SSGSS ya da Daha Geç, Daha Güç ve Olabilirse Daha Düşük Aylıkla Emeklilik


5510 Sayılı Yasanın sosyal sigortalar açısından getirdiği en önemli değişiklik ve hak kaybı yaşlılık aylığının hak edilmesi ve hesaplanması (emeklilik hakları) konusundadır. Yasa emekliliği daha geç, daha güç hale getirirken emekli ve hak sahibi aylıklarında ise ciddi kayıplar yaşanmasına yol açacaktır.
1 Ekim’den itibaren devreye girmiş olan SSGSS’nin aylık bağlama oranı, güncelleme katsayısı, aylıkların alt sınırı ve aylıkların artırılmasına ilişkin hükümleri emekliler ve çalışanlar için ciddi kayıplar yaratacak nitelikte…
SSGSS’den muaf olan yok!

SSGSS sürecinde tartışmaların büyük bölümü emeklilikle ilgili düzenlemelerin kimleri kapsadığı konusunda yoğunlaşıyordu. Hemen şunu söyleyelim; 5510 sayılı yasanın yol açtığı hak kayıplarından tümüyle muaf bir çalışan veya emekli grubu yok. Değişik çalışan kategorileri ve emekliler durumlarına bağlı olarak az veya çok SSGSS’nin emeklilik hükümlerinden etkilenecekler.

SSGSS’den sonra çalışmaya başlayan herkes ister işçi (4/a), ister kendi hesabına çalışan (4/b) ve ister kamu çalışanı (4/c) olsun SSGSS’nin emeklilik hükümlerine tabi olacak.

Eski kamu çalışanları: SSGSS’nin yürürlük tarihinden önce çalışmakta olan kamu görevlileri emeklilik hakları açısından Emekli Sandığı hükümlerine tabi olmaya devam edecek. Bir diğer ifadeyle eski kamu çalışanları emeklilik hakları açısından eski yasal düzenlemelere tabi olacak. Ancak Genel Sağlık Sigortası hükümleri eski kamu çalışanlarına da uygulanacak.

Yeni kamu çalışanı: SSGSS hükümlerine tabi olacak

Eski işçi ve esnaf: SSGSS öncesi çalışmakta olan işçiler ve kendi hesabına sigortalılar (SSK ve Bağ-Kur’lular) yasadan önceki çalışmaları açısından eski yasalarına, SSGSS sonrası çalışmaları açısından ise 5510’a tabi olacaklar.

Yeni işçi ve esnaf: SSGSS hükümlerine tabi olacaklar.

Yaş ve Prim Gün Sayısı:

65 YaŞInda TezgÂh BaŞInda!

SSGSS yürürlüğe girmeden önce çalışmakta olanların emekliği hak ediş koşulları açısından (yaş, prim gün sayısı ve sigortalılık süresi) bir değişiklik söz konusu değil.

Yeni sigortalılar açısından ise 2036 yılına kadar yaş koşulu 58-60 olarak kalacak. Bu tarihten itibaren kademeli biçimde artarak 2048 tarihinde kadın ve erkekler için 65 olacak. 4/a kapsamında olanlar (işçiler) 7200 gün, 4/b ve 4/c kapsamında olanlar (kendi hesabına çalışanlar ve kamu çalışanları) ise 9000 gün ve yaş koşulunu tamamladıklarında emekli olabilecekler.

5510’un ilk halinde işçiler için de 9000 gün olarak öngörülen prim gün sayısı son anda 7200 olarak kabul edildi. Ancak halen 58-60 ileride de 65 yaşında emekli olunacağı için 7200 gün emeklilikte önemli bir avantaj sağlamayacaktır. Çalışanlar prim gün sayılarını tamamlasalar da yaş koşulunu bekleyecekler.

Örneğin çalışma hayatına 20’li yaşların başında giren bir işçi prim gün sayısını (7200 gün, 20 yıl) 40’lı yaşlarda tamamlayabilir. Ancak bu işçi emeklilik için 10-15 yıl yaş koşulunu beklemek zorunda kalacaktır. Bu sürede ise enformel ve güvencesiz işlerde çalışmaya zorlanacaktır.

Yıpranma süresi olarak da bilinen ve ortalama beş yıl erken emekliliğe olanak veren fiili hizmet süresinin gazeteciler, uçucu personel, makinistler ve posta dağıtıcıları dahil pek çok alanda kaldırılması ve sanayide ise sınırlı olarak uygulanacak olması nedeniyle ağır çalışma koşullarına sahip çalışanlar daha uzun çalışmak zorunda kalacaktır.

Emeklilik yaşının yükseltilmesinin yaratacağı en önemli sorunlardan biri yaşlı işçilerin işten çıkarılması ve yaşlı işsizliği olacaktır. Yaşlanan işçilerin ağır çalışma koşullarına sahip sektörlerde çalışmaları fiziksel ve biyolojik olarak güçleşecektir. Öte yandan işverenler yaşlı işçilerin yerine genç, ucuz ve daha yoğun çalıştırabilecekleri işgücünü tercih edecektir. Bu durum yeni bir yaşlı kuşak işsiz dalgası yaratacak ve bu yaşlı kuşak işsizler güvencesiz ve enformel sektörlere itilecektir.

Daha Düşük Emekli Aylığı

1999 “reform”undan başlayarak emeklilik giderek zorlaştırılmaktadır. 5510 bu eğilimi korumuş ve ileride daha da zorlaştıran hükümler getirmiştir. Ancak 5510 sayılı yasanın emeklilik haklarında yol açacağı vahim sonuçlar bununla sınırlı değildir. SSGSS ile emekli aylıklarının sistemli bir biçimde düşürülmesi süreci başlamıştır. SSGSS’nin aylık bağlama oranı, güncelleme katsayısı, aylıkların alt sınırı ve aylıkların artırılmasına ilişkin hükümleri emekliler için ciddi tehlikeler yaratacak niteliktedir.

Emekli aylıkları konusunda dört

unsur büyük önem taşımaktadır:

1) Güncelleme katsayısı,

2) Aylık bağlama oranı,

3) Aylıkların alt sınırı,

4) Aylıkların artırılma yöntemi,

Emekli aylıkları şu formülle saptanmaktadır:

Emekli aylığı=Güncellenmiş ortalama aylık kazanç x aylık bağlama oranı.

Emekli aylığı; güncelleme katsayısı kullanılarak hesaplanan aylık ortalama kazanç ile aylık bağlama oranının çarpımı sonucu bulunur. Alt sınır ve aylıkların artırılma biçimi ise aylıklar açısından önem taşıyan diğer iki unsurdur. 5510 sayılı yasa bu dört konuda ciddi hak kayıpları ve geriye gidişler içermektedir. Sırayla ele alalım.

Güncelleme KatsayIsI DüŞüyor

Güncelleme katsayısı sigortalının geçmişteki prime esas kazancının veya ödediği primlerin bugünkü değerini bulmak için yaşamsal önemdedir. Güncelleme katsayısı aylık ortalama kazancın bulunması için kullanılan bir değişkendir. Geçmişteki prime esas kazançların bugünkü değerine ulaşması için geçmiş prime esas kazançların enflasyon oranında artırılarak bugüne taşınması gerekir. Ancak bu yetmez ve yanıltıcı sonuçlar verir.

Eğer dönem boyunca ekonomide meydana gelen büyüme (gayri safi yurt içi hasıla artışı) dikkate alınmazsa gerçek anlamda bir güncelleme yapılmamış olur. Sigortalının kazançlarına refah payı, büyüme payı eklenmemiş olur ve bu yüzden kazanç ve primler gerçek değerleriyle güncellenmemiş olur. Bu yüzden güncelleme yapılırken hem enflasyonun hem de büyümenin dikkate alınması gerekir.

2000-2008 arasında çalışılan sürelere ilişkin güncelleme yapılırken Tüketici Fiyatları Endeksinde (TÜFE) meydanda gelen artış ve büyüme oranının (sabit fiyatlarla gayri safi yurt içi hasıla) yüzde 100’ü hesaba katılıyordu. Böylece ekonomik büyüme emekli aylıklarına yansımaktaydı. Konuyu daha net anlamak için geçmişteki büyüme oranlarına bakmakta yarar var. Türkiye ekonomisi 2002’de 6.2, 2003’te 5.3, 2004’te 9.4, 2005’te 8.4, 2006’da 6.9 ve 2007’de 4.9 oranında büyümüştür. 2001 yılından bu yana meydana gelen kümülatif büyüme yüzde 48 oranındadır.

Dolayısıyla bu büyüme oranları şimdiye kadar güncelleme katsayısında hesaba katılmaktaydı. 5510 sayılı yasaya göre güncelleme katsayısı TÜFE ile büyümenin yüzde 30’unun toplamı olacaktır. Büyümenin yüzde 70’i güncelleme katsayısında dikkate alınmayacaktır. Örneğin geçmişte yüzde 48’lik büyümenin tamamı emekli aylıklarının hesabında dikkate alınırken şimdi sadece 14 puanlık kısmı dikkate alınacaktır. Ekonomideki yüksek büyüme çalışanı emekliliğinde olumsuz etkileyecektir.

Aylık Bağlama Oranı da Düşüyor

Aylık bağlama oranı sigortalının belirli bir prim ödeme gün sayısı karşılığında ne oranda aylığı hak edeceğini belirler. Diğer bir ifadeyle güncellenmiş aylık ortalama kazancın ne kadarının emekli aylığı olarak ödeneceği aylık bağlama oranına bağlıdır. Aylık bağlama oranının yüksek olması daha yüksek emekli aylığı anlamına gelir.

Güncellenme katsayısının düşürüldüğünü gördük. Ancak bununla yetinmediler, aylık bağlama denkleminin diğer çarpanını; aylık bağlama oranını da düşürdüler. İşçiler için bu oran 1999 reformu öncesinde ilk 5000 gün için yüzde 60 sonraki her 240 gün için yüzde 1 idi. 25 yıllık sigortalılıkta eğer 9000 bin eksiksiz prim yatırılmışsa aylık bağlama oranı yüzde 77’ye kadar yükseliyordu. 2000 yılından sonra ise ilk 3600 günün her 360 günü için yüzde 3.5, sonraki 5400 günün her 360 günü için yüzde 2 ve daha sonraki her 360 gün için yüzde 1.5 idi. Bu durumda 25 yıl ve 9000 gün prim ödenmesi durumunda aylık bağlama oranı yüzde 65 olmaktaydı. Emekli Sandığı’na tabi kamu çalışanları için ise bu oran 25 yıllık çalışma süresi için yüzde 75 ve 25 yıldan fazla çalışılan her yıl için yüzde 1 idi.

5510 sayılı yasa aylık bağlama oranlarını ciddi bir biçimde düşürdü. Ayrıca yasa ile tavan sınırlaması getirildi ve aylık bağlama oranlarının yüzde 90’ı geçemeyeceği hükme bağlandı. Oysa mevcut yasalarda işçi ve esnaf için bir üst sınır öngörülmemişken Emekli Sandığı’na tabi çalışanlar için bu oran yüzde 100 idi. Yeni düzenlemeyle 25 yıl ve 9000 gün prim ödeyenlerin aylık bağlama oranı yüzde 50, 7200 gün prim ödeyenlerin aylık bağlama oranı ise yüzde 40’a düşmektedir.

Emekli aylığını belirleyen her iki değişken de küçültülmüştür. İki değişken birden küçültülünce emekli aylıklarındaki küçülme de ciddi olacaktır.

AYLIKLARIN ALT SINIRI: ASGARİ ÜCRETİN YARISI KADAR EMEKLİ AYLIĞI

SSGSS yürürlüğe girmeden önce çalışmakta Emekli aylıklarının alt sınırı yaşamsal bir konudur. Alt sınırın düşük olması özellikle aylık bağlama oranlarının düşük olması durumunda ciddi sorunlara yol açabilir. Eğer emekli aylıkları bir alt sınırla korunmazsa düşük gelirli çalışanların emekli aylıklarında çok ciddi düşüşler olabilir. Emekli aylıkları asgari ücretin yarısına, dahası üçte birine kadar gerileyebilir.

SSK’lıların alt sınır aylığı 1999 “reformu” öncesinde 506 sayılı yasanın 96. maddesine göre yüzde 70 idi. 1999 “reformu” ile bu alt sınır yüzde 35’e düşürüldü. 1999 öncesi işe girip halen emekli olanların en düşük emekli aylığının bugün 576 YTL olmasının nedeni yüzde 70 olarak saptanan alt sınırın TÜFE ve büyüme oranları eklenerek artırılmış olmasıdır. 1999 sonrası işe girenler henüz emekli olmadığı için alt sınır oranı fiilen yüksek gözükmektedir. Örneğin 2008 yılının ikinci yarısında prime esas kazancın (PEK) alt sınırı asgari ücret düzeyinde olup 638.7 YTL’dir. En düşük emekli aylığı ise 576 YTL’dir. En düşük emekli aylığının PEK’e oranı yüzde 90’dır. Bunun nedeni 1999 öncesi alt sınırın yüksek oluşudur. Yoksa iddia edildiği gibi asgari ücretle çalışanın emekli aylığının asgari ücretin netinden fazla olmasının nedeni aylık bağlama oranlarının yüksekliği değildir.

Aylıkların alt sınırı 5510 sayılı yasanın 55. Maddesi ile yüzde 35-40 olarak belirlenmiştir. Bu yüzden 1999 ve 2008 reformu sonrasında işe girenlerin emekli aylıkları ciddi bir biçimde gerileyecektir. Örneğin 2008 yılında işe giren bir çalışan alt sınırdan prim ödediğinde 7200 gün prim ödeyerek emekli olursa emekli aylığı prime esas kazancın alt sınırının yüzde 40’ına kadar gerileyebilecektir. Enflasyon ve büyüme parametrelerini sabit varsayarsak bugünkü değerler üzerinden emekli aylıkları 255 YTL’ye kadar gerileyebilecektir. Prime esas kazancın alt sınırından 9000 gün prim ödeyen bir çalışanın emekli aylığı ise (enflasyon ve büyüme oranlarını sabit varsayarak) prime esas kazancın yarısına, 319 YTL’ye kadar gerileyebilecektir. Gelecek kuşaklar kendi dönemlerindeki asgari ücretin yarısı kadar emekli aylıkları ile karşılaşabilecektir.

AYLIKLARIN ARTIRILMA YÖNTEMİ: BÜYÜMEDEN EMEKLİYE SIFIR PAY

Emekli aylıklarının bir kez saptandıktan sonra nasıl artırılacağı da son derece önemlidir. Bugünkü sistemde hesaba katılan enflasyon ve büyüme oranları emekli aylıkları açısından yaşamsal öneme sahiptir. Emekli aylıkları enflasyondan korunmalı ve ülkedeki refah artışından pay almalıdır. 5510 sayılı yasanın 55. maddesi emekli aylıklarının her yıl Ocak ve Temmuz aylarında TÜİK tarafından açıklanacak Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE) oranında artırılmasını öngörüyor. Sendikaların bütün ısrarlarına rağmen emekli aylıklarının artışında büyüme oranının da hesaba katılması hükümet tarafından kabul edilmedi.

Emekli aylıklarının artışının sadece enflasyonla sınırlanması emekli aylıklarının göreli olarak düşmesine ve emeklilerin yoksullaşmasına yol açacaktır. Emeklilerin milli gelir içindeki payı düşecek ve refahları azalacaktır. Bu nedenledir ki bağlandığında ortalama düzeyde olan bir emekli aylığı zamanla en düşük aylık seviyesine doğru gerilemektedir. Emekli aylıklarının gerçek değerini koruyabilmesi için, hesabında da, artırılmasında da büyüme oranının tümünün dikkate alınması gerekir. Ancak hükümet bu taleplere kulaklarını tıkayarak SSGSS’de yer vermemiştir.

***

Özerk olmayan tek çatı

Sosyal güvenlik yasalarının gözden kaçan bir özelliği “tek çatı” altında toplanan sosyal güvenlik sistemi üzerindeki siyasi vesayetin tescili olmuştur. Sosyal güvenlik sisteminde yapılan değişikliklerin önemli bir bölümü sosyal güvenlik sisteminin örgütsel yapısına ilişkindir. 2006 yılında yürürlüğe giren 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu ile SSK, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur “tek çatı” altında toplanmış ve Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kurulmuştur. Ancak biçimsel açıdan sosyal güvenlik kurumları tek çatı altında toplansa da hak ve yükümlülükler açısından norm ve standart birliği sağlandığını söylemek mümkün değildir.

5510 sayılı yasanın yürürlüğe girmesiyle SSK, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur’lu çalışmanın yerini yasanın 4. maddesinde yapılan tasnife uygun olarak 4/a (iş sözleşmesine bağlı çalışanlar, eski SSK’lılar), 4/b (kendi hesabına çalışanlar, eski Bağ-Kur’lular) ve 4/c (kamu görevlileri, eski Emekli Sandığı kapsamındakiler) statüsündeki çalışanlar alacaktır. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı gereğince 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu’nun çok sayıda maddesi 5510 ile birlikte yürürlükte kalacak olup kamu görevlilerine ilişkin olarak 5510 ve 5434 sayılı yasanın iptal edilmeyen hükümleri birlikte uygulanacaktır.

SGK özerk bir yapı olmayıp hükümetin siyasi vesayeti altında bir kuruluştur. 5502 sayılı yasa ile SGK’nin “idari ve mali” özerkliği sözde korundu ancak yönetim kurulunda devletin ağırlığı sürerken Genel Kurul’un göstermelik niteliği devam ettirildi: Genel Kurul’a ibra ve denetim yetkisi tanınmadı.

Sosyal Güvenlik Kurumu Yönetim Kurulunda Temsil

Hükümet 5

İşçi 1

İşveren 1

Kamu Çalışanı 1

Serbest Çalışanlar 1

Aylık Alanlar 1

Kurum Çalışanı Yok

Toplam 10

5502 sayılı yasa ile tüm sosyal güvenlik kurumları Sosyal Güvenlik Kurumu çatısı altında toplanırken Genel Kurulun “dilek ve temenni” organı olma özelliği ve üç yılda bir toplanmasına ilişkin hüküm korundu. SGK Yönetim Kurulu bir karar organı olup, Kurumun en yüksek karar, yetki ve sorumluluğunu taşımaktadır. 10 üyeden oluşan Yönetim Kurulunun beş üyesi hükümet kanadını temsil etmektedir (Çizelge). Başkan üçlü kararname ile atanmaktadır. Oyların eşitliği durumunda başkanın oyu iki oy sayılmaktadır. Dolayısıyla SGK her durumda siyasi vesayet altında bir kurumdur.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
“Evlilik yaz boşluk bırak Ramazan’a talibim yaz 3438’e gönder…” Dest-i izdivaç – Eylem Lodos

Evlilik yaz boşluk bırak Ramazan’a talibim yaz 3438’e gönder… Ramazan’ı beğenmedin mi kardeşim! Elimizde 24 yaşında Kemal var, ondan verelim…...

Kapat