‘Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu’ Romanı Işığında Sevgi Soysal’ın Cezaevi Günleri – Canan Olpak Koç

Sevgi soysalSevgi Soysal’ın ilk hikâye denemesi 20 Kasım 1961’de Değişim Dergisi’nde yayımlanan Ne Güzel Suçluyuz biz Hepimiz adlı hikâyedir. Değişim Dergisi 1962 yılına kadar 12 sayı yayımlayacaktır. Bu sayılarda daha çok varoluşçuluk üzerine yazılara yer verilecektir. O dönemde bu akımdan etkilenen isimlerden birisi de Erdal Öz’dür. Soysal, yeni yazılarını değerlendirmesi için önce Erdal Öz’e götürür. Öz’ün bu yazılar üzerine yaptığı genel tespit “Biraz gerçeküstü boyutları olan birtakım duygusal izlenimler” (Doğan 2003:62-66) şeklindedir. Yeni Türk Edebiyatının son elli yılına damgasını vuran kadın yazarlardan biri şüphesiz Sevgi Soysal’dır. Bunu söyleyebilmek için yazarın kitaplarını okumak ve yarattığı karakterlerdeki inandırıcılığı ve başarıyı fark etmek gerekir. Yapıtlarında kurgunun merkezine ağırlıklı olarak benzer niteliklerde kadın karakterleri yerleştirdiği göze çarpan Sevgi Soysal ‘ın, Türk edebiyatına gerek psikolojik yapısı gerekse yaşama bakışıyla farklı, yeni bir kadın tipini kazandırmış olması, onu diğer yazarlardan ayıran en belirgin özelliklerindendir (Somuncuoğlu 2002: 1)

Devamı…‘Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu’ Romanı Işığında Sevgi Soysal’ın Cezaevi Günleri – Canan Olpak Koç

100’ü aşkın akademisyen ve aydından çağrı: “Böyle bir utancı bir kez daha yaşamak istemiyoruz!”

Aralarında Vedat Türkali, Suavi, Oya Baydar, Ali Nesin, Sevim Belli, Ömer Madra, Mehmet Bekaroğlu, Şanar Yurdataban, Nazım Alpman, Erol Katırcıoğlu, Esra Mungan, Mesut Yeğen gibi isimlerin de olduğu 100 aşkın akademisyen, aydın, gazeteci ve yazar, açlık grevlerine ilişkin ortak bir bildiri yayınladı. Hükümete, açlık grevleri ile ilgili olarak çözüm yönünde atım atma çağrısı yapıldı. Bildiride, “Türkiye yine bir kabusun eşiğinde. Binlerce tutuklu açlık grevinde. Bugünleri daha önce yaşadık. On altı yıl önce yaşadık; on iki yıl önce bir kez daha yaşadık. Şimdi bir kez daha böyle bir utancı yaşamak istemiyoruz” denildi.

Devamı…100’ü aşkın akademisyen ve aydından çağrı: “Böyle bir utancı bir kez daha yaşamak istemiyoruz!”

Sevgi Soysal Cezaevi Anıları: “Biz insanları sevdiğimiz, çok sevdiğimiz için buradayız”

Koğuşta çıt yok. Sessizlik saati. Bir iki kız ranzalarında uyuyorlar. Çoğunluk okuyor. Her kitabın peşinde en az beş kişi var. Bir an önce bitirmek zorunda herkes kitabını.
Selma’yla Nina yavaş sesle konuşuyorlar. Meral, yine sorun olmakta. Meral’in karavana dağıtılırken hep öne geçmesi. Karavanadan hep et keçelemeğe çalışması  eleştirilmesi gereken bir tavır.
Nina yine de sevecenlikle söylüyor bunu. Aslında çok şeyi hoş görmeğe hazır. Ama eleştirinin gereğini kavrayacak kadar da inançlı. Yine de koğuşta Meral’e en az kızan o. Aslında Meral’e kızmamak zor. Nina ile  Meral’in anlaşılmasını gerektiren bir yığın neden bulur.
Meral’in çocukluğu büyük sıkıntılarla geçmiştir. Öğretmen okullarının yatakhanelerinde sürünmüştür. En ücra yerlerde öğretmenlik yapmıştır. Bunca zor elde ettiği mesleğini inancı uğruna tehlikeye atmıştır. İlk İhbar furyasında da tutuklanmıştır.

Devamı…Sevgi Soysal Cezaevi Anıları: “Biz insanları sevdiğimiz, çok sevdiğimiz için buradayız”

Dostoyevski: “İnsan, her şeye alışan bir yaratıktır” [Ölü Bir Evden Hatıralar]

Dostoyevski’nin canı, gözleri bağlı bir şekilde idam mangasının karşısında vurulmayı beklerken, Çar tarafından son anda bağışlanmış ve cezası hafifletilerek dört yıllık kürek mahkûmiyeti ve peşinden de beş yıllık zorunlu askerî hizmete çevrilmişti. Dostoyevski edebiyat dünyasına bu sürgün yıllarının ardından yazdığı Ezilmiş ve Aşağılanmışlar ve Ölü Bir Evden Hatıralar’la döndü. İnsani derinliği, gözlem gücü ve otobiyografik kökeniyle Ölü Bir Evden Hatıralar Dostoyevski’nin en sıradışı kitaplarından biridir. Lev Tolstoy: “Modern edebiyatta bundan daha iyi bir kitaba rastlamadım; bu söylediğime Puşkin de dahildir. Dostoyevski’ye ona bayıldığımı söyleyin.” diyor. 

Devamı…Dostoyevski: “İnsan, her şeye alışan bir yaratıktır” [Ölü Bir Evden Hatıralar]

Ölü Bir Evden Hatıralar – Dostoyevski | Duvarın bu yanındakiler için o dünya, sadece bir masaldır

Dostoyevski’nin canı, gözleri bağlı bir şekilde idam mangasının karşısında vurulmayı beklerken, Çar tarafından son anda bağışlanmış ve cezası hafifletilerek dört yıllık kürek mahkûmiyeti ve peşinden de beş yıllık zorunlu askerî hizmete çevrilmişti. Dostoyevski edebiyat dünyasına bu sürgün yıllarının ardından yazdığı Ezilmiş ve Aşağılanmışlar ve Ölü Bir Evden Hatıralar’la döndü. İnsani derinliği, gözlem gücü ve otobiyografik kökeniyle Ölü Bir Evden Hatıralar Dostoyevski’nin en sıradışı kitaplarından biridir.”Modern edebiyatta bundan daha iyi bir kitaba rastlamadım; bu söylediğime Puşkin de dahildir. Dostoyevski’ye ona bayıldığımı söyleyin.” diyen Lev Tolstoy bir mektubunda bu eseri büyük bir zevkle okuduğunu yazıyor.

Devamı…Ölü Bir Evden Hatıralar – Dostoyevski | Duvarın bu yanındakiler için o dünya, sadece bir masaldır

Mahpus koğuşu, hırsız yatağı | Sabahattin Ali’den bir öykü: Çaydanlık

Hastanenin bodrum katındaki küçük ve pencereleri demir parmaklıklı odada beş kişi yatıyorduk.Hapishanenin doktoru ve reviri olmadığı için hasta mahpuslar ağırlaşıncaya kadar koğuşlarında kalırlar ve araba parası tedarik edebilirlerse belediye doktorunu getirtirlerdi. Ak saçlarını pek itina ile ortadan ikiye ayıran bu ihtiyar ve zayıf adamcağız, yüzünde besbelli bir tiksinmeyle, ellerini sürmeden hastalara bakar ve mevcut olmayan bir mesuliyetten korkarak, ekserisini hastaneye havale ederdi.
Fakat hastanede mahpuslara ayrılan koğuş beş kişiden fazla almadığı için, mütehassıs tarafından -asla yaptırılamayacak olan- bir reçete ile birlikte geri gönderilen mahpusların, yol kenarlarında oturup dinlenerek ve kelepçeli ellerine jandarmaların sıkıştırdığı bir sigarayı hırsla çekerek hapishane yolunu tuttukları her zaman görülürdü.

Devamı…Mahpus koğuşu, hırsız yatağı | Sabahattin Ali’den bir öykü: Çaydanlık

Öykü, Dört Duvar – Orhan Kemal | “Bütün bunları alkışlayan aldatılmış kalabalıklar vardı!”

Sürgünler geldi dediler. Zaten bekliyorduk. Koştuk cezaevinin taş merdiveni başına: Ben, Necati, Kosti, Bobi Niyazi.
Dördümüz de hükümlüydük. Necatiyle Kosti bir gece Beyoğlu sinemasının gişesini soymağa kalkıp yakalanmaktan yedişer yıl yemişlerdi. Bobi Niyazi, aslında esrar satmak ama, “arkadaşlar matrağına cebime esrar koymuşlar, polisler kaçak çakmak tası ararlarken enselediler, adımız esrarcılığa çıktı!” diyordu.
Neyse, koştuk cezaevinin idareye çıkılan taş merdivenlerine.
Bir başka İl’in cezaevinden bizim cezaevine sürgün edilenler, büyük demir kapıdan içeriye ikişer ikişer sokuluyorlardı. Ortadaki kalın, upuzun zencice bileklerinden sıkı sıkıya bağlı cezalılar yüzenli çifttiler, tamam üçsüz kişi!  Yalın ayakları, paramparça üst baslarıyla mide bulandırıcıydılar. Saçları sakallarına karışmıştı. Her içeri giren çift, onları getiren candarmalarin önünde duruyor, bileklerini bağlıyan kelepçenin küçücük kilidi açılmadan önce, üçsüz sari dosya arasından “Şahsi dosya”ları bulunuyor, bizim cezaevi idarecilerine teslim ediliyorlardı. 

Devamı…Öykü, Dört Duvar – Orhan Kemal | “Bütün bunları alkışlayan aldatılmış kalabalıklar vardı!”

Sayın E. Özkök, Sayın Z. Mutlu, Sayın M. Yılmaz; Bundan böyle sizin kod adınız da Tufan!

Artık “İlahi adalet” mi dersiniz, yoksa sadece “adalet” mi, bilemem.
Delik deşik ve yanık ölülerin ruhunun bir tesellisi mi dersiniz, kaderin tecellisi mi?
“Dönüş”üne hayran olduğunuz “Hayat”; döndü dolaştı, kod adınızı yüzünüze, hem de grubunuzun gazetesinde manşetten çarptı.
Kemal Göktaş imzasıyla, Vatan’ın manşeti: “11 yıl gizlenen belge.”
İçerideki daha hazin, daha kahredici ve “bundan da utanmayacaksanız neden utanacaksınız” diyen başlıkla, “Hayata Dönüş, yalan”.
Yani, devrin iktidarına ve katliamın kanına yandaşlıkla attığınız başlıklar, yazdığınız yazılar… Yalan!

Devamı…Sayın E. Özkök, Sayın Z. Mutlu, Sayın M. Yılmaz; Bundan böyle sizin kod adınız da Tufan!