Thrasymakhos’tan Sokrates’e eleştiri ve sorular


Hak dediğiniz şey zor kullanmaktan doğmuştur. Haklıyla haksızı yasalar ayırır, yasaları yapanlarsa güçlülerdir. Nelerin yasak olup, nelerin yasak olmadığını güçlüler belirler, güçlünün ölçüsüyle sadece kendi çıkarıdır. Güçlünün çıkarı uygarlığa erişmemiş toplumlarda yumruk gücüyle, uygar toplumlarda ise yasa gücüyle sulanır. Bu iki güç arasındaysa hiçbir fark yoktur. Her düzen, güçlünün işine geldiği gibi kurulur.

devamı ⇒Thrasymakhos’tan Sokrates’e eleştiri ve sorular

Cesare Pavese: Kendimi yalnız bırakmamak için bütün gece aynanın karşısında oturdum

Cesare PaveseSabahtan akşama dek, uykusuz,
sağır, eski bir pişmanlık
ya da anlamsız bir ayıp gibi
ardını bırakmayan bu ölüm.
Bir boş söz, bir kesik çığlık,
bir sessizlik olacak gözlerin:
Böyle görünür her sabah
yalnız senin üzerinde
kıvrımlar yansıtırken aynada.
Hangi gün, ey sevgili umut,
bizler de öğreneceğiz senin
yaşam olduğunu, hiçlik olduğunu. [1]

devamı ⇒Cesare Pavese: Kendimi yalnız bırakmamak için bütün gece aynanın karşısında oturdum

Cumhuriyet döneminin en tanınmış kadın yorumcusu; Safiye Ayla ve şarkıları


Cumhuriyet döneminin en tanınmış kadın yorumcusu olan Safiye Ayla, İstanbul’da dünyaya geldi.  Henüz doğmadan babasını 13 yaşında ise annesini kaybetmesi sebebiyle yetimler yurdu’na (darüleytamı) verildi.  Bursa kız Muallim Mektebi’ni bitirdi. Müziğe küçük yaşta piyano çalarak başladı. Sesinin güzel olduğu farkedilince önce besteci rebabi Mustafa Sunar’dan, Sonar Yesari, Asım Arsoy, Sadettin Kaynak, Selahattin Pınar, Udi Nevras, Mesut Cemil ve  Refik Fersan gibi sanatçılardan yararlandı.

devamı ⇒Cumhuriyet döneminin en tanınmış kadın yorumcusu; Safiye Ayla ve şarkıları

Yalçın Hoca sitkomda, Doğu Perinçek korku ve dramda başarılıdır – Kaan Arslanoğlu


Yalçın Hoca yine ekranlarda. Çığlıklar atıyor, sonra fısıldıyor, birden ellerini şaklatıp sıçrıyor, soyutlamada soyutlamaya atlıyor, yanlışları da doğruları kadar üstümüze saçıyor. Birisi deli taklidi yapsa işin uzmanı hemen yargılar: “Hadi canım, oynuyor!” Yoksa yanılıyor muyuz? Birand’ın sorduğu gibi Yalçın Küçük deli mi?

devamı ⇒Yalçın Hoca sitkomda, Doğu Perinçek korku ve dramda başarılıdır – Kaan Arslanoğlu

Kant, Adorno ve Estetiğin Toplumsal Geçişsizliği – Tom Huhn

Güvercin kanat çırpmadan, havayı yaran ağırlığını hissederek gökyüzünde süzülürken, boş uzamda böyle uçmanın daha kolay olacağını hayal ediyor olmalı
Immanuel Kant
Beş duyundan böylesine uzaktayken, nasıl oluyor da biliyorsun, havada süzülen her kuşun, uçsuz bucaksız bir haz dünyasında olduğunu?
William Blake

Kant ve Adorno’nun estetik kuramları arasındaki ilişki üzerinde durmak istiyorum. Göstermeye çalışacağım şey, Adorno’nun yalnızca estetiğin öznesinin ele alınmasında değil, estetikte ele alınan öznellik konusunda da Kant’ın izinden gittiğidir.

devamı ⇒Kant, Adorno ve Estetiğin Toplumsal Geçişsizliği – Tom Huhn

Odakule Sanat Galerisinde Taş Uçak Şiir Sergisi


Taş Uçak Şiir Sergisi görsel işler ve Zafer Yalcınpınar şiirleriyle bütünlenmiş 30 adet parçayla beraber   Nâzım Hikmet ve Ece Ayhan üzerine tematik odaklanmaları kapsıyor.  Serginin kompozisyonu, Şairlik Halleri, Boşluğun Dili ve Haklılığın İnadı üzerine çeşitli bağlam ve dizgelerden oluşan söyleşilerle sürecek.   “Haklılığın İnadı” başlıklı söyleşide bir Ece Ayhan videosu gösterilecek, Amerika’daki Poetry Scores taifesinin “Bakışsız Kedi Kara” çalışmalarından bahsedilecek…  Nâzım Hikmet’in ve Ece Ayhan’ın hayatından kesitler, mücadeleler, çeşitli belgelerle ele alınacak ve katılımcılarla paylaşılacak… Ahmet Soysal katılımı ile birlikte “Ece Ayhan ve Nilgün Marmara” hakkında çeşitli paylaşımlarda bulunacak…

devamı ⇒Odakule Sanat Galerisinde Taş Uçak Şiir Sergisi

Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu ve ilk Albümü “Kardeş Türküler”


1993 yılında Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü’nde hazırlanan bir konser çalışması olarak gündeme geldi. Anadolu halk şarkılarını, kendi kültürel yapılarını baz alarak orijinal dilleriyle yorumlamaya çalışan bu proje; ana olarak dört bölümden, Türk, Kürt, Azeri ve Ermeni şarkılarından oluşuyordu. Çalışma, ‘çok-kültürlü’ bir coğrafyada ‘kardeşlik içinde bir aradayaşama’ ilkesine dayanarak, halklar arasında yaratılan kutuplaşma ve gerilime karşı bir duruşu da içeriyordu.

devamı ⇒Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu ve ilk Albümü “Kardeş Türküler”

Kürtler, Kürtlerin Kökeni ve Geleneksel Kürt Müziğine Genel Bir Bakış

Kürt müziği alanında araştırma yapmak ya da bilgi sahibi olmak isteyenler için ne yazık ki çok fazla kaynak bulunmamaktadır. Bu “derleme yazısı”, Kürt müziği hakkında bilgi edinmek isteyenler için genel bir altyapı oluşturmak amacıyla çeşitli kaynaklardan faydalanılarak toparlanmıştır. Özellikle müzikal formlar açısından yapılan inceleme ve açıklamalar, daha çok Hakkarî bölgesindeki formlar üzerine yoğunlaştığı için Kürt müziğindeki bütün formları ayrıntısıyla kapsamamaktadır. Bölgeler arasında ne tür değişiklikler ve benzerlikler olduğu, bunların neler olduğuna kısaca değinilmektedir. Kürt müziğinin tarihi konusundaki açıklamaların, kaynak sıkıntısından dolayı, çok kapsamlı olmadığı görülecektir. Bu başlık, daha çok “müzik tarihine dair bu tür görüşler var” düşüncesinden yola çıkılarak hazırlanmıştır. Ayrıca, Kürt müziğinin diğer bölge halklarının müzikleri ile etkileşimine dair çalışmaların detaylandırılmasına ihtiyaç olduğu görülecektir.

devamı ⇒Kürtler, Kürtlerin Kökeni ve Geleneksel Kürt Müziğine Genel Bir Bakış

Zahit Atam: Pandora’nın Kutusu bir film değil, bizim gerçekliğimiz (2)


<< Öncesi] Yitirilen idealler ve sinsice yerini alan konformizm; gerçeklikten kopmalar, ön yargılar, böylece her an çatırdamaya hazır iki yüzlü aile anlayışı, ve bunun yarattığı bunalımlar, kaçışlar, nihilizm, sınıfsal farklılıklar, iğreti ilişkiler, iletişimsizlik, suçluluk, korkular, yapayalnızlık, kısaca insana dair her şey Pandora’nın Kutusu’nda saklı.” [2]
Aslında İstanbul’a dönüldüğünde her şey yeniden başlayacaktır, yani üçlü kardeşlerimizin Karadeniz’in bir köyüne giderken açtıkları kutudan ve geçici olarak ara verdikleri çekişmeler ve kendi varoluş tarzlarının kendi içlerinde taşıdıkları çatışmalar, yeniden ortaya çıkacaktır.

devamı ⇒Zahit Atam: Pandora’nın Kutusu bir film değil, bizim gerçekliğimiz (2)

Zahit Atam: Pandora’nın Kutusu yabancılaşmanın değil de daha çok bir yüzleşmenin ve belki de biraz kendini bulmanın filmi (1)

“Pandora’nın Kutusu bir yabancılaşma, yalnızlaşma hikâyesi… Herkesin kendini bir şekilde içinde bulabileceği, gelişmiş ya da gelişmekte olan, kapitalizm ve modernlikten nasibini almış bütün toplumlardaki bireylerin sıkışılmışlığı anlatılıyor. İnsanlık hallerinin kimi ironik kimi hüzünlü bir dille anlatıldığı, orta sınıf ahlakı üstüne kurulu dokunaklı bir hikâye…” [1]
Pandora’nın Kutusu yönetmenin kariyerinde farklı bir çizgiyi temsil ediyor, geçmişin daha uzak hikâyeleri yerine daha sıkı bir olay örgüsü, daha gündelik yaşamlar, daha politik konular yerine yaşamın her birini farklı yönlere götürdüğü insanların hikâyesi. Bu filmin bir yabancılaşma, yalnızlaşma hikâyesi olduğu bana göre tartışmalıdır,

devamı ⇒Zahit Atam: Pandora’nın Kutusu yabancılaşmanın değil de daha çok bir yüzleşmenin ve belki de biraz kendini bulmanın filmi (1)

Mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesi – Prof. Dr. İşaya Üşür


“Kapital-Ekonomi politiğin Eleştirisi” Marx’ın en önemli eseridir. Orijinal halinde dört cilt tasarımlandığı halde, Kapital denilince ilk üç cilt akla gelir. Birinci cilt Marx’ın sağlığında 1867’de Hamburg’da ve Almanca olarak; ikinci ve üçüncü ciltler ise Marx’ın ölümünden sonra Engels tarafından sırasıyla 1885’de ve 1894’de yayımlandı. “Artık Değer Teorileri” olarak bilinen ve tamamlanmamış dördüncü cilt ise Kautsky tarafından 1905-1910 yılları arasında yayımlandı. Bu son çalışma 1954 yılında Marx-Engels-Lenin Enstitüsü tarafından ve Kautsky basımından farklı olarak yeniden yayımlanmıştır.

devamı ⇒Mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesi – Prof. Dr. İşaya Üşür