Schopenhauer: Hiçliğin, acı çekmenin ortak duygusu bütün insanları birleştirir…

Hayatı Olumsuzlama
Bir eyleme, derin ahlaki düşkünlük ve iğrençlik damgası vurulabiliyorsa, bunun nedeni merhamet eksikliğidir.
Azizliğin, olumsuzlamanın iç varlığı, kendi irade mizi öldürmek, irade’nin sürüklemelerinden el ayak çekmek, keşişlik, “yaşama irade’sinin” reddi olarak sadece merhametin içinde ortaya çıkar. Yaşama irade’sinin olumsuzlanması, ona ‘hayır’ demek, bizi acıların, ıstırapların dünyasından dışarıya çıkartacak biricik yoldur. Yaşama irade’sine ‘hayır’ demediğimiz sürece, biz de kendinden başka bir şey istemeyen bu irade, bu istem olup çıkarız. Yaşama irade’sine ‘hayır’ demek, bütün canlıların yaşamındaki acının içinde kendini ele veren hiçliğe, iç karşı koyuşumuzun bilgisine) ulaşmamız, onu fark etmemiz demektir. Bu acının içinde ortaya çıkan hiçliğin farkına varmamız sonucunda, principii individuatinis’ın, birey olma ilkesinin aldatıcılığının da farkına varırız; insanları tek tek bireyler olarak ayrı ayrı gören bu ilkenin insanları farklılaştırması bundan böyle mümkün olmaz; hiçliğin, acı çekmenin ortak duygusu bütün insanları birleştirir, aralarındaki farklılıkları ortadan kaldırır ve her bir bireyin içindeki o bencil gücü etkisiz kılar. İşte bu durum, “manevi kurtuluş” durumudur.

Artık hayvan gibi yemenin ve hayvan gibi yenmenin dünyasından böylece dışarı çıkarız. İradenin isteğini kaybettiği yerde, doğanın kudreti de etkisiz kılınır.
Kendi irade ‘mizin bilincine varma hali, irade’nin hem natüralist hem de ahlaki karakterini gözler önüne sermektedir. Demek ki ahlak \ felsefesi düzleminde, irade çifte karakterli olarak karşımıza çıkar. Çünkü irade bir yandan çıplak yaşama açlığı ve varolma hırsı olarak kör ve saçmadır. Kendini doyurmanın ötesinde bir amacı yoktur. Ne var ki Schopenhauer felsefesinin gelişmesi içinde ahlaki bir anlama doğru yol alır bu irade. İrade insanı en yüce bilgiye götürme isteğinin de kaynağıdır; çünkü bizzat bu irade insanın içinde kendi bilincine varma ve ahlaki bir anlam taşıma dürtüsüyle hareket eder. trade önce, sık sık değindiğimiz gibi, fenomenler dünyasını ortaya çıkaran, nesneleşmeleri gerçekleştiren, bunu beden üzerinden yapan iç motor gibi bir şeydi; şimdi, insan bilincinde kendi bilincine varıp kendini tanıdığı yerde, tam da bu motoru durdurup, reel hayat içindeki bütün çabaların hiçliğini, beyhudeliğini gözler önüne seren merci olup çıkar. Demek ki hem irade ye ‘hayır’ deme hem de başta onu onaylama, olumlama, bizzat irade’nin kendi tabiatında vardır. Kör irade’nin esiri olmak, ona ‘evet’ demek, otomatik bir süreçken, ahlaki düzlemde bu kör iradeye ‘hayır’ demek, onu olumsuzlamak, bilgi ve çaba ister.  Dolayısıyla ahlaki olan da bu ikinci düzlemdeki tavırdır.

Arthur Schopenhauer – Varolmanın Acısı
Schopenhauer Felsefesine Giriş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir