Schopenhauer: Büyüğünden küçüğüne kadar olan her şey zorunlu olarak olur

Nedensellik yasasının apriori bilinen ve bu yüzden istisnasız bir geçerliliğinin olması gibi, bu gerçeğin de kavranması, daha sonra ileri sürdükleri görüşler ne kadar farklı olursa olsun, bütün zamanların gerçekten derin düşünürlerinin hepsinin istenç edimlerinin zorunluluğunu ortaya çıkan güdülerle açıklamak ve “liberum arbitrium”u reddetmekte karar kılmalarının ardında yatan nedendir. Hatta düşünmekten aciz olan ve zevahiri ve önyargıyı ödüllendiren kitlenin hesaplanamayacak denli büyük çoğunluğu bu gerçeğe her zaman inatla karşı çıktığı için, o düşünürler, bu gerçeği keskin hatta en taşkın kelimelerle ifade ederek ona atfedilen önemi doruğa çıkarmışladır. Bunlar arasında en tanınmışı olan, Buridan’ın halen bulunabilen yazılarında insanların yaklaşık yüz yıldır boşu boşuna aradığı Buridan’ın eşeğidir. Kendi adıma, onun 15. yüzyılda basıldığı aşikâr olan fakat basım yerinin ya da yılının belirtilmediği ve sayfa sayısının olmadığı Sophismatdsına sahibim. Kitapta sayfa sayısı aradım ama neredeyse her sayfada eşeklerin örnek verilmesine rağmen çabam çoğu kez boşunaydı. Buridan adlı makalesi daha sonra konu üzerine yazılanların temeli olan Bayie, Buridan’ın sadece tek bir sofizminin bilinebildiğim söylerken yanılıyor; ben kendi adıma onun sofizmlerden oluşan bütün bir kitabına sahibim. Aynca, Bayie konuyu etraflıca ele almış olduğundan, burada savunduğum, fakat onun zamanından beri fark edilmemişe benzeyen büyük gerçeğin bir şekilde sembolü ve tipi olmuş o, örneğin Buridan’dan çok daha yaşlı olduğunu bilmesi gerekirdi.

O örnek, çağının bütün bilgi birikimine sahip olan, Buridan’dan önce yaşamış ve Cennetinin dördüncü kitabında sözü eşeklerden değil insanlardan açarak başlatmış olan Dante’de bulunur:

Intra duo cibi, distanti e moventi D’un modo, prima si morria difame,
Che liber’ uomo Vun recasse a’ dentfi.

Aslında bu, daha Aristo’da şu sözlerle bulunuyordu: “Bir adam aşırı derecede ve eşit miktarlarda aç ve susuz olmakla birlikte yemek ve içeceğe eşit uzaklıkta bulunuyorsa, zorunlu olarak bulunduğu yerde kalmak zorundadır”. Örneği bu kaynaklardan kalma olan Buridan, bu kısır skolastik, sadece Sokrates, Platon ya da bir eşeği örnek seçme alışkanlığı olduğundan insanları bir eşekle değiştiriyor. İstenç özgürlüğüne dair soru gerçekten de derin düşünen bir akim yüzeysel olandan, ya da güdü ve karakter verili olduğu zaman bir eylemin zorunlu olarak gerçekleşeceğini ifade edenlerle büyük çoğunlukla istenç özgürlüğüne tutunanların birbirlerinden ayrılabildiği bir mihenk taşıdır. Bunun yanında, utangaç bir tavırla bir ileri bir geri gidip hedefi kendisi ve ötekiler için şaşırtan, kelime ve deyimler ardına saklanıp soruyu nereden çıktığı bilinmeyene kadar, bir tersine bir yüzüne çeviren bir tür orta yol da mevcuttur. Filozof olmaktan çok matematikçi ve bilgin olan Leibniz de bunu yapmıştır. Böyle tereddütlü hatipleri sadede getirmek üzere soruyu onlara şu şekilde sormak ve bundan vazgeçmemek gerekir.

1. Belli bir insan ve belli koşullar söz konusu olduğunda, iki davranış birden mi yoksa bunlardan biri mi mümkündür. Tüm derin düşünürlerin cevabı: Sadece biri.

2. Belli bir insanın katettiği yaşam yolunda -bir taraftan karakterin değişmeden kalması, diğer yandan da karakterin etkilerini yaşamak zorunda olduğu koşulların baştan aşağı ve en ufak ayrıntıya kadar her zaman sıkı bir zorunluluk yasasıyla meydana gelmesi ve tümüyle aynı türde zorunlu bağlardan oluşan zincirlerin sonsuza kadar sürdüğü dış koşullar tarafından zorunlu olarak belirlenmesi halinde- herhangi bir yerde herhangi bakımdan, hatta en önemsizinden bir sahne olduğundan farklı bir şekil alabilir miydi? Hayır! Mantıklı ve doğru cevap budur. Her iki önermenin sonucu şudur: Olan her şey en büyüğünden en küçüğüne kadar zorunlu olarak meydana gelir. Quidquidfıt, necessario fit.

Bu önermelerden korkmuş olanlar hâlâ bazı şeyleri öğrenip diğer öğrendiklerini unutmak durumundadır, ancak daha sonra onların rahatlık ve sakinliğin en bol kaynakları olduklarının farkına varacaklardır. Eylemlerimiz her şeyden önce bir ilk başlangıç değildir. Bu yüzden onlar aracılığıyla varlık için gerçekten yeni olan hiçbir şey oluşmaz: Aksine eylediklerimiz dolayısıyla ne olduğumuzu öğreniriz.

Olan biten tüm şeylerin sıkı zorunluluğuna dair açıkça bilinmeyen fakat hissedilen inancın temelinde, yaşlılarda çok sağlam olan kader ya da yazgı inancı yatar. Müslümanların kaderciliği hatta hiçbir yerde kökü kurutulamayan omen [ilk işaret] inancı da böyledir, çünkü en ufak tesadüf bile zorunlu olarak meydana gelir ve her olay bir diğeri ile tabiri yerindeyse zamanı oluşturur, öyle ki her şey her şeyden yansır. Hatta bu, son olarak zerre kadar bile kastı olmadan ya da tamamen kazara birini sakatlamış ya da öldürmüş olan bir adamın, bu talihsizliğin yasım tüm yaşamı boyunca suçluluğa yakın bir duyguyla tutmasıyla bağlantılıdır. Ayrıca, bir talihsiz insan (persona piacularis) olarak o kişi ötekiler tarafından açıkça hor görülür. Aslında insan karakterinin değişmezliği ve dışavurumunun tabi olduğu zorunluluğa dair inanç, büyük olasılıkla Hıristiyanlığın kayra seçimlerinden dahi etkilenmemiş değildir. En sonu, burada herkesin bakış açısına göre kabul edeceği ya da reddedeceği başka bir tali fikri vurgulamayacağım. Eğer olup biten şeylerin tüm olayları fark gözetmeksizin bağlayan nedensel zincir sayesinde tabi olduğu sıkı zorunluluğu kabul etmez ve bu zincirin mutlak bir özgürlük tarafından sayısız mekânlarda kırılmasına izin verirsek, o zaman hayallerde ve gaipten haber veren uykuda geleceğin görülmesi sırasında oluşan ve peygamberlik yeteneğinde var olan tüm öngörüler salt nesnel, bundan dolayı mutlak imkânsız, böylece akla hayale sığmaz hale gelir; çünkü o zaman öngörülebilecek nesnel bir gerçek gelecek olamaz; fakat bunu söyleyecek yerde sadece öznel koşullardan, yani öngörünün öznel olasılığından şüphe ediyoruz. En güvenilirinden sayısız şahidin geleceğe dair önermelerinden sonra, günümüzün artık iyi bilgilendirilmiş insanları arasında bu şüphe barınamaz bile.

Olan biten tüm şeylerin zorunluluğu öğretisine gerekçe olarak birtakım gözlemleri eklememe izin verin.

Zorunluluk her şeye nüfuz etmese ve her şeyi bir araya getirmeseydi, özellikle bireylerin yaratılarını yönetseydi bu dünya neye dönerdi? Bir canavar, enkaz, anlamsız ve mantıksız bir karikatüre, yani gerçek ve asli rastlantının eserine dönüşebilirdi.

Herhangi bir olayın meydana gelmemesini istemek insanın kendisine aptalca işkence etmesidir, çünkü bu mutlak imkânsız bir şeyi istemek demektir ve güneşin batıdan doğmasını istemek kadar akıldışıdır. Çünkü olan biten büyük küçük her şey sıkı bir zorunlulukla meydana geldiğinden ortaya çıkan nedenlerin ne kadar cüzi ve rastlantısal olduğunu ve daha farklı bir biçimde ne kadar kolayca var olabileceğini düşünmek boştur. Her şey aynı şekilde sıkı bir zorunlulukla meydana gelmiş olduğu ve sayesinde güneşin doğudan doğduğu, o aynı tam yetkiyle etkilediği için bu düşünce asılsızdır. Olayların nasıl meydana geldiğini daha çok, basılmış kelimenin bizim onu okumamızdan önce var olduğunu iyi bilen bir gözle değerlendirmeliyiz.

Arthur Schopenhauer
İstencin Özgürlüğü Üzerine

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz