Kafkadan Milenaya mektuplar ‘Sevgili Milena’ – Gamze Varım


Milena’ya yazdığı mektuplarda Kafka’nın kendini vicdan muhasebeleriyle tükettiği anlaşılıyor. Kendi elinden çıkan çizimler de bunu gösteriyor. ‘Sevgili Milena’, Kafka’nın tutkulu bir aşkla bağlandığı Milena’ya yazdığı, kendini ele verdiği, iç sarsıntılarını ortaya koyduğu mektuplardan oluşuyor
“Hayır, hayır anlayamaz dünyayı, yabancısıdır yaşamın… Franz yaşayamaz, yaşama gücü olmadığından yaşayamaz. Esenliğe kavuşamayacaktır Franz, çok sürmez ölür… Sığınacak, başvuracak hiçbir aracı yok elinde. Bizim korunabileceğimiz şeyler onda olmadığından hırpalanıyor ya böylesine. Giyinik insanların arasında çırılçıplak dolaşan biridir o.”
Franz Kafka’yı işte böyle tanımlıyordu Milena. Kimbilir, çağımızın en büyük yazarlarından biri olmanın sırrı belki de bu savunmasızlıktır. Hayatının bir döneminde yazara en yakın insanlardan biri olan Milena, bu çok önemli saptamaları boşuna yapmamıştır hiç kuşkusuz. Kafka ile Milena, yalnızca mektuplarda kalsa da, büyük bir aşkın
kahramanlarıydılar ne de olsa.

Devamı…Kafkadan Milenaya mektuplar ‘Sevgili Milena’ – Gamze Varım

“Suç ne bende ne de sende/ Suç seni karanlıklara gömenlerde” Aziz Nesin şiirleri

Hiç kimse buyur etmedi beni
Bu dünyada hiçbir yere
Ama açtım bütün kapıları tekmeleyerek
Bütün engelleri göğüsleyip yıkarak
Buyrun dediler o zaman incelikle
Buyur ettiler
Ve
Buyurdum


Elimden geldiğince görevimi yaptım
Gülümsedim hıçkırıklarımı boğarak
Sonunda kimsenin yorulmadığı denli yoruldum
Artık kapılar açık kalsın
Bundan sonra gireceklere
Şimdi dinlenmeye gidiyorum
Hoşcakal güzel dünyam.

“Aydınlarımız ah-vah edebiyatı yaparak sokaklarda ‘Türkiye İran olmayacak’ sloganları attılar. Türkiye hiç İran, Cezayir olur mu? Türkiye, Türkiye olur, gerici bir Türkiye olur. İşin kaynağına inmek lâzım. Aydınlarımız katliama katılanların cezalandırılmasını istiyor sadece. Onlar cezalandırılırsa Türkiye kurtulacak mı?

Devamı…“Suç ne bende ne de sende/ Suç seni karanlıklara gömenlerde” Aziz Nesin şiirleri

André BRETON: “Yüreği yoktur umutsuzluğun”

Olmak – André BRETON
Büyük çizgileriyle tanıyorum umutsuzluğu. Kanadı yok umutsuzluğun, akşam vakti deniz kıyısında bir taraçada, toplanmış bir sofrada kalayım demiyor. Umutsuzluk bu, o bir sürü olayların dönüşü değil bu, tıpkı akşam karanlığında bir karıktan öbürüne giden tohumlar gibi. Bir taşın üstündeki yosun ya da su bardağı değil o. Kardan elenmiş bir gemi o, ya da düşen kuşlara benzetebilirsiniz, ama kanlarının en küçük bir kalınlığı yok. Büyük çizgileriyle tanıyorum umutsuzluğu. Başa takılan süslerle çevrilmiş küçük bir şey o. Umutsuzluk o. Kopçası bulunamayan inci gerdanlık, bir ipe gelmez, böyle bir şey işte umutsuzluk. Gerisinden, ondan hiç söz etmeyelim. Başlamışsak bitiremeyiz umutsuzluğu.

Devamı…André BRETON: “Yüreği yoktur umutsuzluğun”

Nazım Hikmet’ten mektuplar “İçimde ikinci bir insan gibidir/ seni sevmek saadeti…”

ne güzel şey hatırlamak seni,
yazmak sana dair,
hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek :
filânca gün, falanca yerde söylediğin söz,
kendisi değil
edasındaki dünya…

Nazım Hikmet’tiin Piraye, Kemal Sülker, Orhan Kemal, annesi ve teyzesine hapishaneden yazdığı bazı mektupları 45. ölüm yıl dönümü anısına yayınlıyoruz.  Aşağıdan okuyabilirsiniz

 

Devamı…Nazım Hikmet’ten mektuplar “İçimde ikinci bir insan gibidir/ seni sevmek saadeti…”

Bir fotoğraf insan hayatını nasıl değiştirir?

Afrika’daki açlığı temsil eden bu fotoğraf 1994 yılında  fotoğraf dalında Kevin Carter’e “Pulitzer ödülü” kazandırdı. Görüldüğü gibi fotoğrafın teması açlıktan ölmek üzere olan siyah küçük bir kız çocuğunun  yakınına tüneyerek yemek için ölmesini bekleyen  bir  akbabadan oluşuyor. Açlıktan hareket edemez hale gelen çocuğun birkaç kilometre ilerdeki Birleşmiş Milletler yardım kampına gitmek için çaba harcadığı tahmin ediliyor. Bu hazin manzaranın karşısında ise o birkaç kilometre uzaklıktaki  kamptan gelen  Amerikalı fotoğrafçı Kevin Carter var. Geliyor görüyor, bakıyor ve  deklanşörüne bastıktan sonra  oradan uzaklaşıyor.  Kendisine iyi bir servet kazandıran bu ödül töreninden sonra tüm aramalara rağmen fotoğraftaki çocuk bulunamıyor. Çocuğa ne olabileceğini  üç aşağı beş yukarı hepimiz  tahmin edebiliyoruz  ama fotoğrafcıya ne olduğunu biliyor musunuz? 

Devamı…Bir fotoğraf insan hayatını nasıl değiştirir?

Hasan Hüseyin Korkmazgil ve Haziran hüznü “pis bir ota değmiş gibi sızlıyor genzim/ dökülüyor etlerim/ sarı yapraklar gibi”

“3 Haziran 1963. Duyuyorum ki Nazım Hikmet ölmüş. Bir sanatçı için böyle bir haberi soğukkanlılıkla karşılamak olanaksız! ‘Hava leylak ve tomurcuk kokuyor /uy anam anam Haziranda ölmek zor’ dizeleri dökülüyor dudaklarımdan. 2 Haziran 1970. Duyuyorum ki Orhan Kemal ölmüş. Yine aynı dizeler, yine kendiliğinden… 1976’lara değin, bu türden acılarla doldum; dizeler beni bir kitaba zorluyordu. İşte ‘Haziranda Ölmek Zor’ böyle oluştu…” Hasan Hüseyin Korkmazgil
Názım Hikmet şiirlerini okuduğu için ihbar edildi; Üç yıla mahkûm oldu. Öğretmenlikten atıldı ve bütün kamu hakları elinden alındı.

Nazım Hikmet 3 Haziran, 7 yıl sonra Orhan Kemal   2 Haziran’da yaşama veda edince şair Hasan Hüseyin Korkmazgil  için  Haziran hüzün ayına döner. Şair önce “Haziranda ölmek zor” şiirini kaleme alır. Ancak içideki derin hüznü dizginlemeye bir şiir yetmeyince  bu şiirin ismini verdiği kitabı yazar.

Devamı…Hasan Hüseyin Korkmazgil ve Haziran hüznü “pis bir ota değmiş gibi sızlıyor genzim/ dökülüyor etlerim/ sarı yapraklar gibi”

Taraf gazetesi tarafını seçti, $atış için sağa geçti


Bir tesadüf(!) sonucu adını ve rengini (cennet yeşili)  kanlı Hizbullahın yayın organından alıp solcu yaftasıyla “piyasa” çıkan taraf gazetesi, izlediği haber politikasıyla kısa zamanda AKP’nin gayri resmi gazetesi haline geldi. Yayın hayatına başladığı ilk günden beri Ultra liberal Ahmet Altan ve ABD’nin basınelçisi Yasemin Çongar öncülüğünde tarafını ve niyetini  belli eden gazete,  bir iki mesele hariç her konuda Yeni Şafak ve Vakit’e politik destek sağladı.  Bununla da yetinmeyen  Taraf son olarak Deniz Gezmiş ve 68 kuşağına acımasızca saldırınca gerçek yüzü gösterdi. Öyle ki; Reha Muhtar bile “Deniz Gezmiş’e çamur atan zibidiler… ” başlıklı bir yazı  yazarak  Ahmet Altan ve saz ekibini  insafa davet etme gereği duydu.   TARAF gazetesi çalışanlarının bir bölümü ise  bu yayın politikasına tahammül edemeyeceklerini belirterek  istifa etti.

Devamı…Taraf gazetesi tarafını seçti, $atış için sağa geçti

Dünyanın bilenmeyenlerine doğru bir yolculuk; Sonsuzluk nedir?, sonsuzluğa ulaşmak münkün mü?

Selin Girit’in yayına hazırlayıp sunduğu dört bölümlük Sonsuzluğun Keşfi dizisi, BBC Türkçe’de ilk olarak 4-12 Eylül 2007 tarihleri arasında yayımlandı. Sonsuzluk, insanlığın başını sürekli ağrıtmış, algısının sınırlarını zorlamış bir kavram… Öyle ki, sonsuzluk üzerine kafa yormak filozofların ve matematikçilerin hem başlıca uğraşı, hem de korkulu rüyası oldu yüzyıllar boyunca. Çok sayıda bilimadamı, sonsuzluk üzerine düşünerek gerçeklikle bağlantılarını yitirdi, akıllarını sonsuzluğa kurban etti. Halbuki, sonsuzluk bir o kadar da günlük hayatla iç içe, çocukların dilinde bir kavram da aynı zamanda. Belki çocukken “Neden buradayım?”, “Kainat nasıl oluştu?”,”Uzay sonsuza dek uzanır mı?” gibi soruları siz de sormuşsunuzdur kendinize…

Devamı…Dünyanın bilenmeyenlerine doğru bir yolculuk; Sonsuzluk nedir?, sonsuzluğa ulaşmak münkün mü?

45 yıl önce bugün şair “Bir ağaç gibi devrildi” Nazım Hikmet için… – Louis ARAGON (1963)

.

“Baba!
Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım!
Ne zulüm, ne ölüm, ne korku başımı eğemez!
Yalnız senin elini öpmek için eğilir başım.
Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım…”

1 Ocak 1932

Hayır , yazamam, şimdi olmaz, rica ederim. Bırakın benim için bütünüyle ölsün, yoksa, daha önce, altmış yaşındaki bu delikanlı, bu sarışın boğa, ne hapisanenin, ne hastalığın, ne yaşın etkileyebildiği bu insan içimde tenütaze yaşadıkça hiç birşey yazamam. Şimdi olmaz. Daha sonra, söz veriyorum size yazacağım. Hatta, bu dergide, daha başka bir konu üzerinde, ölümünden değil, yaşamından söz edeceğim. Pentecote yortusu için sayfiyeye giderken Cumartesi sabahı satın aldığım “znamia” dergisinin son sayısını da götürmüştüm. Dergide Nazım’ın, “Les Romantiques” “Romantikler” adlı romanının son bölümü vardı. Yortu sırasında herkes onun değil Papa XXIII Jean’ın ölümünü bekliyordu her saat radyolarının başında. Ve pazartesi sabahı daha yaşıyordu. Nazım’a gelince, hiç birşey bizi uyarmamıştı.

Devamı…45 yıl önce bugün şair “Bir ağaç gibi devrildi” Nazım Hikmet için… – Louis ARAGON (1963)

Brezilya’da dünyadan ve İnsanlardan habersiz yaşayan bir kabile bulundu


Güney Amerika’nın, modern dünya ile hiç bağlantı kurmamış olan çok az sayıdaki topluluklarından biri daha  bulundu. Brezilya ile Peru sınırındaki bir bölgede yaşayan bu kabilenin kendilerini kırmızıya boyamış bazı üyeleri, fotoğrafları çeken uçağa karşı ok ve yaylarını gösterdiler.
Fotoğrafları çeken Brezilya hükümeti yetkilileri amaçlarının, bu kabilenin varlığını kanıtlamak ve yaşadıkları topraklarda kaçak ağaç kesimini engellemek olduğunu söylüyorlar.

Devamı…Brezilya’da dünyadan ve İnsanlardan habersiz yaşayan bir kabile bulundu

Ömer Hayyam Rubailer (3. Bölüm 261 – 389)

<[Rubailer 2. bölüm]261.
Şeyh fahişeye demiş ki: – Utanmaz kadın;
Her gün sarhoşsun, onun bunun kucağındasın.
Doğru, demiş fahişe, ben öyleyim; ya sen?
Sen bakalım şu göründüğün adam mısın?
262.
Her gün şarap cümbüşüne dalanların da
Her gece mihrap önünde kalanların da
Islanmayanı yok, yağmur altında hepsi:
Bir uyanık var, ötekiler hep uykuda.
263.
Haksızlık etmekten sakın, hak yoluna gir;
Yediğin ekmeği başkasına da yedir;
Cana kıyma, kimsenin sırtından geçinme,
Seni cennete sokmak benden: Şarap getir!
264.
Ben şarap içiyorum, doğrudur;
Aklı olan da beni haklı bulur:
İçeceğimi biliyordu Tanrı,
İçmezsem Tanrı yanılmış olur.

Devamı…Ömer Hayyam Rubailer (3. Bölüm 261 – 389)

Ömer Hayyam Rubailer (2. Bölüm 131 – 260)

<[Rubailer 1. bölüme git] 131.
Yerleri yapmış, gökleri kurmuşsun ama,
Sensin bunca gönülleri yakıp yıkan da.
Ne kızıl dudakları, ne altın saçları
Altmışın süprüntüler gibi kara toprağa.
132.
Toprak olup gitmişlere sorarsan
Ha gavur olmuşsun ha müslüman.
Kimler bu dünyada eğlenmemişse
Ötekinde yalnız onlar pişman
133.
Bu zamanda az dostun oldun, daha iyi.
Herkesle uzaktan hoş beş edip geçmeli.
Can gözünü açınca görüyor ki insan
En büyük düşmanıymış en çok güvendiği.
134.
Bilir misin, yüceler yücesi Tanrı,
Şarap ne zaman çoşturur içenleri?
Pazar, pazartesi, salı, çarşamba, perşembe,
Bir de cuma, cumartesi günleri.

Devamı…Ömer Hayyam Rubailer (2. Bölüm 131 – 260)

iki arada bir derede neyzen ve Dj Mercan Dede

Mercan Dede (DJ Arkın Allen), doğuya özgü Sufi müziğinin ilahi geleneğini çağdaş müziğin tinilariyla incelikli bir şekilde harmanlayarak eski ile yeniyi, Doğu ile Bati’yi birleştirmeyi amaçlıyor. Sufi inancına  bağlılığıyla taninan Dede, Sufi makamlarin yorumuna ve özgün bestelerin tınılarına ve doğa ile kültürel açıdan arada kalmış olmanın getirdiği çeşililik müziğine yansitiyor.

Devamı…iki arada bir derede neyzen ve Dj Mercan Dede

Ömer Hayyam Rubailer (1. Bölüm 1 – 130)

<[Ömer Hayyam kimdir]1.
Her sabah yeni bir gün doğarken,
Bir gün de eksilir ömürden;
Her şafak bir hırsız gibidir
Elinde bir fenerle gelen.
2.
Mal mülk düşkünleri rahat yüzü görmezler,
Bin bir derde düşer, canlarından bezerler.
Öyleyken, ne tuhaftır, yine de övünür,
Onlar gibi olmayana adam demezler.
3.
Felek ne cömert ne aşağılık insanlara!
Han hamam, dolap değirmen, hep onlara.
Kendini satmayan adama ekmek yok:
Sen gel de yuh çekme böylesi dünyaya!.
4.
Beni özene bezene yaratan kim? Sen!
Ne yapacağımı da yazmışın önceden.
Demek günah işleten de sensin bana:
Öyleyse nedir o cennet cehennem?

Devamı…Ömer Hayyam Rubailer (1. Bölüm 1 – 130)

Büyük oyunlarda küçük rol GAP’mak ve Gericiliğin devlet(cilik)le intihamı


40 yıllık Güneydoğu Aldatma Planı (meşur ismiyle GAP) üzerinden siyaset yapma şerefine 7 Cumhurbaşkanından sonra 11 nci Başkanımız  Recep Tayyip   Erdoğan da, gelecek yıl yapılacak belediye seçimleri sebebiyle  dahil ve nail oldu.  Artık bir inandırıcılığı kalmayan eski metin başlıkları üzerinden yapılan küçük değişiklikler dışında  neredeyse somut -yeni- hiç bir şeyin söylenmediği, bu gösteriye kendi taraftarları dahil olmak üzere kulak asan olmadı. Yarısından çoğu yandaşlarının olan  ‘özgür medya’mız da   yeterince yer bulmaması ise  ilginçti.  Zira gericiliğin elinde çocuk oyuncağına dönen “Devlet”  aracı daha kullanışlı bir malzemeye benziyordu çünkü.

Devamı…Büyük oyunlarda küçük rol GAP’mak ve Gericiliğin devlet(cilik)le intihamı

Üç güzel insan için tüşekkürler…

Yaşamın baharında üç fidan.  Adları, hayatları, hayalleri ve düşleri  farklı üç yürek, üç insan için  30 Mayıs’ta BİNKARD’ın düzenlediği ‘Yıldızlarımızla elele Dayanışma ve Moral Gecesi’ne katılarak üç yüreğin yanına yüreğini koyan, ses veren, başta sanatcılarımız; Agiri Jiyan (Ali Geçimli), Rojin, Kıvırcık Ali, Abbas Balçık, Ercan Papur ve Burhan Berken’e çok teşekkür … Devamı…

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org