Sinema Bir Düşler Kuşağıdır – Orson Welles

(…) Bütün yeni (teknik) yollar, aynı korkuyu ortaya koyuyorlar: Sinemanın kendi kendine güvenini yitirmesini. Teknik aldatılar, seyirciyi ken­dinden geçirip büyülemek için girişilen yeğin uğraşının bir parçasıdır.
Perdenin genişlemesinin anlatım olanaklarını artırmayıp azalttığını be­lirtmek zorunlu değildir. Her alıcı yönetmeni bunu söyleyebilir; bağırıp ça­ğırmayla elde edilecek pek az etki vardır. En taşkın tiyatro oyuncusu bile bir piyesi, sesini durmaksızın zorlayarak oynamakta tereddüt edecektir. Belli bir noktanın ötesinde, abartma ancak uyutucudur. “Ile-de-France” gemi­sinin düdüğünün yakınında bulunmak, korkutucu ama güzel bir tecrübedir, fakat tekrarlanınca hoş değildir. Fizik darbenin geçici hoşluğu sona erince, duyularımızın gamı artık alışkanlıkla uyuşmaz. Yeniliğin etkisi gidince, öl­çüsüzlüğün çağrısına artık kulak asmayız; uyumakla yetiniriz.

devamı ⇒Sinema Bir Düşler Kuşağıdır – Orson Welles

Dünyanın en çok söylenen şarkısı hangisidir?

Dünyada şimdiye kadar en çok söylenmiş, halen de söylenmekte olan şarkı hangisidir diye sorulsa hemen akla gelmeyebilir. Bu şarkı herkes tarafından çok tanıdık, müziği ezbere bilinen bir şarkıdır. ‘İyi ki doğdun -isim-‘ veya ‘mutlu yıllar sana’ şeklinde söylenen doğum günü şarkısı.
Bu şarkı yaratılırken doğum günlerinde söyleneceği kimsenin aklına gelmemişti. 1893’de ABD’de, Kentucky’de öğretmen iki kız kardeşin, öğrencilerinin sabahları söylemeleri için besteledikleri bu şarkının orijinaladı da ‘Good Morning to All’ yani ‘Herkese Günaydın’ idi.
Kardeşlerden şarkının müziğini yapan Mildred Hill aynı zamanda kiliselerde org, konserlerde piyano çalıyordu.

devamı ⇒Dünyanın en çok söylenen şarkısı hangisidir?

Değerler, Psikoloji ve İnsanın Varoluşu – Erich Fromm

erich frommBu yazının savı, değerlerin köklerinin insanın varoluş koşullarının kendisinde bulunduğudur: Böylelikle de bu koşullara ilişkin (yani “insanlık durumu” hakkındaki) bilgimiz, bizi nesnel geçerliliği olan değerleri yerleştirmeye götürür. Bu geçerlilik yalnızca insanın mevcudiyetine kıyasladır; onun dışında herhangi bir değeri yoktur. İnsanın tabiatı nedir, insanın varoluşunun özel koşulları nelerdir ve bu şartlardan kaynaklanan ihtiyaçlar nelerdir?
Hayvanın varoluş niteliği olan doğa ile ilksel bütünlükten insan kopmuştur. Aynı zamanda hem akıl ve hem de hayal gücüne sahip olmakla, yalnızlığının ve ayrılığının, güçsüzlüğünün ve bilgisizliğinin, doğumun ve ölümünün bir tesadüf oluşunun farkındadır. İçgüdülerce düzenlenen eski bağlanılın yerini dolduran (hemcinsleriyle olan) yeni bağlılıklar bulamamış olsaydı, bu yeni varoluşa bir saniye bile dayanamazdı. Bütün fizyolojik ihtiyaçları tatmin edilmiş olsa bile, yalnızlık ve bireyselleşmiş olma halini, akıl sağlığına kavuşabilmek için kaçmak zorunda olduğu bir hapishane olarak hissedecekti. Gerçekten de akıl hastası, herhangi bir tür bütünleşme (birleşme) kurmakta tam bir başarısızlık gösterdiği için hastadır ve parmaklıklı pencerelerin arkasında olmasa bile hapistedir.

devamı ⇒Değerler, Psikoloji ve İnsanın Varoluşu – Erich Fromm

23 Nisan Vesilesiyle Tüm Milletvekillerine Açık Mektup


Türkiyede henüz yaşları 11-16 olan çocuklar  “terör örgütü üyeliğinden” tutuklanıp hapse konuyor. Sayısı  her geçen gün artan bu  çocukların  tutuklanıp yargılanması!  olağan bir uygulama haline dönüyor.
Bu çocuklar, çocuk mahkemelerinde yargılanıp, çocuk ıslah evlerinde “cezasını” çeken çocuklar da değil. Bunlar; büyüklerin yaptığı eylemlerde, “gösteriye katıldı”, “polise taş attı” gerekçesiyle; “ terör örgüt üyeliği” gibi, büyüklerin bile yargılanmasının tartışmalı olduğu bir suçtan 10-20 yıllık ceza istemiyle yargılanıyor. Buna karşı çocuklar için  iyi bir gelecek isteyen  şairler, sanatçılar, aydınlar 23 nisan dolayısıyla aşağıda mektubu imza alarak  Milletvekillerine gönderdi.

Sayın Milletvekili,

Doğu’da ve Güneydoğu’da güvenlik güçlerine taş attıkları gerekçesiyle yüzlerce çocuğun hayatı karartılmakta, geleceği yok edilmektedir.

devamı ⇒23 Nisan Vesilesiyle Tüm Milletvekillerine Açık Mektup

Bir filmden 10 dakika, 10 dakika başka bir dünya – Nuri Bilge Ceylan

Öyle resimler, fotoğraflar ve filmler  vardı ki;  bir çok  sözle anlatılamayacak soyut bir durumu  sadece bir  bakış, zaman dilimi içerisinde dondurulmuş bir kareyle bütün gerçekliğiyle somut hale getirir.  İnsan, böyle “iş”ler karşısında saygıdan olsa gerek  susmaktan başka bir şey yapamaz. İşte Nuri Bilge Ceylan’ın   Kasaba filminde böyle  bir 10 dakikalık bir bölüm var.  Sizi bir an için başka bir dünyaya götürecek olan bu bölümü “Bugün 23 nisan neşe doluyor insan” çerçevesinde seyretmenizi istiyoruz.

devamı ⇒Bir filmden 10 dakika, 10 dakika başka bir dünya – Nuri Bilge Ceylan

Halk ozanı Aşık İhsani türküleriyle cafrande.org’ta


Asıl adı İhsan Sırlıoğlu’dur. 1932 yılında Diyarbakır’da doğar, küçük yaşta şiir yazmaya başlar. İki yaşında iken babasını kaybeder ve annesi tarafından sıkıntılı ve yoksul bir ortamda büyütülür. Çalışmak için sürekli diğer köylere ve şehirlere gitmeye başlar. 17 yaşındayken İstanbul Büyükçekmece Mimarsinan Köyü’nde maden ocağında çalışmaya başlar. Maden kapanınca lastik fabrikalarında çalışır daha sonra Erzurum’a askere gönderilir. Askerlik sonrası kendi kendine saz çalmaya başlar.

devamı ⇒Halk ozanı Aşık İhsani türküleriyle cafrande.org’ta

Halk ozanı Aşık İhsani yaşama veda etti

‘Aşık İhsani’ olarak bilinen 77 yaşındaki İhsan Sırlıoğlu, geçen Cuma günü evinde özel bir prodüksiyon şirketi tarafından yapılan belgesel çekimleri sırasında aniden fenalaştı. Şirket görevlileri ve eşi tarafından Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin Cerrahi Servisi’ne yatırılan Aşık İhsani’nin, heyecan nedeniyle tansiyonunun yükselmesi sonucu beyin kanaması geçirdiği belirlendi. Yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alınan Aşık İhsani, dün sabah saatlerinde yaşamını yitirdi. Aşık İhsani aynı gün yakınları ve sevenleri tarafından Diyarbakır’ın Şehitlik semtindeki mezarlıkta toprağa verildi.

devamı ⇒Halk ozanı Aşık İhsani yaşama veda etti

Louis Althusser: Devletin İdeolojik Aygıtları

Althusser, toplumun kendi imgeleminde bireyi nasıl gördüğünü anlamanın gerekli olduğunu düşünmekteydi. Kapitalist toplumda, insan birey olarak genellikle bencillik özelliği olan bir özne olarak kabul edilmektedir. Althusser için, ne var ki bir insanın kendini bu şekilde algılama kapasitesi doğuştan gelen bir özellik değildi. Daha çok bu, bireylere bir öznenin rolünü (forme) benimseten kurulu toplumsal uygulamaların yapısı içinde kazanılmaktadır. Toplumsal uygulamalar bir yandan bireyin özelliklerini belirler ve bir yandan da sahip olabilecekleri özelliklerin derecesi ve her toplumsal uygulamanın sınırları hakkında kişiye fikir verir. Althusser bizim bir çok rolümüzün ve davranışımızın bize toplum tarafından verildiğini tartışır: mesela, çelik işçilerinin yaptığı üretim ekonomi uygulamasının bir parçasıyken, avukatların çalışması politik-hukuk uygulamasının bir parçasıdır.

devamı ⇒Louis Althusser: Devletin İdeolojik Aygıtları

Medya-İktidar İlişkilerinin Tarihsel Gelişimi

Kitle iletişim araçları kapitalist toplumlarda egemen ideolojilerin söylemleri içinde “dünyayı tasnif etme” ideolojik çalışmasını sürekli olarak gündeme getirir… Kendi anlamlandırma biçimini, ideolojisini tüm toplumsal pratikler içinde yeniden üretir.
Kitle iletişimi araştırmalarının incelendiği üç dönemden ilki, 1910’larda başlayıp 1940’a kadar süren evredir; bu evrede, kitle toplumunun ortaya çıkması, 1.Dünya Savaşı döneminde kitle iletişim araçlarının propaganda ve manipülasyon amaçlı kullanımları ve totaliter rejimlerin yükselişi gibi etmenlerin etkisiyle, güçlü medya karşısında pasif, “atomize olmuş kişiler” görüşünün başatlık kurduğu söylenir.

devamı ⇒Medya-İktidar İlişkilerinin Tarihsel Gelişimi

Sartre’ı Anmak ve Anlamak – Önay Sözer

Doğumunun yüzüncü yıldönümünü yaşadığımız bu yıl J.P. Sartre’ı kişiliği ve yapıtlarıyla anmak, benim kuşağım için aynı zamanda yaşamlarımızın ve yaşadıklarımızın önemli bir bölümünü yeniden düşünmek ve onu irdelemek anlamına geliyor.
Geriye bakışla şunu görüyorum: Yaşamımın onun ömrüyle kesiştiği 1980 yılına kadar en kritik noktalarda dönüp Sartre’ın yazdıklarına, yazar ve politikacı olarak yaptıklarına bakmışım, onu kendime örnek almaya cesaret ettiğimde kendimi eleştirmişim, eleştiremediğimde ise ondan uzaklaşmaya çalışmışım, ama daima hayranlıkla, bir Fransız entellektüelinin yaşamdaki olanaklarına (eğitimi, yaşama tarzı, dostları ve özgürlüğü) duyduğum, duyabileceğim gıptayla, Sartre’ı okumak benim için kaçınılmaz bir lüks ve tutku olmuş.

devamı ⇒Sartre’ı Anmak ve Anlamak – Önay Sözer

Masalların Gerçekliği ve Karıncalaşan Ağustos Böcekleri

Masallar, çocukluğumuzdan beri bizleri hayat karşısında şekillendirmiştir. Fransızcada “fabl” olarak tanımlanan bu sözlü halk edebiyatı türü, bizim dilimize Arapçanın “mesel” kelimesinden gelmiştir. Mesel kelimesi: örnek, benzer; kendinden çok altındaki anlam kastedilen manalı, dokunaklı söz; terbiye ve ahlak için yararlı hikayedir. Bu kelimeden türeyen “mesela” ve “mesele” sözcüklerini de düşündüğümüzde ciddi bir derinlik karşımıza çıkmaktadır. Mesel kelimesinin içerdiği anlamların her biri bizi ister istemez, gerek çok tanrılı dönemlere ait, gerek ise tek tanrılı dönemlere ait öğretilerin oluşumundaki mantığa götürmektedir. Mesela, Uzakdoğu öğretilerindeki “sutra” kelimesi de aynı anlama gelmektedir.

devamı ⇒Masalların Gerçekliği ve Karıncalaşan Ağustos Böcekleri