraklısı yolcuların koleksiyonlarına…

Devamı…“Faşizm için her şey devletin içindedir. Devletin dışında manevi veya insani hiçbir şey yoktur”

Nâzım Hikmet’in Şiirinde Gurbet, Hasretlik, Özlem – Gültekin Emre

Nâzım Hikmet şiiriyle karşılaşmamın, onun beni derinden sarsmasının, şiirimdeki etkilerinin izlerini irdelemek, onun şiirini kaç kere okuduğumun da üstünde durmak istemiyorum. Yalnız yazmadan geçemeyeceğim şey şu: Onun şiirini, 1980’den beri yaşadığım Berlin’de – onun da birkaç kez geldiği bu kentte- , bir kez daha okuyunca, benim gurbetliğimin onun gurbetliğinin yanında hiç kaldığının altını çizmem gerekiyor.
Elbette herkesin gurbeti kendine göredir. Herkes gurbeti farklı duygularla ele alabilir. Nâzım, hapislerinde yattığı, baskı gördüğü ülkesini çok sevdiğinin altını çizmekten çekinmez şiirlerinde. Ayrılıkların, özlemlerin her türlüsünü bildiğini de yazar açıkça. Onun şiirlerindeki gurbeti tanıdığımı sanıyorum. Onun gibi ülkeme gidememe sıkıntılarım olmasa da, bir başka dilin, bir başka kültürün altında yaşamanın acılarını yakından tanıyorum, biliyorum; yaşadım, yaşıyorum. Bu büyük şairin şiirindeki gurbetle kendi gubetimi karşılaştırmadan, onun dünyasına, duygularına sokulmayı denemeye çalışacağım.

Devamı…Nâzım Hikmet’in Şiirinde Gurbet, Hasretlik, Özlem – Gültekin Emre

Nâzım Hikmet Ran ve Peyami Safa Kalem Kavgası: “İt Ürür Kervan Yürür”

Avrupa’daki, özellikle Almanya’daki sağa kaymanın Türkiye’de de etkileri görülmeye başlanınca, basın dünyasındaki sağcı yazarların sayıları da, saldırganlıkları da çok arttı. Nâzım Hikmet’in şiirimize getirdiği yenilikleri kabul ettirmiş olması, okul kitaplarına girmesi, hele devletçe yayımlanmış Fransızca bir tanıtım antolojisi olan Des Ecrivains Turcs d’Aujourd’hui’de yer alması, bu yazarları öfkelendiriyordu. Gazetelerdeki Orhan Selim imzalı yazılarıyla, üç beş kuruş kazanmak için, davasına yüz çevirdiğini, burjuvalaştığını söyleyenler, şiirin kurallarını bilmediğini, kültürsüz, değersiz, boş bir insan olduğunu, birkaç “kuduz” dışında gençlerin onun arkasından gitmediklerini ileri sürenler birbirini izliyordu.
Yusuf Ziya Ortaç, Orhon Seyfi Orhon gibi eski dost “Akbaba”cılar bile Orhan Selim’i köşeye sıkıştırmaya çalışan yazılar yayımlıyorlardı.

Devamı…Nâzım Hikmet Ran ve Peyami Safa Kalem Kavgası: “İt Ürür Kervan Yürür”

Geleneksel sol, Nâzım Hikmet ve Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın Kürt sorununa bakışı

Zeki Baştımar’ın 1962 Konferansına sunduğu Karar Tasarısı’nda TKP’nin geleneksel yaklaşımına uymayan ve Kürt hareketine destek içeren kimi ifadeler Konferansta tartışmalara neden oluyor. Konferansa katılan delegelerin milliyetçi bakış açıları çok çarpıcı bir şekilde açığa çıkıyor. Nâzım Hikmet, toplantıda kesin bir tutumla Kürt mücadelesini destekliyor ve Cezayir ulusal kurtuluş savaşı karşısında şovenist bir tutum alan Fransız Komünist Partisi’ni örnek gösteriyor.

Devamı…Geleneksel sol, Nâzım Hikmet ve Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın Kürt sorununa bakışı

Nazım Hikmet’in Şiir Üzerine Düşünceleri | ‘Sanat bahsinde sekterlik en büyük düşmanımızdır’

Gerçek şair kendi aşkı, kendi mutluluğu ve acısıyla uğraşmaz. Onun şiirlerinde halkının nabzı atmalıdır… Şair başarılı olmak için, yapıtlarında maddi yaşamı aydınlatmak zorundadır. Gerçek yaşamdan kaçan ve onunla bağıntısız konuları işleyen kimse, saman gibi anlamsızca yanmaya yargılıdır. (Babayef, Nâzım Hikmet, ss. 140-141)
Yeni şair, şiir lisanı, vezin lisanı, konuşma lisanı diye ayrı ayrı lisanlar tanımıyor… O, bir tek lisanla yazıyor : Uydurma, sahte, sun’i olmayan; canlı, geniş, renkli, derin ve sade lisanla. Bu lisanın içinde, hayatın bütün unsurları vardır. Şair, şiir yazarken başka şahsiyet, konuşurken veya kavga ederken başka şahsiyet değildir! Şair, bulutlarda uçtuğunu vehmeden dejenere değil, hayatın içinde, hayatı teşkilâtlandıran bir vatandaştır! (Babayef, Nâzım Hikmet, s. 141)

Devamı…Nazım Hikmet’in Şiir Üzerine Düşünceleri | ‘Sanat bahsinde sekterlik en büyük düşmanımızdır’

Nâzım Hikmet’in Düzyazı Sanatı* | “Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim” Romanı – Svetlana N. Uturgauri *

“Dinle kardeşim! diye hitap ederdi uzun zamandır tanıdığı bir arkadaşına, yeni tanıştığı bir kişiye, karşısına rast gele çıkan birine ve sorular sormaya hazırlanan nöbetçi bir polise. İnsanlara böyle hitap ederdi. Yaşamının sonuna kadar bütün halkların, bütün ülkelerin kardeş olacağı günün geleceğine sarsılmaz bir biçimde inandı ve billur gibi, melodik, yenilikçi şiirlerinde tutkuyla “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçe” isteğini dile getirdi. İçinde insanlara karşı tükenmeyen bir sevgi, ekmeğini şerefiyle kazanan herkese iyi şeyler sunma isteği hüküm sürüyordu. Yalınlığı, yumuşaklığı, nezaketi ve cazibesi olağanüstü, çelik gibi iradesiyle iç içeydi. Özgür ruhlu bir insandı: düşündüğünü söyler, her türlü kötülüğe açıkça karşı çıkarak  istediğini yazardı.

Devamı…Nâzım Hikmet’in Düzyazı Sanatı* | “Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim” Romanı – Svetlana N. Uturgauri *

Nazım’ın 1957 Bakû konuşması: “…desin ki; Nazım geldi, biz onu kardeş gibi bağrımıza bastık”

Nazım Hikmet, 1957 yılında, ikinci kez Azerbaycan`a gider. İlk gidişinden o yana tam otuz yıl geçmiştir. Bakû Üniversitesinde görkemli bir tören düzenlenir.. Konuşmalar yapılır, şiirler okunur.
Nazım Hikmet alkışlar arasında kürsüye gelir. `Yoldaşlar` diye başlar konuşmaya..
`Yoldaşlar, Şair olmak, hem de ihtiyar şair olmak benim gibi, biraz zor iş. Bakın ne oluyor, geliyorsunuz, gençler çıkıyor, sizi yüzünüze karşı övüyor. Yahşi şairdir diyor, yahşi adamdır diyor sen de orada oturuyorsun. Gel de ne yapacaksın yani? Gelin kız olsan, genç kız olsan güzeldir yahşidir deseler kırdırsın, ben ihtiyarsam ne halt edeyim yani?

Devamı…Nazım’ın 1957 Bakû konuşması: “…desin ki; Nazım geldi, biz onu kardeş gibi bağrımıza bastık”

İlya Ehrenburg’un hayatında ve hatıralarında “Eşine az rastlanır tam bir insan”: Nazım Hikmet Ran

1949 yılında yazdığım makalelerimden birini şu satırlarla bitirmiştim :  “Yüzyılımızın alın yazısını düşünürken, Türkiye şairi Nazım Hikmet’in “20. Yüzyıl ” başlığını taşıyan şiirini hatırladım:  -Hayır, kendi yüzyılım beni korkutmuyor,/ Benim zavallı,/ Benim büyük yüzyılım./ Hayır, / Ben kaçak değilim./ Bu dünyaya böyle erken geldim diye acımıyorum/ Kendi yüzyılımdan da/ Şikayet etmiyorum/ Ve korkmuyorum./ Ben – onun oğluyum/ Ve bununla övünüyorum.
Bunu, on iki yıl hapishanede yattıktan sonra bir inkilapçı yazıyordu, hem de, yirmi sekiz yıla mahküm olduğunu, kalbinden de hasta bulunduğunu bilerek yazıyordu. Bu satırları okuyunca, boğazımızda bir şeyler düğümlenir. Onun uzak elini sıkmak ve şunları söylemek isteğine kapılırız: “Bizim böylesine çok, böylesine temiz, dürüst cesur dostlarımız olduktan sonra, ötekiler hayatı hiçbir zaman yenemezler!’’

Devamı…İlya Ehrenburg’un hayatında ve hatıralarında “Eşine az rastlanır tam bir insan”: Nazım Hikmet Ran