İstanbul’da Bir Sürrealist: Salvador Dali


Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi (SSM), İspanyol ressam Salvador Dali’nin yağlı boya tabloları, çizimleri ve grafiklerinden oluşan yaklaşık 270 eserin yanı sıra el yazmaları, fotoğraflar ve çeşitli belgelere ev sahipliği yapacak. “İstanbul’da Bir Sürrealist: Salvador Dali” adıyla düzenlenecek olan sergi 20. Eylül 2008-20 Ocak 2009 tarihleri arasında gerçekleşecek. Pazartesi günleri hariç her gün gezilebilecek olan sergi için müze tam bilet fiyatı 10, grup bileti için 7, öğrenci, öğretmen ve 60 yaş üzeri olanlar için ise 3 YTL olacak.

devamı > > İstanbul’da Bir Sürrealist: Salvador Dali

Felsefe ve Mitler – Georges Politzer

Bu yazı, Fransa’da 1939′dan itibaren yayınlanmaya başlayan, fakat ilk iki sayısından sonra Nazi işgali ve faşist baskılar yüzünden kesintiye uğrayan ve ancak 1944 sonlarından itibaren yeniden yayın hayatına dönebilen ‘La Pensée’ dergisinde yayınlandı. Makalenin yazarı ve FKP’nin militanı Georges Politzer, ‘La Pensée’ dergisinin kurucusu ve yazı kurulu üyesiydi. Başka birçok değerli düşünür gibi, İkinci Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında işgalci Naziler tarafından kurşuna dizildi. Politzer, fikirlerinin yanı sıra yaşamıyla da örnek bir aydın olarak geriye değerli bir eser bıraktı. Makalesinden bir bölüm yayınlıyoruz.

devamı > > Felsefe ve Mitler – Georges Politzer

İran’dan şiirlerin müziği (Music of the Bards From Iran) Haj Ghorban Soleimani


Sanatçı İran’ın Horasan bölgesinde yaşayan  Bektaşi mezhebinden gelen, Azeri bir ozan.  Genelikle Türkçe söylüyor. Çaldığı enstruman iki telden oluşan,  tambur’a benzer bir müzik aleti olan Dotar’ı kullanıyor. Aşağıdan “Music of the Bards From Iran” albümden 9 parçayı  dinleyebilirsiniz

devamı > > İran’dan şiirlerin müziği (Music of the Bards From Iran) Haj Ghorban Soleimani

Aptallaştıran medya karşılığını almaya devam ediyor: ‘ANATOLIA’ belgeseli galeyana getirdi


Anadolu uygarlıklarını anlatan ‘Anatolia’ isimli belgeselin çekimleri sırasında Tarihi Kayseri Kalesi surlarına asılan Bizans bayrakları tepkiye neden oldu. 50 kişilik grup, “Biz Müslümanız, bu haçlı bayraklarının burada ne işi var” derken, belgeseli çeken ekibe tepki gösterdi. Tepkilerin çoğalması üzerine belgeselin yönetmeni Tanyolaç Türkben, polisi arayarak yardım istedi. Bu sırada halkı yönlendire bazı kişiler, “Kalenin surlarına çıkıp bayrakları indirelim” dedi. Ancak, gelen resmi ve sivil polisler gerginliği kontrol altına aldı. Tepkilerin artması üzerine Bizans bayrakları surlardan indirildi. 30 kişilik belgesel ekibi malzemelerini toplayıp bölgeden uzaklaştı.

devamı > > Aptallaştıran medya karşılığını almaya devam ediyor: ‘ANATOLIA’ belgeseli galeyana getirdi

Yılmaz Güney’in Sol’a ilişkisi neydi, Savcıyı niçin vurdu, Devrimcileri evinde nasıl sakladı, Devlet, Y. Güney’e gönderdiği ajanını neden öldürdü?

“Yılmaz’dan para istiyoruz, ben ona ulaşamadım dedim. Ben bıraktım döndüm. Mustafa’ya dedim ki sende tiyatroya dön. Tiyatroya Ankara’ya geldi, elinde bir torba. Ne dedim bunlar. Torbanın içinde silah. Yılmaz mesaj göndermiş, para mara dert değil, ben arkadaşlarla ilişki kurmak istiyorum demiş, silahını göndermiş. Tamam dedim, torbayı aldım, yurda gittim, korktum biraz, saymadım kaç tane silah vardı, beş altı tane silah vardı herhalde. Yurda gidip silahları teslim ettim. Mustafa’ya bağlantıyı koparma dedik. Sonra Umutsuzlar filmine ödül verdiler. Ankara Gazeteciler Cemiyeti, hatta ödülü Memduh Tağmaç’ın elinden aldı, o gece karısıyla gelmişti. Böylelikle burjuvazi de onun sineması önünde eğilmeye başlamıştı. Tağmaç o zamanda genelkurmay komutanı. Marmara otelinde kalıyordu, sabahın dördünde geldi. Ertuğrul vardı, Yusuf vardı, Mahir yoktu, bizim evde. Geldi elini uzattı, “emredin ağam” dedi. İlişki böyle kuruldu, devrimcilere saygısı büyüktü. Sonra daha yukarıdan bir ilişki kuruldu, doğrudan temas kuruldu, doğrudan o süreçlerin içinde yer aldı. Örgütle ilişkisi böyle başladı. Delikanlı bir adamdı, ama siyasette tavrını açıkça ortaya koymuştu, verilen her görevi de eksiksiz yerine getirdi.”

devamı > > Yılmaz Güney’in Sol’a ilişkisi neydi, Savcıyı niçin vurdu, Devrimcileri evinde nasıl sakladı, Devlet, Y. Güney’e gönderdiği ajanını neden öldürdü?

Günümüze kadar gelmiş bir deyimin dayandığı efsane “Demokles’in kılıcı gibi”


Demokles, M.Ö. 4. yüzyılda Sirakuza’da hükümdar olan Dionysos’un sarayında yaşamış ve dünyaca ünlü Demokles’in Kılıcı deyiminin zamanımıza kadar gelmesine sebep olmuş kişidir.
Efsaneye göre Demokles Kral Dionysos’un yakın dostu olduğu için, daima kralla sohbet ederdi. Konuşmalarında çoğu defa krala krallığın bahşettiği mutluluktan bahseder dururdu.

devamı > > Günümüze kadar gelmiş bir deyimin dayandığı efsane “Demokles’in kılıcı gibi”

Hasan Yükselir Klip ve tv kayıtları

Gazi Üniversitesi Müzik Bölümü mezunu olan Hasan Yükselir ayrıca ADOB solisti Savaşeri Kolat’dan (Tenor) şan dersleri aldı. Profesyonel anlamda müzik yaşamını 1993 yılından beri Almanya’da sürdüren sanatçı başta Avrupa ülkeleri olmak üzere bir çok ülkede konserler vermektedir. Hasan Yükselir Türkiye’de özellikle A.Ü.D.T.C.F. Tiyatro bölümünde, Devlet Tiyatroları’nda ve özel tiyatrolarda sahnelenen bir çok oyunun ve TRT’nin çeşitli drama ve belgesellerinin müziklerini yapmıştır.
1991 Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin desteği ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası yaylı çalgıları desteği, Büyükşehir Belediye Orkestrası , Ankara Çok Sesli Korosu, Hoy Tur Dans Grubu’nun katılımıyla kendi eseri olan “Yunus’tan Nazım’a” adlı Müzikalin solistliğini yaptı. Bu eseri ile Efes Festivali’ne, Dokuzuncu Ankara Müzik Festivali’ne, Mersin Festivali’ne vs. katıldı.

devamı > > Hasan Yükselir Klip ve tv kayıtları

Musa Anter’in elli yıllık yaşamı “Araf”ta


Tiyatro Avesta,   1992 yılında  katledilen Musa Anter’in hayatını Tek kişilik  “Araf” (İki Ülke Arasında) adlı  oyun ile  20 Eylül’de Nusaybin’de sergileyecek.
“Araf”, katledilen aydınlarımızdan Musa Anter’in hayatını biyografik bir anlatımla sunuyor. Oyun, Anter’in köy yılları, okul ve cezaevi yılları, bir bütün olarak seyirciye bir İstanbul beyefendisinin yaşadığı komik ve dramatik öyküleri barındırıyor. Musa Anter’in elli yıllık yaşamını anlatırken, faili meçhul bir cinayete kurban gitmesine dikkat çekilerek, günümüzde hala aydın cinayetlerinin devam ettiğine işaret edilen “Araf”ta, Anter’in, iki dil ve iki kültür arasındaki köprü görevi gördüğüne dikkat çekiliyor.

devamı > > Musa Anter’in elli yıllık yaşamı “Araf”ta

“Futbol Fatih Terim’in dahi imparator olmasına izin verecek kadar basit bir oyundur”*

Çeşitli faşist ve siyasal İslâmcı eğilimin gölgesinde, sanki bir cemaat gibi oluşturulan Terim -milli- takımının çirkefliği, susurlukla ortaya çıkan derin devletle ilişkisi, dışarda fırsat buldukça yaptığı kurt işaretleri  ve son olarak kendisi ile ilgili çeşitli değerlendirmelerde bulunan spor yazarı Osman Tamburacı’yı telefonla arayarak pervasızca ana avrat küfür etmesiyle  bardağı taşırmaktan öteye deviren bir “direktör ” 

devamı > > “Futbol Fatih Terim’in dahi imparator olmasına izin verecek kadar basit bir oyundur”*

Yılmaz Güney anması dolayısıyla Zahit Atam konuşması – Y. Güney’in hayatı ve sanatı hakkında bazı ilginç bilgiler


“63–65 yılları arası yaptığı filmlere baktığımız zaman bu dönemdeki filmlere Çirkin Kral filmleri denir. Çirkin Kral denmesinin de açıklaması şu: bizim sinemamızda bir dönemin jönü olarak Ayhan Işık vardı ve Ayhan Işığın sinemadaki lakabı da Kral’dı, ki o da belirli ölçülerde bir Hollywood starı olarak Clarke Gable’dan alınmıştı. Yılmaz Güney’in filmleri Ayhan Işık’ın filmlerinden daha fazla iş yapmasına rağmen, örneğin Türkiye’de sinemanın kalbi olan Beyoğlu’ndaki sinemalarda gösterime giremiyordu. Buralarda filmlerini göstermiyorlardı. Yılmaz Güney’in yapımcıları her zaman o yıllarda küçük yapımcılar olmuştur ve ömrünün sonuna kadar hiçbir zaman büyük yapımcılarla çalışmamıştır. Türk sinemasında Işık’a özellikle büyük yapımcılar ve magazin dergileri Kral diyorlar. “O senden daha önemli bir oyuncu” dedikleri zaman kendi taktığı bir isimdir. “Eğer o sinemanın kralıysa bende çirkin kralıyım” diyerek kendi lakabını kendisi takmıştır, daha sonra halk tarafından Çirkin Kral olarak anılmaya başlanmıştır.”

devamı > > Yılmaz Güney anması dolayısıyla Zahit Atam konuşması – Y. Güney’in hayatı ve sanatı hakkında bazı ilginç bilgiler

İngiliz kilisesi Darwin’den özür dileyecek, Türk Telekom ise Evrimci siteyi engellemeye devam ediyor

İngiliz Kilisesi’nin, 126 yıl önce ölen ünlü bilim adamı Charles Darwin’den, evrim teorisini yanlış anladığı için özür dileyeceği duyuruldu. Yarın İngiliz Kilisesi’nin internet sitesinde yayımlanması beklenen özür yazısında, “Charles Darwin, doğumundan 200 yıl sonra, İngiliz Kilisesi sana bir özür borçlu, seni yanlış anladığı, sana yanlış tepki verdiği ve başkalarının da seni hala yanlış anlamasına sebep olduğu için.” ifadesi yer alacak. Fakat Darwin’in torununun toruna göre, kilisenin hamlesi anlamsız ve komik.

İngiliz Daily Mail gazetesinin haberine göre, kilise yetkilileri Darwin’den diledikleri özrün Papa 2. John Paul’ün, dünya güneşin etrafında döner dediği için kilise tarafından yargılanan Galileo’dan özür dilemesi ile benzer nitelikte olduğunu söylüyor.

devamı > > İngiliz kilisesi Darwin’den özür dileyecek, Türk Telekom ise Evrimci siteyi engellemeye devam ediyor