102 Öğretim üyesi tersane ölümleri üzerine açıklama yaptı


Bugüne kadar tersanede  çalışan 97 işçi yaşama veda etti. Bugün saat 17:00’da sanatçı İlkay Akkaya’nın katılımıyla İstanbul-Kartal Meydanı’nda “AKP’ye Kırmızı Kart- Tuzla’da İşçi Ölümlerine Son” başlıklı bir “İşçi Mitingi” düzenleniyor. Yarın iş bırakma eylemi var.

Üniversitelerimizdeki Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümleri öğretim üyelerinin Tuzla ve diğer tersanelerdeki ölümler üzerine ortak açıklamaları
Üniversitelerimizdeki Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümleri’nin öğretim üyeleri olarak, bir süredir başta Tuzla olmak üzere tersanelerde yaşanan iş kazaları ve ölümler vicdanımızı yaralıyor. Öğrencilerine insan onuruna yaraşır bir çalışma yaşamının bir ülkenin tüm vatandaşları için bir hak olma niteliğinde olduğunu ve bunu sağlamanın çağdaş devletin en temel görevleri arasında bulunduğunu öğretmeye çalışan bizler; sebepleri, sıklığı ve sonuçları birlikte değerlendirildiğinde artık ‘kaza’ olarak nitelenmesi mümkün görünmeyen ölüm ve yaralanmalara daha fazla seyirci kalmak istemiyoruz.

Devamı…102 Öğretim üyesi tersane ölümleri üzerine açıklama yaptı

Madımak müze olsun imza kampanyası


insan yakılan bu yer  ya et  lokantası olarak kalacak ya  da

imza ve  desteğinizle  bu ibretlik manzara değişecek!
İnternetteki en büyük iki Alevi forumu biraraya gelerek Madımak’ın müze haline getirilmesi için yeni bir elektronik imza kampanyası başlattı. İkisi de 20 bin üzerinde üyeye sahip olan forumların kampanyası giderek büyüyor. Forumlar kampanyanın “ortak” noktası olarak Alevionline’ı belirlediği için kampanya sayfalarımızdan yürütülecek. Açıklamayı aktarıyoruz:

Devamı…Madımak müze olsun imza kampanyası

Edip Akbayram, Belediyenin AKP’li olduğunu öğrenince konsere çıkmadı!

Zonguldak’ın Ereğli İlçesi Belediye Başkanı AKP’li Murat Sesli, 18 Haziran’daki Osmanlı Çileği Festivali’nde sahneye çıkmayı kabul eden, ancak daha sonra kendisinin AKP’li olması nedeniyle konseri iptal eden Edip Akbayram’ı, basın toplantısında sert bir dille eleştirdi. Başkan Sesli, “Edip Akbayram yaptığı bu hareketle sanatına siyaset katarak her kesim tarafından bilenen sanatçı kişiliğine ihanet etmiş, Ereğli halkını yok saymıştır” dedi.
Başkan Sesli makamında düzenlediği basın toplantısında, Ereğli’nin kurtuluş günü de olan 18 Haziran’daki Osmanlı Çileği Festivali için 1 hafta önce Gülşen ve Edip Akbayram ile anlaştıklarını söyledi. Kurtuluş Savaşı’nda ilk ve tek deniz savaşının yapıldığı, Alemdar Destanı’nın yaşandığı Ereğli’nin kurtuluş gününde sahne alması için özellikle Edip Akbayram’ı tercih ettiklerini vurgulayan Başkan Sesli şöyle konuştu;

Devamı…Edip Akbayram, Belediyenin AKP’li olduğunu öğrenince konsere çıkmadı!

“Hiçbir vakit tam karanlık değil gece” Paul ELUARD ve bazı şiirleri

Aydınlık
Hiçbir vakit tam karanlık değil gece
Kendimde denemişim ben
Kulak ver dinle
Her acının sonunda
Açık bir pencere vardır.
Aydınlık bir pencere
Hayal edilecek bir şey vardır
Yerine getirilecek istek
Doyurulacak açlık
Cömert bir yürek
Uzanmış açık bir el
Canlı canli bakan gözler vardır
Bir yaşam vardır yaşam
Bölüşülmeye hazır

1895-1952 yıllarında yaşadı. Eluard, hem aşk hem de devrim şairi olarak 20. yüzyılın en büyük Fransız edebiyatçıları arasında gösterilir.

Devamı…“Hiçbir vakit tam karanlık değil gece” Paul ELUARD ve bazı şiirleri

Bir kitaptan bir bölüm – Mavi Oktav Defterleri

İki elim aralarında kavgaya giriştiler. Okuduğum kitabı kapayıp araya girmesin diye bir yana ittiler. Sonra beni selamlayıp kavgalarına hakem tayin ettiler. Hiç zaman yitirmeksizin parmaklarını birbirlerine dolayıp masanın kenarında bir koşuşturmaca tutturdular, bir biri, bir diğeri öne geçerek masa boyunca birkaç kez gidip geldiler. Gözlerimi onlardan ayıramadım. Onlar benim ellerim olduğuna göre taraf tutmamalıydım, yanlış bir kararla başıma kim bilir ne belalar sarardım. Yani, görevim hiç kolay değildi, avuçlarımın arasındaki karanlık bölgede gözlerimden kaçmaması gereken hilelere başvuruyorlardı. Ben de çenemi masaya dayamış, gözümden tek bir şeyin kaçmaması için dikkat kesilmiştim.

Devamı…Bir kitaptan bir bölüm – Mavi Oktav Defterleri

Baba (The Godfather) Film müziği

 
Mafya Babası (The Godfather), Mario Puzo’nun yazdığı aynı adlı romandan uyarlanan, Francis Ford Coppola’nın yönettiği, Marlon Brando ve Al Pacino’nun başrollerini paylaştığı film. Bu film dolayısıyla kendisine verilen  En İyi Erkek Oyuncu Oscar Ödülü’nü  almayan Marlon Brando , ABD’nin, özellikle Hollywood’un kızılderililere karşı uyguladığı ayrımcılığı gerekçe göstermişti.

Devamı…Baba (The Godfather) Film müziği

Şiir Sanatı Üzerine Düşünceler – Jules Supervielle

Şiirsel sırla kutsanmış olan uzman kimseler için yazmıyorum; şiirlerimden birini duyarlı bir insan anlamayınca bu içime her defasında dert olmuştur.
Edebiyatın kökeni bana göre gizli bir düştür hep. Bu düşü yönlendirmekten zevk alıyorum, meğerki belli günlerde esinlenip düşün kendiliğinden yönlendirileceği duygusuna sahip olayım.
Buna karşın düşün rastlantısal bir durumda kaybolması hiç de işime gelmez (demek istediğim, rastlantısalda “hayallere dalarak geçirmek”). Onu sağlam bir düş yapmaya çalışıyorum, iç mekânlarla iç zamanın kesişmesine göre dışarıdan ayarlanan bir tür Galion şekli1, -bu arada beyaz kâğıt, düş için dışarıyı yansıtır.
Düş görmek demek kendi vücudunun cismini unutmak, dış dünyayı belli anlamda içle eritmek demektir. Belki de kozmik şairin her zaman hazır oluşunun kökeni burada yatar. Gördüğüm şeyi biraz olsun hep hayal ederim, hem de ona baktığım anda ve onu sürekli algıladığım tarzda; “Boire â la Source”da duyumsadığım şey hâlâ geçerlidir: Serbest doğa, gözle taranırken benim için sanki bir anda iç doğa haline gelir, dış dünyadan kendine özgü bir biçimde iç mekâna kaydırma yoluyla, bunun sonucunda kendimi sözümona düşünsel dünyamda ileriye doğru hareket ettiriyorum.

Devamı…Şiir Sanatı Üzerine Düşünceler – Jules Supervielle

Klarnet aşkına evden kaçan dünyaca ünlü bir usta Mustafa Kandıralı


Mustafa Kandıralı, İzmit’in Kandıra kazasında Klarnetçi bir babanın oğlu olarak 1930 yılında doğdu. Klarnetle geçen bir çocukluk çağının ardından kandıra Halkevi’nde klarnet üzerine eğitim aldı. 13 yaşında klarnet sevdası ile  istanbula kaçıp müzik dünyasına atıldı.
Amerikada Louis Armstrongla sahne aldı. 60’li yıllarda Amerika’da konser turu yaptı.

Devamı…Klarnet aşkına evden kaçan dünyaca ünlü bir usta Mustafa Kandıralı

Kilise müziği üzerine “Gregorian” denemeler


Bir Frank Peterson projesi olan Gregorian grubu,  geleneksel ingiliz kilise  müziğinin ve klasik müziğin temelleri üzerinde yola çıkan farklı deneysel çalışmalar yapan bir müzik topluluğudur. 12 kişiden oluşan grup üyelerinin 10’u ülkenin en büyük katedrallerinde (Londra, Oxford, Cambridge, Birmingham, Nottingham  gibi) dini şarkılar söyleyen rahiplerden oluşur.  Grubunun kurucusu olan Frank Peterson (Hamburg doğumlu) müziğe küçük yaşlarda ilgilenir. Profesyonel olarak 1985 yıllarında, o zamanlar Sandra için söz yazarlığı yapan Michael Cretu ile tanışmasıyla başlar.  Sandra Grubunun şarkılarında org çalarak birlikte çalışır. Daha sonra Cretu ve Enigma’nın kurulmasını sağlar, kurucuları üyeleri yer alır.

Devamı…Kilise müziği üzerine “Gregorian” denemeler

16 Haziran Tuzla Tersane Grevine BEKSAV, “Sokaklata Sanat Günleri” ile destek verecek


Tersanelerdeki iş kazaları ve işçi ölümlerini protesto etmek amacıyla 16 Haziran’da yapılacak iş bırakma eylemine destek vereceğini belirten Bilim Eğitim Estetik Kültür Sanat Araştırmaları Vakfı (BEKSAV), birçok tiyatro topluluğu ile sokaklara çıkarak sorunları dile getirecek.
Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği (TMMOB) Makine Mühendisleri Odası toplantı salonunda yaptıkları açıklama ile grevde işçilerin yanlarında olacaklarını söyleyen BEKSAV üyeleri, 10-16 Haziran arasında Türkiye’nin çeşitli illerinden gelen tiyatro topluluklarıyla sokaklarda oyunlar sahneleyeceklerini ifade ettiler.

Devamı…16 Haziran Tuzla Tersane Grevine BEKSAV, “Sokaklata Sanat Günleri” ile destek verecek

Kafkadan Milenaya mektuplar ‘Sevgili Milena’ – Gamze Varım


Milena’ya yazdığı mektuplarda Kafka’nın kendini vicdan muhasebeleriyle tükettiği anlaşılıyor. Kendi elinden çıkan çizimler de bunu gösteriyor. ‘Sevgili Milena’, Kafka’nın tutkulu bir aşkla bağlandığı Milena’ya yazdığı, kendini ele verdiği, iç sarsıntılarını ortaya koyduğu mektuplardan oluşuyor
“Hayır, hayır anlayamaz dünyayı, yabancısıdır yaşamın… Franz yaşayamaz, yaşama gücü olmadığından yaşayamaz. Esenliğe kavuşamayacaktır Franz, çok sürmez ölür… Sığınacak, başvuracak hiçbir aracı yok elinde. Bizim korunabileceğimiz şeyler onda olmadığından hırpalanıyor ya böylesine. Giyinik insanların arasında çırılçıplak dolaşan biridir o.”
Franz Kafka’yı işte böyle tanımlıyordu Milena. Kimbilir, çağımızın en büyük yazarlarından biri olmanın sırrı belki de bu savunmasızlıktır. Hayatının bir döneminde yazara en yakın insanlardan biri olan Milena, bu çok önemli saptamaları boşuna yapmamıştır hiç kuşkusuz. Kafka ile Milena, yalnızca mektuplarda kalsa da, büyük bir aşkın
kahramanlarıydılar ne de olsa.

Devamı…Kafkadan Milenaya mektuplar ‘Sevgili Milena’ – Gamze Varım

“Suç ne bende ne de sende/ Suç seni karanlıklara gömenlerde” Aziz Nesin şiirleri

Hiç kimse buyur etmedi beni
Bu dünyada hiçbir yere
Ama açtım bütün kapıları tekmeleyerek
Bütün engelleri göğüsleyip yıkarak
Buyrun dediler o zaman incelikle
Buyur ettiler
Ve
Buyurdum


Elimden geldiğince görevimi yaptım
Gülümsedim hıçkırıklarımı boğarak
Sonunda kimsenin yorulmadığı denli yoruldum
Artık kapılar açık kalsın
Bundan sonra gireceklere
Şimdi dinlenmeye gidiyorum
Hoşcakal güzel dünyam.

“Aydınlarımız ah-vah edebiyatı yaparak sokaklarda ‘Türkiye İran olmayacak’ sloganları attılar. Türkiye hiç İran, Cezayir olur mu? Türkiye, Türkiye olur, gerici bir Türkiye olur. İşin kaynağına inmek lâzım. Aydınlarımız katliama katılanların cezalandırılmasını istiyor sadece. Onlar cezalandırılırsa Türkiye kurtulacak mı?

Devamı…“Suç ne bende ne de sende/ Suç seni karanlıklara gömenlerde” Aziz Nesin şiirleri

André BRETON: “Yüreği yoktur umutsuzluğun”

Olmak – André BRETON
Büyük çizgileriyle tanıyorum umutsuzluğu. Kanadı yok umutsuzluğun, akşam vakti deniz kıyısında bir taraçada, toplanmış bir sofrada kalayım demiyor. Umutsuzluk bu, o bir sürü olayların dönüşü değil bu, tıpkı akşam karanlığında bir karıktan öbürüne giden tohumlar gibi. Bir taşın üstündeki yosun ya da su bardağı değil o. Kardan elenmiş bir gemi o, ya da düşen kuşlara benzetebilirsiniz, ama kanlarının en küçük bir kalınlığı yok. Büyük çizgileriyle tanıyorum umutsuzluğu. Başa takılan süslerle çevrilmiş küçük bir şey o. Umutsuzluk o. Kopçası bulunamayan inci gerdanlık, bir ipe gelmez, böyle bir şey işte umutsuzluk. Gerisinden, ondan hiç söz etmeyelim. Başlamışsak bitiremeyiz umutsuzluğu.

Devamı…André BRETON: “Yüreği yoktur umutsuzluğun”

Nazım Hikmet’ten mektuplar “İçimde ikinci bir insan gibidir/ seni sevmek saadeti…”

ne güzel şey hatırlamak seni,
yazmak sana dair,
hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek :
filânca gün, falanca yerde söylediğin söz,
kendisi değil
edasındaki dünya…

Nazım Hikmet’tiin Piraye, Kemal Sülker, Orhan Kemal, annesi ve teyzesine hapishaneden yazdığı bazı mektupları 45. ölüm yıl dönümü anısına yayınlıyoruz.  Aşağıdan okuyabilirsiniz

 

Devamı…Nazım Hikmet’ten mektuplar “İçimde ikinci bir insan gibidir/ seni sevmek saadeti…”

Bir fotoğraf insan hayatını nasıl değiştirir?

Afrika’daki açlığı temsil eden bu fotoğraf 1994 yılında  fotoğraf dalında Kevin Carter’e “Pulitzer ödülü” kazandırdı. Görüldüğü gibi fotoğrafın teması açlıktan ölmek üzere olan siyah küçük bir kız çocuğunun  yakınına tüneyerek yemek için ölmesini bekleyen  bir  akbabadan oluşuyor. Açlıktan hareket edemez hale gelen çocuğun birkaç kilometre ilerdeki Birleşmiş Milletler yardım kampına gitmek için çaba harcadığı tahmin ediliyor. Bu hazin manzaranın karşısında ise o birkaç kilometre uzaklıktaki  kamptan gelen  Amerikalı fotoğrafçı Kevin Carter var. Geliyor görüyor, bakıyor ve  deklanşörüne bastıktan sonra  oradan uzaklaşıyor.  Kendisine iyi bir servet kazandıran bu ödül töreninden sonra tüm aramalara rağmen fotoğraftaki çocuk bulunamıyor. Çocuğa ne olabileceğini  üç aşağı beş yukarı hepimiz  tahmin edebiliyoruz  ama fotoğrafcıya ne olduğunu biliyor musunuz? 

Devamı…Bir fotoğraf insan hayatını nasıl değiştirir?