Sevgi Soysal: Seçimleri yok, seçemiyorlar güzel bir kadını, köpeği razı olurlar kasap kedileri gibi

0
60

Korkaktır insanlar. Kamçı yiyince koşarlar. Atlar gibi.
Köpek yarın Aport öğrenmeli.
Eve gazete sokmayacağım. Yöneltilmeyi sevenler gazete okurlar ve politikadan konuşurlar. Hepsi hazırdır boyunlarını giyotine uzatmaya. Bir atım olmadı. Yatak odasının bir bölümü ahır olmuş, dün gece düşümde. Priştina’daki komitacılarınki gibi. Komitacıları severdim ben. Zorbaları. Komitacılardan korkanları; mallarını onlara kaptırmaktan korkanları ve yine de kaptıranları hor görürdüm. Kararınız ne? Almak mı vermek mi? Atlarım ve tüfeklerimle. Her an öldürmeye ve kovalamaya hazır. Düşümde.

Nasıl Öğreteceğim Köpeğe Aport’u

Nasıl öğreteceğim köpeğe Aport’u? Divana uzandım. Alaturkada viyaklıyor köpek. İspanyol seteri – kara – kıvırcık – bebek daha. Bıldırcınları, keklikleri yığacak önüme. Alaturkayı pislik içinde bırakmış yine. Karım kızıyor. İyi bir av köpeği olmanın alaturkayı pislemekten önemli olduğunu mu anlatayım ona? Konuşmayı sevmem. Makinaları severim. Hareketi gizleyen şeyleri. Harekete dönüşen şeyleri. Patlayan tüfekleri. Sözcükleri sevmem. Mermileri severim. Bir sözcüğün öncesinde ve sonrasında sadece sessizlik var. Boş ve sıkıcı. Patlama sesini severim. Sözcükler soyuttur. Soyutlamayı sevmem. Bebek bezleri nerede yıkanacak, diyor karım. Sormamalı. Harekete geçmeli. Ben harekete geçtim. Banyoyu karanlık oda yaptım. Çektiğim fotoğraflar çok güzel. Karanlık odam yok. Banyoyu kullanıyorum. Şimdi kuruyorlar. Herkese yasakladım oraya girmeyi. Nerede göreceklermiş ihtiyaçlarını? Seçim yapmalı ve uygulamalı. İyi çekilmiş fotoğraf, ya da tüfek. Karım bunlardan anlamıyor. Bir şeyi anlamak onu kullanmaktır. Bir tüfek anlatılamaz. Tüfekle ateş edilir. Bir adam vurulur; bir ihtilâl çıkar, bir suikast yapılır, bir çiçek kopar sapından. Tetik tık diye bir ses çıkarır. Fotoğraf makinası bir çıtın ardından resim çeker. Bu seslerin sonunda bir şey değişir. Elle tutulur bir sonuç alınır. Düşündükçe neşeleniyorum. «Dayanamıyorum aman sarı saçlım aman» şarkısını söylemeli. «Dayanamıyorum aman», bu kadarı yeter. Ya da sadece «Adalar»! diye bağırabilirim. «Adalar sahilinde bekliyorum» şarkısını sonuna kadar söylemekle, Adalar! diye bağırmak aynı şey benim için. Göz nesnelerdeki güzelliği, yanlışı, çirkinliği hemen görmeli. Boş gözlerle eşyalara bakan, onu izlemeyi bilmeyenler Pâluzeler! Zırtapozlar. Su verilmemesi gereken bitkiler. Bir eşyadaki yapı hatalarını bir bakışta anlayamayana adam denebilir mi? Tüfeklerimi biraz önce temizledim. Bahçeye ampul koyup nişan alacağım. Ev sahibinin dumbal karısı çıngırdayacak yine. Kanunlar olmasa. Bu durumda olmamalı kanunlar. Ahmaklar cezalandırılırken olmamalı. Herkes kendi ahmaklarını bizzat cezalandırmalı. Ben kendi verdiğim cezaları bilirim bir. Soyut cezalardan bana ne. Kendi dövdüklerimi bilirim yalnız ev sahibi karının kıçına nişan alsam bir. Bahçe duvarından sarkarken. Sebzeciyle pazarlık ederken. Köpeğim büyüyecek. İlk onu ısıracak. Ama o zaman, bu ilk tatsız deneyle ısırma beğenisi bozulabilir. Cigaramın dumanını yuvarlak halkalar çıkararak üflüyorum. Lâmbanın çevresindeki yuvarlak gitgide küçülüyor. Gazoz kapaklarını iki parmağımla büküyorum düşüncemde. Bütün ahmakları, uzun konuşanları, gereksiz sözcüklerle zaman öldürenleri, iki parmağım arasında. Gazoz kapağı ahmak bir insandan daha tutarlıdır.

Madendir, elle tutulur, yararı bellidir ve ezilebilir. Bir gazoz kapağı acı üstünlük karşısında kesin olarak ezilir. Bütün bilekleri bükerdim; yenerdim güreşte. Üstüme gelirlerdi, böbürlenirlerdi; daha böbürlenirken tükenirdi güçleri; yenerdim hepsini harcamadığım gücümle. Yenme sözle olmaz. Vücud malzemesini kullanmayı bilmeli. Vücudu eşyası-dır insanın; her insan vücudunun bozuk çalışmasından sorumludur. Her organı ne zaman ve nasıl çalıştırmak gerektiğini bilmeli. Ağzı fazla çalıştırdın mı gevezeler yaşamayı beceremezler, sevişmeyi de. Çocuk doğurmamış bir kadın gereksiz el kol hareketleri yapar, güler yerli yersiz. Altı çocuğum var benim. Ondört tane olmalı. Karım bunca söylenmese daha çok çocuklarımız olurdu. Böyle, şimdiki gibi uzanıyorum divana, altısını karşıma diziyorum. Avucumu açıyorum. Sırayla elime vuruyorlar. Oyun bu. Elime vururken hangisini yakalarsam o tutsağım oluyor, İstediğim an, istediğimi yakalarım. Onlar bunu bilmiyorlar. Bir süre, çığlık çığlık vurup kaçıyorlar. Korkuyla, heyecanla. Sonra başından gözüme kestirdiğimi yakalayıveriyorum. Tutsağımı. Yüzünü gözünü ısırıyorum. Yalıyor, tükürük içinde bırakıyorum. Evdeki en yüksek eşyanın tepesine koyup atla, diyorum, atlıyor. Her çocuk babasının oyuncağı olduğunu bilmeli. Bu Pazar çocukları yıkayacağım. Köpekle birlikte. Sabun kaçtı diye cırlayanın başı suya batılılır; daha bağıran soğuk duşa. Karım işe karışırsa o da banyonun içine. Her günlük olay ne kadar genişletilebilirse; ne kadar büyütülebilirse; ne kadar yorucu olabilirse. On dört çocuğum olmalı. Şu köpek Aport’u bir öğrense. Her canlı bir işin üstesinden gelmeyi becermeli. Varlığın eşyaya bi-çimlenebilen bir anlamı olmalı. Denmeli ki ondan önce yoktu bu, şu ve onlar. Hiç bir şey den-memeli. O eşya ellenmeli, ellendiğinde bilinmeli. Pazar günü resim yapsam? Karımın resmini. Karım istemiyor. İki saat kıpırdamadan durmayı. Ama duracak. Resimleri önemli kendisinden. Elle tutulur bir resme dönüşmenin önemi. Zamanım yok, ne denli soyut. Sözcükleri, kitaplar, Goethe’den mısralar. Ne değişti? Onu sevebilirim. Aport’u öğrense. Tüfeklerim, köpeğim. Fotoğraf makinem, Av çizmelerim, çekiçlerim, çivilerim. Tornavidalarım, İngiliz anahtarlarım, kerpetenlerim, boyalarım, testerelerim, tornam, plâstirinlerim, mermilerim, tabancam, havai fişeklerim, copum, kıskanmasa bunları. Hepsine öğreteceğim Aport’u. Resme başlamadan önce uzun bir süre kıpırdamadan dursun. O sırada diziyorum boyalarımı, fırçalarımı. Bütün o sevgili şeylerle oyalanıyorum bir süre.
Kımıldama.
Kımıldamayan bir insanın yüzünü soyutluyorum düşüncemde. Sonra evin içinde geziniyorum. Islık çalıyorum. Dürbünle komşu pencereleri gözlüyorum. Bu arada görüntüsünü çekip almış oluyorum. Benim kılmış. Karım en çok bu dönemde kızıyor. O durur durmaz başlamalıymışım resme. Soyut bir görüntüyü somutlaştırmanın anlamını bilmiyor. Sonra boyalarımla, fırçalarımla yeniden tanışıyorum. O soyut görüntüyü de tanıştırıyorum onlara. Birbirimizi unutmuş oluyoruz. Bana hemen yüz vermiyorlar. Verdiğimi hemen almak. Dolaşırken, ıslık çalarken onlara yanaşmanın yollarını arıyorum. Yavaştan, usul usul. Bütün bunların yanında bir insanın kıpırdamadan durması; bu küçük ayrıntı. Ya ben ya köpek diyor bu arada. Elbette köpek. İnsan kendini kıyaslatmaya başladı mı; eşitliğe boyun eğdi mi; köpek daha önemli olabilir. Kitledim piyanosunu. Yanıltıcı sesler çıkaran. Schubert Lied’ler. Çocuklar ve köpek hareketsizleşiyorlar, dalgın bakıyor gözleri, o an başlarına bir şey düşebilir. Bir kaza gelebilir başlarına, boyun eğebilirler. Müzikte boyun eğdirici, püreleştirici, sümükleş-tirici unsurlar var. Canım sıkılıyor. Bir şey yapmalıyım. Düşünmek yaramadı. Biliyordum bunu. Elimi ağzıma götürüp borazan sesi çıkaracağım. Çocuklar gelsin. Onlara ölümümü anlatacağım. Nasıl çürüyeceğimi. Solucanları, Kurtları, önce kimin bükülürse dudakları ona bahşiş var. Ardından «En çok!» diye bağıracağım. Şarkıya başlayacaklar bir ağızdan. Her zamanki gibi: Babamı severim, annemi severim… sırayla, en sonda köpeğin adı. Karım daha çok kızdırırsa onun adı m köpekten sonra söyleteceğim. Nasıl öğreteceğim köpeğe Aport’u? Küçük oğlanın pespembe topuklarını çekti canım. Reçele banıp yalayacağım. Karım «Sofra terbiyesi» diye başlar yine. Ya öyle mi? Tam yemeğin ortasında : «Bana ekmeği uzatır mısın?» nokta yerine osuruyorum. Ne oldu? Soru işareti yerine geğiriyorum. Bütün çocuklar gülüyor. O da gülene kadar. Çocuklar bunu öğrenmeyi çok istiyorlar. Vücudu kullanmayı bilmeli. Becereni sırtımda gezdireceğim dört ayak. Yemek masasının çevresinde. Sonra hiç beklemediği bir anda. ayağa kalkıp düşüreceğim. Beklemediği belâlara hazır olmalı kişi. Çocuk ağlayacak. Karım mutbağa sığınacak. Ev işleri hiç bitmez. Mutbağa göz yaşartıcı bomba atacağım. Karım delirebilir. Onu tımarhaneye tıkacaklar. Ağlıyacağım. Tımarhanede beni görünce kıkır kıkır gülecek. Başını sallayacak. Eve dönüp çocuklara taklidini yapacağım. Sonra işe nidip bazı tensiplere arzedeceğim. Yabancıları kara sularıma yaklaştırmam. Benim insanlarım ve eşyalarımın ötesinde herşey yabancıdır. Bir kez yanıldım. Bakanın iskemlesini tam otururken altından çektiğim ziyafette. Tam oturacakken, düşecekken; vazgeçti.

Düşseydi, tanıyacaklardı beni. Karasularıma gireceklerdi. Ben istediğim an batıramıyacağım gemiyi kara sularıma sokmam. Dün gece karım yatak odasını kapısını kitledi. Kapıyı çerçevesiyle birlikte söktüm. Pencereden aşağı attım. O komşulardan çekinir. Bu beni üstün kılmaya yeter. Davutpaşa Kışlasının sıçanları. Çizmeleri geçirir, koridorda beklerdik. Kim sıçanın başını önce ezerse, kim önce davranırsa. Seçim yapmayan sıçanlasın ezilir. Öfke. Kutsal öfke. Harekete geçiren. Korkaktır insanlar. Kamçı yiyince koşarlar. Atlar gibi. Köpek yarın Aport öğrenmeli. Eve gazete sokmayacağım. Yöneltilmeyi sevenler gazete okurlar ve politikadan konuşurlar. Hepsi hazırdır boyunlarını giyotine uzatmaya. Bir atım olmadı. Yatak odasının bir bölümü ahır olmuş, dün gece düşümde. Priştina’daki komitacılarınki gibi. Komitacıları severdim ben. Zorbaları. Komitacılardan korkanları; mallarını onlara kaptırmaktan korkanları ve yine de kaptıranları hor görürdüm. Kararınız ne? Almak mı vermek mi? Atlarım ve tüfeklerimle. Her an öldürmeye ve kovalamaya hazır. Düşümde.

İnsanlardan kaçmaya hazır. Bir tüfek ve atla, düşümde. Ev sahibinin karısı şikâyete gelmiş. Gece köpek uyutmamış. Bilseydim zile elektrik verirdim. Zili çalacağı an. Karım döndü. Terliklerini sürüyerek. Terliklerini yere çivileyeceğim. İleri gitmek isterken. O an çıldırır mı? Banyova ne zaman girebileceğiz? Kocatepe kırlarına gitsinler. Çocuklar hangi yaprakla temizlenebile-ceklerini biliyorlar. Onlara gösterdim. Söylenmesi kıra gitmek istemediğinden. Dün eve misafir çağırdı. İçkiyi sevmiyorum. Beni yumuşatıyor. Sevmediğim adamlara dostça sözler söylüyorum. Dostlarımı pek sevmem. Her an bir eşyayı yanlış kullanırlar. Ya ciğerleri, ya miğdeleri bozuktur. Çamur gibi kadınlarla yatarlar. Bir insanın kiminle yattığı önemlidir. Seçimleri yok. Eşyayı seçemiyorlar. Güzel bir kadını, köpeği, tabancayı. Razı olurlar. Kasap kedileri ve dilenciler gibi. Komitacılar razı olmaz. Razı olanları keserler. Onlarla kavgalı değilim. Anlatmam. Düşüncelerim var mı, bilmiyorum? Davranışlarım var, davranırken bildiğim. Sabri, Ördek avına götür beni, diye tutturdu. Ördek avında Sabri; Akşam eve geliyorum. Av torbamı koridora fırlatıyorum. Karım torbayı açıyor. İçinde Sabri. Karım Sabri’nin tüylerini yoluyor. Göbeğine domuz yağı sarıp şarapla pişiriyor. Ben o ördeği yemem. Bunları düşündüğüm günün ertesinde Sabri’nin öldüğünü öğrendik. Dairedeki arkadaşlarla cenazeye gittik. Gülmek istedim hep. Cenazeler gülünçtür. Bir saatin bozulması kızdırıcı. Bir canlı elde olmayan gizler taşır içinde. Hastalıklar, bozuk hücreler, kötü sıvılar. Bir eşya, güzel bir heykel hiçbir bozucu güç taşımaz içinde. Bir eşyanın güzelliği, çirkinliği mümkündür. Ölen bir insan; baştan bozuk bir yapının yıkılışı.

Divana uzandım. Karım ağlıyor. Onu çocuklarla birlikte mutbağa kitleyeceğim. Saatlerce eş-yacıklarımla oynayacağım. Pencereden ateş edeceğim. Sonra, sesleri kesildikten sonra, ilk canlıyı yaratan bir tanrı gibi hatırlayacağım onları. Kapıyı açacağım. Çocukları çikolata almaya savacağım. Karımla yatacağım. Köpeğe Aport’u öğreteceğim.

(1969)

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz