Özgür Düşünce ve Resmi Propaganda -Bertrand Russell (1922 Moncure Conway konferansı)

Bugün onuruna toplanmış olduğumuz Moncure Conway yaşamını iki amaca vakfetmişti: düşünce özgürlüğü ve bireyin özgürlüğü. O zamandan bu yana bu iki konuda bazı şeyler kazanılmış, ancak bazı şeyler de kaybedilmiştir.
Geçmiş dönemlerdekinden biraz değişik şekillerde olmakla beraber bugün bazı yeni tehlikeler bu iki tür özgürlüğü tehdit etmektedir; ve bunları savunacak güçlü ve uyanık bir kamuoyu oluşturulamazsa, bundan yüz yıl kadar sonra, her iki özgürlükten de şimdikine göre çok daha azı kalmış olacaktır.

Bu makalede yeni tehlikeleri vurgulamak ve onlarla nasıl başa çıkılacağını tartışmak istiyorum.

Devamı…Özgür Düşünce ve Resmi Propaganda -Bertrand Russell (1922 Moncure Conway konferansı)

Samime Sanay, Sevilen Şarkılarıyla Cafrande.org’ta


1946 yılında Ankara’da dünyaya geldi. Sosyal Hizmetler Akademisi ve Eğitim Fakültesini bitirdi. Eğitim sosyolojisinde mastırını tamamladı. AÜ DTCF’nin Pedagoji Bölümünü bitirdi. Kısa bir süre sosyoloji hocalığı yaptı. İlk albümünü 1977 yılında Tam Plakçılıktan çıkardı. Bütünüyle klasik eserlerden oluşan bu albüm sanatçıya fazla bir popülerlik getirmedi. TRT bünyesinde 15 yıl süren müzik eğitimi ve uygulaması akabinde 1981’de Ankara Radyosundan istifa ederek İstanbul’da assolist olarak sahneye çıktı.

Devamı…Samime Sanay, Sevilen Şarkılarıyla Cafrande.org’ta

Gülten Kaya Röportajı: Artık bende savunma değil saldırgan refleksi gelişti mahvolan hayatımın hesabını sormak istiyorum

(…) evet ben masadaydım o sözler ağzından çıktıktan sonra inanılmaz hakaretler, yuhalamalar yükseldi salondan, zaten haberler gösterdi ama montajlı   o kadar hakaret edildi ki onlar duyulmuyor. Bir “gazeteci” kadın sünnetsiz pezevenk diye bağırıyor. Atın bunu öcalan’ın yanına, atın bu adamı dışarı, asın vb. (…) O sırada sağ olsun orada ki garsonlar bizi korudu onu hiç unutmuyor o tablo benim için çok şeydir çok hüzünleniyorum.  (…) salon öyle bir durumdaydı ki 10. yıl marşı söyleniyordu. Bir tek Mehmet Aslantuğ var bize destek olan. Bir de Savaş Ay. Her şey sakinleşir diyoruz böceğin biri sahnede ajitasyon yaratmaya başladı.  (…) şöyle görüyorum, İbrahim Tatlıses, Mahsun kırmızıgül, Ajda Pekkan, Kadir inanır, Edip Akbayram, Mustafa Topaloğlu, Özcan Deniz var ve bu isimlerin hepside 10. yıl marşını ayakta söyleyen isimler. Evet ve işte bunlar linç gösterisine katılanlar. Sanatçılar yani hiçbirisinde bir sağduyu yok bu ülkede kardeş bir halk var onların bir dili var onların bir kültürü var, ne dedi bu insan diyen yok… İnanılır gibi değil ama bunların içinde  kürt sanatçılarda var.

Devamı…Gülten Kaya Röportajı: Artık bende savunma değil saldırgan refleksi gelişti mahvolan hayatımın hesabını sormak istiyorum

Öykü, Kısa Öykünün Ataları ve Akrabaları

Yazın terimleri sözlüklerinde, kısa öykünün öncüleri, ataları, akrabaları, yakınları olarak, yazınsal kısa öykünün zaman içinde gelişip serpilmesine kaynak ve örnek oluşturan türler şöyle tanımlanıyor:

Fıkra (anectode): Bir kişiye, olaya ilişkin öykü ya da kısa anlatı. Fıkra tarzında sapmalar, düzyazı olsun şiir olsun, anlatımın ortak özellikleridir.
Hayvan Destanları (beast epics): Hayvanları konu alan, sahte destan biçemini benimseyen, çoğunlukla uzun kinayeli öykü. Phaderus’un derlediği ilk Latin fablları, Avrupa yazın dizgesi içinde bulunan çok sayıda fabl için Ezop’tan sonar en önemli esin kaynağı oldu. Hayvan destanının amacı, çoğu fablda olduğu gibi yergiydi. Orwell’ın Hayvanlar Çiftliği (Animal Farm) adlı yapıtı (1945) günümüz hayvan destanı geleneği içinde sayılır.

Devamı…Öykü, Kısa Öykünün Ataları ve Akrabaları

Dünya edebiyatının en büyük yazarlarından biri; Johann Wolfgang von Goethe

Johann Wolfgang von Goethe, 18 Ağustos 1749 yılında, Frankfurt’da doğdu. Nesilden nesile gelişip zenginleşmiş Thuringen’li bir esnaf ailesinin çocuğuydu. Babası geniş kültürlü bir hukuk bilginiydi. Goethe de babası gibi hukuk okudu. Hukuk tahsilini 1765’ den 1768’e kadar Leipzig’de; 1770-1771 yıllarında da Strasbourg’da yaptı. Sonra avukatlığa başladı. 1775 sonbaharına, yani Weimar’a yerleşinceye kadar yirmi sekiz davaya baktı. Bu arada bir takım şiirler yazdı, ilk şiirlerini yaktıktan sonra, bazılarını kitaplar halinde yayınladı. Goethe’nin sanat hayatında, Strasbourg’da geçirdiği günlerin büyük önemi vardır. Sanatındaki ustalığına burada erişti. Bir takım çağdaş sanatçılarla düşüp kalktı. Fredfârique Brion’la da gene bu şehirde tanıştı; aralarındaki aşk tamamiyle plâtonikti, üstelik de acı bir ayrılışla sona erdi. Ama Goethe’nin bu aşkın etkisiyle yazdığı şiirlerin, Alman edebiyatının ilk modern şiirleri oldukları söylenebilir.

Devamı…Dünya edebiyatının en büyük yazarlarından biri; Johann Wolfgang von Goethe

Alain Badiou: Ötekini tanımaya dayalı her türlü etik hüküm kesinlikle terk edilmelidir

Özellikle Nazizm sonrasında yeni bir kimliğe bürünen etik kavramı, günümüz dünyasına gelinene değin düşün alanında gitgide daha fazla yer kapladı. Her şeyden önce insan hakları alanıyla bağlantılı olarak önümüze gelen bu kavram, tıp, medya, hukuk vb. alanlarda da sık sık tartışma konusu oluyor.
Söz konusu tartışmalarda genellikle neyin etiğe uyduğu, neyin uymadığı, şu ya da bu tikel alanın etiğinin nasıl olması gerektiği üzerinde duruluyor. Ama etik kavramının kendisi sorgulanmıyor, sorgulansa dahi ürkekçe dokundurmaların ardından Kant’a kadar uzanan bir dizi referans vermekle yetiniliyor.
Peki bunun ötesine geçilebilir mi?  Philosophie’de felsefe dersleri dışında, matematikten sanata, radikal siyasete kadar pek çok alanda uğraş vermekte olan Alain Badiou bunu amaçlıyor.

Devamı…Alain Badiou: Ötekini tanımaya dayalı her türlü etik hüküm kesinlikle terk edilmelidir

Rus oyun yazarı, romancı ve hikaye yazarı; Maksim Gorki

Maksim Gorki (1868 Nihzni Novgorod- 1936 Moskova)
Bir marangozun oğlu olan Gorki, anababasız kaldıktan sonra çocukluğunu büyükbabasının yanında geçirdi; 11 yaşından sonra geçimini aç ve evsiz olarak, çok zor koşullar altında çeşitli işlerde çalışarak sağladı; okumayı Volga’daki bir gemi aşçısından öğrendi, halkın çok zorlu yoksuk yaşamına yakından tanık oldu. Kazan Üniversite’ne girmek istediyse de bıraktı, onun yerine Kazan’da devrimci anlayışta insanlar bularak kentte ilk devrimci çevreyi kurdu, 1891’de yaşamsal gerçekleri yoğun inceleyebilmek için tüm Rusya’yı kapsayan bir geziye çıktı; 1892’de ilk hikayesini yayınladı, 1900’de “aylak” yaşama son verdi romantik biçemden dönerek ilk gerçekçi romanlarını yazmaya başladı: Petersburg’da kurduğu Znaniye (Bilgi) Yayınevi’nden çağdaş yazarların (Andreyev, Bunin, Çehov, Kuprin, Serafimoviç) gerçekçi, devrimci yapıtlarını yayınladı;

Devamı…Rus oyun yazarı, romancı ve hikaye yazarı; Maksim Gorki

Mutluluk üstüne – Montagne (Denemeler)

İnsanın son gününü beklemeli her zaman Mutlu dememeli ona ölmeden Cenazesi kaldırılmadan.  (Ovidius)
Bu konuda Krezus’u hikayesini çocuklar da bilir; Pers kralı onu esir edip ölüme mahkum edince sehpaya giderayak, Ah Solon, ah Solon! diye bağırmış. Krala götürmüşler bu sözü, o da ne demek istediğini sordurunca Solon’un kendisine verdiği bir öğütün ne doğru çıktığını anlatmış. Solon bir gün demiş ki ona: «Talih ne kadar güleryüz gösterirse göstersin, ömürlerinin son günü geçmeden insanlar mutlu saymamalı kendilerini; çünkü insan hayatı kararsız, değişkendir; ufacık bir eylem yüzünden bir durumdan bambaşka bir duruma geçiverir.»

Devamı…Mutluluk üstüne – Montagne (Denemeler)

Düşünce Değiştirmek – Melih Cevdet Anday

Bir düşünceye ölüme değin bağlı kalmak, eskiden beri övüle gelmiştir. Ama çoğun, o düşüncenin niteliği değildir beğenilen, salt bağlılık erdemidir. Nice devrimciler bilirim, başına şapka giymemek için Mısır’a gittiğinden ötürü Mehmet Akif’i övmüşlerdir. (…)
Ataç’ı sık sık düşünce değiştirmekle suçlarlardı. Önden sevdiği bir ozanı sonradan yerermiş;bir gün şunu dediyse, ertesi gün tam tersini söylenmiş. Anımda aldanmıyorsam, Ataç, bir yazısında, aşağı yukan, şöyle yanıtlamıştı onu yerenleri:

Devamı…Düşünce Değiştirmek – Melih Cevdet Anday

Film Bir “Fitil”, Kamera Bir “Tüfek”, Projektör İse “Saniyede 24 Kare Ateş Edebilen Bir Silah”tır (5)

6. Latin Amerika Sinemasından Bir Örnek…
<öncesi]  Bu sinemanın manifestosunu ve en etkin örneğini Fernando Solanas ve Octavio Getino artık efsaneleşen Fırınların Saati adlı filmiyle verdi.[32] Filmin yapım tarihi tarihsel bir dönem olarak 1968 yılına denk düşmüştür; bu dönem bir bütün olarak devrim öforisinin olduğu (aşırı zindelik hissi) bir dönemdir. “Fırınların Saati” bir manifestoyla birlikte üretildi ve aynı zamanda kendisi bir manifesto olarak kullanıldı. Üretiminden gösterimine her aşamada militan olarak tasarlandı ve geniş bir katılımla tartışıldı. Deyim yerindeyse, bugün Latin Sineması denildiğinde dünya genelinde akla gelen ilk film Fırınların Saati olmaktadır.

Devamı…Film Bir “Fitil”, Kamera Bir “Tüfek”, Projektör İse “Saniyede 24 Kare Ateş Edebilen Bir Silah”tır (5)

Düşünürlere Göre Yaşama Son Vermenin Felsefi Sebepleri

Modern kapitalist dünyada ortalama olarak her 3 saniyede 1 kişi intihar (öz kıyım) girişiminde bulunmakta; her 40 saniyede 1 kişi öz kıyım sonucu yaşamını yitirmektedir. Tüm ölümlerin % 0.4-0.9 unu oluşturan intihar  kişiyi ve çevresini etkilemesi yanında, sonraki nesiller ve toplum üzerindeki etkileri nedeniyle günümüzde önemli bir toplumsal sorundur. Bu konuya yapılan araştırmalar; intiharın erkeklerde kadınlara oranla   2,7 kat daha fazla olduğunu ortaya çıkarmış. Erkekler daha şiddetli metotlar (asılma, kendini silahla vurma gibi) yeğlerken, kadınların ilaç ve boğulmayı seçtikleri gözlenmiştir. Toplumsal açıdan   etnik gruplar ve azınlık konumunda olanlar birbirlerine daha bağlı olduklarından daha az öz kıyıma yönelirken, göçmenler henüz ortama alışamadıkları için daha yüksek oranlara sahip olduğu tespit edilmiştir.

Düşünürlere Göre Yaşama Son Vermenin Felsefi Sebepleri
Çağlar boyunca toplumlar intihara farklı tepkiler göstermişlerdir. Kimi toplumlarda desteklenen ve doğru bir davranış olarak kabul edilen intihar, diğer bazı toplumlarda ise olumsuz bir davranış olarak değerlendirilmiştir.

Devamı…Düşünürlere Göre Yaşama Son Vermenin Felsefi Sebepleri

Latin Amerika Sinemasının Özgünlüğü, Genel Tarihi ve Anti-Emperyalist Filmlerin İncelenmesi (4)


5a) Latin Amerika Kıtasının Özgünlüğü

<öncesi] Bu deneme, yönetmenlerin manifestolarından yapılan alıntılar ve Latin Amerika’nın özgünlüğüne dair yapılan vurgular, teorikleştirilmiş, dinamik ve bitmemiş bir Latin Amerikalı sinemasal hareketin üzerine yapılan bir çalışmanın parçası olarak kabul edilmelidir. “Sinemasal temsilin tarihi”ne belirli anlamlarda karşılık gelirken, bir yandan Yeni Latin Amerikan Sineması hareketinin bir yandan ulusal ölçekli olma, öte yandan bir kıtanın bütününü temsil ettiğini unutmamaya çalışmaktadır. Bunların dışında özgün bir yanı da vardır;

Devamı…Latin Amerika Sinemasının Özgünlüğü, Genel Tarihi ve Anti-Emperyalist Filmlerin İncelenmesi (4)

Alexander, John White ( 1856 Pensilvanya – 1915 )

Amerikalı sembolist ressam. Alexander’ın sanatsal çizgisi, Amerikan sanatında, özellikle de plastik sanatlarda biçim ve estetik sorununun; madde-özne ilişkisinin, evrensel değerlere atıfta bulunan gerçekçilik ile çoğu kez yerel düzlemde anlam kazanan ifadecilik zemininde tartışıldığı bir dönemde olgunlaşıp gelişti. New York’da bulunduğu erken dönemlerinde çizgiye ilgi duydu ve Harper Kardeşler için kitap … Devamı…

Öykü, yazı, şiir ve oyunlar hazırlan­mış tek kişilik bir oyun; Birtakım Azizlikler*

Oyuncu (kız veya erkek): İster aydın olsun, ister halktan bir yurttaş, bugün herkesin mem­leketin durumunu bilmesi ve birbirine “Nereye gidiyoruz?” diye sor­ması gerekir ki, durumumuzu açıkça bilip yurttaşlık görevimizi ya­palım, gerektiğinde hükümeti de uyaralım; yurttaşlık görevi bunu gerektirir.
Ne yazık, öyle yurttaşlar biliyoruz ki, sabahleyin evlerinden çık­tıklarında daha nereye gideceklerini bile bilmiyorlar. Eğer bizler, bi­rer yurttaş olarak nereye gideceğimizi bilmezsek, hükümet nerden bilsin? Biz her şeyi hükümetten bekliyoruz. Şurası bir gerçek ki hiç­bir hükümet, ne kadar geniş polis kadrosu olursa olsun, yine de ayrı ayrı her yurttaşın nereye gittiğini bilemez. Değil mi efendim? Buna polis yetmez. Demek ki, biz emniyet makamlarına yardımcı olmak için birbirimizi izleyerek, her yurttaşın, hatta kendimizin nereye git­tiğini bildirmeliyiz ki, hükümet de ona göre nereye gidildiğini bile­rek gereken önlemleri alsın.

Devamı…Öykü, yazı, şiir ve oyunlar hazırlan­mış tek kişilik bir oyun; Birtakım Azizlikler*

3. ŞİDDET? Üçüncü Dünyalı Sanatsal Üretim Sürecinde ve Siyaset’te Neden Şiddete Başvurur? (3)

<öncesi] O zaman tam bu noktada Türkiye’de bir insanın, bir akademisyenin ya da adayının, ya da bir sinema tarihçinin eğer kendisine konu olarak Latin Amerika’yı almışsa şunu sorması gerekir;
Bu tarihsel sürece hangi konumdan bakıyorsun? Karşındakini kim olarak görüyorsun, onun koşullarını hissedebiliyor musun? Bir insan olarak Latin olanı, yani yerliyi Batılı kavramların, değerlerin, tarih bilincinin, sosyal sınıfının penceresinden görmekten kurtulabilecek misin? Yepyeni koşullarda insanlarla karşılaştığını, bu topraklarda her şeyin çıplak olarak yaşandığını, bu insanların ellerindeki kamerayı, kameranın içindeki negatifleri “sanat yapmak aşkına değil de, ekmek mücadelesinin ve ekmeği yerken özgür olma isteğinden doğmuş bir çabanın parçası olarak -hatta sıradan bir parçası- gördüğünü anlayabilecek miyiz? Karşındaki insan bu kamerayla kendi toprağının yerlisini anlatırken onu ötekileştirmemek için gösterdiği çabayı 2009 Türkiye’sindeki “yazar adayı” gösterebilecek mi?

Devamı…3. ŞİDDET? Üçüncü Dünyalı Sanatsal Üretim Sürecinde ve Siyaset’te Neden Şiddete Başvurur? (3)

Üçüncü Dünya aydını olarak Frantz Fanon: Üçüncü Dünya aydının Batıdan kopuşunun ideal modeli (2)

frantz-fanon<<Öncesi] Fanon, niçin ideal modeldir? Fanon başlangıç noktasında sömürge altında yaşayan ve Afrika kökenli bir aileden gelmektedir. Kendisi yetenekli, istidatlı, zeki birisidir. Hayatta kendi dar çevresinden ilk çıkış denemesi Cezayir’i sömürgeleştiren ulusun tehdit altında olması (Fransa ve Fransa’nın Naziler tarafından işgal edilmesi) durumunda bu ulusun bağımsızlığı için verdiği silahlı direnişe katılmasıyla oluşmuştur. Ancak bizzat ırksal nedenleri dolayısıyla, yetenekli olmasına rağmen, efendileri için çalışırken ırksal ayrımcılığa maruz kalmıştır. Daha sonra bu askeri hizmetinin karşılığında efendilerinin okullarında eğitim alma şansını kazanmıştır. Bu eğitim ilk önce liseyi bitirme daha sonra Fransa’da üniversite eğitimi alması nedeniyle üst seviyededir.

Devamı…Üçüncü Dünya aydını olarak Frantz Fanon: Üçüncü Dünya aydının Batıdan kopuşunun ideal modeli (2)