Shakespeare Meselesi – Sahte Shakespeare’ler: Bacon – Sabahattin Ali

Yüksek ve asil şeylerin yine yüksek ve asil insanlar tarafından meydana getirileceğini kabul eden bir insan için, Shakespeare’in dramları gibi hak, doğruluk, yüksek ruhluluk ile dolu eserlerin, o devrin en bayağı ruhlu ve kendi velinimeti Essex ve Southampton’a nankörlük, hattâ hıyanet edecek kadar düşkün adamı olan Bacon tarafından yazıldığını tasavvur etmek bile imkânsızdır.

Stratford’da doğan ve geçenlerde orada adını anmak için yeni bir tiyatro kurulan Shakespeare’in, meşhur dramların asıl müellifi(yazarı) olmadığı, bu eserlerin başka insanların elinden çıktığı iddiası da son zamanların modasıdır.
Bu iddiada olanların, “Shakespeare bu dramları yapamazdı” derken ileri sürdükleri deliller şunlardır:
“Bu Stratford’lu köylünün terbiye ve tahsili hakkında hiçbir şey malûm değildir, imzası bir cahil elinden çıkmış bir çızıktırmadır, hiçbir yabancı dil bilmez, hiçbir başka memleketi tanımazdı. Ufak bir aktörden ibaretti, halbuki ömrünün sonlarında epeyce hali vakti yerinde bir hayat geçirmiştir, bu servetin kaynağı belli değildir ve vasiyetnamesinde de dramlarından hiç bahis yoktur. Yaptığı iddia edilen dramlarla asla alâkadar olmamış, onları bastırmağa teşebbüs etmemiştir. Bir satır el yazısı mevcut değildir” vesaire…

Biz geçen yazımızda Shakespeare’in terbiye ve tahsili hakkında kâfi malûmat vermiş ve cehaleti hakkındaki masalın nereden çıktığını göstermiştik. Diğer iddialara gelince: Shakespeare’in bugün elde bulunan imzaları vasiyetnamesindeki imzalardır. Vasiyetnamesini ise ölümünden birkaç gün evvel tanzim etmiş ve imzalamıştı. Hasta ve zayıf bir halde, elleri titreyerek attığı imzadan, adamcağızın adını düzgün yazamayan bir cahil ve acemi olduğu neticesini çıkarmak manâsızdır. Yabancı dil bildiği muhakkaktır. Eserlerinde geçen Fransızca kelimelerin onun bildiği Fransızcanın hepsini teşkil ettiği yolundaki, hiçbir hakikate dayanmayan iddiaya cevap vermek bile zaittir(gereksizdir). Yabancı memleketleri görmemesi onu dram müellifi olmaktan bilmem ne dereceye kadar meneder. 16’ncı asırda seyahat bugünkü kadar kolay ve yapılmış değildi ve Koock seyahat acentalığı maalesef ortada yoktu.

Vasiyetnamesinde servetinin menbaı olarak dramlarını gösteremez, hattâ onlardan bahis dâhi edemezdi, çünkü Püritenlerin hâkim olduğu ve tiyatronun yasak edildiği Stratford şehrinde onun tiyatrodan para kazandığını söylemesi, ailesini şerefsizliğe mahkûm ederdi. Sonra dramları kendi malı değildi ki onlardan, ancak mutasarrıf olduğu şeyleri zikrettiği vasiyetnamesinde, bahsetmeye lüzum görsün. O, dramlarını, bir zamanlar sahipleri arasında olduğu Globe tiyatrosuna satmıştı… Bu eserler üzerinde hiçbir hakkı kalmamıştı, hattâ onları bastıramazdı bile… Bir satır el yazısı yoktur, çünkü o zamanlar mektup yazmak âdet değildi, ancak iş için mektup yazılırdı ve 200.000 nüfuslu Londrada dostlar birbirini her gün The Mermaid (deniz kıyısı) ismindeki “Edipler meyhanesi”nde görürlerdi; çünkü Shakespeare’in el yazısıyla olan dramları Globe tiyatrosuyla beraber yanmıştı. Ve nihayet şu da sorulabilir ki: O asır büyüklerinden kimin bir satır el yazısı vardır? Spencer’ın, Marlowe’un, Lyly’un, Sidney’in, hattâ Ben Johnson’un eserlerinin müsveddeleri nerede? Milton’ın Kaybolmuş Cennet’inin müsveddeleri nerede?

İşte, bu gibi esassız sebeplerle Shakespeare’in eserleri kendisinden alınır ve bol keseden şuna buna dağıtılır. Şimdiye kadar bu eserlerin müellifi olarak ortaya sürülen isimler tam yedi tane idi. Filozof Francis Bacon, Altıncı Berlin Kontu, Beşinci Rutland Kontu, Yedinci Oxford Kontu, Sir Walter Raleigh, Christopher Marlowe ve nihayet “Awon’un Tatlı Kuğusu” ismi verilen bir kadın…

Son günlerde bu yedi isme bir de Oxford Kontu Eduard de Vere ismi karışmıştır.
Filozof Bacon gibi bir adama Shakespeare’in eserlerinin müellifliğini vermek acayipliğini 1856 senesinde Delia Bacon isminde bir Amerikalı kadın ortaya atmıştır. Bu iddiasının amillerinden birisi de bu isim benzerliğidir. Bu kadın, bilâhare delirerek ölmüş ve ölmeden evvel fikirlerinin saçmalığını itiraf etmiştir.

Yüksek ve asil şeylerin yine yüksek ve asil insanlar tarafından meydana getirileceğini kabul eden bir insan için, Shakespeare’in dramları gibi hak, doğruluk, yüksek ruhluluk ile dolu eserlerin, o devrin en bayağı ruhlu ve kendi velinimeti Essex ve Southampton’a nankörlük, hattâ hıyanet edecek kadar düşkün adamı olan Bacon tarafından yazıldığını tasavvur etmek bile imkânsızdır.

Bu iddiayı müdafaa edenlerin delilleri hep aynıdır: Shakespeare’in eserlerinde çok bilgi ve hikmet vardır, Bacon da çok bilen hâkim bir adamdı, şu halde bunları o yazmıştır. Shakespeare’in bunları yazmayacağı aşikârdır, çünkü o bir yüncü ve eldivencinin oğlu idi, üniversitede okumamıştı ve Ben Johnson’ın söylediğine göre biraz Lâtince ve daha az Yunanca biliyordu…

Bugün Goethe hakkında hiç malûmatımız olmadığını veya Shakespeare’e dair bildiğimiz kadar malûmatımız olduğunu, fakat Kant’a dair adamakıllı çok şeyler bildiğimizi farz edelim: Goethe’nin eserlerini Kant’ın yazdığı iddiası da aynı şekilde ortaya atılamaz mıydı?

Bu iddiacılar arasında, Shakespeare’in eserlerinin ilk “Falio nüshası”nda bir gizli yazı keşfettiğini, buradan Bacon’ın müellifliği anlaşıldığını ileri sürenler; Donnelly ve içerisinde, Shakespeare dramlarında da geçen birkaç atasözü bulunan fakat birçok sahifeleri “Akşamlar hayır olsun”, “Afiyette misiniz?” gibi “hâkimâne!”(bilgece) cümlelerle dolu bir çocuk defterini, Bacon’ın dramlarına esas olan not defteri diye ortaya atanlar (Madame Pott) bile görülmüştür.
Bacon’ın bu dramlara ismini atmayarak başkasına izafe etmesine sebep olarak, Bacon’ın dramlara ismini koyması münasip olmayacak kadar yüksek mevkide olduğu, aynı zamanda hayatının ve hürriyetinin tehlikeye gireceği söylenir.
Bacon ilk devlet memuriyetini 1603’te, yani Shakespeare’in 20 piyesinin oynanmış bulunduğu bir zamanda almıştır. Ve Francis Meres’in, Shakespeare’in 12 dramından bahsettiği 1598 senesinde Bacon bir hiçti. İsmini ortaya atmaktan yüksek memuriyetine (!) hiçbir zarar gelmezdi ve ancak Shakespeare’in ölümünden üç sene sonra “Lord-Şansölye” olmuştu. Essex’in Kraliçe Elisabeth aleyhindeki cemiyetine girdiği için hayatından korkarak ismini vermediği iddiası da gülünçtür: Çünkü Bacon’ın arkadaşlarını satarak yakasını sıyırdığı bu teşekkül 1601’de kurulmuştur ki, bu kendisinin, 1595’te Romeo ve Jülyet’in müellifliğini inkâra sebep olamazdı.

Bacon’ın imzası altındaki eserleri meydandadır. Bunlar arasında edebî mahiyeti olanlar da vardır. Bunlardan biri olan Yeni Atlantis isimli ütopik eser, bunu yapanda hiçbir edebî yaratış kabiliyeti, hiçbir teknik maharet bulunmadığını göz önüne kor. Küçük bir vakayı bu kadar acemice tertip eden, bu kadar kuru ve soğuk bir kalemi olan bir adam dünyanın en ustalıklı kurulmuş, en tatlı sözlerle dolmuş dramlarını yazmış olabilir mi? Bacon, kraliçe kendi çiftliğine misafir gelince bir sone yazmıştır. Bacon’cıların delillerinden biri de budur. Fakat bu soneyi okumak bile böyle bir iddiaya gülmeğe kâfidir; Bacon kendisi de bu şiiri gönderdiği bir dostuna “şair olmadığımı itiraf ederim” diye yazmıştır. Fakat bunu Bacon’cılara kabul ettirmeğe imkân yoktur.

Shakespeare’in Bacon namına imza atan bir sahtekâr olduğunu söyleyenlerin bir kısmı Marlow dramlarını da ona bağışlamışlardır. Ve hiçbirisi, dostları tarafından karakteri çizilen Shakespeare’in böyle bir sahtekârlığa âlet olacak adam olmadığını görememiştir.

Bacon’cılar, Bacon eserlerinde bir kere bile Shakespeare ismi geçmemesini de bir delil olarak ortaya atıyorlar. Böyle bir isim geçmiş olsa onu da delil olarak alacakları muhakkak olmakla beraber, şunu söyleyelim ki, Bacon’ın eserlerinde hiçbir İngiliz şairinin ismi yoktur: Ne Spencer’ın, ne Chaucer’ın… Zaten Bacon asla güzel sanatlara ve edebiyata uzun boylu bir alâka göstermemiştir… Bacon iddiasını ortaya ilk atan Delia Bacon’a Carlyle’ın verdiği şu cevap pek nefistir: “Sizin Bacon’ınızın dünyayı yaratmış olması ne kadar mümkünse, bir Hamlet yaratması da o kadar mümkündür.” Bacon’ın eserlerini en iyi tanıyan ve onları en son toplayıp neşreden Speddig bu rivayetlerin zuhurunda şöyle demişti: “Shakespeare dramlarını başka birinin yazdığını kabul için herhangi bir sebep mevcut olabilir, ben şunu söylemek selâhiyetini kendimde bulurum: Bu başkası kim olursa olsun, Bacon değildir.”

Bu sakat iddianın son mertebesine çıkan E. Borman isminde biridir. Bu adam Shakespeare’in cehaleti ve iktidarsızlığı hakkındaki eski delilleri tekrar etmekle beraber, dramların Bacon felsefesinin birer ifadesinden ibaret ve meselâ Fırtına’nın Bacon’ın rüzgârlara mütaallik makalesinin mütemimi, Hamlet’teki Horatio’nun (Ratio/akıl) olduğunu, ve nitekim Horatio’nun da hakikaten akıllı bir adamı temsil ettiğini söylemektedir… Bu adamın rivayetince Falstaff tipi (Fallstoff) yani (düşen cisim)dir ve tabiî, cazibe kuvvetini ifade etmektedir, ve terli iken Page ve Ford isminde iki kadın tarafından suya atılan bu Falstaff apaçık olarak “sıcaklık-soğukluk” nazariyesidir…

Aklı başında bir insanın bu deli saçmalarını dinlemeğe daha fazla tahammülü yoktur. Fakat unutulmamalıdır ki bunlar kalın ciltler halinde intişar etmiş ve bir fikrin kıymetini kitabın kalınlığında ve sahife altındaki şerhlerin çokluğunda arayan safdiller tarafından “yeni keşfedilmiş hakikatler” diye kabul edilmiştir.

Varlık, (34), I. Kânun [Aralık] 1934
Markopaşa Yazıları ve Ötekiler – Sabahattin Ali

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Bertolt Brecht, Shakespeare’i Nasıl Okudu – Margot Heinemann

Kapat