Amin Maalouf: Günlük yaşamları kalıcı biçimde etkileyen her şey Batı’nın eseri

Kapitalizm, komünizm, faşizm, psikanaliz, çevrecilik, elektrik, uçak, otomobil, atom bombası, telefon, televizyon, bilgiişlem, penisilin, doğum kontrol hapı, insan hakları ve de gaz odaları… Evet, bütün bunlar, dünyanın mutluluğu ve felaketi, bütün hepsi Batı’dan geldi.

Devamı…Amin Maalouf: Günlük yaşamları kalıcı biçimde etkileyen her şey Batı’nın eseri

Komünizmin Rusya’ya yaptıklarını sorgulayan, Rusya’nın da komünizme yaptıklarını da sorgulamalı

Batı’da çok yaygın olan ve Müslümanlığa bağlı insanların çektiği tüm acıların kaynağını kolayca Müslüman dininde bulan genel düşünceye katılmadığım anlaşılacaktır. Bir inancın, ona bağlı olanların kaderinden ayrı tutulabileceğine de inanmıyorum.

Devamı…Komünizmin Rusya’ya yaptıklarını sorgulayan, Rusya’nın da komünizme yaptıklarını da sorgulamalı

Amin Maalouf: Hiç kimse ne insanlığın ne de fanatizmin tekeline sahip değil

Kınanması gereken bir eylem, hangisi olursa olsun bir doktrin adına işlendiğinde, bu doktrin hiç suçlu sayılmıyor; bu eyleme tamamen yabancı olarak görülemese bile. Mesela, ben Afganistan’daki Taliban’ın İslamiyetle hiçbir ilgisi olmadığını, Pol Pot’un Marksizmle hiçbir ilgisi olmadığını, Pinochet rejiminin Hıristiyanlıkla hiçbir ilgisi olmadığını hangi hakla ileri sürebilirim?

Devamı…Amin Maalouf: Hiç kimse ne insanlığın ne de fanatizmin tekeline sahip değil

Fyodor Dostoyevski: İnsanların en büyük derdi özgürlüğünü devredebilecek birini bulmaktır!

dostoyevskiAh, onlar biz olmadan hiçbir zaman karınlarım doyuracak ekmeği bulamayacaklardır! Hiçbir bilim onlara özgür kaldıkları sürece ekmek vermeyecektir, sonunda da onlar özgürlüklerini ayaklarımıza getirecek ve bize: «Size köle olalım daha iyi olur, hiç olmazsa karnımızı doyurursunuz…» diyecekler. Böylece sonunda özgürlüğün ve toprağın verdiği ekmeğin, herkes için eşit miktarda olamayacağını anlayacaklardır. 

Devamı…Fyodor Dostoyevski: İnsanların en büyük derdi özgürlüğünü devredebilecek birini bulmaktır!

Friedrich Nietzsche: “Her inancın kendisi, bir kendiliksizleşme, bir kendine yabancılaşma ifadesidir…”

Nietzsche“Büyük çoğunluk için zorlanmanın; yüksek bir anlamda kölelik gibi bir kendi dışlarından onları bağlayan ve yerlerinde tutan düzenleyicinin ne denli gerekli olduğu; köleliğin de, isteme yetisi zayıf insanın, özellikle kadının serpilip başarılı olmasının ilk ve son koşulu olduğu göz önüne getirilirse, o zaman, kanılar da, «inanç» da, anlaşılır. Kanılı insan, belkemiğini kanıda bulur. Birçok şeyi. görmemek, hiçbir konuda yansız olmamak, her konuda yandaşlık etmek, bütün değerler konusunda kesinkes ve zorunlu bir optik sahibi olmak —bunlar, böyle bir tür insanın genel olarak varolabilmesini belirleyen koşullardır. Oysa, bu koşullarda, bu tür insan, doğruluklu insanın—doğruluğun kendisinin karşıtı, düşmanıdır…”

Devamı…Friedrich Nietzsche: “Her inancın kendisi, bir kendiliksizleşme, bir kendine yabancılaşma ifadesidir…”

Friedrich Nietzsche: “Ve onlara yıkılıp gitsinler diye de yardım edilmelidir”

NietzscheBu kitap en azlarındır. Belki de onlardan hiçbiri yaşamıyor daha. Onlar, benim Zerdüşt’ümü anlayanlar olacaklar: kendimi, daha bugünden işitilecek kulaklar bulanlar ile nasıl karıştırabilirdim ki? Ancak öbürgündür benim olan. Kimileri öldükten sonra doğar. Kişinin beni anlamasının, hem de zorunlukla anlamasının koşulları, —bunları pek iyi bilirim. Benim yalnızca içtenliğime, tutkuma dayanabilmek için, düşünsel konularda katılık kertesinde dürüst olması gerekir kişinin. Dağlarda yaşamaya, alışkın olması gerekir— çağın siyasetinin ve halkların çıkarcılıklarının sefil gevezeliğini kendi altında görmeğe.

Devamı…Friedrich Nietzsche: “Ve onlara yıkılıp gitsinler diye de yardım edilmelidir”

Antik ve Hıristiyan Anadolu Din ve Kültürlerinin Aleviliğe Etkileri – Burhan Oğuz

Alevi_sembolHomo ludens,* on bin yıllık tarihin en muhteşem oyununu, başlattığı yerde, Anadolu’da sürdürüyor. “Çayda Çıra”, ney, mey. Gerekli nefes bu yüz asrın körüğünde. Körüğe Gılgameş, Mani, Zerdüşt, Mazdak, Dionysos, Kybele, Umay, Ali asılmış, arkadan gelen İsa, tilmizleri büyük Kilise Pederleri, Paulician’ı, Thondrak’ı, Bogomil’i. Hepsi Anadolu sosyal kültürünün oluşmasında doğrudan rol almışlar. Ve hepsi, daha önce Asya’da bunlarla tanışmış olarak Anadolu’ya gelmiş olan Türkmen’inki ile birlikte, günümüz Türkiye halkının büyük bölümünü oluşturmuş olan bir kitle olayını yaratmış: Anadolu Aleviliğini. Bu konuları daha önceki çalışmalarımızda ayrıntılarıyla irdelemiştik.1 Bir makalenin sınırlı çerçevesi içinde bunların ana fikirlerini özetlemeye çalışacağız.

Devamı…Antik ve Hıristiyan Anadolu Din ve Kültürlerinin Aleviliğe Etkileri – Burhan Oğuz

Büyü, Cincilik ve Tıp, İnsanlık Tarihinde Ruh İnancının Ortaya Çıkışı – Bertrand Russell

Kör inançların çoğu Hıristiyanlık öncesi çağlardan kalmaydı ama, çok yakın zamanlara dek bütün Kilise yetkilileri bunları savunmakta direndiler. Papazların yazılarındaki “cinler”, Hıristiyanlığın yayılmasıyla büyük bir öfkeye kapıldıkları düşünülen pagan tanrıları anlamına gelir. İlk Hıristiyanlar Olimpos’lu tanrıların varlığını hiç bir zaman yadsımamakla birlikte onları şeytanın uşakları olarak düşünmüşlerdi. Kutsal nesnelere inanç çoğunlukla değişmeden sürer gider. Örneğin, Palermo’ daki St. Rosalia’nın kemiklerinin çağlar boyunca birçok hastalıkları iyileştirdiği görülmüş; ama saygısız bir anatomi bilgini ortaya çıkıp bunların bir keçinin kemiklerini olduğunu açığa vuruvermiştir. İyileştiren “mucizeler” de yok değildir şüphesiz, ama bilimsel olmayan bir ortamda gerçek, masallarla abartılır, bu yolla iyileştirilebilecek isterik hastalıklarla hekimliğin konusu olan hastalıklar arasındaki ayrım ortadan silinir.

Devamı…Büyü, Cincilik ve Tıp, İnsanlık Tarihinde Ruh İnancının Ortaya Çıkışı – Bertrand Russell

Batıya Yön Veren Metinler: Hz. İsa’nın Yaşamı Nasıl Sona Erdi ve Nasıl Bir Anlam Taşıyordu?

Hz. İsa, öğretileri ve hastaları iyileştirme yetisiyle pek çok mürit kazanır. Bunlardan bazıları, O’nun Yahudileri Romalıların boyunduruğundan kurtarmak üzere, Tanrı tarafından gönderildiğine inanır. Bu nedenledir ki, Hz. İsa’nın Mayasız Ekmek
Yortusu’nu kutlamak üzere Kutsal Şehir’e, (Yeruşalim’e) gelmesi, Romalı yetkililerden ziyade, onlarla iyi geçinmeye çalışan Yahudi önderleri rahatsız eder. Yahudiler için Mayasız Ekmek Yortusu, Tanrı’nın seçilmiş insanlarını bir diğer baskıcı yönetimden, Mısırlılardan, Hz. Musa’yı göndermek suretiyle kurtarmasını kutladıkları bir şenliktir. İzleyen olaylar, Hz. İsa’nın dünya üzerindeki yaşamının son bulmasıyla noktalanarak, bir doruk noktası oluşturur. Hz. İsa’nın bu olaylara dair söz ve eylemlerinin kayıtları, Aziz Markos’a göre Kutsal Kitap’ta yer almaktadır. Aşağıdaki metin, Aziz Matta ile Aziz Luka’nın anlatıları itibariyle de açıklayıcı bir temel teşkil eder. Aziz Matta, Aziz Markos ve Aziz Luka’nın anlatıları, birbirleriyle benzerlikleri nedeniyle, sinoptik, yani aynı bakış açısıyla yazılmıştır.

Devamı…Batıya Yön Veren Metinler: Hz. İsa’nın Yaşamı Nasıl Sona Erdi ve Nasıl Bir Anlam Taşıyordu?

Düşünce Tarihinde Hıristiyan Düşüncesi – Orhan Hançerlioğlu

Mutluluklarını arayan insanlar, bir ara, bu mutluluğu, özgür düşüncenin kapılarını kilitlemekte buldular. Yüzyıllarca süren bu araya, ortaçağ diyoruz. Artık erdem, gerçekten erdem olduğu için değil, tanrı buyurduğu için erdemdir. Artık Yunanlıların doğa-tanrılarının yerini Hıristiyanlığın kişi-tanrısı almıştır. Oysa bu kişi-tanrının düşünürleri, doğa-tanrıların düşünce sisteminden kurtulamayacaklardır. Skolastik dediğimiz Hıristiyan okulu düşünürleri, yüzyıllar boyunca, Platon’la Aristoteles’i gevelemekten başka bir şey yapmamışlardır. Hıristiyan düşüncesinin, İ.S. V’inci yüzyıla kadar süren ilk dönemine patristik (Yunanca kilise babası anlamındaki patros deyiminden geliyor), bu tarihten sonra ortaçağın sonuna kadar süren ikinci dönemine skolastik (Latince okul anlamına gelen schola deyiminden geliyor) denir. Bu iki dönemden birincisine Platoncu Hıristiyan tanrıbilimi evresi, ikincisine Aristotelesçi Hıristiyan tanrıbilimi evresi de denebilir. Bununla beraber Platon etkisi Xiii’ncü yüzyıla kadar ilk skolastik düşünürlerde de devam etmiş ve ancak bu yüzyılda Aquino’lu Thomas’yla yerini Aristoteles egemenliğine bırakmıştır.

Devamı…Düşünce Tarihinde Hıristiyan Düşüncesi – Orhan Hançerlioğlu

Deccal, Nietzsche’nin Hristiyanlık Eleştirisi: “Üst insana karşı ölümüne savaş vermiş bir din”

Friedrich  Nietzsche, 15 Ekim 1844’de, Kuzey Doğu Almanya’nın, babasının papaz olduğu küçük bir kasabasında, Röcken’de doğdu. Beş yaşındayken babası ölünce, annesi, kızkardeşi, çeşitli teyze ve halalarıyla birlikte Naumburg’a giden küçük  Nietzsche, orta öğretimini ünlü ‘klasik’ okul Schulpforta’da tamamladı. Yüksek öğrenimi için önce teoloji okumaya başlayan Nietzsche, hocası olan ünlü bilgin Ritschl’ın etkisiyle, filolojiye, özellikle de Eski Yunan incelemelerine kaydı. Bonn ve Leipzig üniversitelerinde okuduktan sonra, henüz doktorasını bile vermemişken, 1869 yılında (yirmibeş yaşındayken) İsviçre’nin Basel Üniversitesinin Klasik Filoloji Kürsüsüne olağanüstü Profesör olarak çağrıldı.
Bu sıralarda Schopenhauer’in felsefesi ve Wagner’in müziğine hayranlık besleyen gencin ilk yapıtı, Musikinin Ruhundan Tragedyanın Doğuşu, getirdiği yepyeni kültür anlayışı ve çağdaşlık yorumuyla, hem ilgi uyandırdı hem de üzerine şimşekler çekti. Bunu, özellikle ahlak konularında yoğunlaşan çeşitli kitapları izledi.

Devamı…Deccal, Nietzsche’nin Hristiyanlık Eleştirisi: “Üst insana karşı ölümüne savaş vermiş bir din”

Gorki’den Amerikalı Okuyucularına: Kapitalistler, insanların birbirlerini öldürmelerini istiyorlar

Mektubunuzda diyorsunuz ki: «Atlas okyanusunun öbür tarafında yaşayan sizin bilmediğiniz insanlaların sefaletini görseniz elbette ki pek şaşarsınız.»
Hayır, mektubunuz beni şaşırtmadı.  Sık sık böyle mektuplar alıyorum. Mektubunuzun «ilginç» olduğunu söylemekte haksızsınız. Aydınların acıklı çığlıkları şu son iki üç yıl içinde kulaklarımızın pek alıştığı bir ses haline geldi. Bunun anlaşılmayacak bir tarafı yok.  Aydınların çalışması hep -en başta- burjuvazinin hayatını güzelleştirmekten, zenginlerin kendi yaşamlarından duydukları bayağı üzüntüleri avutmaktan ibaret hale geldi. Mesela, Japon emperyalistleri daha Çin’i paylaşmaya kalkışmadan önce, Alman Spengler İnsan ve Teknik adlı kitabında şöyle demişti: «Avrupalılar, bilgilerini ve teknik tecrübelerini renkli ırklara nakletmekle, XIX’ uncu yüzyılda pek büyük bir hata işlemişlerdir.» Spengler’in bu fikri —sizin tarihçiniz— Henrich Van Loon tarafından da savunulmuştur. Van Loon da kabul ediyor ki, kara ve sarı renkli insanları Avrupanın kültür tecrübesiyle silahlandırmak, Avrupa burjuvazisi tarafından işlenen «yedi korkunç» tarihi hatadan biridir.

Devamı…Gorki’den Amerikalı Okuyucularına: Kapitalistler, insanların birbirlerini öldürmelerini istiyorlar

Yahudilik, Müslümanlık ve Hıristiyanlık’ta Faiz ve Zenginlik | Müslüman Yahudiler – Salim Meriç

Hıristiyanlık dini, yoksulluğa, keşişçiliğe, çileciliğe övgü yaparken, Yahudilik zenginliğe, akılcılığa övgü yapmaktadır. Yine Hıristiyanlar için reklam günahken, Yahudilerde reklam serbesttir. Diğer taraftan Yahudilerin çok para sahibi olması dinen teşvik edilmektedir. “Altın ve gümüş ayağın sağlam basmasını sağlar,” “zenginlik ve güç kalbi coşturur”, “dindar kişi parayı vücudundan çok sever, sevmelidir.” Hıristiyan öğretisi ve kilisenin yoksulluğu yücelttiği gözönüne alındığında, yoksulluğu sayesinde cennete gitmeye çalışan Hıristiyan ile altın ve gümüş toplamayı cennete gitmenin aracı olarak gören Yahudi arasındaki zihniyet ayrılığının ekonomik alandaki etkisi farklı olacaktır ve olmuştur.

Devamı…Yahudilik, Müslümanlık ve Hıristiyanlık’ta Faiz ve Zenginlik | Müslüman Yahudiler – Salim Meriç

Sümer dini efsanelerinden tek tanrılı dinler ve din kitaplarına gelen etkiler – Muazzez İlmiye Çığ

Bu geniş konuyu kısa süreye sığdırmak olanaksız. Elden geldiğince özetleyerek genel bir bilgi vermeye çalışacağım.Kimdi bu Sümerliler? Ne yapmışlar? Kendilerinden yüzlerce sene sonra gelenleri nasıl etkilemişlerdir?Sümerliler bundan hemen hemen 6000 yıl önce Mezopotamya’ya gelip yerleşmişler ve orada izleri zamanımıza kadar ulaşan büyük bir uygarlık geliştirmişlerdir. Bu uygarlığın en önemli buluşu tekerlek ve dillerine göre bir yazıdır.
Yazı ilk olarak resim şeklinde taşlar üzerine yazılmış. Daha sonra Dicle ve Fırat nehirlerinin getirdiği bol kil üzerine yazılmaya başlanmış. Bu yüzden yazı şekil değiştirerek işaretleri oluşturan çizgiler çiviye benzemiş, (Bunun için şimdi “ çiviyazısı ” deniyor) kelimeler de kısmen hece olmuş. Böylece hem kendileri istediklerini yazabilmişler, hem de Ortadoğu milletleri olan Babilliler, Asurlular, Hurriler, Hititler, Urartuların da kendi dillerini yazmalarını sağlamışlardır. Ugarit ve Persler de bu yazıdan harf yazısı yaparak yararlanmışlardır.

Devamı…Sümer dini efsanelerinden tek tanrılı dinler ve din kitaplarına gelen etkiler – Muazzez İlmiye Çığ

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org