“Şimdi derhal tutuklama dönemi!” Yerel ve Milli Deli – Aslı Erdoğan

99, Ulucanlar’dan az sonra. Hemen ertesi gün katliamı yazdığımı (Radikal) hatırlatıyorum bir gazeteciye: ‘’DELİ bir kadına mı inanırlar? Yanıt veremiyorum. Hayata Dönüş’ten hemen sonra… Otopsi raporlarına bakıp bakmadığını soruyorum bir başka gazeteciye… 2016, Cizre üzerine basından alıntılıyorum: Yalancı, ruh hastası!

Deliliğim için bir sıfır noktası seçmem gerekirse, 98de yazdığım, iki yıl birlikte yaşadığım Afrikalı göçmenlere uygulanan zulmü anlattığım 10 Kasım tarihli yazıyı seçerim. Festus Okey daha basına yansımamıştı, Türkiye’de neden ırkçılık olamayacağına dair öyle tarihsel azarlar işittim ki, kişisel travmalarım hakkında bile konuşamadım. Tıpkı ‘tarihsel süreçteki’ gibi, bir delinin giderek gerçeklikten kopan ‘şiddet fantezilerinin’, gerçeklik üzerinde hiçbir hak iddia edemeyeceği bir dışlama alanına çekilmesi gerekiyordu. Ana akım medyadan postalamak yetmezdi, bu delinin bir kadın, hem de ahlaken şaibeli bir kadın olduğu da vurgulanmalıydı. Sosyal ölüm, ötekileştirmenin uç noktasıdır, ‘kurban’ üzerine herkese söz söyleme hakkı tanırken, onun yanıtını işitilmez kılar. Bir edebiyatçı olarak yanıtım net: Benlik— gerçeklik alanına girebilmek, gerçeğe çok daha derinden kök salmayı talep eder.

Benim pek edebi, pek kısıtlı deliliğim, Avusturya’da, sürgünde, ağır bir kanama geçirirken başıma gelen trajik olayın Türkiye’de yansıtılış ve ele alınış biçimiyle geniş kitlelere yayıldı. Şimdi hatırlamaya değer bulduğum tek nokta, Avusturyalı doktorların, bir Türk delisini bile ciddiye alıp, inkar hatta karşı suçlama yerine derhal özür dilemeleriydi. Uluslarası basına yansıyan bu trajedi ile ilgili tüm yazılar sitemdedir, özellikle İsveç’tekileri tavsiye ederim.

Tam da Gezi günlerinde İstanbul’a dönünce deliliğim yerel ve milli bir boyut kazandı. Çok kişinin başına geldiği gibi, emailimden önemli yazışmalar silinmeye, daha tehlisi, ‘tuhaf’ mailler yollanmaya başladı. Sızlanmak dışında herhangi bir önlem almadım uzun süre, benim bu aldırışsızlığıma, adam sendeciliğime tıbben atipik paranoya diyorlar. Fizikçi, mühendis vsolmama karşın eşin dostun, son safhada resmi kurumların desteği olmasa bilgisayarımdakiizlenme programları ve ‘tuhaf’ dosyalar açığa çıkmayacaktı ( Bu sayede tanıklarım, raporlarım, belgelerim oldu!)Pek çok köse yazarı gibi bunu köşeme taşımak yerine, bir uyarı dipnotu düşüp yazışmalardan dolayı hasar görebileceklerini düşündüklerimle yüz yüze görüşmeye çalıştım. Tabi ben hala kendimi CERN’de sanıyor olmalıydım, bu coğrafyada olguların kimseyi ilgilendirmediğini anlamamışım.
Okumadığı sözleşmeler yüzünden bir değil, tam üç kez yayıncılarının eline düşen, bir an düşünmeden kefil olup yıllarca borç ödeyen, açık yara gibi ortalarda dolaşıp herkese içini açan birinin ‘paranoyak’ (ama atipik) olarak keşfedilmesi! Ömrü boyunca tek bir yalan kıvıramışken, ‘mitoman’ ilan edilişi! Gülmedim, diyemem. Bu arada ‘kamu önünde’, yani panellerde vs ağır bir şizofren beklerken alelade bir kadıncağız bulan çok kişi hayal kırıklığına uğramıştır! 18 yılı bulan köşe yazarlığım da kafa karıştırdı tabi, haftada bir gün ayılıp makul makul, dürüst dürüst yazıyor, sonra gene tırlatıyor muyum, yoksa bir iki kez gidip geldim mi? Yoksa bu zulüm günlerinde Gündem’de yazmanın delilik olmadığını mı iddia ediyorum?
(Avusturya ‘meselesi’ gibi, Gündem yazılarımda da, tek bir ‘iftira’ attığımı ispatlarlarsa burnumdan fitil fitil getirirler, inanın!) Kürtler 80yıl bu ülkede yaşadıklarına kimseyi inandıramış, Ulucanlar ve Hayata Dönüş hukuken kapatılmışken ben neye güveniyorum!?

Her güzel şeyin sonu var elbet! Paralelle yolların ayrışması böyle derin, incelikli yöntemlerin sonunu getirdi ne yazık! Şimdi derhal tutuklama dönemi! Şimdi bunca çabayla ‘servis edilmiş’ bir delinin tutuklanması vicdanları— var mı böyle bir şey gerçekte— yaralarsa? ‘BİR DELİNİN CİZRE GÜNCESİ’ gibi bir diziye başlayayım,iki haftada ispatlanır Türkiye’nin en aklı başında delisi olduğum! Rapor üzerine rapor alayım, bir göz atacak tek kişi bulamam!

27.05.2016
Yerel ve Milli Deli

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Theodor Adorno: Balzac burjuva bireyleşmesinin bireyi yok ettiğini bilir

Bir anekdota göre 1848'de Balzac politik olaylara sırtını dönmüş, masasının başına oturup demiş ki: "Hadi bakalım, gerçekliğe geri dönelim" -...

Kapat