Emrah Serbes: “Haberler doğru olsaydı onları güzel kadınlara sundurmak zorunda kalmazlardı”

KitapZamanın memleketi
İnsan bir yerde doğdu mu oralı olmuyor, o zamanlı oluyor daha çok. Memleketi o zaman oluyor. Doğduğumuz büyüdüğümüz şehirdeki bütün değişimleri hüzünle kaydetmemizin nedeni bu. Hüzünlenmek için illa somut bir yıkıma da gerek yok. “Eskiden bu okulun kapısı paslıydı ne güzel,” diye üzüldüğüm de oldu. Konu, doğduğumuz yerin mazisi olunca asla vazgeçemeyeceğimiz takıntılar var çünkü. Renkler var, sesler var, kokular var, binlerce ıvır zıvır var. Sonsuza kadar yitirilmiş anlar var. İnsan zamanını durdurmak istediği yere aittir.

Devamı…Emrah Serbes: “Haberler doğru olsaydı onları güzel kadınlara sundurmak zorunda kalmazlardı”

Emrah Serbes: Hayatı hep tırmanılacak bir şey olarak görüyoruz. Ama bazen bekliyor, bazen aşağı iniyorsun

Emrah SerbesHastanenin kafeteryasında oturduk Nuran Hemşire’yle. Kafeterya sahibinin bize bakmayı kesmesini ya da en azından bunu çaktırmadan yapmasını bekliyordum söze başlamak için. Bir yandan da, “Nereden başlamalı?” diye düşünüyordum. Birine ne anlatacağınızı uzun uzun düşündüğünüzde hiçbir şey anlatamaz olursunuz ya, birine ne anlatmayacağınızı uzun uzun düşündüğünüzde de öyle olursunuz. Sessizliğin ne kadar kuvvetli ve yaralayıcı bir şey olduğunu da belki en çok o zaman idrak edersiniz. En doğal haliyle. Kıyameti büyük bir gümbürtü olarak tasavvur ediyorlar ama bence sonsuz bir sessizlik olmalı. Kıyamet, dünyadaki bütün bu şamataya son verecekse eğer bunu ancak sessizliğin ezici gücüyle yapabilir. Her şeyi ezebilecek tek güç sessizliktir.

Devamı…Emrah Serbes: Hayatı hep tırmanılacak bir şey olarak görüyoruz. Ama bazen bekliyor, bazen aşağı iniyorsun

“Yokluk derecemi tayin etmeye çalışıyorum” | Erken Kaybedenler – Emrah Serbes

Erken Kaybedenler“Apartmanın girişindeki lambayı sen mi kırdın Bülent?”
“Hangisini?”
“Otomatik yanan, sensorlu lamba.” “Hayır.”
“Komşu görmüş, yalan söyleme. Süpürge sapıyla kırmışsın dün gece.” Önüme baktım. “Neden kırdın?” Cevap yok.
“Hasta mısın evladım? Söyle bana, neyin var, neden kırdın lambayı, yapma böyle…”
“Kırdımsa kırdım, ne olacak! Çok mu değerliymiş?” “Lamba senden değerli mi evladım, lambanın … koyayım, lamba kim? Yöneticiye de dedim. Lambanızı ikeyim, kaç paraysa veririz. Sen değerlisin benim için.” “Beni görünce yanmıyordu baba.” “Nasıl ya?”
“Görmezden geliyordu, yanmıyordu. Kaç sefer yok saydı beni.”
“E beni görünce de yanmıyordu bazen, böyle el sallayacaksın havaya doğru, o zaman yanıyor.” “Hadi ya! Sahiden mi?”
“Evet. Ucuzundan takmışlar. Bizimle bir alakası yok.” Babama sarıldım, yıllar sonra.

Devamı…“Yokluk derecemi tayin etmeye çalışıyorum” | Erken Kaybedenler – Emrah Serbes

“Sen beni öldürdün baba” dedim | Erken Kaybedenler – Emrah Serbes

Erken Kaybedenler“Çalışan benim!” diye bağırdım. “Ama dört yıldızlı otellerdeki bayi toplantılarına giden sensin. Hayatında bir sefer tüp değiştirdin mi? Asalak!”
Babam bunları duyunca bir adım geri attı. Ağzı şaşkınlıktan açık kaldı bir süre.
“Evladım! Sakatım ben.”
“Sakat değilsin. Katilsin!”
Bunu duyunca çıldırdı. Titreyip kendine geldi, yumruğunu sıktı, bana vuracakken durdu, döndü duvara vurdu.
“Değilim! Katil değilim! Nefsi müdafaa, ilk o sıktı, topal kaldım. Keşke ben ölseydim de o topal kalsaydı.”
Başını ak güvercinli duvar takvimine vurarak ağlamaya başladı. Onu can evinden vurmuştum. Yaklaştım, omzuna dokundum şefkatle. Sakinleşmesini bekledim.
“Sen beni öldürdün baba,” dedim.
“Ne diyorsun evladım sen?”
“Beni de bu dükkânda öldürdün, boğarak öldürdün!” “Ne boğması lan?”
“Tüpgazla boğdun, damacana sularla boğdun!”

Devamı…“Sen beni öldürdün baba” dedim | Erken Kaybedenler – Emrah Serbes