Sartre: Fransa’nın korkutmak için yaptığı şeyler Cezayirlilerde sadece nefret uyandırıyor

Kasım 1956’da, Combattants de la Iiberation üyesi Fernand Yveton, Hamma elektrik santrali binasına bir bomba bırakır. Hiç bir biçimde terörizm olarak tanımlanamayacak bir sabotaj girişimidir bu: incelemeler, bombanın, personel binayı terk etmeden önce kesinlikle patlamaması için özenle ayarlanmış olduğunu kanıtlamıştır.

Fakat yararı olmaz: Yveton yakalanır, ölüme mahkum edilir, af talebi geri çevrilerek idam edilir. En ufak bir kuşku yok: bu adam kimseyi öldürmek istemediğini açıklamış ve bu kanıtlanmıştı, oysa biz, biz onun ölmesini İstedik ve hiç yumuşamadan bunu gerçekleştirdik. Bir göz yıldırma hareketine gereksinim vardı. Öyle değil mi? Ve kısa süre önce aptalın birinin dediği gibi; ” öfkelenmiş Fransa’nın korkunç yüzü” gösterilmeliydi.
Eğer insan kendisini bir baş-melek gibi göstermeyi göze alabiliyorsa, kim bilir ne kadar temiz, temizliğinin kim bilir ne kadar bilincindedir? Bu savaşın bir anlamı olduğu, bir an için kabul edilmesi durumunda, Fransız ordusu ve sivillerin, söz konusu kararın iğrenç katılığını savunmak istiyorlarsa eğer, kendilerinden neler talep etmek zorunda oldukları görülmüyor mu?
Bu olaydan kısa süre sonra, “suç ortakları” Jacqueline ve Abdülkadir Guerroudj çifti yargılandı. Abdülkadir, özgürlük savaşçılarıyla FLN yönetimi arasındaki ilişkiden sorumlu bir politik yöneticidir. Jacqueiine ise, kocasının faaliyetini onayladığı için, tehlikenin kendisine düşen kısmını üstlenmek isteyen “anayurt” tan bir küçük burjuvadır. Harekete kocasından çok sonra katılan Jacqueline, kendisine, Kasım 1956’da, üstü tarafından verilen, sabotaj eylemi için gerekli olan malzemeyi Yveton’a götürme görevini, eylemin insan hayatına malolmayacağı güvencesi verildiği için* yerine getirir.
Askeri mahkemenin mantığım bilenler için verilecek karar baştan bellidir: Yveton öldürülmüştü, Guerroudjiar Yveton’ın suç ortakları oldukları için, ya karar geri alınacaktı, ya da Guerroudjiarda öldürülecekti. Bu öngörü doğrulanmıştır: savcılık sanıkların kellesini istedi ve neredeyse bunu başarıyordu. Yveton olayında Guerroudj’un katılımı kanıtlanamamıştı. Eee? Cezayir’de adaletimiz, dünyayı, sırtını dayandığı kanıtların kalitesiyle değil, verdiği katı kararlarla şaşırtmayı yeğliyor.
Mantık, Guerroudj çiftinin idam edilmesine, cumhuriyetin bâşı tarafından affedilmelerinin reddedilmesine kadar götürülecek mi? Eğer bana, Dördüncü Cumhuriyetin en yüksek memurlarına bir çift söz söyleme izni verilirse, onlara, artık güzel zamanlar olan 1956’Iarda yaşamadığımızı saygıyla anımsatmak isterdim. Guerroudj davasından buyana, son derece talihsiz bir olay olsa da, Özellikle askeri mahkemelerimizi etkileyecek bir olay gerçekleşti: Sakiet[1]. Sakiet de bombalanmıştı; Hamma elektrik santrali gibi. Sadece bu bombalar zaman ayarlı değildi. Sorumluları da eylemi, sadece maddi zararla sınırlı tutacak kadar aptal değillerdi. Sakiet’te de eylemin zamanı özenle saptanmıştı: pazar vakti. Hiç kuşkusuz Yveton’ın kenti karanlıkta bırakmaktan başka bir hedefi yoktu. Oysa bizim uçaklarımızın hedefi, bir köyü yok etmekti. Eğer meleksi katılığımızı korumak istemiş olsaydık, belki de suçluları bulur ve kim bilir belki de mahkum ederdik. Fakat hayır: Bay Gaiiland [2] her şeyin “üstünü örtmüş”tür! Sakiet’in yıkıntılarını, hangi kalın tül, hangi yoğun sisle Örtmeyi umduğunu bilmiyorum. Fakat operasyon başarısız oldu: bütün dünya, güneşin altında, dumanı tüten yıkıntıları görüyor. Ancak: Bay Gaiiland, işte bu biziz, bu Fransa. Bay Gaiîland. kürsüden, resmen bir üstünü örtme jestinde bulunduğunda, hepimizi işe karıştırmış oldu. Yabancı dostlarımız yabancı basın bunu her gün büyük bir keyifle açıklıyor bizim kudurmuş köpekler olup olmadığımızı, kendilerine ciddi biçimde sormaya başladılar. Büyük cumhuriyetimizin yüksek memurlarına büyük bir alçakgönüllülükle şu soru sorulmalıdır: Guerroudj çiftini idam etmek gerçekten yararımıza mıdır? Şu mükemmel katılığımızı biraz yumuşatmak yararlı olmaz mı? Hükümeti, kısa süre önce bay Mauriac’ın isabetli biçimde ordu katliamı diye adlandırdığı olayın sorumluluğunu gururla üstlenen bir ülke temsilcileri onun adına, komünist gruplarla FLN arasında politik ilişki sağlamaktan başka bir rolü olmayan bir adamla, katıldığı bir sabotaj eyleminde, ölü ve yaralı olmaması için gerekli bütün önlemleri alan bir kadını ölüme mahkum edebilir mi? Evreni, “Fransa’nın korkunç yüzü”nü göstererek korkutmak isteyen aptallara her gün yeniden şöyle söylenmesi gerekir: Fransa’nın kimseyi korkuttuğu yok, Fransa kimsenin gözünü korkutacak durumda değil, sadece nefret uyandırıyor, hepsi bu. Guerroudjların idamı gerçekleşseydi eğer[3] hiç kimse bunda bizim meleksi katılığımızı görmeyecek, ya da buna hayran olmayacak, sadece yeni bir cinayet işlediğimizi düşüneceklerdi.

Mart 1958

Jean-Paul Sartre
Kaynak: Hepimiz Katiliz

1. 18 Şubat 1958’de, Fransız Hava Kuvvetleri, Tunus’tan girerek eylem yapan FLN’ye karşı misilleme olarak Tunus köyü Sakiet Sidi Yusufu bombaladı. (Yayıncının notu.)
2. Felix Gaiiland, 6 Kasım 1957den 15 Nisaiı 1958’e kadar başbakan.
3. Simone de Bcauvoir, eski öğrencilerinden biri olan Jacqucline Guerroudj için iyi hal kağıdı vermişti. Sartre’ın bu makalesiyle birlikte, Les Temps Modernes’in aynı sayısında, Guerroudj çiftinin avukatı olan Michel Bruguier’in bir makalesi ve Abdülkadir Gueorroudj’un mahkemede yaptığı bir açıklama yayınlandı. Guerroudj çiftinin mahkumiyetine karşı, solcuların protestoları, çiftin affedilmelerini sağladı. Bkz. Simone de Beauvoir, La force des choses, Gallimard, Paris . 1963

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Ahmet Hamdi Tanpınar: Aşkın kötü tarafı verdiği zevki eninde sonunda ödetmesidir

Ben aşktan daima kaçtım. Hiç sevmedim. Belki bir eksiğim oldu. Fakat rahatım. Aşkın kötü tarafı insanlara verdiği zevki eninde sonunda...

Kapat