Roman, Kadın ve Cinsellik – İnci Aral

Roman Kahramanları dergisi, “Türkiye’de kadın roman kahramanları cinselliklerini özgürce yaşayabiliyorlar mı?” konulu bir soruşturma açmış ve kadın yazarların görüşlerine başvurmuş. Katılanların hemen hepsi roman kahramanlarımızın cinselliklerini yaşamakta, yazan kadınların ise yazmakta özgür olmadıklarında birleşmişler.

Devamı…Roman, Kadın ve Cinsellik – İnci Aral

“Önemli olan kendini tanımak!” Cinsellik ve Cinsel Sapmalar – Erich Fromm

cinsel sapmalar“Son 10 ve hatta 20 sene içinde (ya da daha genel olarak bu yüzyılın başından itibaren) esaslı ve giderek daha hızlı yayılan bir değişim, cinsellik alanında ve cinsel davranışlarda gözlem­lenmektedir. Değişim o kadar belirgindir ki, bir cinsel devrim­den ya da bir cinsel özgürlük hareketinden bahsetmemiz müm­kündür.

Devamı…“Önemli olan kendini tanımak!” Cinsellik ve Cinsel Sapmalar – Erich Fromm

Sevginin Nefretle İlişkisi: Spinoza ve Aşkın Diyalektiği – Ulus Baker

SpinozaSpinoza’ya göre bütün duygular üç temel duyguya indirgenebilirler ve onların kombinasyonlarından ibarettirler… Varolma ve eyleme gücüm (arzu), bu gücün artışı (sevinç) ve azalışı (keder). Bu son derecede bedensel bir durumdur çünkü Spinoza duygulanışların hem bedeni hem de ruhu ifade ettiklerine inanıyordu. Ve bütün diğer duygular bu temel duygulardan türetilebilirler: böylece sevgi “dış bir nedenin fikri eşliğinde yaşanan sevinç”, nefret ise “dış bir nedenin fikri eşliğinde yaşanan keder” oluyor. Bu, yukarıdaki tuhaf önermelerin anlamını kavramamızı sağlamaktadır: eğer birinin beni sevdiğine inanırsam ve kendimde bunun için bir neden bulamıyorsam, onun sevgisine inanmamın bende uyandırdığı sevincin nedenini kendimde değil başka bir yerde, yani onda bulabileceğim anlamına gelir bu.

Devamı…Sevginin Nefretle İlişkisi: Spinoza ve Aşkın Diyalektiği – Ulus Baker

Doğal bir olguyla toplumsal bir olgunun çatışması: Gençlikte Cinsellik – Erdal Atabek

Erdal Atabek«Gençlerin cinsel sorunları» bizim toplumumuzda pek meraklı bir konu olmuştur. Kimi kesimlerin görmezden gelip uzaktan bile bakmaya yanaşmadığı, kimi kesimlerinse sadece gençlerin cinsel sorunları varmış gibi davranıp asıl sorunu görmeye yanaşmadığı bir konudur «cinsel sorunlar».
«Gençlerin cinsel sorunları», bütün toplumun içinde bunaldığı, bir türlü doğru yerine oturtamadığı, ne yapacağını, nasıl davranması gerektiğini bilemediği «toplumsal cinsel sorunlar»ın gençlik kesimine yansımasıdır.
İşin doğrusu «herkesin cinsel sorunlaradır. İnsan sorunlarına içtenlikle, gerçekçilikle, sadelikle bakmayı öğrenememiş, bu yüzden de her alanda bocalayan bir toplumda «cinsellik» konusunun da bocalamalarla dolu olacağı açıktır. Bu yüzden genci de, orta yaşlısı da, yaşlısı da bir türlü «cinsel sorular»dan kurtulamaz. Bekarı, evlisi, kadını, erkeğiyle bütün toplumun belki de en bocaladığı alandır «cinsellik».

Devamı…Doğal bir olguyla toplumsal bir olgunun çatışması: Gençlikte Cinsellik – Erdal Atabek

“Sadece doğru sevilmeye değerdir” Aşkın (Cinsel Sevginin) Metafiziği – Arthur Schopenhauer

SchopenhauerHer gün en karmaşık ve en feci kavga dövüşleri körüklediği, en değerli ilişkileri bozduğu, en sağlam bağları koparttığı, kimileyin hayatı ya da sağlığı kimileyin de zenginliği, statü ve rütbeyi ve de mutluluğu kendine kurban seçtiği, hatta aslında merhametli ve dürüst olanları vicdansızlara o zamana kadar sadık olanları birer haine dönüştürdüğü; kısacası, bir bütün olarak, her şeyi tersine çevirmeye, karmakarışık etmeye ve yıkmaya çalışan kötü niyetli, düşmanca bir iblis olarak ortaya çıktığı bu gerçek dünyada da oynadığı önemli rolü incelersek, insan şöyle haykırmadan edemez: Bunca gürültü patırtı niye? Niye (bunca) itiş kakış, tepinme, korku, endişe ve dert? Sonuçta amaç, sadece her bir Mecnun’un kendi Leylası’nı bulması değil midir?

Devamı…“Sadece doğru sevilmeye değerdir” Aşkın (Cinsel Sevginin) Metafiziği – Arthur Schopenhauer

‘İki cinsten birini suçlamak öbürünü bağışlamaktan çok daha kolaydır’ Kadın – Simone de Beauvoir

Simone de BeauvoirŞurası bir gerçek: bugün, ne erkekler ne de kadınlar birbirlerinden hoşnut değiller. Ama üstünde durulması gereken nokta, tepelerine çöken bir ilencin onları kedi-köpek gibi hiç durmadan çekişmeye mi ittiği, yoksa onları birbirine düşüren çatışmaların insanlık tarihinin geçici bir anını mı dile getirdiğidir. incelememiz boyunca gördük ki, bütün efsanelere rağmen, hiçbir bedensel yazgı, Erkek’le Kadın’ı sonsuz bir çekişmeye zorlamamaktadır: din kitaplarında adı geçen ünlü mantis böceği bile, başka yiyecek bulamadığı için ve türünü devam ettirebilmek üzere erkeğini yemektedir: en tepeden en dibe dek bütün hayvanlar bu sonuncu kaygıya bağlıdır zaten. Öte yandan, insanlık, bir tür olmaktan öte bir şeydir: tarihsel bir olgudur o; insanlık, doğal varoluşunu yükleniş biçimiyle belirlenir. Gerçekte, kötüniyetin en aşırısıyla yola çıkılsa bile, insan denen varlığın dişisiyle erkeği arasında salt bedensel açıdan bir düşmanlık, bir çekişme bulabilmek olanaksızdır.

Devamı…‘İki cinsten birini suçlamak öbürünü bağışlamaktan çok daha kolaydır’ Kadın – Simone de Beauvoir

Cinselliğin Diyalektiği: Kadının Özgürlüğü Meselesi – Shulamith Firestone

Doğaya, insanlığın tarihine ya da kendi eylemlerimize bakıp düşündüğümüzde önce, sonsuz bir ilişkiler, tepkiler, alışverişler, birleşmeler ağı görüyoruz; bu ağın içinde hiçbir şey olduğu gibi, olduğu yerde ve olduğu biçimde kalmıyor; her şey hareket ediyor, değişiyor, var oluyor ve sonra ölüyor. Bu yüzden, önce ağın bütünü çarpıyor gözümüze; içindeki tek tek parçalar yarı gölgede kalıyor; hareket eden, birleşen ya da birbirine bağlanan şeyleri değil de hareketleri, geçişleri, bağlantıları görüyoruz. Dünyanın böyle ilkel, naif, ama ta içinden, doğru biçimde algılanması Yunan felsefesinden gelmiştir. Bunu, ilk kez açık olarak söyleyen Heraclitus’tur; Her şey hem vardır hem de yoktur; çünkü her şey akıcıdır, hiç durmadan değişir, hiç durmadan varolur, sonra da yok olur. [Frıedrıch Engels]

Devamı…Cinselliğin Diyalektiği: Kadının Özgürlüğü Meselesi – Shulamith Firestone

Prof. Dr. Doğan Şahin ile söyleşi: Kadınlar ve erkekler fizyolojik olarak nelerden etkilenir?

Prof. Doğan Şahin, T24’ten Hazal Özvarış’a verdiği söyleşinin dün yayımlanan ilk bölümünde [oku] “aşk”ın neden tesadüf olmadığını anlattı. “Aşk, bir tamamlanma arzusudur” diyerek kimin, kime, neden âşık olduğunu karakterlerdeki arızalar üzerinden özetleyen Şahin, söyleşinin ikinci bölümünde dümeni cinselliğe ve aşk acısına kırıyor.
Şahin, genel sekreteri olduğu Cinsel Eğitim ve Araştırma Derneği’nin (CETAD) Türkiye örneklemi üzerinde yaptığı araştırmaya göre kadınların cinsel bilgileri kocalarından öğrendiğini, erkeklerin de yanlış şeyler bildiklerini söyledi.
“Türkiye’de insanların cinsel hayatlarını filme alsan, yüzde 90’ının neredeyse aynı sırayla, aynı şekilde seviştiğini görürsün…” diyen Şahin’e göre “Birbirini gerçekten, sağlıklı bir şekilde seven iki insanın cinsel problem yaşama ihtimali yok gibidir.”

Devamı…Prof. Dr. Doğan Şahin ile söyleşi: Kadınlar ve erkekler fizyolojik olarak nelerden etkilenir?

“İnsanlığın Yılmaz Savunucusu V. Woolf” – Bedriye Korkankorkmaz

Woolf’un Ailesi, Çocukluğu ve Evlilikten Beklentisi
Kendi yazarını seçmesi okuyucuyu hem aydınlatır hem de derinlemesine bilinçlenmesine yardımcı olur. Bu duygularla yazar Mina Urgan’ın Virginia Woolf incelemesini okudum. Virginia Woolf’un yaşadıklarını, yaşadıklarının onu kişiliği ve eserleri üzerindeki yansımalarını derinlemesine anlamadan onun ne yazın dehasına ne de insan yanına yakın olamayacağımı algıladım. 18 bölümden oluşan eseri yazımda 10 konu başlığıyla değerlendirdim konular arası geçişlerdeki dağınıklığı önlemek için. Eseri okurken kendime şu soruları sordum: “Wollf’un yazın dehasından geriye bize ne kaldı? O’nu günümüz yazarı yapan gerçek nedir? Onu dönemi içerisindeki roman yazarları ile eleştirmenlerden ayıran başlıca kişilik özellikleri nelerdir? Okuyucuya bakışı nasıldır? Niçin benim yazarımdır Virginia Woolf? Bu ve buna benzer soruların izini sürdüm yazarken.

Devamı…“İnsanlığın Yılmaz Savunucusu V. Woolf” – Bedriye Korkankorkmaz

Kimlik Arayışı ve Algısı | Cinsellik ve Modernite – Hasan Bülent Kahraman

Foucault’nun karmaşık yazısının kılçıkları ayıklandıktan sonra ortaya bir tek şey çıkar: Cinselliğin ‘normalliği’ ile ‘anormalliği’ arasındaki fark bireysel, kişisel tercihlerden çok ötede bir yerde dondurulmuştur. Bu bir toplumsal yapılanma özelliğidir. Kimi çevreler normalle ahlaki, anormalle ahlaksızlığı iç içe geçirir, öyle olması gerektiğini düşünürler. Ne var ki, bu yaklaşım olguları, kavramları o verili çerçeve içinde görmekten başka bir şey değildir. Toplumsalı oluşturan merkezi otoritenin kararlarını, koşullarını eğer kabul edilmişse normalle anormal arasındaki fark da kendiliğinden kabul edilmiştir.
Zihinle madde arasında başlatılan ikili karşılaşma ve çatışmalar, sonunda toplumu da, benliği de ben ve öteki olarak bölmüş, cinselliği de tam bu kesişimin ortasında, kat yerinde bir noktaya yerleştirmiştir. Her süreç kendi sonuçlarını üretir. Mevcut durum da modern bilincin, modernite süreçlerinin toplumu getirdiği noktadır. Kendiliğinden değildir. Tarihseldir. Fakat, cinselliğin yalnızca etik bir temel üstünde, ben-öteki ayrışması içinde algılanması modernizmin kanonik yaklaşımında yeni bir algılayışa ve anlayışa ulaşmalıydı.

Devamı…Kimlik Arayışı ve Algısı | Cinsellik ve Modernite – Hasan Bülent Kahraman