Hakimiyetin Millette Olmasını Sağlamanın Bir Yolu Var Mıdır? – Robert Michels

Demokrasi, örgütlenme olmadan anlaşılamaz. Bu önermeyi kanıtlamak için birkaç söz yeterli olacaktır.
Toplumun karşısında belirli iddiaların bayrağını dalgalandıran ve sınıfının yerine getirdiği ekonomik işlevlerden doğan düşünsel hedeflerinin gerçekleşmesini arzulayan bir sınıfın örgüte ihtiyacı vardır.

Devamı…Hakimiyetin Millette Olmasını Sağlamanın Bir Yolu Var Mıdır? – Robert Michels

Azınlığın Ayrıcalığına Son Vermek: Devletin Elegeçirilmesi – Antonio Gramsci

Antonio GramsciTarihin yasaları, devlet olarak örgütlenmiş mülksahibi sınıf tarafından konulmuştur. Devlet her zaman tarihin başoyuncusu olmuştu, çünkü mülksahibi sınıfın gücü devletin dişlilerinde toplanır; mülksahibi sınıf, devletin bünyesinde rekabetin do­ğurduğu çatışmaların ve ayrılıkların ötesinde, kendini disipline sokar ve bir birlik biçiminde kendini örgüt­ler; bunu yapmasının amacı, rekabetin en yüksek aşamasına varıncaya kadar, yani toplumun düzenlen­mesi ve yönetilmesinde en başta gelen rolü, iktidarı elde etmek için verilecek, sınıf mücadelesine kadar, kendi ayrıcalıklı durumunun olduğu gibi kalmasını sağlamaktır.

Devamı…Azınlığın Ayrıcalığına Son Vermek: Devletin Elegeçirilmesi – Antonio Gramsci

Sermaye, Devlet ve İşçi Katliamları Üzerine… – Fikret Başkaya

Eğer devlet gerçekten toplumun, kamunun hizmetinde olsaydı, mesela su özelleştirilir, parayla alınır-satılır mıydı? Bir özel kâr ve kazanç nesnesine dönüştürülür müydü? Hızını alamayıp bir de su vergisi alınır mıydı? Siz kimin suyunu ve ne hakla kime satıyorsunuz denmez miydi? Üstüne üstlük alınan vergi bir de suyu satan kapitaliste “teşvik” adı altında hediye edilir miydi? Hangi insan aklı, hangi mantık suyun özelleştirilmesini, bir kâr aracına dönüştürülmesini haklı gösterebilir? Ortada basbayağı bir insanlık ayıbı, bir insanlık suçu yok mu? Bundan büyük ayıp, bundan büyük suç olur mu?

Devamı…Sermaye, Devlet ve İşçi Katliamları Üzerine… – Fikret Başkaya

Çalışma etiği ya da alçaklığın evrensel tarihi – Arbeit Macht Frei

friedrich engelsYoksulların, ölüm ve çalışma ikilemi arasında özgürce çalışmayı tercih etmelerinden başka seçenekleri yoktur (çalışmazsan mahvolursun). Artık “burjuvazi, sözcüğün en geniş anlamıyla tüm yaşam araçlarının tekelini eline geçirmiş”, eski insani değerler unutturulmuş, kapitalist toplumda işçi sınıfının statüsü, ücretli kölelik konumuna denk düşürülmüştür. Bunun anlamı, bir bütün olarak işçi sınıfının her zaman kapitalist sınıfın kullanımına hazır olması demektir. Fakat, klasik kölelik’ ten farklı olarak, kapitalistler artık işçi sınıfının durumuyla ilgili hiç bir sorumluluk almazlar.
Engels, “işçi, ister yasal, isterse fiili olarak olsun varlıklı sınıfın kölesidir. Herhangi bir mal gibi alınıp satılır durumda olan bir köle. Fiyatı da bir malın fiyatı gibi yükselir veya düşer… Buna karşılık bu sistemde burjuvazi antik sistemdekine göre çok rahattır, zira, hiçbir sermaye yatırmadığı bu insanları istediğinde kovabilir…

Devamı…Çalışma etiği ya da alçaklığın evrensel tarihi – Arbeit Macht Frei

Batı Medeniyeti: Köle İsyanlarından İşçi Sınıfı Başkaldırılarına – Fikret Başkaya

Fikret-BaşkayaTrakyalı bir çoban olan Spartakus ücretli asker olarak Roma ordusuna alınmış, ordudan firar etmiş, yakalanmış ve köle olarak satılmıştı. İtalya’nın güneyinde bir gladyatör okulu sahibi tarafından satın alındığı, okuldan bir grup arkadaşıyla kaçtığı ve önce haydutluk yaptıkları ama zamanla “sosyal eşkıya” niteliği kazandığı ve köleleri özgürleştirmek, ayaklandırmak üzere harekete geçtiği biliniyor. Bir zaman sonra Spartakus’un ünü yayılıyor, kölelerin umudu hâline geliyor ve İtalya’nın her yerinden köleler Vezüv yanardağının yamaçlarında toplanıyorlar. Kendi emekleriyle geçinir hâle geliyorlar, dayanışmayı-yardımlaşmayı esas alan bir yaşam tarzı oluşturmayı ve özgürce yaşamayı başarıyorlar.

Devamı…Batı Medeniyeti: Köle İsyanlarından İşçi Sınıfı Başkaldırılarına – Fikret Başkaya

Sosyalizme doğru halk hareketlerinin birliği ve çeşitliliği – Samir Amin (Çeviri: Fikret Başkaya)

Samir AminUlusal kurtuluş perspektifine sahip bu tür hareketler, anti-feodal/halkçı ve anti-emperyalist safhanın ötesine geçme dinamiğine sahiptirler- burjuva demokrat değildirler. Dolayısıyla sosyalizme doğru hareketlere dahildirler.
O halde iki sosyalizme doğru hareket ailesini daha yakından tahlil edebiliriz: Emperyalist merkezlerde ortaya çıkıp gelişenler ve egemenlik altındaki Çevrede ortaya çıkanlar. Bu iki hareket ailesi için de hiç bir zaman soyalizme hareket etiketi garanti değildir, fakat potansiyel olarak öyle olma yetenekleri vardır. O halde bunları öyle nitelemenin koşulları ve kriterleri nedir? 

Devamı…Sosyalizme doğru halk hareketlerinin birliği ve çeşitliliği – Samir Amin (Çeviri: Fikret Başkaya)

Zaafları ve yanlışları ile Türkiye soluna soldan bakmak – Fikret Başkaya

Herhalde Türkiye’de sol hareketinin en temel zaafı, kemalizmle arasına mesafe koyamaması, o konuda sergilenen aymazlıktı. Kemalizmle arasına mesafe koyamamak demek, onun “devletçi” bir sol olması demektir ki, bu durum büyük bir ideolojik-entellektüel zaaf oluşturuyordu. Nerdeyse tüm sol fraksiyonlar, Türkiye’nin anti-emperyalist ulusal bir kurtuluş savaşı sonucu kurulduğuna dair resmi tarih/resmi ideoloji tarafından üretilen efsanenin büyüsüne kapılmışlardı… Başka türlü söylersek, bizdeki sol hareket, resmi tarih ve resmi ideoloji tarafından üretilmiş safsataları ve yalanları, yaşanmış “gerçeklikler” mertebesinde görüyordu… Bağnaz resmi tarihin ve resmi ideolojinin sorun edilmemesi büyük bir aymazlıktı. Bu, kendini rejimin tuttuğu aynada görmek demekti. Kendi tarihine bu ölçüde yabancılaşmış bir hareket neyi ne kadar başarabilir? 

Devamı…Zaafları ve yanlışları ile Türkiye soluna soldan bakmak – Fikret Başkaya

21. Yüzyılda Marksizm ve Sosyalizm: İşçi Sınıfı (Her Zaman) Devrimci midir? – Erkin Özalp

Bu kitabı okumakta olduğunuza göre, dünya üzerindeki en şanssız insanlar arasında yer almadığınız kesin!
En azından, yoksulluk yüzünden yeterince beslenemeyen 925 milyon insandan biri değilsinizdir. [1]
Sayılar büyüdükçe, onları anlamak zorlaşır. Bir başka şekilde ifade edilecek olursa, bugün, aynı gezegeni paylaşan neredeyse her 7 kişiden biri açlıkla pençeleşiyor.
Dünya üzerindeki kaynaklar kıt olduğu için mi?
Hayır.
Dünya üzerindeki iktisadi varlıkların yüzde 40’tan faz­lası, dünya nüfusunun yalnızca yüzde 1’inin elinde olduğu için![2]
Milyarlarca insan, küçük bir azınlık tarafından, açlıkla terbiye ediliyor.
Bu dünyaya gelen bir çocuğun sağlıklı bir şekilde geliş­mesini sağlayacak kadar beslenmesi, sağlık hizmetlerinden yararlanması, iyi bir eğitim alması ve insanlığa da katkıda bulunacak bir şekilde çalışmaya başlaması, neredeyse tümüyle, o çocuğun şansına bağlı.

Devamı…21. Yüzyılda Marksizm ve Sosyalizm: İşçi Sınıfı (Her Zaman) Devrimci midir? – Erkin Özalp

Kapitalizm’in yeni sömürü biçimleri | Ücretli burjuvazinin başkaldırısı – Slavoj Zizek

Eski kapitalizm, organize ve idare ettiği, sonrasında da kârı topladığı bir üretime para (kendi parası ya da borç para) yatıran girişimciyi en iyi şekilde içerdiyse, bugün yeni ideal model ortaya çıkıyor: artık kendi şirketine sahip olan yatırımcı yok, bankaların ya da dağınık yatırımcıların sahip olduğu şirketi idare eden uzman müdür (ya da bir CEO’nun başkanlık ettiği yönetim heyeti) var. İşlevsiz hale gelmiş olan eski burjuvazi, kapitalizmin bu yeni ideal modelinde maaşlı idareci olarak yeniden işlevli hale getirilmiştir: yeni burjuvazi maaş alıyor ve kendi şirketlerinin bir kısmına sahiplermiş gibi, yaptıkları işlerin bedelinin bir parçası olarak hisse senedi kazanıyorlar (“başarı”ları için “bonus”).

 Slavoj Žižek, günümüz kapitalizminin emek ile olan ilişkisindeki yeni biçimini değerlendirdiği makalesinde, dünyanın dört bir yanındaki protestolarda, “ücretli burjuvazi” olarak tanımladığı, çalışanların imtiyazlı kesimlerinin önemli payı olduğuna işaret ediyor:

Devamı…Kapitalizm’in yeni sömürü biçimleri | Ücretli burjuvazinin başkaldırısı – Slavoj Zizek

Gorki’den Amerikalı Okuyucularına: Kapitalistler, insanların birbirlerini öldürmelerini istiyorlar

Mektubunuzda diyorsunuz ki: «Atlas okyanusunun öbür tarafında yaşayan sizin bilmediğiniz insanlaların sefaletini görseniz elbette ki pek şaşarsınız.»
Hayır, mektubunuz beni şaşırtmadı.  Sık sık böyle mektuplar alıyorum. Mektubunuzun «ilginç» olduğunu söylemekte haksızsınız. Aydınların acıklı çığlıkları şu son iki üç yıl içinde kulaklarımızın pek alıştığı bir ses haline geldi. Bunun anlaşılmayacak bir tarafı yok.  Aydınların çalışması hep -en başta- burjuvazinin hayatını güzelleştirmekten, zenginlerin kendi yaşamlarından duydukları bayağı üzüntüleri avutmaktan ibaret hale geldi. Mesela, Japon emperyalistleri daha Çin’i paylaşmaya kalkışmadan önce, Alman Spengler İnsan ve Teknik adlı kitabında şöyle demişti: «Avrupalılar, bilgilerini ve teknik tecrübelerini renkli ırklara nakletmekle, XIX’ uncu yüzyılda pek büyük bir hata işlemişlerdir.» Spengler’in bu fikri —sizin tarihçiniz— Henrich Van Loon tarafından da savunulmuştur. Van Loon da kabul ediyor ki, kara ve sarı renkli insanları Avrupanın kültür tecrübesiyle silahlandırmak, Avrupa burjuvazisi tarafından işlenen «yedi korkunç» tarihi hatadan biridir.

Devamı…Gorki’den Amerikalı Okuyucularına: Kapitalistler, insanların birbirlerini öldürmelerini istiyorlar

Marksizm: İnsan Özgürleşmesinin Felsefesi – Ecehan Balta

Marx’ın çalışmalarının merkezi ve onun çalışmalarını son iki yüzyıldır değerli kılan öğe, insan özgürlüğü düşüdür. Hegel’in siyaset felsefesinden Kapital’e kadar Marx’ın tüm çalışmaları şu temel soru üzerinde odaklanmıştır; nasıl olur da insanlık kendi özgür geleceğini kendi elleriyle inşa eder? Bir bilim olarak tarihsel materyalizm, işte bu ütopyayı mümkün kılacak koşullan tanımlar ve bu ütopyayla bağlandığı sürece, Marksizm bir bilim olmayı aşar ve bir felsefe, bir değerler sistemi haline gelir. Marksizme göre, kapitalizmin belirleyici çelişkisi, proletaryanın kendi toplumsal üretimini sağlayan koşullan bilinçli olarak ortadan kaldırması sonucu tüm insanlığın özgürleşmesiyle aşılacaktır. Marx’m hem felsefi hem de siyasal etkinliği, ancak bu merkezi öğe etrafında anlaşılabilir. Marksizmin merkezi öğesi olarak özgürlüğe vurgu yapmak iki açıdan önemlidir; birincisi, sosyalizmi sadece adil bir bölüşüm sisteminden ibaret gören Marksizmin ekonomik indirgemeci yorumunun yol açtığı deformasyona karşı durabilmek,ikincisi, Marksizmin sınıf indirgemeci yorumlarına karşı, insan özgürleşmesinin bütüncüllüğüne vurgu yapabilmek ve böylelikle Marksizmin -ve hayatın- bütünlüğünü parçalayan yorumlara bir yanıt oluşturabilmek için.

Devamı…Marksizm: İnsan Özgürleşmesinin Felsefesi – Ecehan Balta

Yaşamda Yabancılaşma, Yaşarken Ölmek | Fredy Perlman; Günlük Yaşamın Yeniden Üretimi

Kabile üyelerinin gündelik pratik etkinlikleri o kabileyi yeniden üretir veya ebedileştirir. Bu yeniden-üretim yalnızca fiziksel değil aynı zamanda toplumsaldır da. Kabile üyeleri, gündelik etkinlikleri ile, yalnızca bir grup insani varlığı yeniden üretmezler; bir kabileyi, yani içinde bu insani varlıklar grubunun kendine özgü etkinliklerini kendi tarzında gerçekleştirdiği özel bir toplumsal formu yeniden-üretirler.Kabile üyelerinin kendilerine özgü etkinlikleri; onları gerçekleştiren insanların, bir arının bal üretmesinin arının “doğası”ndan kaynaklanıyor oluşu gibi, “doğal” karakteristiklerinin sonucu değildirler. Kabile üyesi tarafından günlük yaşamın kurallarının oluşturulması ve bunun ebedileştirilmesi, maddi ve tarihsel koşullara kendine özgü toplumsal bir karşılıktır.

Devamı…Yaşamda Yabancılaşma, Yaşarken Ölmek | Fredy Perlman; Günlük Yaşamın Yeniden Üretimi

140 yıl önce: Paris Komünü, işçi sınıfının ilk iktidarı – Aline Retesse

140. yıldönümü olması vesilesiyle, Paris Komünü hakkında birkaç satır vakfedildi. Bunlardan bazıları, dönemin işçi sınıfına nefretini kusan gazetelerinden Figaro gibi komünün tüm mensuplarını yalnızca “kurşuna dizilerek infaz edilmiş” olmakla tanıttı ya da komünü anmak için Paris belediye sarayında yapılan serginin açılışında konuşan Delanoë* gibi devrimci boyutunu görmezden gelerek, onu bir “yerel yönetim”e indirgedi. Kapitalizmin bugünkü yandaşları, sağdaki gibi soldakiler de, onun hatırlanmasını istemiyorlar, ancak Komün her şeyden önce ilk işçi iktidarı ve Karl Marx’ın dediği gibi “emeğin kurtuluşunun gerçekleşmesinin mümkün olduğu, nihayet bulunmuş olan biçim” idi.

Devamı…140 yıl önce: Paris Komünü, işçi sınıfının ilk iktidarı – Aline Retesse

İncelmiş Bir Ulusalcılıkla İşçilerin Yozlaştırılması – Vladimir İlyiç Lenin

“Eğitim işlerini tek bir devletin içinde uluslara göre bölmeyi”, “kültürde ulusal özerkliği”, “eğitim işlerini devletin elinden almayı” derslerin yerli dilde okutulmasıyla karıştırmak dangalakça bir bilinçsizliktir.
Dünyanın hiçbir yerinde marksistler (hatta demokratlar) derslerin yerel dilde okutulmasına karşı çıkmış değillerdir. Dünyanın hiç bir yerinde marksistler, “kültürde ulusal özerklik” programını benimsememişlerdir. Bu programın önerildiği tek ülke Avusturya’dır.
Bayan V. O.’nun Finlandiya’yı örnek, vermesi, aslında [sayfa 161] onun kanıtını çürütür. Çünkü o ülkede (bizim duraksamaksızın ve herkesten daha tutarlı biçimde kabul ettiğimiz) ulusal-toplulukların ve dillerin eşitliği tanınmış ve gerçekleştirilmiştir. Ama orada, eğitim işlerini devletin elinden çekip almak, eğitim işleriyle uğraşmak üzere ayrı ulusal kuruluşlar yaratmak, devletin okul sistemini ulusal engellerle bölmek falan sözkonusu değildir. [s. 162]

Devamı…İncelmiş Bir Ulusalcılıkla İşçilerin Yozlaştırılması – Vladimir İlyiç Lenin