“Şöyle böyle yürüyüp gidiyoruz…” At Üzerinde – Franz Kafka

KafkaAnsızın sanki ilk kez yapmıyormuşum gibi, şöyle bir yaylanarak Tanışımın omuzlarına sıçrayıp oturdum ve yumruklarımla sırtına vurarak onu hafiften tırısa kaldırdım. Gel gelelim ilk anda biraz gönülsüz, paldır küldür yol aldığım ve hatta kimi zaman durduğunu görüp, daha hızlı ilerlemesini sağlamak için pek çok kez çizmelerimle karnına tekmeler savurdum.
Böyle davranmam da semeresini verdi ve bir solukta geniş, ama henüz yapımı tamamlanmamış bir bölgeden içeri girdik.

Üzerinde at koşturduğum yol taşlı ve hayli bayırdı; ama böyle oluşu hoşuma gitti, yolu tutup daha da taşlı bir bayır duruma soktum. Tanışım tökezledikçe yakasına yapışıp çektim yukarı ve ahlayıp pofladıkça kafasına yumruğumu indirdim. Öte yandan, bu güzel havada atla gezintinin ne denli sağlığıma yararlı olduğunu hissettim ve Tanışımı daha da çileden çıkarmak için, karşıdan bize doğru uzun süreli darbelerle bir rüzgar estirdim.

Derken omuzlarındaki sıçrayıp hoplamalarımı da aşırılığa vardırdım. İki elimle boynuna sımsıkı tutunmuş dururken, başımı alabildiğine geriye attım, benden daha zayıf, rüzgarda hantal hantal sağa sola uçuşan değişik bulutları izledim. Güldüm ve gözüpekliğimden korkup titrer gibi oldum. Ceketim açıldı esen yelde ve beni güçlendirdi. Ellerimi sımsıkı birbirine kenetledim, böyle yapmakla Tanışımı adeta nefes alamaz duruma soktum. Ancak, benim yol kenarında yetiştirdiğim ağaçların dallarıyla gökyüzü yavaş yavaş örtülüp görünmez olunca, aklım başıma geldi.

“Bilmiyorum!” diye bağırdım kof bir sesle. “Zorla mı, bilmiyorum. Kimse gelmiyorsa, kimse gelmiyor işte. Kimseye bir kötülükte bulunmadım, kimse de bana kötülükte bulunmadı, ama kimse bana yardım etmek istemiyor. Bitip tükenmeyen kimseler! Ama öyle de değil pek. Bana kimsenin yardım elini uzatmayışı fena ancak, yoksa bu hiç kimseler güzel; böyle bir hiç kimseler topluluğuyla bir gezinti yapmayı niçin olmasındı hani ne kadar isterdim. Elbet dağlara doğru, başka nereye? Bu hiç kimseler nasıl da birbirine sokulurdu; bir sürü çapraz uzanmış ya da iç içe geçmiş kol, küçücük adımlarla birbirinden ayrılan bir sürü ayak. Tabii hepsi de farklı. Şöyle böyle yürüyüp gidiyoruz. Gövdelerimizin ve kollarımızla bacaklarımızın arasından bir rüzgar esiyor. Dağda boyunlarımız özgürlüğe kavuşur. Bir şarkı söylemeyişimiz şaşılacak şey!”

Ansızın düşüverdi Tanışım; baktım, dizinden ağır yaralanmıştı. Bundan böyle bana bir yararı dokunamayacağından, dünden hazır, onu oracıkta taşlar üzerinde bıraktım. Sonra havadan birkaç atmaca ıslıklayıp indirdim aşağı; atmacalar söz dinleyerek geldiler, kendisine göz kulak olmak için heybetli gagalarıyla Tanışımın üzerine kondular.

Franz Kafka

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Başka Mekanlara Dair Özne ve İktidar İlişkisi- Michel Foucault

Ölümün bu bireyselleştirilmesi ve mezarlığın burjuvazi tarafından sahiplenilmesiyle birlikte, hastalık olarak ölüm takıntısı doğdu. Yaşayanlara hastalık getirenlerin ölüler olduğu varsayıldı...

Kapat