İlhan Berk ile Son Söyleşi: “Şiire bir ömür veriyorsun bir bakıyorsun adın yok ortada”

ilhan berkİlhan Berk: Bulaşmışsınız. Bir hayatı göze almanız lâzım, şey diyor, bu da yetmeyebilir diyor, yani otuz yıldır, kırk yıldır şiir yazanlar var. Kitapları var, adları yok. Meslek öğrenilir. En zor meslek tıp mıdır, matematik midir, öğrenilir. Ama bu, öğrenilen bir şey değil. Önü açık, arkası belli değildir. Şair olacağınızı kestiremezsiniz. Çok zor bir iş. Öyle bok bir şeydir. Karışamam ben size, siz girmişsiniz bir kere. Bütün bir hayat ister şairlik. Bir oğlum var benim. İkimiz Fransızca öğretmeni çıktık, Zonguldak’a tayin olduk. Baktım ki ben bu iş çocukla olabilecek bir şey değil. Karar verdim çocuk yapmayacağım diye. Çok zahmetli bir iş. Sonunu kestiremiyorsunuz. Ben şimdi kendimi görüyorum. Benim şiirlerim kalabilir. Ama bu kadar uğraşmışım.

 

Hakan Şarkdemir, İlhan Berk’in isteği üzerine Yerçekimi Bilgisi’nden “Anti Track 01” adlı şiirini okuyor:

 

ANTI-TRACK 01

Benimle düşmedi toprağa cemre

Açmadı gülleri faslın yok sayarak kendini benle

Adımlarını saklar benden müşfik bahar

Taşları yara yara akan sağır sular

Kavuşurlar elbet bir denizin leşine

Kavuşmaz ellerim elleriyle

Sevgilinin saçlarını tarayan rüzgâr

Aşık atmaz artık benim sevincimle

 

Benimle çekilmiyor kılıçlar

Dövüş başlamıyor ismim benim söylenince

Karnı burnunda tez gemiler

Ne barut ne ipek getirirler

Benimle, bu hudutlar zorbaca çekilmiş

Bekletilmiş bekleyenler yıllarca kapılarda

Gazeller ağılı nakışlar soluk

Terkedilmiş benimle vazgeçilmez kıyılar

 

 

Benimle ya da bensiz

Muhtemel değil her iki durumun ortasında bir sen

Muhtemel değil bir sen bir ben

Muhtemel değiliz biz ikimiz

Benimle gelen gelmiş değil

Geçen geçmiş değil gerçekte

 

Ne geçmiş beni benle benim

Ne gelecek bana benden

Bir şimdinin içindeki

Bensiz bir bende ben

 

 

İlhan Berk: Anti-track ne demek?

 

Şarkdemir: Müzik parçalarına verilen isim. Track deniyor, iz anlamında, meselâ plâktaki parçalardan her biri bir iz, bir parça.

 

İlhan Berk: Yeni mi çıktı bu kitabınız?

 

Şarkdemir: Evet. Bu üçüncü kitabım.

 

İlhan Berk: Daha önce bir kitabınız yoktu?

 

Şarkdemir: Daha önce iki kitabım var, biri Tadat.

 

İlhan Berk: Siz nerelerde yazıyorsunuz?

 

Şarkdemir: Kendi dergimizi çıkarıyorduk. İsmi Şehrengiz’di.

 

İlhan Berk: Çıkartıyorsunuz?

 

Şarkdemir: Çıkartıyorduk 1997’de.

 

İlhan Berk: Ankara’da mı, nerde?

 

Şarkdemir: Yok, İstanbul’da. Onun ardından Atlılar diye bir dergi çıkardık.

 

İlhan Berk: Bunlardan hiç haberim olmadı. Sonra kapattınız.

 

Şarkdemir: Evet, Ankara’da Kökler diye bir dergimiz vardı. Şimdi Karagöz adında…

 

İlhan Berk: Kara?

 

Şarkdemir: Karagöz adında bir dergi, Hacivat Karagöz gibi.

 

İlhan Berk: Evet… Ankara’da mı oturuyorsunuz?

 

Şarkdemir: Ankara’da oturuyoruz.

 

İlhan Berk: Siz?

 

Karakaş: Ben de Ankara’da oturuyorum.

 

İlhan Berk: Dergi çıkarmak nerden aklınıza geldi?

 

Şarkdemir: Zaten içindeyiz, yani sürekli yazıyoruz. Hem şiir, hem şiir üzerine yazıyoruz.

 

İlhan Berk: Dergiler var o kadar, oralarda yazın.

 

Şarkdemir: Dergilerde yazıyorum zaten, meselâ Heves.

 

İlhan Berk: Nerde?

 

Şarkdemir: Heves. Başka dergilerde de yazıyorum. Hece var.

 

İlhan Berk: Evet, Hece.

 

Şarkdemir: Hece de var.

 

İlhan Berk: Dergi çıkarmak paralı bir iş.

 

Şarkdemir: Evet, ama biz seviyoruz. Daha önce de çıkarmıştık.

 

İlhan Berk: Hiç akıllı işi değil.

 

Karakaş: Akıl kârı değil.

 

İlhan Berk: Öyle, ayrıca harcayacak paranız var mı?

 

Şarkdemir: Onun için de biz nasıl söyleyeyim, biriktiriyoruz.

 

İlhan Berk: Hiç o işlere girmeyin, batırırsınız. Zaten dergiler okunmuyor.

 

Şarkdemir: Yayınevi bünyesinde çıkaracağız. Onların desteği olacak.

 

İlhan Berk: Ankara’da değil mi?

 

Şarkdemir: Evet.

 

İlhan Berk: Ankara’nın talihi kapalıdır. Ankara’da dergiler dışarı çıkmaz orda kalır.

 

Şarkdemir: Evet, öyle bir sorun var.

 

İlhan Berk: Bütün yenilik hareketleri de orda olmuştur.

 

Şarkdemir: İkinci Yeni oradan, Garip oradan.

 

İlhan Berk: Tabiî, Orhan (Veli Kanık). İyi tarafı orasıdır. Koca bir kent olmuş, gördüm. Son olarak bir kitapevinde konuşma yaptım. O zaman gördüm. Uzun yıllar orda yaşadım; ama bir baktım, artık koskocaman bir şehir olmuş… Siz bir dergi çıkarma kararı mı verdiniz? Kaç sayfa olacak?

 

Şarkdemir: Kaç sayfa olacak diye mi soruyorsunuz?

 

İlhan Berk: Evet.

 

Şarkdemir: Yani şu an için 36.

 

İlhan Berk: Yayınevi finanse edecek?

 

Şarkdemir: Evet.

 

İlhan Berk: Ne zaman düşünüyorsunuz çıkarmayı?

 

Şarkdemir: Bu senenin bitiminde, 2008’de kısmetse.

 

İlhan Berk: Heves’te yayımlıyorsunuz?

 

Şarkdemir: Şiirlerim yayımlanıyor.

 

İlhan Berk: Heves’te bir hareket başladı. Çocuklar öyle bir şey hazırlamışlardı; ama olmadı… Soruları okur musun?

 

Şarkdemir: On beş soru var. Siz kendinizi iyi hissedersiniz hepsini sorarız; ama dersenizki başka zaman devam edelim,başka zaman devam ederiz.

 

(Şarkdemir, İlhan Berk için hazırladıkları soruları okuyor)

 

İlhan Berk: Kaç tane soru?

 

Şarkdemir: Sanırım on dört tane. İkinci Yeniyle ilgili sorular var, sonraki döneminizle ilgili sorular var.

 

İlhan Berk: Ama benim durumum o kadar parlak değil. Gördünüz Zaman gazetesi var ya, gördünüz mü?

 

Şarkdemir: Evet, Gonca Özmen’le.

 

İlhan Berk: O oğlumun tanıdığıydı. O şairi tanır mısınız?

 

Şarkdemir: Kişisel olarak tanımıyorum. Şiirlerini de çok okumadım açıkçası.

 

İlhan Berk: Neyse, onunla konuşmuştum. Baktı ki yorulmuşum. Çünkü birkaç günde hazırladı. Ondan sonra menajer el attı. Önüne gelen şeyleri toplamış. Söylemek istediğim, benim bu işlerle uğraşacak hâlim yok. Bunlar çok ciddi sorular. Belki bazı soruları aralarda bırakırsınız yazmaya çalışırım. Dergiyi ne zaman çıkarmak istiyorsunuz?

 

Şarkdemir: 2008’de.

 

İlhan Berk: Şu arada size cevap vermem çok zor.

 

Şarkdemir: Böyle bir acelemiz yok.

 

İlhan Berk: İyi sorular hazırlamışsınız… Ankara da sanıyorum sıcak, öyle değil mi?

 

Karakaş: Bu sene zaten sıcak var.

 

İlhan Berk: Şiirle uğraşmak… Artık siz bulaşmışsınız. Senin de kitabın var öyle değil mi?

 

Karakaş:  Benimki çıkacak.

 

İlhan Berk: Ben kimsenin bulaşmasını istemem. Çok bok bir iş.

 

Şarkdemir: Kesinlikle, yani, bayağı bir…

 

İlhan Berk: Bulaşmışsınız. Bir hayatı göze almanız lâzım, şey diyor, bu da yetmeyebilir diyor, yani otuz yıldır, kırk yıldır şiir yazanlar var. Kitapları var, adları yok. Meslek öğrenilir. En zor meslek tıp mıdır, matematik midir, öğrenilir. Ama bu, öğrenilen bir şey değil. Önü açık, arkası belli değildir. Şair olacağınızı kestiremezsiniz. Çok zor bir iş. Öyle bok bir şeydir. Karışamam ben size, siz girmişsiniz bir kere. Bütün bir hayat ister şairlik. Bir oğlum var benim. İkimiz Fransızca öğretmeni çıktık, Zonguldak’a tayin olduk. Baktım ki ben bu iş çocukla olabilecek bir şey değil. Karar verdim çocuk yapmayacağım diye. Çok zahmetli bir iş. Sonunu kestiremiyorsunuz. Ben şimdi kendimi görüyorum. Benim şiirlerim kalabilir. Ama bu kadar uğraşmışım.

 

Şarkdemir: Neredeyse modern şiir tarihi.

 

İlhan Berk: Dediğim gibi, her meslek öğrenilir bu öğrenilmez. Şiire bir ömür veriyorsun bu bile yetmeyebilir. Bir bakıyorsun adın yok ortada. Böyle dünya kadar şair sayabilirsin.

 

Şarkdemir: Metin Eloğlu bile yeni yeni konuşuluyor. Ergin Günçe, keza.

 

İlhan Berk: Ergün’ü tanırdım meselâ. Bunlar bayağı iyi şairlerdir. Kaybolmuşlardır. Daha böyle şairler var… Burada ne kadar kalıyorsunuz? Gezmeye geldiniz yani?

 

Şarkdemir: Sizi ziyaret etmeye geldik aslında.

 

İlhan Berk: Ama işte benim hâlim…

 

Karakaş: Olsun, görmüş olduk.

 

İlhan Berk: Ahmet (Güntan) sizi çok methettiği için… Soruları bana bırakacaksınız, başka çare yok.

 

Karakaş: Biz de zaten öyle hesaplamıştık. Sizi yormayı düşünmüyorduk.

 

İlhan Berk: Bana bir şey kazandırmıyor sorular, müthiş yoruyor. Ben zaten yeterince yazmışım. Ama böyle arkadaş ile giriyoruz işin içine.

 

Şarkdemir: Biz sizin Ece Ayhan’la yaptığınız söyleşilerden çok şeyler öğrendik.

 

İlhan Berk: O kitap bir daha basılmadı. Ece Ayhan’ın meselâ bir yeri vardır. Sonra kaldı öyle.

 

Şarkdemir: Ece Ayhan’ın Dipyazılar adlı kitabında var. Bu sizin yaptığınız söyleşiler. Sizin Hürriyet Gösteri’de yaptığınız söyleşiler, Yazko Edebiyat’ta Gülin Tokat’la yaptığınız söyleşi.

 

İlhan Berk: Daha yeni ameliyattan kalktım. Daha yirmi gün oldu. Onlarla uğraşıyorum. Çok da sıcak, onun için pek de çalışamıyorum.

 

Şarkdemir: Son dönemde bayağı kitap yayımladınız.

 

İlhan Berk: Onlar daha önceden yazıldığı için… Tümceler’i karıştırabildiniz mi?

 

Şarkdemir: Tabiî okudum.

 

Karakaş: Daha Adlandırılmayan Yoktur.

 

İlhan Berk: Hangisi daha iyi sizce?

 

Şarkdemir: Adlandırılmayan Yoktur’un belli bölümlerini çok sevdim.

 

İlhan Berk: Galiba Adlandırılmayan daha iyi bir kitap Tümceler’e nazaran.

 

Şarkdemir: Aslında Logos’ta da çok güzel şeyler var.

 

İlhan Berk: Bu yaşa gelince öğreniyor insan. Siz deniz kenarından yukarıya mı çıktınız?

 

Şarkdemir: Sahile indik ve yukarı çıktık.

 

İlhan Berk: Dosdoğru gelseydiniz, neyse.

 

Şarkdemir: Biz müsaadenizi isteyelim o zaman.

 

İlhan Berk: Çok teşekkür ederim.

 

Şarkdemir: Biz teşekkür ederiz. Soruları bırakalım isterseniz. Eğer cevaplamak isteseniz.

 

İlhan Berk: Daha vaktiniz var, yapabiliriz… Teşekkür ederim.

 

Şarkdemir: Kitabımı bırakmakta bir sakınca var mı?

 

İlhan Berk: Ama bir şey söylemem çok zor.

 

Şarkdemir: Sadece okumanız bile önemli bir şey. Ben her ikisini de bırakayım.

 

İlhan Berk: Üç kitabınız vardı sizin, değil mi… Bayağı uğraşmışsınız.

 

Şarkdemir: Bir de sizi yormayacaksa, bizim için imzalarsanız.

 

İlhan Berk: Evet, evet. Adlarınızı yazar mısınız?

 

Şarkdemir: Çok teşekkürler.

 

İlhan Berk: Buralara kadar gelmişsiniz zahmet etmişsiniz. Ne yazık ki ben kalkıp yürüyebilen bir adam olmadığım için, şimdi gel de… Bu hâlime de seviniyorum. Çünkü hastanede yattım on beş gün. Benim şeyim bitti diyerekten bakmıştım. Sonra baktım, yavaş yavaş diriliyorum. Yalnızım, aşağıda oğlumla gelinim var. Onlar bakıyorlar. Beş altı yıl oldu karımı bırakalı. Tabiî zor oldu. (Gülüyor…) Şairlik işi gerçekten şey… Dağlarca’nın son şiirlerini nasıl buluyorsunuz?

 

Karakaş: Bir şey bulunmuyor.

 

Şarkdemir: Modern Türk şiirinin damarı içinden akan, ana damarlarından gelmiyor. Biraz daha farklı bir yerden geliyor.

 

İlhan Berk: Şimdi, yalnız, bu kitaplar vaktiyle yazılmış, haberimiz yok bizim. İyi şiirleri bunlar. O zamanlar bankaya yatırmış bunları. Bankada kilitlemiş. (Hep beraber gülünüyor…) Bunları yazıyor diyorlar, hâlbuki şimdi yazdıkları Cumhuriyet’te çıkıyor. Felâket şeyler. Bana Oktay Akbal söylemişti, yakın arkadaşıydı o zamanlar Dağlarca’nın. O şiirleri en son yayımlayacağını söylemişti. Şimdi birer birer çıkıyor.

 

Karakaş: Demek uzun yaşayacağını da hesaplamış da kasada saklamış şiirlerini.

 

İlhan Berk: İlginç bir şey. Ben de işte bir kitap hazırlıyorum. Şimdiye kadar dergilerde, üç dört yıldır çıkmış olanlara, bugüne kadar ne yazdıysam onu yayımlayacağım. Yazıyorum arada; ya okuyorum, ya yazıyorum. Şiir işi okumakla çok ilgili; çok okumak, her şeyi okumak. Okuma başlayınca bakıyorum hemen bir şiir çıkıyor. Tabiî bu şey meselesi, adamlarını seçeceksin, şairlerini seçeceksin. Bedri Rahmi (Eyüboğlu) ressam bildiğiniz gibi, bir ressam, yeni ressam olmak isteyen biri geldiği zaman, “Ustan kimdir?” diye sorardı. Bu şairlikte de vardır. Ustanızı seçmeniz lâzım.

 

Şarkdemir: Ama sizin çok ustanız var galiba. Sevdiğiniz şairlerden çok bahsediyorsunuz, Mallarmé’den meselâ.

 

İlhan Berk: Çünkü onlar hep beslemişlerdir. Beni hâlâ besliyorlar. Şimdi meselâ bakın üç dilde kitaplarım çıkıyor. Şimdiye kadar ancak çıkabildi, bu yaşta. İngiltere’de geçen yıl kitabım çıktı. Şimdi önümüzdeki martta bir kitap daha çıkacak. Haber verdiler, yayınevi broşür yapmış. Daha önce Amerika’da çıktı. Dört kitabım İspanyolcada, bir kitabım Fransızcada. Bu yaştan sonra oluyor bunlar, tabiî olmayabiliyor da. Şairlik işte böyle bir iş. Karımla meselâ yedi sekiz yıl önce, akşamüzerleri yürümeğe başlardık, kırlara falan giderdik. Onun için giderdik, yollara çıkardık. O da sevinirdi. Sonra bir bakıyorum ki unuturdum ben onu. Ben önde yürüyorum. O da seslenmezdi. Böyle bir işti. Şu oda, onu açın, oraya gidin, çalışma odam, girin içeriye, bakın. Anahtarı üzerinde, bir kere çevirin…

 

İlhan Berk: (Şarkdemir’e) Rahatsın sen şiirde. İlgiyle şey yaptım. Lebit kimdir?

 

Şarkdemir: Arap şairi, yani, muallâka şairi.

 

İlhan Berk: Kimin kantosu bu?

 

Şarkdemir: Ezra Pound’un 81. Kantosu.

 

İlhan Berk: Onları okudun öyle değil mi?

 

Şarkdemir: Evet.

 

İlhan Berk: İyi bir eğitimin var öyleyse. Eğitim diyorum, yani şiirle uğraşmışsın. (Karakaş’a) Ne yazık ki senin için bir şey söyleyemiyorum. (Gülüyor…)

 

Şarkdemir: O benden genç.

 

İlhan Berk: Sevindim sizi tanıdığıma.

 

Şarkdemir: Biz de çok sevindik.

 

Karakaş: Biz de çok sevindik.

 

İlhan Berk: Çok teşekkür ediyorum.

 

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
“Nasıl oldu bu iş İhsan Bey kardeşim?..” Vatani Vazife – Aziz Nesin

Cezaevi dalgalandı, haber bütün koğuşlarda çalkalandı: Yahu, Vazelin İhsan enselenmiş be... Deme! Namussuzum... Ulan, herif töbe etmişti bu dalgalara... Ne...

Kapat