Şiddet Çıkmazı – Prof. Dr Ahmet Özer | Bu yoldan ne zaman vazgeçilir, şiddet ne zaman durur?

Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ’un açıklamasına göre şimdiye kadar 20 bin militan öldürülmüş. Yaklaşık 10 bin militan hapiste, bir o kadarı uzun yıllar yattıktan sonra dışarı çıkmış, onbinlercesi yurtdışına kaçmış. Halen dağlarda 5-6 bin kişi dolaşıyor ve her gün onlarca insan ölenlerin yerini doldurmak için dağa çıkıyor. Şimdi bir düşünün: Önce bu sayıları toplayın, ardından bunların bir anne babaları, bir iki kardeşlerinin olduğunu düşünün. Onların akrabalarını ve devletin darbesini yemiş, evi barkı yıkılmış, köyden kente can havliyle kendini atmış, kentin varoşlarındaki açlık ve yoksullukla beslenen devinime karışmış insanları hiç eklemiyorum bile hesaba. Ayrıca devletin resmi raporlarına göre sayıları 17 bini bulan ve çoğu bu bölgelerde işlenmiş faili meçhulleri ekleyin, resmin bir kısmı tamamlanmış olur. Peki onların içinden çıktıkları aileler, dayandıkları taban kim? Sizin terör örgütünden ayrı tutacağım değiniz halk budur işte.

Şiddet Çıkmazı

Kürt meselesi demokrasiyle çözülme kulvarından silahla bastırma kulvarına evrildi. Oysa tarihteki deneyimlerden sabittir ki, bastırma ve sindirme hiçbir zaman bu sorunun çözümü için sonuç veren bir yol olmadı. Eğer bu yol sonuç vermiş olsaydı, Şeyh Said hareketindeki uygulamalar ya da Ağrı ve Dersim’de yapılan katliamlardan sonra sonuç alınırdı ve bu mesele bir daha gündeme gelmezdi. Ama öyle olmadı, bastırma ve sindirmeler kısa süre sonra meselenin daha şiddetli su yüzüne vurmasından başka bir işe yaramadı. Buna rağmen hâlâ aynı yöntemde ısrar edilirse sonuç yine değişmeyecek.

Neden?
Peki devlet ya da hükümet aklının bunu bilmediği düşünülebilir mi? Sanmam. O halde neden Türkiyeyi siyasal istikrarsızlığa sürükleyecek, yeni can ve mal kayıplarına yol açacak, krizin eşiğindeki ülkeyi ekonomik olarak olumsuz etkileyecek böyle bir konsepte teveccüh ediliyor?
Bu ani dönüşün görünen birkaç nedeni var. Daha doğrusu böyle nedenler ileri sürülerek yapılanlar haklı ve meşru gösterilmeye çalışılıyor. Bugün için görünen ve ileri sürülen geçerli neden Silvan ve Çukurca saldırıları. Savaşı tekrar harlamanın geçerli nedeni olamaz. Silvan ve Çukurca veya başka herhangi bir saldırı elbette onaylanamaz, ama zaten 30 yıla yakın bir çatışma ortamında böyle onlarca olayla karşı karşıya kalındı ve yaklaşık 60 bin insanımız öldü. Bu yüzden artık kan dökmeden demokratik yollardan sorunu çözmek için hem devlet içinden hem de kamuoyundan talep ve istekler yükseldi.
Kanımca hükümetin yanlışı şurada: Kürt meselesi çok boyutlu bir mesele. Şiddet ya da herhangi bir saldırı resmin sadece küçük bir parçası. Şimdi siz bir parçayı alıp merceğin altına koyar ona odaklanırsanız, resmin diğer parçaları kaybolur, birbiriyle ilişki içinde ele alındığında anlamlı olabilecek gelişmeleri, birini diğerlerinden soyutlayarak ele aldığınızda da anlam taşımaz. Olay ve olguları gözden kaçırırsınız. O nedenle resmin tümüne bakmak lazım.

“Terörü yok edeceğiz”
Örneğin resmi ağızlar sürekli “halk ile terörü birbirinden ayırıyoruz” dedikten sonra “terör örgütünü yok edeceğiz” diyor. Burada resmin tümünü görmemekten kaynaklı derin bir çelişki var. Bilerek ya da bilmeyerek olayın can damarı gözden kaçırılıyor. Çünkü siz “terör örgütünü yok edeceğim” dediğiniz zaman, onu destekleyen ya da çocuğunu dağa vermiş ve sizin “onlardan ayrı tutacağım” dediğiniz halka, “senin çocuklarını öldüreceğim” diyorsunuz aslında. Absürt olan da bu. Çünkü dağda olanlar gökten zembille oraya inmediler, buralardan gittiler ve onların ana babaları, akrabaları bu topraklarda yaşıyor. Ya bunun farkında değilsiniz ya da bilerek yapıyorsanız bu aymazlıkla bir yere varılamaz. Diyelim ki buna rağmen ısrarcısınız. Peki halk böyle bir şeye nasıl destek verecek?
Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ’un açıklamasına göre şimdiye kadar 20 bin militan öldürülmüş. Yaklaşık 10 bin militan hapiste, bir o kadarı uzun yıllar yattıktan sonra dışarı çıkmış, onbinlercesi yurtdışına kaçmış. Halen dağlarda 5-6 bin kişi dolaşıyor ve her gün onlarca insan ölenlerin yerini doldurmak için dağa çıkıyor. Şimdi bir düşünün: Önce bu sayıları toplayın, ardından bunların bir anne babaları, bir iki kardeşlerinin olduğunu düşünün. Onların akrabalarını ve devletin darbesini yemiş, evi barkı yıkılmış, köyden kente can havliyle kendini atmış, kentin varoşlarındaki açlık ve yoksullukla beslenen devinime karışmış insanları hiç eklemiyorum bile hesaba. Ayrıca devletin resmi raporlarına göre sayıları 17 bini bulan ve çoğu bu bölgelerde işlenmiş faili meçhulleri ekleyin, resmin bir kısmı tamamlanmış olur. Peki onların içinden çıktıkları aileler, dayandıkları taban kim? Sizin terör örgütünden ayrı tutacağım değiniz halk budur işte. Nasıl ayrı tutacaksınız, nasıl ayıracaksınız? Bu sosyolojik olarak mümkün değil. Bunu yapacağız diyenler toplumu tanımayan, olayı doğru tahlil etmeyen ve sosyoloji bilmeyenlerdir. Halk böyle bir şeye nasıl destek verecek? Çünkü çocukları ister onların rızasını alarak, isterse onlara rağmen dağa çıkmış olsun, sonuçta evlat evlattır ve bir anne baba için her şeydir. “Ben bunları son ferdi kalıncaya kadar temizleyeceğim” dediğinizde aslında halka -haklı ya da haksız- diyorsunuz ki, “Ey halk bak ben oğlunu, kızını, yeğenini vb. öldüreceğim, yani senin ciğerini söküp alacağım ama sen sesini çıkarma”. Bu mümkün mü?
Yapılması gerekeni, geçenlerde Prof. Doğu Ergil söylüyordu: “Örgütü halk için gereksizleştirmek.” Yani artık varlığını gerekli kılacak nedenleri ortadan kaldırmak. Başka yolu yok. Peki bu nasıl olur? Demokratik taleplerin ihyasıyla. Bir örgüt neden dağa çıkar, neden şiddete başvurur? Kendi açısından diğer yollar tükendiğinden. Halka da “Bak diğer yollar tükendiğinden ben senin için dağa çıktım, taleplerine dikkat çekmek için bu yola başvuruyorum” diye seslenir. Nitekim PKK’nın da bölgede yaptığı bu ve bu PKK’ya bölgede halk desteği sağlıyor. Yani şiddeti bir siyaset yolu olarak kullandığını ileri sürüyor. Peki bu yoldan ne zaman vazgeçilir, daha doğrusu şiddet ne zaman durur, ölçü nedir? Ölçü halkın “artık ben tatmin oldum” demesidir. Halkın tatmini ise militan öldürmekle değil demokratikleşmeyle olur. Çünkü ne kadar militan öldürürsen o kadar halktan uzaklaşırsın, o kadar halkı kaybedersin, o kadar çözümden uzaklaşıp çözümsüzlüğün batağına saplanırsın. O nedenle biz hep şunu dillendirdik: Ne kadar az ölüm olursa o kadar çok çözüm olur. Ölümler arttıkça her iki halk birbirinden daha uzaklaşmış olur ve araya giderek büyüyen bir kan davası girer. Artık “siyaset aklı” bu gerçeği görmeli ve siyaset aklının yaratıcılığı şiddetin dışında başka yol ve yöntemleri bulmalı. Bu da demokratikleşmeden başka bir şey değil.
Şunu da ekleyelim: Unutulmamalı ki, ölümler gelecekteki olası çözümü de şimdiden rehin almak demektir. Akıl yerine duygusal tepkilerle hareket eden, müzakerelere yanaşmayan, çatışma süreci içinde bilenmiş, “nerede inceyse orada kırılsın” diyen kuşaklar yetiştirmek demektir (ki nitekim şimdi arkadan böyle bir kuşak geliyor.) Oysa Kürt sorunu çözüldükçe silahlı siyaset meşruiyet zeminini kaybeder. Buna direnen küçük gruplar olabilir ama onlar marjinal kalmaktan öteye gidemezler. O halde acilen ne yapmalı? PKK silahları susturmalı, operasyonlar durmalı, hükümet ortamı yumuşatan bir barış dili kullanmalı, BDP meclise gitmeli (ki gitme kararı aldı), ana muhalefet çözümde katalizör rol oynamak için cesur bir pozisyon almalı, yeni meclis yeni anayasayı Kürt sorununu da çözecek bir mentaliteyle bir an önce yapmalı. Aksi takdirde sorumluluk sahibi olanlar, tarihe ve gelecek kuşaklara karşı büyük vebal altında kalacaktır.

Prof. Dr. Ahmet Özer, Toros Üni.
Radikal iki 02/10/2011

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Dostoyevski: “Sızlanışlarım haksız, aklıma gelenler de saçma ise bağışla beni.”

"Bazı tatil günlerinde öğleden sonraları Nevskiy'e çıkar, caddenin güneşli tarafında yürürdüm. Bunun, pek de keyifli bir yürüyüş olduğu da söylenemezdi....

Kapat