Dr. Engin Geçtan’ın Ruh Biliminde Psikanalizin ve Varoluşçu Öğretilerin Bireşimi – Mert Sarı

engin geçtan İnsan mutlu olmak değil; haklı olmak, egemen olmak ister. Yine insan, gerçekte kısıdı olan yaşama süresini ve vital enerjisini yapıcılığa, sevişmeye, bilgilenmeye, seyahat ermeye değil; yıkıcılığa, savaşlara, anlamsız çabalara yatırır. Büyük bir kamusal alanın sahnesini doğa gezilerine ve sahici insanlarla iletişime yeğler. Bu gözlemler de psikanalizin insan ruhsallığının usdışı ve bilinçdışı itilimlerin basıncı altında devindiği önermesini doğrular. 20. yüzyıl, kitle savaşları ve faşizmle, bize insanın özerk bir özne olmaktan çok manipüle edilebilir bir kitle nesnesi olduğunu kanıtladı. Martin Heideger, bize insan varoluşunun en derin görünüş aşamalarının bile yoğun bir korkuyla kaplı olduğunu söyler. O hâlde gündelik gözlemler bize psikanalizin savlarının önemli ölçüde haklılığım gösterir. 

Devamı…Dr. Engin Geçtan’ın Ruh Biliminde Psikanalizin ve Varoluşçu Öğretilerin Bireşimi – Mert Sarı

Arthur Schopenhauer Felsefesinde Aşkın Metafiziği – Mert Sarı

Tüm diğer canlılarda ve hatta insanlarda da hep erkek seçtiğini, seçimde bulunduğunu sanır. Oysa bu büyük bir yanılsamadır. Gerçeklikte seçim hakkı hep dişil olanın elindedir. Dişil yan, kıt yumurtalarını en iyi dölleyebilecek ve yeni yavruların oluşmasını güvenceye alabilen eş adaylarını gözetir. Doğal dünyada bu kaba kuvvet iken, uygar yaşamda belki de toplumsal işlevsellik ve özel bildirişim yetenekleridir. İstencin tüm devinimlerindeki ana motif önce türün korunması, sonrada sürdürülmesi çabasıdır. Yani önce beslenebilme ve varlığını koruyabilme, sonrasında da üreyebilme çabaları. Türün süreğenliğinin sağlanmasında dişil bedenin çekiciliğinin kullanılmasına Schopenhauer “doğanın hilesi” demektedir. Doğa, amacını elde ettiğinde doğanın hilesi de düşer. Bütünüyle orgazmik bir yatışma, doyum sağlamış bir erkeğe, en seksapel kadın gövdesi bile fazla bir etki gösteremez.

Devamı…Arthur Schopenhauer Felsefesinde Aşkın Metafiziği – Mert Sarı

Afşar Timuçin’in Düşünce Tarihi Yapıtında Bütünsel İnsan Kavrayışı – Mert Sarı

Afşar Timuçin, yetkin bir seçicilikle, çağdaş yazında yoğunlaşılması gereken yazar ve yapıtlara çekiyor dikkatimizi. İlgili okurların, burada ancak başlıklarını sıralayabildiğim üç ciltlik yapıtta çok daha fazlasını bulacağından hiç kuşkum yok.

Tür bilinci kavramı, tüm insansal ol­guları, insanlık tarihinin gelişimi ekseninde görebilme bilincini anlatın İn­sanlık tarihinin gelişiminin öyküsüdür tür bilinci. Bütünsel insan kavrayışı ise, bireyin bilimsel, düşünsel, sanatsal ve yazınsal kav­rayış yetkinliğini anlatır.

Devamı…Afşar Timuçin’in Düşünce Tarihi Yapıtında Bütünsel İnsan Kavrayışı – Mert Sarı

Sorgulanmamış Bir Yaşam, Yaşamaya Değer Değildir – Mert Sarı

Anlamlı bir felsefi kavrayışı edinmek yaşamsal bir önemdedir. Deyim ye­rindeyse bu durum, can alıcı bir sorundur. Kimi insanlar bu yargıya, dudak kenarla­rındaki istihza kıvrımlarıyla küçümseye­rek gülebilirler. Ancak böyle bakanlar ya­nılıyorlar. Belirli bir yaştan itibaren haya­tımız için sürekli seçimlerde bulunmamız gerekir. Yaşamımızın ileri evrelerindeki ki­şisel doyumumuz, bu seçimlerin sahiciliği­ne bağlıdır. Yaşam bir defalıktır, yaşanmış bir hayatın müsveddesi olamaz. Diğer bîr deyişle, eski yanlışlarımızı temize çekemeyiz.

Devamı…Sorgulanmamış Bir Yaşam, Yaşamaya Değer Değildir – Mert Sarı

Martin Heidegger düşününde varlık ve zaman – Mert Sarı

“Yaşam ölüme giden dolanbaçlı bir yoldur” (Heidegger )
Bu ve izleyen bir kaç yazımızda düşün yapıtları üzerindeki ateşli tartışmaları bir türlü dinmek bilmeyen Martin Heidegger’i (1889–1976) ele alacağız. Martin Heidegger; Hegel, Marks, Nietzsche, Freud Frankfurt Okulu üyeleri ile birlikte en çok tartışılan yüksek kişiliklerden bir tanesidir. Böylesine ince kıvrımlarla bezenmiş bir düşün yapısını bir kaç yazının sınırları içerisinde tüketmeye kalkışmak bizi kaçınılmaz olarak bir vulgarizasyona (basitleştirme) zorunlu kılacak. Neylersiniz ki çağımız tümden bir vulgarizasyon ve banalite (bayağılaştırma) çağı. İlkin Heidegger’in başyapıtı sayabileceğimiz ve 1927 ‘de felsefe ve görüngübilim yıllıkları içersinde yayınlanan “varlık ve zaman” yapıtına değineceğim. Kanımca Heidegger, insanın, evren, toplum, hayat karşısındaki konumunu en anlamlı biçimde ortaya koymuş çözümlemiş bir düşünürdür. Türkçe bir sözcük olan yaşam sözcüğü yerine Arapça kökenli bir sözcük olan hayat sözcüğünü bilinçle seçmiş bulunmaktayım. Yaşam sözcüğü organizmanın canlılık yetisini dile getirirken hayat sözcüğü buna ek olarak onun varoluş bilincini anlatır. Ruhbilim, toplumbilim, insanbilim (antropoloji) de insanı betimleyen disiplinlerdir. Ancak hiçbiri onun evren, toplum, hayat karşısındaki bütünsel konumlanışını açıklayamaz. İlkin insan bir Dasein’dır, bir “orada” varlıktır. Da sözcüğü Alman dilinde orada anlamına gelen bir gösterme zamiridir. Sein sözcüğü de aynı dilde varlık demektir. İnsan varlığı bir “orada” varlıktır.

Devamı…Martin Heidegger düşününde varlık ve zaman – Mert Sarı

Kadının Toplumsal Ezilmişliğinin Tarihsel ve Ekonomik Arka Planı – Mert Sarı

Kimi küçük anaerkil (matriyakarkal) yerli ekinleri dışında tüm insanlık baba “erkini” yaşamakta. Yoğunluğu, toplumların modernleşme düzeyleriyle ters orantılı olarak farklılık gösterse de erkek egemenliği sosyal ilişkilerin yaşanılış biçiminin baskın karakteri babaerkilik ya da eş anlamıyla ata erkillik sosyal ilişkilerde kadın varlığı için cinsiyet temelinde eşitsizlik, ayrımcılık ve hiyerarşi doğururken erkek cinsine toplumsal üstünlük, öncelik ve güç saptamakta.Kısacası cinslerin, cinsiyetlerinden kaynaklanan eşitsizlik ve zor içerikli toplumsal ilişkiler ata erkilliğin belirgin sosyal vasfı.

Devamı…Kadının Toplumsal Ezilmişliğinin Tarihsel ve Ekonomik Arka Planı – Mert Sarı

Özgeciliğe Adanmış Bir Yaşam: Simone Weil – Mert Sarı

Kahraman uluslar yoktur hiçbir zaman. Her ulusun kendi kahramanı ve korkakları vardır. Hiçbir kahramanlık çağı da yaşanmadı henüz, her çağ kendi kahraman, düzenbaz ve soytarıları yaşadı. Simone Weil ‘in yaşamı özgeciliğe, insanlık ülküsüne adanmış son çağ heroslarından. Dostlarım bağışlasınlar ne zaman güzelliği, erdemliliği düşünsem eski yunanca sözcükler geliyor aklıma hep.

Dupduru Türkçesine hayran olduğum Melih Cevdet üstadın, Zülfü Livaneli’ce ezgilendirilmiş anı şiirini herkes bilir. 50’li yılların başında ABD’de haksız bir suçlamayla elektrikli sandalyeye gönderilmiş Rosenberglere adanmıştır o şiir. “ Sevdiğim çiçek adları gibi, sevdiğim sokak adları gibi tüm sevdiklerimin adları gibi adınız geliyor aklıma”. İşte böyle düşer benim aklıma Simone Weil adı.

Devamı…Özgeciliğe Adanmış Bir Yaşam: Simone Weil – Mert Sarı

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org