“Bir çıkıştır aşk, bir tutumdur, bir karşı koyma biçimidir” Aşkın Anatomisi – Afşar Timuçin

Afşar TimuçinAşk da sanat gibi baştan beri yalnızca yapılan değil aynı zamanda üzerinde düşünülen bir insan etkinliği oldu. İnsanoğlunun genel tutumudur bu: yaptığını düşünür, düşündüğünü yapar. İnsan olmanın temel özelliği yapmak ve yaptığı üzerine görüşler geliştirmektir. Her alanda kendini tanımak isteyen insan aşkta da kendini tanımaya çalıştı. Marcel Achard “Aşk una kafa yoranların işidir ” der. Bütün bunlar bize aşkın önemini, aşkı düşünmeye yönelen insanın gelişigüzel bir arayış içinde olmadığını gösterir. Aşk ve sanat insanın kendini çırılçıplak sergilediği ve çırılçıplak gözlemlediği yerdir. Elbet bunu söylerken gerçek aşkı ve gerçek sanatı düşünüyoruz. Aşkta ve sanatta insan kendini çırılçıplak ortaya koyar. Bu yüzden sanatta aşka ve aşkta sanata benzeyen bir şeyler vardır. “Aşk bir duygu değil bir sanattır ” der Paul Morand.

Devamı…“Bir çıkıştır aşk, bir tutumdur, bir karşı koyma biçimidir” Aşkın Anatomisi – Afşar Timuçin

Afşar Timuçin: Savaş insanın kendine saygısızlığıdır…

Afsar TimucinSavaşı çıkaranlar egemenlerdir. Egemen sınıfın ganimetçi çıkarcıları. Toplumlar onları eleştirmeyerek, onları suçlamayarak, onlara hesap sormayarak yanlışı işliyorlar. Öyleyse sen barışa karşı çıkarken, sürekli barışı, adı “barış” bile olmayan o savaş dışı zamanları özlüyorsun? Savaş nedir bilmeyen bir dünyayı? Evet, bu yüzden “barış” diye diye savaşla savaşım olmaz. Barış yeni savaşlar için bir aralıktan başka bir şey değildir. Pekiyi, ne yapmak gerekiyor? Her şeyden önce hiçbir karşılığı olmayan barış goygoyculuğunu bırakmak gerekiyor. 

Devamı…Afşar Timuçin: Savaş insanın kendine saygısızlığıdır…

Toplumda Değerler Çözülmesi Konusunda Kendimle Konuşma – Afşar Timuçin

Afsar TimucinToplumumuzda bir değerler bunalımı var mı yok mu tartışması sanırım gereksiz bir tartışma olur. Giderek artan bir değerler bunalımının bütün sıkıntılarını enine boyuna yaşıyoruz. Bu hepimizi etkiliyor. Değerlerin canına okuyanlar da herkes kadar sıkıntılı. Çünkü attıkları taş gelip kendi alınlarına yapışıyor. Oğlu uyuşturucudan ölen uyuşturucu kaçakçısının durumunu düşün. Çocuğunun kötü eğitiliyor olmasından yakınan kötü eğitimcinin durumunu düşün. Rüşvetçi memur evine giren hırsızdan yakınıyor… Ahlak bunalımı ya da değerler bunalımı toplumu kasıp kavuruyor. Bunun elbet evrensel boyutları da var. Dünyanın hemen her yerinde bir kültür kayması olduğunu söylemek hiç de yanlış olmaz sanırım.

Devamı…Toplumda Değerler Çözülmesi Konusunda Kendimle Konuşma – Afşar Timuçin

Afşar Timuçin: “Gelişmemiş insan kendi yazgısını başkasına devretmeye hazırdır”

Afşar TimuçinToplumların açmazlarından yalnız o toplumları yönetenler sorumludur görüşü pek yaygındır. Bu görüşte olanların tümü gündelik yaşamın çarklarında dönüp duran ve kendilerini yönetilmeye bırakmış kimselerdir. Bu anlamda kuramlar bile geliştirildiği olur, tarihten örnekler verilir: falanca kral şöyle yapmasaydı her şey çok değişik olacaktı diye düşünülür. Kralı bir güç olarak var sayarken uyrukları yani koca toplumu yok sayarlar. Bu yönde görüşler üretene nereden biliyorsun dediğinizde yüzünüze bir garip bakacaktır: bunu bilmeyecek ne var? Oysa toplumların açmazlarından yönetenlerden önce yaptıklarıyla ve yapmadıklarıyla yönetilenler sorumludur: her toplum kendinin suçlusudur. Burada falancanın filancadan, kralın kaçakçıdan ya da bıçakçıdan daha az ya da daha çok sorumlu olduğunu düşünemeyiz.

Devamı…Afşar Timuçin: “Gelişmemiş insan kendi yazgısını başkasına devretmeye hazırdır”

Afşar Timuçin Aşkın Diyalektiği: “Aşk bir yoldan çıkmadır”

Afşar TimuçinAfşar Timuçin’in “Aşkın Diyalektiği” adlı kitabı günümüzde üzerine çok şey söylenen aşk kavramını toplumsal, tarihsel ve kültürel boyutlarıyla inceleyen çok katmanlı bir yapıt. Günümüz toplumunda aşk için çok şey söylenip yazılıyorken ne kadarı yaşanıyor hep tartışılan bir konu. Bu kadar sözü edilen bir şey içi boşaltılmış bir kavram mı, yoksa başlı başına bir yanılsama mı? Afşar Timuçin yıllardır felsefe, edebiyat ve estetik alanlarında birbirinden değerli yapıtlar vermiş bir aydın. Aşkın diyalektiği hem bu sanatçı duyarlılığının, hem felsefi birikimin, hem de tarihsel arka planla ilişkili bir sürecin ifadesi olarak ortaya çıkmış bir kitap. Bu özellikleriyle de neredeyse alanında tek kitap olarak nitelendirilmeyi hak ediyor. Kitap; kadın-erkek karşıtlığı, bir değerler ve kültür alanı olarak aşk, aşkın temel nitelikleri, aşkın olağan dışı görünümleri ve sapmalar başlıklarını da içeren on üç bölümden oluşuyor.

Devamı…Afşar Timuçin Aşkın Diyalektiği: “Aşk bir yoldan çıkmadır”

Yaşama sanatı konusunda kendimle konuşma – Afşar Timuçin

Afşar TimuçinYaşam her canlıya verilmiş kendi varlığını ve türünü sürdürme hakkıdır. İnsan için yaşam bu biyolojik tanımı çok aşan bir etkinliktir: duyumdan duyguya ve duygudan düşünceye uzanan bir haz konusudur (bu arada acı konusudur). Her kişi dış koşulların da belirlemesiyle yaşamı kendi bilinç konuşları çerçevesinde anlıyor ve gerçekleştiriyor. Kendine göre biçimliyor onu. Yaşamak insan için bilinçli bir toplumsallıkta başkalarıyla bir araya gelmek ve ortak amaçlar oluşturmaktır. Yaşam yok yaşamlar var. Böylece her kişi kendine göre bir doğruyu ya da doğrular bütününü gerçekleştirerek yaşamak hakkını kullanıyor ve ömrünü bitiriyor. İnsan toplumsal bir varlık olduğuna göre yaşam tüm açılımlarında toplumsal bir olgudur. Bununla birlikte topluma uyarlı yaşamlar var, topluma aykırı yaşamlar var. Topluma uyarlı olmak her zaman olumlu bir anlam taşımıyor. Aykırı olmak da öyle.

Devamı…Yaşama sanatı konusunda kendimle konuşma – Afşar Timuçin

Düşüncenin ve duygunun şairi: Cemal Süreya – Afşar Timuçin

Cemal SüreyaŞairler ölürler, çok zaman şiirleri de onlarla birlikte ölür gider. Ölmeyen şiirler gerçek şiirlerdir, onlar kendilerini yaratan kişilerin arkasından ağlamazlar. İyi şair dünyaya kendini bırakır gider. “O ölmedi” sözü boşa söylenmiş bir söz değildir. Cemal Süreya’nın başka şiirleri zamanla unutulmaya yüztutsa bile Üvercinka’daki bütün şiirler sanırım yarına kalacaktır. İçerdiği her şiirin ayrı ayrı güzel olduğu şiir kitapları gerçekten çok azdır. Doldurma sayfalar vardır birçok şiir kitabında. Üvercinka’da yoktur. Birçok şair bir ya da iki şiiriyle anımsanır. Cemal Süreya’nın şiiri gerçek şiirdir. Derinlere dalmadan da olsa düşünür ve duygulanır. Bunu yaparken insan olmanın anlamlarını ortaya koyar.

Devamı…Düşüncenin ve duygunun şairi: Cemal Süreya – Afşar Timuçin

“Mutlu olmak için dünyaya gelmiş olmadıklarını biliyorlardı” Yaşam Kahramanları – Afşar Timuçin

Afşar TimuçinOnları tanımalıyız. Shakespeare’in acısını, Spinoza’nın sessiz direnişini, Descartes’ın korkularını, Kafka’nın ölümsü çaresizliğini, Baudelaire’in uyumsuzluklarla gelen bunaltıcı açmazlarını, Sokrates’in ölüme meydan okuyuşunu, köle Epiktetos’un işkence makinesinde bacağı kırılırken gösterdiği alaycı dinginliği tanımalıyız. Epikuros’un işgal altındaki bir toplumun acılarını dindirmek açısından insanlara hazları önerişini anlamalıyız. Flaubert’in öfkesini, Balzac’ın sıkıntılarını, Nietzsche’nin en yakınından gördüğü eşi bulunmaz ihaneti, Chopin’in koyu koyu özleyişini, Beethoven’in mutlak kimsesizliğini, Çehov’un küçüklüklere ve bayağılıklara hem katlanan hem meydan okuyan acılı dünyasını, Dostoyevski’nın ölümle burun buruna gelişini, Rousseau’nun korkularını, Mozart’ın savaşımını kavramadan gerçek insanın ne olup ne olmadığını kestirebilmek zordur.

Devamı…“Mutlu olmak için dünyaya gelmiş olmadıklarını biliyorlardı” Yaşam Kahramanları – Afşar Timuçin

Kimse bana gücenmesin, bu toplumun insanı düşünmeyi sevmiyor ve bilmiyor – Afşar Timuçin

Afşar TimuçinKötülük yalnızca adam öldürmekle, adam dolandırmakla, yalan söyleyerek çıkar elde etmekle, ırza geçmekle ilgili bir durum değildir. Kötülüğe benzemeyen kötülükler vardır, sorumsuzluk bunların başında gelir. Değerlerini tümüyle yitirmiş bir sefil adam insanların gözü önünde birini ha bire bıçaklarken o insanlardan biri bile kılını kıpırdatmıyorsa buna iyilik diyebilir misiniz? İnsanlar çöplüklerden yiyecek toplarken her türlü ilgisizliği, her türlü umursamazlığı özgürlük diye tanımlamanın kötülükten başka bir şey olduğunu düşünebilir misiniz? Yıllarını hiç kitap okumadan öylesine yaşamış, zamanı gündelik görevlerin dışında avareliklerle geçirmiş bir insanın dünyasını iyilikle mi kötülükle mi bağdaştırırsınız?

Devamı…Kimse bana gücenmesin, bu toplumun insanı düşünmeyi sevmiyor ve bilmiyor – Afşar Timuçin

“Şair, şairliğini yaparsa boynuna fularlar takması gerekmez!” Şair Duyarlılığı – Afşar Timuçin

Hiçbir sanat yoktur ki sanatçı için özel bir duyarlılık, özel bir seziş, özel bir bakış biçimi gerektirmesin. Bunun bir başka anlamı şiir yazabilmek için şair olmanın, resim yapabilmek için ressam olmanın, tiyatro yapabilmek için tiyatrocu olmanın bir zorunluluk olduğudur, insanlar genelde sanatçıyı sanat yapmakta üst yetenekleri gelişmiş olan insan diye düşünmezler, doğuştan ya da başka bir yerden özel yetenekleri olan (özel yetenekleri zaten varolan) insan diye düşünürler. Sanatçı dünyaya hazır gelmiş bir kişi değildir, sanatçı olarak dünyaya düşmüş ya da gönderilmiş biri değildir. Bilincimiz eğilimlerimize göre gelişir, dünyayla ilişkilerimizin niteliğine göre gelişir. Şair olmak da böylesi bir gelişimin sonucudur. İnsanın önce kendini şair kılması gerekir. Şiir yazabilmek için şair olmak bir zorunluluktur. Şiir yazmak da şair olmak için zorunluluktur. Öyleyse şiir yaza yaza şair oluruz ve şair olduğumuz zaman ya da şair olduğumuz için şiir yazarız.

Devamı…“Şair, şairliğini yaparsa boynuna fularlar takması gerekmez!” Şair Duyarlılığı – Afşar Timuçin

Albert Einstein ve Aklın Bunalımı | Maurice Merleau – Ponty

Auguste Comte zamanında bilim, kuramda ve uygulamada varoluşa egemen olmaya hazırlanıyordu. Teknikte de siyasette de doğayı ve toplumu kuran yasalara yönelmeyi, onları onların yasalarına göre yönetmeyi düşünüyorlardı. Ama bambaşka bir sonuç çıktı bundan. Bilimde aydınlık ve etkinliğin birlikte büyümesi şöyle dursun, dünyayı alt üst eden uygulamalar, son açıklaması üzerinde tam bir uzlaşmaya varılamayan aşırı kurgusal bir bilimden doğmuştur. Bilim siyasete kadar her şeye boyun eğmedi de, tersine, felsefi hatta siyasi tartışmalarla dopdolu bir fizikle karşı karşıya geldi.

Devamı…Albert Einstein ve Aklın Bunalımı | Maurice Merleau – Ponty

Afşar Timuçin’in Düşünce Tarihi Yapıtında Bütünsel İnsan Kavrayışı – Mert Sarı

Afşar Timuçin, yetkin bir seçicilikle, çağdaş yazında yoğunlaşılması gereken yazar ve yapıtlara çekiyor dikkatimizi. İlgili okurların, burada ancak başlıklarını sıralayabildiğim üç ciltlik yapıtta çok daha fazlasını bulacağından hiç kuşkum yok.

Tür bilinci kavramı, tüm insansal ol­guları, insanlık tarihinin gelişimi ekseninde görebilme bilincini anlatın İn­sanlık tarihinin gelişiminin öyküsüdür tür bilinci. Bütünsel insan kavrayışı ise, bireyin bilimsel, düşünsel, sanatsal ve yazınsal kav­rayış yetkinliğini anlatır.

Devamı…Afşar Timuçin’in Düşünce Tarihi Yapıtında Bütünsel İnsan Kavrayışı – Mert Sarı

Afşar Timuçin: Akıllarını yeterince kullanamayanlar başkalarının aklıyla düşünmek zorunda kalırlar

İnsanın başkalarının aklıyla yaşaması tam tamına sürüye takılıp gitmesi anlamına gelir. Bu durum bir toplumsallaşmışlık durumu değil, bir toplumsallaşamamışlık durumudur. Toplumsal yaşam insan türünün zorunlu yaşam koşuludur ama önemli olan topluca bir yerde bulunmak değil toplumsal insanın bilincine ulaşmış olmaktır. İnsanın kendi başına düşünebilmesi onun ancak gelişmiş bir bilince ulaşmış olmasıyla olasıdır. Yetkin bilincin varlığını sağlayan güç bilimin, sanatın ve felsefenin gücüdür. Kendi başımıza düşünme yetkinliğine ulaşamadığımız zaman birilerinin aklına gereksinim duyarız ya da daha geniş çerçevede toplumsal ortak akıl’a bağlanırız. Böylesi bir aklın özünü de görenekler oluşturur.

Devamı…Afşar Timuçin: Akıllarını yeterince kullanamayanlar başkalarının aklıyla düşünmek zorunda kalırlar

Anlamak için bilmek, bilmek için anlamak: Nâzım Hikmet’in Şiiri – Afşar Timuçin

“Nâzım Hikmet’in şiiri gerçek anlamda bir arayışın şiiridir. Her sanat arayıştır, her yapıt bir insan araştırmasıyla ilgilidir. Ancak bazı yapıtlar insanı daha genel açıdan, daha bildik, daha alışılmış görünümleriyle ele alırken, bazı yapıtlar insana daha köklü, daha köktenci bir tutumla yönelirler. Dehanın özelliği insanı ortaya çıkarmak adına kılı kırk yarmasıdır. Şiir dehası Nâzım Hikmet insana kabataslak bakmakla yetinmez, insanı bilgece ele alır, filozofça tartışır. Bunun bir bilgi işi olduğu kesindir. Sanatçının gündelik bilgiyle yetinemeyeceği de kesindir. Nâzım Hikmet’in büyüklüğü, bütün bir insanlık kalıtından en yüksek düzeyde yararlanabilecek bir bilinç yüksekliğine ulaşmış olmasından gelir. Anlamak için bilmek, bilmek için anlamak gerekir. Sanatçı da bu zorunluluktan kaçamaz. Nâzım Hikmet bu zorunluluğu erkenden sezmiş, kendini her şeyden önce bir bilgi insanı olarak yetiştirmenin yollarını aramıştır.

Devamı…Anlamak için bilmek, bilmek için anlamak: Nâzım Hikmet’in Şiiri – Afşar Timuçin