Aziz Nesin’den güzel bir öykü “Palyaco”

Aziz-NesinPalyaco

Doktora gelen adam hastayım der, hayattan zevk alamıyorum. Acılar aklıma geliyor, yemek yiyemiyorum. çıplaklar hatırıma geliyor, Onlarla birlikte üşüyorum. Her cinayette kendimi suçlu buluyorum. Her katil bıçağının kabzasını sanki benim ellerim tutmuştur. Her atılan kurşun benim kalbime saplaniyor. Butun bu toplumun suçlari benim omuzlarima yuklenmiş. Artık gülmesini unuttum.

Devamı…Aziz Nesin’den güzel bir öykü “Palyaco”

Bilinçdışı Dünyasının Tutkulu Kaşifi Sigmund Freud

1933’te Berlin’de Opera binasının önünde kitapları yakılan Freud, Hitler yönetiminin baskılarına karşın Viyana’yı terk etmemekte ısrar eder. Israrını ise Goethe ile gerekçelendirir. Ona göre Hitler, Almanların utanç kaynağıdır. Goethe gibi bir ozan yetiştiren Avusturya’da Hitler faşizminin tutunması mümkün değildir. Bütün inancına rağmen 1938 yılında 78 yıl yaşadığı Viyana’dan ayrılıp Londra’ya gitmek zorunda kalır.

Devamı…Bilinçdışı Dünyasının Tutkulu Kaşifi Sigmund Freud

Orhan Kemal’in Oyun Yazarlığı – Asım Bezirci

Orhan Kemal’in sahnelenmiş beş oyunu vardır. Bu oyunların tümü iyi eleştiri almış, ayrıca çeşitli ödüller kazanmıştır. Bu durumda Orhan Kemal’i roman ve öykü yazarlığının yanı sıra bir oyun yazarı olarak da incelemek ve değerlendirmek gerekir. Özellikle oyun yazarlarımızın çoğunun başka yazın alanlarını seçtiklerini, oyun yazarlığını tek ve başat uğraş olarak seçenlerin sayısının çok az olduğunu anımsadığımızda Orhan Kemal’in küçük birikimi daha da bir anlam kazanmaktadır.

Devamı…Orhan Kemal’in Oyun Yazarlığı – Asım Bezirci

Düşünürlerin eserlerinden alıntılarla Teknolojinin Toplum Üzerindeki Etkileri

“Ben Almanların mutsuz bir toplum olduklarına inanıyorum. İtalyanların boşvericilikleri, Fransızların küstahlığı onlarda yoktur. Örneğin Almanların aşırı çalışkanlığı onların mutsuzluklarıyla ilgili bir olaydır. Bütün zenginliklerine rağmen Almanlar hayatın tadını çıkaramazlar. Mutsuz uluslar hep başkalarına bir şeyler öğretmek isterler… Alman trenlerinde ‘Pencereden dışarıya sarkmak yasaktır’ diye yazar. Başka ülkelerde ise ‘tehlikelidir’ denir. Yani hangi sebebe dayanarak yasak edildiği bilinmemektedir. Yasak yasaktır. Bu da iyiyi bilme, daha iyi olma durumunu yaratan garip kültür, Almanların kendi mutsuzluklarından kaynaklanır.” (Schneider, 1990, s.18).

Devamı…Düşünürlerin eserlerinden alıntılarla Teknolojinin Toplum Üzerindeki Etkileri

“Çung’un ruhu hortladı!” Bir Çin Hikayesi – Aziz Nesin

“Memleketin Birinde adlı kitabımda toplanan masallar, Türkiye’de düşün özgürlüğü tarihi bakımından ilginçtir. Bu yazılar, 1955-1957 arasında “Akbaba” dergisinde ve “Demokrat İzmir” gazetesinde yayımlandı. Çoğunu, zorlukla ve takma adlarla yayımladım.
Okuduğunuz bu hikayedeki olay, ilk yazılış biçimiyle Türkiye’de geçiyordu. Ama birçok dergiden geri çevrilince, bu hikayeyi uydurma bir Çin’li yazar adıyla, olay Çin’de geçiyormuş ve hikaye çeviriymiş gibi, dergide yayımladım. Aynı hikaye, birkaç ay sonra, başka bir dergide, çevrilmiş bir Çin hikayesi olarak çıktı.” Aziz Nesin

Devamı…“Çung’un ruhu hortladı!” Bir Çin Hikayesi – Aziz Nesin

Orhan Kemal’in ses ve video kaydı, Nazım’ın gönderdiği mektup ve Ahmed Arif’le fotoğrafı

Toplumsal gerçekçi anlayışla yazdığı öykü ve romanlarıyla tanınır. Asıl adı “Mehmet Raşit Öğütçü”dür. Edebiyata şiirle başlamış, Nazım Hikmet’in etkisiyle öykü ve romana geçmiştir. İlk eserlerinde otobiyografik bir yaklaşımla Çukurova yöresini, bu yöredeki köylüleri, tarım ve sanayi işçilerini; İstanbul’a yerleştikten sonraki eserlerinde, buranın yoksul insanlarının yaşamını işlemiştir. Konusuna iyimser açıdan yaklaşmayı, tiplerinin olumlu yanlarını vurgulamayı ilke edinmiştir. Film senaryoları ve oyunlar da yazmıştır. Öykülerinden bazıları: Ekmek Kavgası, Sarhoşlar, Çamaşırcının Kızı, 72. Koğuş, Arka Sokak, Kardeş Payı, Babil Kulesi… Önemli romanları: Baba Evi, Murtaza, Bereketli Topraklar Üzerinde, Vukuat Var, Hanımın Çiftliği, Eskici ve Oğulları, Gurbet Kuşları, Mahalle Kavgası, Müfettişler Müfettişi… Anı – inceleme – röportaj türlerinden eserleri: Nazım Hikmetle Üç Buçuk Yıl, İstanbul’dan Çizgiler…

Devamı…Orhan Kemal’in ses ve video kaydı, Nazım’ın gönderdiği mektup ve Ahmed Arif’le fotoğrafı

Yeraltından Notlar – Dostoyevski

Ben hasta bir adamım… Gösterişsiz, içi hınçla dolu bir adamım ben. Sanıyorum, karaciğerimden hastayım. Doğrusunu isterseniz, ne hastalığımdan anladığım var, ne de neremin ağrıdığını tam olarak biliyorum. Tıbba, hekimlere saygı duymakla birlikte, şimdiye dek tedavi olmadığım gibi, bundan sonra da böyle bir şey düşünmüyorum. Üstelik boş inançları olan bir insanım, hem de tıbba saygı duyacak kadar. (Oldukça iyi bir öğrenim gördüm, boş inançlara inanmamam gerekirdi, ama inanıyorum işte.) Hayır, hayır, salt hıncımdan dolayı tedavi olmak istemiyorum. Siz bunu anlayamazsınız. Ama ne ziyanı var, ben anlıyorum ya! Bu huysuzluğumla kime kötülük edeceğimi açıklamak elimde değil, bunu ben de bilmiyorum;

Devamı…Yeraltından Notlar – Dostoyevski

Murathan Mungan: Ummak ve beklemek kadınlığa verilmiş iki cezadır

Kurşun sesi kadar hızlı geçer yaşamak; öyle zordur ki, kurşunu havada, sevgiyi de yürekte tutmak! Geçtiğimiz yollarda kaybettiklerimizin bize en büyük kötülügü kendilerini tekrar tekrar hatırlatmalarıdır. Bir kere kaybetmekle kurtulamadiğimiz şeylerdir.
Yoklukları hayatımızdaki varlıkları haline gelir. Hep ama hep hatırlarız.
Ne biçim kaybetmektir bu?

Devamı…Murathan Mungan: Ummak ve beklemek kadınlığa verilmiş iki cezadır

Tutunamayan (Disconnectus Erectus) – Oğuz Atay

Beceriksiz ve korkak bir hayvandır. İnsan boyunda olanları bile vardır. İlk bakışta, dış görünüşüyle, insana benzer. Yalnız, pençeleri ve özellikle tırnakları çok zayıftır. Dik arazide, yokuşyukarı hiç tutunamaz. Yokuş aşağı, kayarak iner. (Bu arada sık sık düşer). Tüyleri yok denecek kadar azdır. Gözleri çok büyük olmakla birlikte, görme duygusu zayıftır. Bu nedenle tehlikeyi uzaktan göremez.
Erkekleri, yalnız bırakıldıkları zaman acıklı sesler çıkarırlar. Dişilerinide aynı sesle çağırırlar. Genellikle başka hayvanların yuvalarında (onlardayanabildikleri sürece) barınırlar. ya da terkedilmiş yuvalarda yaşarlar. Belirli bir aile düzenleri yoktur. Doğumdan sonra ana, baba ve yavrular ayrıyerlere giderler. Toplu olarak yaşamayı da bilmezler ve dış tehlikelere karşıbirleştikleri görülmemiştir.

Devamı…Tutunamayan (Disconnectus Erectus) – Oğuz Atay

Edebiyatta yabancılaşma ve yabancılaştırma

‘İnsan yalnızlığı’nın, onun kendisine ve çevresine ‘yabancılaşması’nın 20. yüzyılın ana gerçeklerinden ve çağ edebiyatının da başat motiflerinden olduğunu söylediğimde, dinleyenlerden biri “ben yalnız değilim ki” demişti, “üstelik çevremle aramda bir kopukluk da yok”. Bunu söyleyen, dünya ve kendisiyle ilgili sorunlarını çözümlemiş bir yaşam bilgesi olabilirdi ancak ya da henüz diplerde kulaç atmayı öğrenememiş bir yeniyetme…
‘Ruh’ ve ‘madde’ bireşimi bir yapıya sahip olan insan, yapısını oluşturan bu iki ana özelliğin uçlarında dolaşarak yaşamda deneyim kazanır, ruhla madde arasındaki gel-git’le biçimlenir. Kimi kez maddeyi dorukta deneyimler, kimi kez ise iç dünyanın dipsizliğinde, kendini, dünyayı, evreni, insanı ve onun bu dünyadaki yaşam amacını sorgular. O dipsiz derinlikte uzun süre kalmayı başarabilen insan ise, -moda deyişle- ‘yükselen değerler’le biçimlenmiş bu dünyayı artarak ‘yabancılaşan’ bakışlarla izler.

Devamı…Edebiyatta yabancılaşma ve yabancılaştırma

Jean Paul Sartre Nobel ödülünü neden almadı? Gazetelere gönderdiği açıklama mektubu

“Bu iki kültürün çatışmasını ben, kendi varlığımda olanca derinliğiyle duydum, duyuyorum: ben, bu çelişmelerden yapılmışım. Gönlüm inkar edilmez şekilde sosyalizmden, yaygın deyimiyle doğu bloğundan yanadır.; ama ben bir burjuva ailede doğmuş, burjuva kültürüyle beslenmişim. bu durumun, iki kültürü bağdaştırmak isteyenlerin tümüyle işbirliği etmemi kolaylaştırıyor. böyle de olsa, ben daha iyinin, yani sosyalizmin kazanmasından yanayım.
Varlıklarına bir diyeceğim olmasa da, yüksek kültür divanlarınca dağıtılan payelerden hiçbirini, yalnız batı’dan değil doğu’dan da gelse kabul edemeyişim bu yüzdendir. gönlüm bütün olarak sosyalizmden yanadır, dedim; ama bu demek değildir ki, biri çıksa da bana, böyle bir şey söz konusu değil, ama mesela, Lenin mükafatını vermek istese onu kabul ederdim. hayır, onu da kabul etmezdim, edemezdim.”
[Mektubun tamamını aşağıdan okuyabilirsiniz]

Devamı…Jean Paul Sartre Nobel ödülünü neden almadı? Gazetelere gönderdiği açıklama mektubu

Şiir ve Yaşam – Hugo Von Hofmannsthal

Şiirin değerini belirleyen şey onun anlamı değil (yoksa o şiir değil bilgelik, âlimlik taslamak olurdu) bilâkis onun biçimidir.

Son yıllarda sanatta düşünceyi ortaya çıkarma işi filologlar, gazeteciler ve şair geçinen kişiler tarafından ortaklaşa yapılmıştır. Bugün birbirimizi hiç anlamıyorsak ve ben sizlere bir şairin çağı, dili hakkında konuşmada, bir İngiliz gezginin Asyadaki bir ulusun adetleri, dünya görüşü hakkında gerçekten söyleyebilecekleri kadar zorlanıyorsam bunun nedenini birçok örümcek kafalının kültürümüze getirdiği büyük zorluk ve çirkinlikte aramak gerek.

Devamı…Şiir ve Yaşam – Hugo Von Hofmannsthal

Barış Uğruna Mücadelede Şairin Rolü – Nazım Hikmet Ran

Barışseverler safında faal bir mücahit olarak, barış için savaşmamız gerektiğine kesinlikle inanıyorum. Barış bir hediye gibi kabul edilemez, kazanılmalıdır.
Barış uğrunda mücadele çeşitli şekiller alır. Örneğin kapitalist ülkelerde, bu mücadele ağır hapis yılları, baskı ve ezgi görmek tehlikesi ile karşılaşmaktadır. Bütün bu tehlikelere rağmen, harpten nefret eden halk kitleleri barış bayrağı altında toplanmadıkça barış kazanılamaz…
Bu mücadelede her ilerici aydın, dahası namuslu her aydın, görevini anlayarak hazır bulunmalıdır. Barış uğruna mücadelenin, insanlığın geleceği ile ne kadar bağlı olduğunu, şairlerin ve yazarların şiirlerinde, romanlarında, hikayelerinde yazmaları bir görevdir. Tüm dünyada bilim adamları, teknisyenler, her günkü yaratıcı faaliyetleri ile harbe karşı, barış cephesinde yer almalıdırlar.

Devamı…Barış Uğruna Mücadelede Şairin Rolü – Nazım Hikmet Ran

Yazın, yabancılaşma ve yabancılaştırma – Ahmet Oktay

Terry Eagleton, Eleştirinin Görevi adlı yapıtında*, çağdaş eleştirinin, 1980 yarı-faşist darbesinin depolitizasyon süreci sırasında edebiyat ortamının büyük ölçüde görmezden gelmeyi tercih ettiği aslî görevinin, “simgesel olanı siyasal olana yeniden bağlamak” olduğunu anımsatmış ve ofansif metnini, kendisini “burjuva devletine karşı verilen bir savaşım olarak tanımlamadığı” takdirde eleştirinin geleceğinin olmayacağını belirterek bağlamıştı (s. 115-116). Eagleton’ın bu vurgusunun, artık iyice unutulmuşa benzeyen Plehanov’un yorumuna eklemlendiğini söylemek gerekir. Şöyle yazar Plehanov Sanat ve Sosyalizm’de: “Tenkitçinin ilk vazifesi belli bir eserdeki fikri sanat dilinden sosyoloji diline çevirmek, belli bir edebî hadisenin sosyolojik muadili diyebileceğimiz şeyi tayin etmektir” (Çev.: S. Mimoğlu, Sosyal Yayınlar, 1962).

Devamı…Yazın, yabancılaşma ve yabancılaştırma – Ahmet Oktay

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org