Yabancılaşma: Karl Marx’ın Burjuva İdeolojisi Eleştirisi – Bertell Ollman

İç içe geçmiş ve birbirini destekleyen çarpıtmalardan oluşan zorlu bir sistem olarak burjuva ideolojisi, ancak hayatın devam etmesine izin vermeye yetecek ve aslında kimi sektörlerde gerçekten ilerlemeye yol açacak kadar gerçek dünyayla temas halinde olan açıklamalar sunar.

Devamı…Yabancılaşma: Karl Marx’ın Burjuva İdeolojisi Eleştirisi – Bertell Ollman

Foucault: Tımarhane ve hapishane, iktidarların sopası olmuştur tarihte

Hiç kuşku yok ki, ideolojinin bilimlerle olan ilişkilerinin gerçekleşmesi ve özelleşmesi bu oyun alanındadır. İdeolojinin bilimsel söylem üzerindeki etkisi ve bilimlerin ideolojik fonksiyonu ne ideal yapıları düzeyinde, ne bir toplumun içindeki teknik kullanımları düzeyinde, ne ideolojiyi yapan öznelerin bilinci düzeyinde birbirine eklemlenirler.

Devamı…Foucault: Tımarhane ve hapishane, iktidarların sopası olmuştur tarihte

Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış: Yaban’da Teknik ve İdeoloji – Berna Moran

Yaban, ya aydın ile köylü arasındaki uçurumu içtenlikle dile getirdiği, bu yarayı cesaretle deştiği ve Anadolu köylüsüne ait gerçekleri bütün çıplaklığıyla önümüze serdiği için çok övülmüş, ya da tek yanlı olduğu, gerçekleri çarpıttığı ve köylünün yalnız olumsuz yönlerini anlattığı için eleştirilmiştir. Tartışılan sorun hep şu olmuş: Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun sergilediği köylü gerçeğe uyuyor mu, uymuyor mu?

Devamı…Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış: Yaban’da Teknik ve İdeoloji – Berna Moran

Bürokrasiye Karşı – Ernesto Che Guevara

che guevaraBürokrasi, problemlerini ne şekilde olursa olsun çözümlemek isteyen ve çözüm yolunu bir türlü bulamadan başını kurulu düzenin duvarına çarpıp duran memur tipinin oluşturduğu bir zincirdir. Sık sık görüldüğü gibi, bir çok memurlar için tek çıkar yol, biraz mantıkla kolayca halledilmesi mümkün bir görevin yerine getirilebilmesi için ille personel sayı” sının arttırılmasını istemekten ibarettir…

Devamı…Bürokrasiye Karşı – Ernesto Che Guevara

“Tarihteki her dönem, mevcut düzeni aşan fikirlere şahit olmuştur” İdeoloji ve Ütopya – Karl Mannheim

Karl MannheimTarihteki her dönem, mevcut düzeni aşan fikirlere şahit olmuştur. Ama bunlar, ütopya olarak görülmemişlerdir. Bu fikirler daha ziyade, dönemin dünya görüşüyle bütünleşmiş, düzenin uygun ideolojileri olarak telakki edilebilirler (çünkü bu fikirler ihtilalci vasıflar taşımamışlardır). Nitekim bütün ortaçağ boyunca, ruhbanların ve feodallerin teşkilatı olan düzende yaratılmak istenen cennetler için hep toplum dışında mekanlar aranmış, tarihi realitenin dışına taşan böyle bir tutum ihtilalci özellikleri tamamıyla yumuşattığı için ortaçağ toplumunun bir parçası olarak, toplum içinde sürüp gitmiştir. Ne zaman toplum içindeki bazı gruplar bu arzularını hareket ve davranışlarına mesnet edinip, gerçekleştirme eylemine koyuldular; o zaman ideolojileri ütopyaya dönüşmüş oldu.

Devamı…“Tarihteki her dönem, mevcut düzeni aşan fikirlere şahit olmuştur” İdeoloji ve Ütopya – Karl Mannheim

İdeoloji: Yanılsama ve Yabancılaşma Üzerine – Friedrich Engels

Elin, dilin ve beynin tek tek bireylere özgü kalmayıp, toplumun tümünü kucaklayan o toplu etkinliği sayesinde, insanlar gitgide, daha karmaşık işler başardılar. Gitgide kendilerine daha yüksek amaçlar seçtiler. Önünde sonunda bu amaçlarına ulaştılar da. Bu arada emeğin kendisi de, kuşaktan kuşağa, daha değişik, daha olgun daha boyutlu bir hale geldi. Avcılığa ve hayvancılığa çiftçilik, çiftçiliğe de iplikçilik, dokumacılık, madencilik, çömlekçilik ve gemicilik eklendi. Giderek ticarete ve zanaata sanat ve bilim katıldı. Küçük boylardan koca uluslar ve devletler oluştu. Hukuk ile politika ve bunlarla birlikte, insan kafasında, insanoğlu ile ilgili şeylerin o masalımsı hayali “din” gelişti.

Devamı…İdeoloji: Yanılsama ve Yabancılaşma Üzerine – Friedrich Engels

Hümanizm | Burjuva İdeolojisi Olarak Hümanizm – Alkım Saygın

Efendim nice kavramlar ve ilkeler vardır ki pek çoğumuzun diline pelesenk olmuştur da onların aslında ne olduğunu bilmeyiz, onlar hakkında bildiklerimiz de boş bir yanılsamadır sâdece. Bu yanılsamalar da ya birileri tarafından kasıtlı olarak ortaya konur ya da belirli bir cehâletin ürünüdür. İşte şu hümanizm de böyledir. Efendim sokaktaki bir kimseye ‘Hümanizm nedir?’ diye sorsak bize büyük bir olasılıkla ‘insancıl’ cevâbını verir. Oysa ki insancıl, humanitarian kelimesinin karşılığıdır, hümanizm ise insanperestin. Nitekim hümanizm belirli bir ideolojinin; burjuva ideolojisinin adıdır.
Şimdi efendim gerçekte hümanizme karşı oldukları hâlde kendilerini hümanist olarak nitelendirenlerin hâline bir bakınız hele. Pekî ya hümanist olmadığı hâlde bâzı düşünürlere hümanist yaftasının yapıştırılmasına ne demeli? Eğer ortada bir kasıt varsa bu düpedüz nâmussuzluktur ve bunu yapanlar da nâmussuzdur, yok eğer böyle bir kasıt yoksa o hâlde bunu yapanlar düpedüz câhildir.

Devamı…Hümanizm | Burjuva İdeolojisi Olarak Hümanizm – Alkım Saygın

Türk aydınının işlevi ve iktidar karşısındaki konumu | Aydınlar ve resmi ideoloji – Doç. Dr. F. Başkaya

Osmanlı dönemi kültürü inkâr edilince, geriye halk edebiyatı dışında pek bir şey kalmıyordu. Ortaya çıkan kültür boşluğu da Batı’ya daha çok yaslanarak, ve oradan daha çok “ithalât” yapılarak doldurulmaya çalışıldı! İthal edilen de pozitivist burjuva kültürüydü. Bu tutucu ve seçkinci ideolojinin ithali yönetici aydın elitin çıkarlarına uygun düşüyordu. Üstelik bu alanda bir sürü tutarsızlıklar, çelişik yaklaşımlar da sergileniyordu. Mustafa Kemal, Nutuk’ta; “Osmanoğulları zorla, Türk Milletinin hakimiyet ve saltanatına el koymuşlardı. Bu tasallutlarını altı asırdan beri idame eylemişlerdi, şimdi de Türk Milleti bu mütecavizlerin hadlerini bildirerek, hakimiyet ve saltanatı isyan ederek bilfiil eline almış bulunuyor“[16] diyor. Bu durumda İstanbul’un fetih yıldönümlerinde ve daha başka bir şiirli yıl dönümlerde yapılan törenleri anlamak zorlaşır! Diğer yandan da yok sayılan veya inkâr edilen şeylerle övünülüyor. Örneğin Türklerin tarih boyunca kurdukları en büyük devletin Osmanlı Devleti olduğu söyleniyor!

Devamı…Türk aydınının işlevi ve iktidar karşısındaki konumu | Aydınlar ve resmi ideoloji – Doç. Dr. F. Başkaya

Tüm sosyal bilimlerin en belirsiz kavramı olarak ideoloji – David McLellan

1- Kavramın Gelişimi
İdeoloji tüm sosyal bilimlerin en belirsiz kavramıdır; çünkü, en temel fikirlerimizin dayanaklarını ve geçerliliklerini sorgular. Böyle olduğu için de zorunlu olarak, tartışmalı, yani tam da tanımında (ve bu yüzden uygulanışında), akut bir karşıtlık bulunan bir kavramdır.[1] Bazı önemli istisnalara rağmen, ideoloji kelimesi aşağılayıcı çağrışımlarla yüklüdür. İdeoloji, nadiren bizim, ama çoğunlukla ötekinin düşüncesidir.Kendi düşüncemizin ideolojik olabileceği ise, en değerli kavrayışlarımızın temellerini hiç hoşumuza gitmeyecek biçimde daha kaygan bir zemine oturtacağından korkarak, neredeyse içgüdüsel olarak karşı çıktığımız bir önermedir.

Devamı…Tüm sosyal bilimlerin en belirsiz kavramı olarak ideoloji – David McLellan

Marksist bütünsellik’in sorgulanması açısından akıl, ideoloji ve bilim

Burada, belirtilen noktalara ilişkin eksiklikler, belirsizlikler ve geliştirilmeye duyulan ihtiyaç göz önünde bulundurularak, kısaca, modernizmin felsefi ilkelerine bağlılığı açısından “Marksist Bütünsellik”in çok genel bir değerlendirmesi sunulmaya ve bu genel görünüm çerçevesinde Akıl, İdeoloji, Bilim, Hakikat, Teori vb. konulara değin belli bir tartışmaya çok özet olarak değinilmeye çalışılacak; yalnızca bir giriş niteliğinde uzaktan bir görünüm oluşturmak amaçlandığından, belirtilen ve ima edilen noktalar satır başlarıyla yetinilerek geçilecek.

Devamı…Marksist bütünsellik’in sorgulanması açısından akıl, ideoloji ve bilim

Fikret Başkaya: “Çağdaşlaşma, kalkınma… paradigmasının iflas ettiğini kabullenmeliyiz

“Ne mutlu o yoksullara ki öteki dünya onlarındır, er ya da geç bu dünya da onların olacaktır.” F. Engels*

I. Türkiye iki yüzyılı aşkın bir zamandan beri Batı gibi olmak için onu taklit ediyor. Küçük bir azınlığın “refahı” pahasına, giderek insanlığın varoluş koşullarını ortadan kaldıran burjuva uygarlığının “ayrıcalıklı” ülkelerine benzemek istiyor. Öyle bir burjuva uygarlığı ki: “Sahiplerinin çıkarına olacak sermayenin genişletilmiş yeniden üretimini sağlıyor da, bir bütün olarak toplumun basit yeniden üretimini sağlıyamıyor.1 Her dönemde iktidarı ele geçirenler, “kurtuluş reçetesinin” ceplerinde olduğunu ve beş-on yılda sorunların çözüme kavuşacağım söylüyorlar. Ne var ki, beş-on yılların sonu bir türlü gelmiyor. Hedef, ufukta bir çizgi gibi hep uzaklara kayıyor. Üstelik Latince deyimdeki gibi(**) uzaklaştıkça prestiji artıyor.

Devamı…Fikret Başkaya: “Çağdaşlaşma, kalkınma… paradigmasının iflas ettiğini kabullenmeliyiz

Kitle İletişim Araştırmalarında Medya-İktidar İlişkilerinin Tarihsel Gelişimi*

Kitle iletişimi araştırmalarının incelendiği üç dönemden ilki, 1910’larda başlayıp 1940’a kadar süren evredir; bu evrede, kitle toplumunun ortaya çıkması, I.Dünya Savaşı döneminde kitle iletişim araçlarının propaganda ve manipülasyon amaçlı kullanımları ve totaliter rejimlerin yükselişi gibi etmenlerin etkisiyle, güçlü medya karşısında pasif, “atomize olmuş kişiler” görüşünün başatlık kurduğu söylenir.

Devamı…Kitle İletişim Araştırmalarında Medya-İktidar İlişkilerinin Tarihsel Gelişimi*

Psikiyatri ve Psikolojinin İdeolojik Kullanımına Dair İki Deneme

I – İdeolojik bir aygıt olarak genetik
Hiç eğip bükmeden, gevelemeden şu soruyu sormalıyız: hayatın bedene bu denli şiddetle mahkum edildiği başka dönemler olmuş muydu? Toplumcu kurtuluş umutlarının toplumların genzine tıkıldığı dönemlerde, pornografinin, hedonist yaşamların çoğaldığı, arsızlaştığı ve handiyse örnek hayatlar haline getirildiği zamanlar biliyoruz. Buna özel yaşamlara yönelmiş röntgenci hazzı ve özel yaşamını sergilemeyle beslenen teşhirciliği de ekleyelim. Tüm hayatı, bedenle, yani yoksulluğu zeka düzeyiyle, mutluluğu beyindeki serotonin miktarıyla, inancı, aşkı, öfkeyi… genetik kod ile gerekçelendirmek ise dünyaya insafsızca kakılmış bir ideolojiye yeni donlar biçmektir. O ideoloji, Reagan-Theacher döneminden beri dünyada, Özal döneminden beri ülkemizde, dışında düşünmenin “gericilik-çağdışılık-dinozorluk” olarak damgalandığı bir ezber yarattı. Özal dönemi, bir de nedir? Bu ideolojinin, yerli distribütörlerinin yaratılma sürecidir.

Devamı…Psikiyatri ve Psikolojinin İdeolojik Kullanımına Dair İki Deneme

Louis Althusser: Devletin İdeolojik Aygıtları

Althusser, toplumun kendi imgeleminde bireyi nasıl gördüğünü anlamanın gerekli olduğunu düşünmekteydi. Kapitalist toplumda, insan birey olarak genellikle bencillik özelliği olan bir özne olarak kabul edilmektedir. Althusser için, ne var ki bir insanın kendini bu şekilde algılama kapasitesi doğuştan gelen bir özellik değildi. Daha çok bu, bireylere bir öznenin rolünü (forme) benimseten kurulu toplumsal uygulamaların yapısı içinde kazanılmaktadır. Toplumsal uygulamalar bir yandan bireyin özelliklerini belirler ve bir yandan da sahip olabilecekleri özelliklerin derecesi ve her toplumsal uygulamanın sınırları hakkında kişiye fikir verir. Althusser bizim bir çok rolümüzün ve davranışımızın bize toplum tarafından verildiğini tartışır: mesela, çelik işçilerinin yaptığı üretim ekonomi uygulamasının bir parçasıyken, avukatların çalışması politik-hukuk uygulamasının bir parçasıdır.

Devamı…Louis Althusser: Devletin İdeolojik Aygıtları

Medya-İktidar İlişkilerinin Tarihsel Gelişimi

Kitle iletişim araçları kapitalist toplumlarda egemen ideolojilerin söylemleri içinde “dünyayı tasnif etme” ideolojik çalışmasını sürekli olarak gündeme getirir… Kendi anlamlandırma biçimini, ideolojisini tüm toplumsal pratikler içinde yeniden üretir.
Kitle iletişimi araştırmalarının incelendiği üç dönemden ilki, 1910’larda başlayıp 1940’a kadar süren evredir; bu evrede, kitle toplumunun ortaya çıkması, 1.Dünya Savaşı döneminde kitle iletişim araçlarının propaganda ve manipülasyon amaçlı kullanımları ve totaliter rejimlerin yükselişi gibi etmenlerin etkisiyle, güçlü medya karşısında pasif, “atomize olmuş kişiler” görüşünün başatlık kurduğu söylenir.

Devamı…Medya-İktidar İlişkilerinin Tarihsel Gelişimi