Ahmed Arif, Birinci Şube’de tutuldukları günlerde ağır bir bunalım geçirmişti – Tahsin Abacı

Ahmed ArifAhmed Arif ile, 1974 yılının bahar aylarından birinde, Ankara ‘da, felsefeci Tuncer Tuğcu’nun Zafer Çarşısı’nda çalıştırdığı Oğlak Kitabevi’nde buluştuk. Bu önceden planlanmış bir buluşma mıydı, yoksa rastlantısal mıydı, şimdi hatırlamıyorum, ama benimle görüşmek istediğini biliyordum. O sıralar Yarına Doğru dergisini çıkarıyorduk. Yazdığımız yazılarda, örnek alınması gereken şairler olarak, başta Nazım Hikmet olmak üzere, Enver Gökçe ve Ahmed Arif’in adlarını ilk elde anıyorduk. Bir yıl önce, Yeni Adımlar dergisi Enver Gökçe’yi Ahmed Arif’in ustası ve sanki ona bir alternatif olarak sunmuştu. Ahmed Arif, bu sunuluş biçiminden rahatsızdı.

Devamı…Ahmed Arif, Birinci Şube’de tutuldukları günlerde ağır bir bunalım geçirmişti – Tahsin Abacı

Ahmed Arif’ten Leylâ Erbil’e Mektuplar: “İlk sen mağlûp ettin beni”

leylim leylimTürkiye’de en çok baskısı yapılan kitaplar listesine giren dizeleri dilden dile dolaşan Ahmed Arif’in tek kitabına adını veren ‘Hasretinden Prangalar Eskittim’ şiirinin son dizelerinde “Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır/ Üşüyorum, kapama gözlerini…” diye söz ettiği gözler geçtiğimiz temmuz ayında kapandı. Yalnızca bu şiire değil kitapta yer alan pek çok dizeye ilham veren bu kişi ünlü yazar Leyla Erbil’di. Ahmed Arif’in 1954-1957 ve en son 1977’de olmak üzere 60’ın üzerinde gönderdiği mektup Ruken Kızıler editörlüğünde kitap olarak yayımdı. Şairin ‘Leylim’ diye hitap ettiği ve bir şiirine de adını verdiği yazar, son romanı ‘Tuhaf Bir Erkek’i bitirdikten sonra mektupları yayımlamaya karar verse de kitabı görmeden yaşama veda etti.

Devamı…Ahmed Arif’ten Leylâ Erbil’e Mektuplar: “İlk sen mağlûp ettin beni”

“Ölüm adın kalleş olsun” Enver Gökçe ve 1951 R. Nuri İleri, Sevim ve Mihri Belli ile söyleşi

Mihri beli26 Ekim 1951 O zaman illegal olan TKP’ye yönelik büyük çapta tevkifat yapılıyor. Zeki Baştımar, Mihri Belli, Ahmed Arif ve Enver Gökçe gibi birçok tanınmış isimler tutuklananıyor. O dönem Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü öğrencisi iken hapislik hayatıyla tanışan Ahmed Arif, Sansaryan Han denen işkencehanenin 9 nolu hücresine konuluyor. Burada yoğun işkence görüyor, çıldırmanın eşiğine geliyor. Bu dönemin izlerini hayatının her aşamasında taşıyan şair, kendisini ele verdiğini düşündüğü Enver Gökçe’yi  ölünceye kadar affetmedi.  Rasih Nuri İleri’nin “yapılan işgenceler sonucu birçok kişi tımarhaneye düştü” ,  Sevim ve  Mihri Belli’nin “Enver iyi şairdi ama poliste kötü sınav verdi” dediği  o karanlık süreç üzerine iz süren iki söyleşinin ses kayıtlarını ve Enver Gökçe’nin bestelenmiş üç şarkısını aşağıdan dinleyebilirsiniz.

Devamı…“Ölüm adın kalleş olsun” Enver Gökçe ve 1951 R. Nuri İleri, Sevim ve Mihri Belli ile söyleşi

“Kalmışım bir başıma,/ Bir başıma ve uzak./ Biliyor musun?” Ahmed Arif Üzerine – Cemal Kanayazan


 .
“Bir bilsen

kimlere tasa, kedersin,

Anlar mısın,

şaşırıp ağlar mısın ki?(*)

Erken yaşlarda şiire başlamış bir şairdir Ahmed Arif. Henüz on beş yaşındayken ilk şiiri olan ‘Gözlerin’ adını verdiği çalışması, Kasım 1942’de Afyon Halkevi’nin çıkardığı ‘Taşpınar’ adlı dergide yayımlanır. İkinci şiiri de yine aynı yıl ‘Millet’ dergisinde ‘Yollarda’ adı ile.

Devamı…“Kalmışım bir başıma,/ Bir başıma ve uzak./ Biliyor musun?” Ahmed Arif Üzerine – Cemal Kanayazan

Pazar Postası ve Yeni Dergi, 1960’lar Sosyalizm ve Edebiyat – Atılgan Bayar & İskender Savaşır

Hikâyeyi belki Pazar Postası ite başlatmak gerekiyor. İlk sayısı 4 Şubat 1951’de, yani Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “tarihin bu acayip dönemeç yeri, bu her türlü rüzgârın birbirine karıştığı bir anafor noktası” dediği bir dönemde, 1950’de CHP’nin seçimleri kaybetmesinden sonra yayınlanmış. Dergiyi Kemalist bürokrasinin kendisini, bu koşullara uyarlama çabalarından bîri olarak değerlendirmek mümkün. Birinci sayfa yazar; olmayı sürdürecek olan Falih Rıfkı Atay’ın “Savaşımız” başlıklı birinci sayı yazısı, derginin üstlendiği misyonun kapsamı hakkında daha net bir fikir sağlayabilir: “Bizde her şey, din bile, politikaya âlet edilmektedir. Halbuki politika kendisi fikre âlet edilmekle, memleketin işine yarar. Politika için politika, ileri, zengin ve güvenliği yerinde memleketler için bir lükstür. Geri, yoksul ve güvenliği yerinde olmayan memleketlerde ise, bilinerek veya şuursuzca olduğuna göre, cinayetle intihar arasında vasıflandırmak lâzımdır.” Falih Rıfkı’nın yazısı bir çağrı niteliğinde; bir yandan CHP’yi “karakterlilelerin ve prensip adamlarının bütün kadrolarına hâkim olduğu siyasî bir kuruluş tekâmülüne erme“ye çağırırken, bir yandan da aydınları “idare”yi yeniden ele geçirmek üzere CHP etrafında toparlanmaya çağırıyor.

Devamı…Pazar Postası ve Yeni Dergi, 1960’lar Sosyalizm ve Edebiyat – Atılgan Bayar & İskender Savaşır

Ahmed Arif Üzerine – Cemal Süreya: “Uzun ve tek bir ağıt gibidir onun şiiri”

“Bir şair: Ahmed Arif Toplar dağların rüzgârlarını Dağıtır çocuklara erken” «Hasretinden Prangalar Eskittim» kitabıyla Ahmed Arif’in şiiri de gün ışığına çıktı. Böylece Ahmed Arif’in Türkiye şiirinde zaten öteden beri sağlamış bulunduğu yer, okurun gözünde de matematik bir kesinlik kazandı. Sanırım, bu yer, bundan sonra en az tartışılır yerlerden biri olarak kalacaktır. Şu yaşadığımız günler sarsıntılı, karmaşalı günler. Çok hareketli günler. Ama bu arada fikir ve sanat hayatımızda yerleşik değerler ile yeni değerler arasında, yerleşik değerlerin kendi içinde, yeni bir trafik doğmuş bulunuyor. Şimdiye dek şu yönden bakılmış değerlere şimdi bir de bu yönden bakılmakta, dayanıksız değerler ufalanmakta, silinmekte, çok şeyin hesabı görülmektedir. Ayrıca sağlam değerler yerlerini bulmaktadır, ya da bulmaları için pek bir şey kalmamaktadır.

Devamı…Ahmed Arif Üzerine – Cemal Süreya: “Uzun ve tek bir ağıt gibidir onun şiiri”

Ahmed Arif Anlatıyor: “Vurulsam, Kaybolsam Derim, Çırılçıplak, Bir Kavgada…”

– Kitabın adını neden “Hasretinden Prangalar Eskittim” koydun?
AHMED ARİF — Bunu anlatmak doğru mu bilmiyorum.  Çok kişisel bir şey. Çok duygusal. Artık anı olmuş. Kitabımın adını ben önce “Dört Yanım Puşt Zulası” koymuştum. Ama sevgili kardeşim Ali Özoğuz buna engel oldu. Bana “Kitabına böyle bir ad koymaya hakkın yok” dedi. “Seni 15 yaşında çocuklar, kızlar taparcasına seviyorlar. Sen bununla ola ki burjuvazinin tuzaklarını söylüyorsun. Ama şu da var o çocuklara saygı duymalısın. Hatta bu adı bir şiirine bile verme, mısra olarak kalsın.”
Düşündüm, Ali’ye hak verdim. Madem öyle, kitabımın adı “Hasretinden Prangalar Eskittim” olsun dedim.

Devamı…Ahmed Arif Anlatıyor: “Vurulsam, Kaybolsam Derim, Çırılçıplak, Bir Kavgada…”

Ahmed Arif Anlatıyor: “Bana günde bir çeyrek ekmek veriyorlardı”

“Sevdadır bu teyze”
Bu arada da psikolojik bir terör var. Polisin biri gazete okuyor, bir yandan da konuşuyor. “Adamın dişinin altına cereyan veriyorlar. Işıklı odaya bir girdi mi hali dumandır.”
Ben hem polisi dinliyor, hem işkenceyi düşünüyorum. Aklıma Fontamara geliyor, Çan Kay Şek’i öldürmek için kendisini arabanın altına atan
Çen geliyor. Çen de benim gibi bir felsefe öğrencisi. Kendimi onunla ölçüyorum. Ona göre benim durumum daha iyi.
Bu arada polisler horlamaya başladı. Bunun üzerine o teyze fısıltıyla bana sordu: “Oğlum nedir halin?” Şimdi cevap olarak ne diyeyim? Siyasi desem olmaz, üniversite öğrencisi, o da olmaz. Eylemci desem, sosyalistim desem. Tutmayacak. O kadıncağıza bunlar ne ifade edecek?
Müthiş bir sıkıntı çektim 5-10 saniye. Birden “Sevdadır bu teyze”
deyiverdim.
Nasıl aydınlandı kadıncağızın yüzü. Beni kucaklayıp öpmek istedi. Bir sevgili, bir anne gibiydi. Ömrümce böyle bir anneye, ablaya hasret kaldım.

Devamı…Ahmed Arif Anlatıyor: “Bana günde bir çeyrek ekmek veriyorlardı”

Ahmed Arif Anlatıyor: “Dicle Kıyısında Bir Çadırda Ölmek İsterim…”

Ben büyük değilim. Halkımın sıradan ve gariban bir ozanıyım. Lütfen bunu belirt. Buna inanıyorum ve onur duyuyorum. Bazı adamlar “Son elli yılın en iyi kitabını ben yazdım” diyorlar. O kendi iddiası muhteremin. Nâzım Hikmet’in memleketinde böyle laflar edilir mi?
Benim şansım halkla kucaklaşabilmek, ya da ona ulaşabilmek. Pek kucaklaşmış değilim ona biraz ulaşmışım. Benim şansım budur işte…
Bir insan bir doğumevinde meydana geliyor, bir dağ başında, bir Yörük çadırında, bir bağ evinde. Komşuları nasıldır, çevresi hısım akrabası kimlerdir? Bütün bunlardan pek çok şey alır.
Ben de elbette böyle çok şeyler aldım. Kültür ağırlığım, töre ağırlığım, giderek içgüdülerim ona göre gelişti. Şiirim de o yönde gelişti mi, bilmiyorum. Çünkü insan kendi şiirine içine dönüp bakamıyor. Yanılıyor. Şimdi bana Bingöllüler kavga döğüş “Ahmed Abi bizim hemşehrimizdir”
diyorlar. Siverekliler “Diyarbakır da neymiş, o bizim çocuğumuz, bizim abimizdir” diyorlar.

Devamı…Ahmed Arif Anlatıyor: “Dicle Kıyısında Bir Çadırda Ölmek İsterim…”

Ahmed Arif Anlatıyor: “Kafamda, Yüreğimde Bitiriyorum Şiiri…”

AHMED ARİF — 1950 öncesi yılları. Abidin (Dino) Abilerdeyiz. Bir gün yine evde konuşuyoruz. İçiliyor. Bir tartışma başladı. “Türk şiirinde devrimi biz yaptık” dediler, “Nâzım değil. Bir çağ varsa onu da biz başlattık.”
Şimdi hangimiz konuşacağız, bilmiyorum. Yalnız ben düşünüyorum. Nâzım bunların akrabası, bunları yüceltmiş, tercümelerine yardımcı olmuş, ani aralarında bir hukukları var. Biz dışardan halk çocuklarıyız.
Nâzım’la tanışmıyoruz, ne ben, ne Yaşar Kemal. Dedim ki: “Güzin Hoca Hanımdan özür dilerim, benim hocamdır, ama bu, bir terbiyesizliktir.
Kendinizi Nâzım’dan daha büyük bir şair, çok daha önemli, edebiyatta çığır açmış, devrim yapmış adamlar olarak görmeniz soytarıca bir harekettir. Burada benim abilerimsiniz ama, beni mecbur ettiniz.”
“İkincisi” diye devam ettim: “Diyelim ki çok ileri bir toplumdayız, er bakımdan, ekonomik bakımdan, politik bakımdan çok ileri topluma ulaştık. Ve o zaman konuşuyoruz. Şimdi değil o zaman birileri çıkıp Türk şiirini yargılayacaksa ve siz de bu laflarınızla ortaya çıkarsanız, yani Yahya Kemal’e bir şey demezler, ama size hain derler.

Devamı…Ahmed Arif Anlatıyor: “Kafamda, Yüreğimde Bitiriyorum Şiiri…”

Ahmed Arif: “Bir yerde zulüm varsa Onu da anlatmak lazım…”

“Sevdan ölünecek kadar güzel”
(…)Pirinçte Karacadağı, pamukta Adanayı, Çukurova’yı, Tütünde Ege’yi anlatıyorum. (…) Benim şiirimin en çok satıldığı il Tekirdağ. Ve en az Diyarbakır’da satılıyor. Kızıltepe küçücük bir ilçe, orada  Diyarbakır’dan çok satıyor. Konya’da şaşılacak derecede çok satıyor. (…) Yalnız benim öfkemi, yalnız benim kahrımı değil, elbette oradan halkın kendi kahrı, kendi acısı, hatta tarihsel bir acı çıkıp geliyor. Ben şimdi boşuna Spartaküs demiyorum. Spartaküs’ü bir ağabey gibi, benden önceki kuşaktan biri gibi, canım ciğerim gibi seviyorum. Onur duyuyorum onu tanımakla. Onu alıp bugüne getiriyorum. Ve dikkat edersen öyle veriyorum. Sanmıyorum ki bir Romalı şair böyle versin. Benim öfkem, enim kahrım derken elbette bu sadece kişisel değildir. (…) Yılmaz Güney benden on yaş küçüktür. Benim hemşehrimdir. Kurban olayım, benim kardeşimdir. (…) Yaşar Kemal’in çok kahrını çekmişlerdir. (…) Orhan Veli de benim şiirlerimi bilirdi. Büyük hayranlıkla, büyük saygıyla karşılardı. Cahit Sıtkı da öyle. Hüngür hüngür ağlardı. (…) Bir Nâzım sarhoşuyum. Ezbere canımı verebilirim…

Devamı…Ahmed Arif: “Bir yerde zulüm varsa Onu da anlatmak lazım…”

Ahmed Arif anlatıyor: “Her biri bir kızda kaldı. Birçoğu da poliste şiirlerimin…”

“Nâzım Hikmet’in ne olduğunu bilmiyordum, ama okuyordum”
AHMED ARİF – Urfa’da ortaokul olduğu için Urfa’ya gittik. Çünkü
Siverek’te ortaokul yoktu. Urfa’da bizi azınlık, hatta gâvur gibi karşıladılar. Orada benim 20-25 yaşında abilerim oldu. Hepsiyle sınıf arkadaşıydık. Okullar şimdiki gibi değildi. Cumhuriyetin ilk yılları.
Yedi yaşında gelen de var okula, on beş yaşında gelen de…
Neden mi anlatıyorum bunları? Bu karmaşada biz o büyüklerin kavgalarına karışırdık. Dinlemezdik. O sırada bıçak da işlerdi, muşta da çalışırdı.

Devamı…Ahmed Arif anlatıyor: “Her biri bir kızda kaldı. Birçoğu da poliste şiirlerimin…”

Ahmed Arif ve umudun, inceliğin, korkusuzluğun şiiri üzerine bazı düşünceler

Refik Durbaş: “Bir kitabı vardı ama, ömrünün elli yılını adamıştı şiire. Hem şiire adamıştı, hem halkına. “Ben halkımın mazlum ve gariban bir ozanıyım. Böyle olmak da yüce bir onurdur,” diyordu. Yoksa başka türlü nasıl açıklanabilir bunca yaygınlik, bunca etkinlik kazanması? O tek kitap ki, dünyada başka bir benzeri var mıdır, bunca baskıya karşın her yıl en az dört baskı yapsın, 25 yıla yakın bir sürede her yaştan, her kuşaktan okurun beğenisini kazanıp okunsun.
Yalnız Türk edebiyatında değil, dünya edebiyatı içinde de benzersiz bir olay değil mi onun şiiri?”

Devamı…Ahmed Arif ve umudun, inceliğin, korkusuzluğun şiiri üzerine bazı düşünceler

Şiir Analizi | Gülten Akın: “Ahmed Arif’in şiiri baştan sona somut gerçeklere dayanan bir şiir

ahmed arifSeni, anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.
.
Ard- arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
Dışarda gürül- gürül akan bir dünya…
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana/ Bir bu yana…

Devamı…Şiir Analizi | Gülten Akın: “Ahmed Arif’in şiiri baştan sona somut gerçeklere dayanan bir şiir

Orhan Kemal’in ses ve video kaydı, Nazım’ın gönderdiği mektup ve Ahmed Arif’le fotoğrafı

Toplumsal gerçekçi anlayışla yazdığı öykü ve romanlarıyla tanınır. Asıl adı “Mehmet Raşit Öğütçü”dür. Edebiyata şiirle başlamış, Nazım Hikmet’in etkisiyle öykü ve romana geçmiştir. İlk eserlerinde otobiyografik bir yaklaşımla Çukurova yöresini, bu yöredeki köylüleri, tarım ve sanayi işçilerini; İstanbul’a yerleştikten sonraki eserlerinde, buranın yoksul insanlarının yaşamını işlemiştir. Konusuna iyimser açıdan yaklaşmayı, tiplerinin olumlu yanlarını vurgulamayı ilke edinmiştir. Film senaryoları ve oyunlar da yazmıştır. Öykülerinden bazıları: Ekmek Kavgası, Sarhoşlar, Çamaşırcının Kızı, 72. Koğuş, Arka Sokak, Kardeş Payı, Babil Kulesi… Önemli romanları: Baba Evi, Murtaza, Bereketli Topraklar Üzerinde, Vukuat Var, Hanımın Çiftliği, Eskici ve Oğulları, Gurbet Kuşları, Mahalle Kavgası, Müfettişler Müfettişi… Anı – inceleme – röportaj türlerinden eserleri: Nazım Hikmetle Üç Buçuk Yıl, İstanbul’dan Çizgiler…

Devamı…Orhan Kemal’in ses ve video kaydı, Nazım’ın gönderdiği mektup ve Ahmed Arif’le fotoğrafı

Ahmed Arif: Seni sevmek,/ Felsefedir kusursuz / İmandır, korkunç sabırlı.

Ahmed Arif – Vay Kurban
.

Sepetçioğlu’m kömür işçisidir,
Mavzer değil, kürek tutar
Urfalı Nazif
Mal, haraç – mezattır,
Can, pazar – pazar.
Kırmızı, ak ve esmer,
Yumuşak ve sert buğdaları
Yaratan ellerin sahibidir bu,
Kör boğaz, nafaka uğruna,
Haldan düşmüş, tebdil gezer…

Ahmed Arif’in az bilinen seslendirilmiş olmasına rağmen albümde yer verilmeyen “Vay Kurban” adlı şiirini aşağıdan dinleyebilirsiniz Şairin diğer sesli şiirlerine ise buradan ulaşabilirsiniz.

Devamı…Ahmed Arif: Seni sevmek,/ Felsefedir kusursuz / İmandır, korkunç sabırlı.