Lev Tolstoy: “Hayatı Gerçek Anlamıyla Anlamayan, Aşktan Nasipsiz Kalır”

Lev TolstoyHerkes bilir ve kabul eder ki aşk duygusu hayatın çelişkisini tamamen çözeceği gibi, insanı, hayatta kendisi için nihai gaye olan gerçek iyilik ve menfaate ulaştırabilir.
“Evet, doğru. Gelgelelim, aşk, insanlarda nadir ortaya çıkıp çabucak gelip geçen bir duygudur. Ve gelip geçtikten sonra ardında bıraktığı ızdıraplar, bir öncekine göre her zaman kat kat fazla olur.”
Böyle düşünenler, aşka hayat kanununun zaruri görünüşü olarak değil, hayatın belli bir döneminde insan tarafından edinilen tavır ve hallerden belli bir döneminde insan tarafından edinilen tavır ve hallerden biri diye bakarlar: İnsan, alim, şarlatan, sanatkar, meslek sever, bilim adamı, iffet sahibi vs. olabileceği gibi, birisini sevebilir de.

Devamı…Lev Tolstoy: “Hayatı Gerçek Anlamıyla Anlamayan, Aşktan Nasipsiz Kalır”

Nietzsche, Rilke ve Freud’un kalbini çalan kadının özelliği neydi? – Vedat Özdan

Lou Andreas Salome“Beni yüz yerimden aynı anda kavrayan o değiştirici yaşantı, senin varlığının büyük gerçeğinden doğuyordu. Daha önce, o aranan durumsayışlarım sırasında, hiç o kadar duymamıştım hayatı, o kadar inanmamıştım şimdiye, geleceği o kadar tanımamıştım.
Sen bütün kuşkuların tam karşıtıydın; dokunduğun, uzandığın ve gördüğün her şeyin var olduğuna tanıklık edendin. Dünya bulutlu görünüşünden sıyrıldı, zavallı ilk şiirlerimin belirli özelliği olan o birlikte akış ve çözülüşten kurtuldum; nesneler doğdular, yavaş yavaş ve güçlükle öğrendim her şeyin ne denli yalın olduğunu; ve olgunlaştım, yalın şeyler söylemeyi öğrendim. Bütün bunlar, kendimi şekilsizlik içinde yitirme tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğum bir sırada seni tanımak mutluluğuna erdiğim için oldu.”

Devamı…Nietzsche, Rilke ve Freud’un kalbini çalan kadının özelliği neydi? – Vedat Özdan

Arthur Schopenhauer Felsefesinde Aşkın Metafiziği – Mert Sarı

Tüm diğer canlılarda ve hatta insanlarda da hep erkek seçtiğini, seçimde bulunduğunu sanır. Oysa bu büyük bir yanılsamadır. Gerçeklikte seçim hakkı hep dişil olanın elindedir. Dişil yan, kıt yumurtalarını en iyi dölleyebilecek ve yeni yavruların oluşmasını güvenceye alabilen eş adaylarını gözetir. Doğal dünyada bu kaba kuvvet iken, uygar yaşamda belki de toplumsal işlevsellik ve özel bildirişim yetenekleridir. İstencin tüm devinimlerindeki ana motif önce türün korunması, sonrada sürdürülmesi çabasıdır. Yani önce beslenebilme ve varlığını koruyabilme, sonrasında da üreyebilme çabaları. Türün süreğenliğinin sağlanmasında dişil bedenin çekiciliğinin kullanılmasına Schopenhauer “doğanın hilesi” demektedir. Doğa, amacını elde ettiğinde doğanın hilesi de düşer. Bütünüyle orgazmik bir yatışma, doyum sağlamış bir erkeğe, en seksapel kadın gövdesi bile fazla bir etki gösteremez.

Devamı…Arthur Schopenhauer Felsefesinde Aşkın Metafiziği – Mert Sarı

“Sevdiğimiz kadınla kendimizi tüketiyoruz” Gülüşün ve Unutuşun Kitabı – Milan Kundera

Aşk şiirdir, şiir aşktır

“İşte asıl bu ayrıntılar, kötü seçilmiş bir giysi, dişlerdeki hafif bir bozukluk, nefis bir ruh zayıflığı, bunlardır bir kadını gerçek ve canlı kılan şeyler.
Afişlerdeki ya damoda dergilerindeki kadınlar, ki bugün bütün kadınlar onları taklit etmeye çalışıyorlar, çekicilikten yoksundurlar, çünkü gerçek değildirler, çünkü soyut bir takım önerilerden oluşmuşlardır. Onlar bir güdümbilim makinesinden doğmuşlardır, bir insan bedeninden değil !”

Devamı…“Sevdiğimiz kadınla kendimizi tüketiyoruz” Gülüşün ve Unutuşun Kitabı – Milan Kundera

Montaigne: İnsanın doğuşunu görmekten kaçar, ama ölümünü görmeye hep koşa koşa gideriz

Aşk Üzerine 
Doğa bir yandan bizi bu arzuya doğru sürer, gördüğü işlerin en soylusunu, en yararlısını, en güzelini de ona bağlamıştır bir yandan da bizi bırakır, onu kötüleriz, ondan ayıp, günah diye utanır kaçarız, perhizi sevap sayarız. Bizi yaratan işi hayvanlık saymaktan daha büyük hayvanlık mı olur? Türlü ulusların dinlerinde vardıkları, kurban, mum yakma, oruç, adak gibi ortak taraflardan biri de cinsel arzunun kötülenmesidir. Onun bir cezalanması demek olan sünnet bir yana, bütün kanılar bu konuda birleşir. Hoş, bir bakıma insan denilen bu budala varlığı yaratma işini ayıplamakta, bu işe yarayan taraflarımızdan utanmakta pek de haksız değiliz ya…

Devamı…Montaigne: İnsanın doğuşunu görmekten kaçar, ama ölümünü görmeye hep koşa koşa gideriz

Murathan Mungan: Artık hiç kimse aşk için dağlar aşmıyor, ırmaklar geçmiyor, diyar diyar gezmiyor

Her şey hüzünlü, acıklı ve yapmacıktı. (Zaten her düğünde biraz hüzün vardır.) Ağabeyime siyah smokin kiraladık, gelinlik de kiralıktı, düğün salonu da kiralıktı, evleri de kiralıktı, hayatları da kendileri de kiralıktı. Ama onlar hiçbir şeyin farkında değillerdi. Hayat onlara yetiyordu, bana ne oluyordu peki? hem de ta o yaşlarda? farkına vardığım neydi? Yemek odası, yatak odası, misafir odası takımları aldılar. Onlar taksitleydi. Bundan böyle taksitle yaşayacaklardı. Hayatımızı da taksit taksit yaşıyorduk. Tahsil taksidini, askerlik taksidini, evlilik taksidini, babalık taksidini, dedelik taksidini ödeyecek Halil. Herkesin saçı mizampili, çocuklar sürekli pistte dönenip duruyorlar…

Devamı…Murathan Mungan: Artık hiç kimse aşk için dağlar aşmıyor, ırmaklar geçmiyor, diyar diyar gezmiyor

Franz Kafka: “Hiçbir şeyime göz yumulmaz, rahat edeyim diye bir dakika bile verilmemiştir bana”

Her şeyi kendim çabalayarak elde etmek zorundayım, yaşadığım günlerle geleceği değil, geçmişimi bile kendim yaratmak zorundayım, doğal olarak herkesin bir geçmişi vardır belki, ben onu bile kendim elde etmek zorundayım; bence bu en zor iş, dünya sağa mı dönüyor? -Bilmiyorum ya-ayak uydurabilmem için benim sola dönmem gerekiyor! Nasıl başa çıkarım? Gücüm yetmez ki; paltom ağır gelirken, nasıl taşırım koskoca dünyayı sırtımda? Bırak benim güçsüzlüğümü, kimin gücü yeterdi bütün istenenleri yerine getirmeye? Kendi gücümüzle bu işlerin altından kalkabilmeyi denemek çılgınlıktır, çılgınlıkla da ödenir.

Milena’ya mektup: Suya gitmeden önce kırıktı bu testi!

Devamı…Franz Kafka: “Hiçbir şeyime göz yumulmaz, rahat edeyim diye bir dakika bile verilmemiştir bana”

Sevgi insana ne yaptırabilir? | Aşk Ölüme Benzer – Ahmet Ümit

Sorgu odasının içini gösteren pencerenin önünde durmuş, iskemlede oturmakta olan genç adamı izliyorum. O, benim farkımda değil, karşısındaki büyük aynanın aslında odanın dışardan görüldüğü bir pencere olduğunu nereden bilsin zavallı. Basını hafifçe öne eğmiş, sakin sakin sigara içiyor. Sanki üç cinayetle suçlanan bir sanık değil de rastlantı sonucu buraya düşmüş, gerçek anlasılınca elini kolunu sallaya sallaya kapıdan çıkıp gidecek olan masum biri.
Yirmi yıllık meslek hayatımda her çesit katille karsılastım; bu, karıncayı bile incitemez  diyebileceğiniz kadınlar, insanı sulu götürüp susuz getirecek kadar becerikli olanlar, ruhlarını cinayetlerle besleyen gizli psikopatlar, hiç istemediği halde olayların zorlamasıyla elini kana bulayan zavallılar, envai türlüsü. Ama onların hiçbiri “suçsuz” duygusu uyandırmamıstı bende. Bu delikanlıya bakarken, ilk kez bir zanlının “suçsuz” olabileceğini düsünüyorum; üstelik evinde ele geçirdiğimiz kanıtlara, hatta cinayetleri islediğini itiraf etmesine karsın.

Devamı…Sevgi insana ne yaptırabilir? | Aşk Ölüme Benzer – Ahmet Ümit

“Bir ayrılık şiiri, şarkılarımın sonu” | Karl Marx ve Jenny aşkından izler

Jenny! Gülerek sorarsın
Neden şarkılarım “Jenny’ye”,
Yalnız senin için yüreğim hızla çarparken
Şarkılarım yalnız senin için ağlarken
Yürekleri yalnızca senden esinlenirken
Her hece söylerken yalnız senin adını
Alırken her ses yalnız senden tınılarını
Soluklarım Tanrıça’dan atmazken adımını.
Çünkü sevgili adın öyle tatlı çınlıyor,
Bana neler söylüyor onun uyacıkları,
Dopdolu, çeşit çeşit sesler yankılanıyor,
Uzaklarda titreşen Ruhlara gider sanki,
Altın telli Sitern’in dalgalanan uyumu,
Bilinmeyen, güpgüzel, tılsımlı birşey gibi.

Devamı…“Bir ayrılık şiiri, şarkılarımın sonu” | Karl Marx ve Jenny aşkından izler

Dünya Edebiyatından Öyküler | Köpekli Kadın – Anton Çehov

Bu alelade sözler, bir şekilde Gurov’u gücendirdi, küçük düşmüş ve pismiş gibi onu vurdu. Ne yabani tavırlar! Ne insanlar! Ne anlamsız geceler, ne kadar sıkıcı günler, tekdüze günler! Kumar hırsı, açgözlülük, sarhoşluk, hep aynı şey hakkındaki sohbetler. Hep aynı konudaki faydasız arayışlar ve konuşmalar insanların zamanın en değerli bölümünü dolduruyor ve gücünün en büyük kısmını tüketiyordu. Ve sonunda geriye değersiz, önemsiz, kısa ve rezil bir hayat kalıyordu ve bundan hiç kaçış yoktu. Sanki insan hapishanede veya tımarhanedeymiş gibi.

Devamı…Dünya Edebiyatından Öyküler | Köpekli Kadın – Anton Çehov

“Ölüm, yaşama büyük iyilikler yapar” | Aşk ve Ölüm… – Maksim Gorki

GorkiEngizisyon yedi yüz yıl içinde yüzbinlerce insanı “dinden ve doğru yoldan sapmış” ve “sihirbaz” diye ateşte yakmış, yüzbinlerce insanı da buna yakın cezalara çarptırılmıştır. Hıristiyanlığın bunca övülen “insanlığına” rağmen, Engizisyon, ancak Napoleon Bonaparte tarafından l800’de İtalya’da, l808’de İspanya’da kaldırıldı, sonradan tekrar getirilmeğe çalışıldı. Hristiyan kilisesinin bilime karşı giriştiği tutucu ve amansız mücadele Avrupa tarihinin en utanç verici olayıdır. Ama bu olay bugüne kadar ciddi bir şekilde incelenip aydınlatılmamıştır.

Devamı…“Ölüm, yaşama büyük iyilikler yapar” | Aşk ve Ölüm… – Maksim Gorki

Aşk, utanma ve çekinmenin olduğu yerde vardır | Aşk Üstüne – Michael De MONTAIGNE

Kitapları bir yana bırakır da dobra dobra konuşursak, aşk dediğimiz şey, arzulanan bir varlıkta bulacağımız tada susamaktan başka bir şey değildir, gibi geliyor bana. Venüs’ün bize verdiği şey sonunda bir boşalma hazzı değil mi? Tıpkı doğanın başka taraflarımızın boşalmasına kattığı haz gibi. Bu haz ölçüsüzlük yahut hayasızlık yüzünden kötülük haline geliyor. Sokrates’e göre aşk, güzelliğin aracılığıyla çoğalma arzusudur. Ama nedir, bu hazzın insana verdiği o acayip gıdıklama, Zenon’u, Kratippos’u düşürdüğü o delice, budalaca, saçma sapan haller, bizi sürüklediği o uygunsuz azgınlık, aşkın en tatlı anında o alev saçan, kudurmuş, zalim surat, sonra nedir o birden kabarıp böbürlenme, bu kadar çılgınca bir işin içinde o ciddileşip kendinden geçme? Hem ne diye hazlarımızla pisliklerimizi sarmaş dolaş edip hep bir yere koymuşlar? Ne diye insan hazzın son kertesinde acı çeker gibi, ölecek gibi inlemekli oluyor?

Devamı…Aşk, utanma ve çekinmenin olduğu yerde vardır | Aşk Üstüne – Michael De MONTAIGNE

“Hangi zafer doğru kazanılıyor ki sevgilim?” | Boyacıköy’de Kanlı Bir Aşk Cinayeti – Murathan Mungan


“Bunu zaten biliyorsun”, dedi Gelin. “Hem zaten bu neyi değiştirir ki?” “Olsun senden duymak istiyorum. Bütün hayatımı bu sözü duymak için yaşadım ben.” “Seni seviyorum” dedi Gelin. “Ama yalnızca seviyorum”. “Artık seni bırakamam.” “Evleniyorum ben. Gitmek zorundayım.” “Buna izin veremem.” “Çaresizim inan. Ne yapabiliriz ki hem? Elden ne gelir?

Devamı…“Hangi zafer doğru kazanılıyor ki sevgilim?” | Boyacıköy’de Kanlı Bir Aşk Cinayeti – Murathan Mungan

“Mutlu Aşk’ın yazılı tarihi yoktur” | Aşk üzerine marazi bir deneme daha – Enis Batur

Aragon’un ünlü sözü “Mutlu Aşk Yoktur”, bütün ünlü sözlerin yazgısını tekrarlar: Bu düşünce, daha çok, yanlış anlaşılmıştır.
Aragon, hiçbir aşkın mutluluk getirmediğini, getiremeyeceğini mi ifade etmeye çalışmıştı? Şairler böyledir, şiirler haydi haydi böyle: Ayrıca bir şey söylemezler: Bu’durlar, bu kadar’dırlar. Onun için de tek bir doğru yorumdan söz etmek boşuna çaba olur; herkesin ufkuna ve derinliğine göre bir yorum, birden fazla yorum olasılığı yaratır bu türden altın sözler.

Devamı…“Mutlu Aşk’ın yazılı tarihi yoktur” | Aşk üzerine marazi bir deneme daha – Enis Batur

Aşk Ve Öç Alma Duyguları – Orhan Hançerlioğlu

Wollaston, Clarke, Shaftesbury gibi bir ayakları XVIII’ncü yüzyılda bulunan XVII’nci yüzyıl adamlarını daha sonraya bırakarak bu yüzyılı kapatırken düşünce dünyasının duygusal etkilerini yansıtmak için gene bir sanat ürününün aracılığından yararlanmaya çalışacağız. Bu yüzyıldan seçtiğimiz sanatçı XVII’nci yüzyıl Fransa’sının gözde ozanı Pierre Corneille’dir (1606-1684). Fransızlar ona, Fransız trajedisinin babası diyorlar. Ünlü ozan Corneille, yedisinden yetmişine kadar bütün insanları duygulandıracak bir oyun yazmak istedi. Kaynaklar boldu. Fransa’yı İspanyol modası kaplamıştı. Mutfaklarda İspanyol yemekleri pişiriliyor, çalgılı kahvelerde İspanyol şarkıları söyleniyor, bayanlar İspanyol dantelleriyle süsleniyor, baylar İspanyol bıyıkları bırakıyorlardı. Böylesine bir İspanyolluğun ortasında eline bir İspanyol oyunu geçirdi.

Devamı…Aşk Ve Öç Alma Duyguları – Orhan Hançerlioğlu

Nietzsche ve Bataille’da Varoluş, Aşk ve Ölüm – M. Mukadder Yakupoğlu

NietzscheNietzsche’den söz etmek, onun düşüncelerini yorumlamak, açığa çıkarmak bizi, XX. yüzyılda yaşadığımız ve yaşamakta olduğumuz sorunların tam ortasına fırlatır. Nietzsche’nin sorunlarla ve acılarla dolu yaşamı 1900 yılında sona erer. Özellikle 1880’li yıllardaki yapıtları XX. yüzyılın felsefik ve düşünsel paradigmasını şaşılası bir önseziyle belirler:
“Çünkü tanrılar da çürüyorlar! Tanrı öldü! Tanrı ölü olarak kaldı! Ve onu öldürdük! Katillerin katili bizler kendimizi nasıl avutabiliriz? Dünyanın en kutsal olarak sakladığı şeyi bıçakladık: kim kanımızı silecek? Hangi suda temizlenebiliriz? Hangi günah ödetici şenlikleri, hangi kutsal oyunları bulmak zorundayız? Bu eylemin büyüklüğü bizim için aşırı büyük değil mi? Ona layık olabilmek için kendimiz tanrı haline gelmek zorunda değil miyiz?
“Hiçbir zaman böyle büyük bir eylem olmadı ve bizden sonra doğacak olanlar –bizden dolayı– bize kadar hiçbir tarihin hiçbir zaman olamadığı kadar yüksek bir tarihe ait olacaklardır.”

Devamı…Nietzsche ve Bataille’da Varoluş, Aşk ve Ölüm – M. Mukadder Yakupoğlu