Orhan Veli: Der­ler ki in­ti­har bir ira­de işi­dir. Ben bu­na inan­mı­yo­rum. İn­ti­har bir ira­de­siz­lik­tir

Ki­mi­le­ri der­ler ki in­ti­har bir ira­de işi­dir. Ben bu­na inan­mı­yo­rum. İn­ti­har bir ira­de­siz­lik­tir. Dün­ya­da­ki güç­lük­le­ri ye­ne­bi­len, o ira­de­yi gös­te­re­bi­len kim­se ko­lay ko­lay ölü­me ra­zı ol­maz. Ölü­me ra­zı olan, hiç­bir şey­le ce­del­le­şe­me­yen, bu sa­vaş­ta bü­tün ümitle­ri­ni kay­be­den ki­şi­dir.

Aya­ğı­mın al­tın­da­ki top­rak, kun­du­ra­la­rı­ma ya­pış­ma­ya baş­la­dı. Git­tik­çe ça­mur içi­ne gi­ri­yo­rum. Şöy­le ile­ri­ye doğ­ru bak­tım: Ba­tak­lık. Sa­ğa doğ­ru gi­der­sem saz­la­rın ara­sın­da ku­rak­ça bir yol bu­lu­rum di­ye dü­şün­düm. O ya­na yü­rü­düm. Büs­bü­tün ba­ta­ğa gir­dim. San­ki saz­la­rın ara­sın­dan su fış­kı­rı­yor. Ama, ne olur­sa ol­sun, mut­la­ka de­niz kı­yı­sı­na gi­de­ce­ğim. İki yıl bu, di­le ko­lay! Gi­de­ce­ğim, de­ni­ze gi­de­ce­ğim.

Ayak bi­lek­le­ri­me ka­dar ba­ta­ğa gir­dim. Her adım atı­şım­da bi­raz da­ha ba­tı­yor­dum. Dur­dum. Ba­şı­mın üze­rin­de ko­ca­man ko­ca­man de­niz kuş­la­rı be­lir­di. Be­yaz ka­nat­la­rı­nı aç­mış­lar, çığ­lık çığ­lı­ğa, dö­nüp du­ru­yor­lar. Ne vah­şi, ne kor­kunç bir man­za­ra! On­la­rın çığ­lık­la­rı dı­şın­da, in­sa­nın tüy­le­ri­ni di­ken di­ken eden bir ölüm ses­siz­li­ği var. Ölü­mü dü­şün­düm. Ölüm­le­rin en kö­tü­sü, bir ba­tak­lık­ta, çır­pı­na çır­pı­na, ümi­din her an bi­raz da­ha azal­dı­ğı­nı gö­re gö­re öl­mek­miş gi­bi duy­muş­tum. O gel­di ak­lı­ma. De­niz uğ­ru­na, de­ni­ze el sü­re­bil­mek uğ­ru­na ölüm! İs­te­mi­yo­rum öl­mek. Oy­sa­ki bun­dan ev­vel kaç de­fa ölü­me ra­zı ol­muş­tum. Ra­zı ol­mak da de­ğil, in­ti­har et­me­yi bi­le dü­şün­müş­tüm.

Ki­mi­le­ri der­ler ki in­ti­har bir ira­de işi­dir. Ben bu­na inan­mı­yo­rum. İn­ti­har bir ira­de­siz­lik­tir. Dün­ya­da­ki güç­lük­le­ri ye­ne­bi­len, o ira­de­yi gös­te­re­bi­len kim­se ko­lay ko­lay ölü­me ra­zı ol­maz. Ölü­me ra­zı olan, hiç­bir şey­le ce­del­le­şe­me­yen, bu sa­vaş­ta bü­tün ümitle­ri­ni kay­be­den ki­şi­dir. O ümit­le­ri kay­bet­mek için de, in­sa­nın, ken­di­si­ni dün­ya­ya bağ­la­ya­cak hiç­bir şe­yi ol­ma­ma­lı. Ne pa­ra, ne pul, ne aşk, ne mu­hab­bet, ne şe­ref, ne na­mus. Ama şim­di ben öy­le mi­yim ya! Hiç­bir şe­yim ol­ma­sa bi­le gün­de beş li­ra ka­za­na­bi­le­ce­ğim. Beş li­ra! Az pa­ra mı?

Bu beş li­ray­la pe­kâ­lâ kar­nı­mı do­yu­ra­bi­lir, ısı­na­bi­lir, gi­yi­ne­bi­lir, dün­ya­nın pa­ra­sız olan bü­tün ni­met­le­rin­den fay­da­la­na­bi­li­rim. Gök­yü­zü­nün par­lak­lı­ğı, de­ni­zin ma­vi­si, ağaç­la­rın ye­şi­li, top­ra­ğın sı­cak­lı­ğı, su­la­rın se­si, ha­va­da uçan kuş­lar, rüz­gâ­rın ge­tir­di­ği çi­çek ko­ku­la­rı… Na­sıl vaz­ge­çe­rim bun­lar­dan? Ha­yır, öl­mek is­te­mi­yo­rum…

Pe­ki, ya de­niz? İş­te, on beş da­ki­ka­lık yo­lum kal­mış, de­niz kuş­la­rı, çığ­lık çığ­lı­ğa, hâ­lâ dö­nüp du­ru­yor­lar. Vaz­ge­çe­me­ye­ce­ğim de­niz­den. Tek­rar et­ra­fı­ma ba­kın­dım. Bi­raz da­ha ku­ru bir yol ara­dım. Ga­li­ba, azı­cık gay­ret edip da­ha sa­ğa gi­der­sem ku­rak bir ye­re çı­ka­bi­le­ce­ğim. Ya­vaş ya­vaş, su­la­ra, ça­mur­la­ra ba­ta ba­ta, o ya­na doğ­ru iler­le­dim. Gay­ret! Bi­raz da­ha! Bi­raz da­ha!
De­di­ğim ol­du. Üs­tün­de toz ta­ba­ka­la­rı bu­lu­nan, düm­düz, kup­ku­ru bir ye­re gel­dim. Ge­lir gel­mez de koş­ma­ya baş­la­dım. Kı­yı­ya bir an ev­vel var­ma­lı­yım.

Saz­lar­la, ka­mış­lar­la ör­tü­lü bir tüm­se­ği at­la­dım. Kı­yı­da­yım. Ayak­la­rı­mın al­tın­da kum­la ka­rı­şık ça­kıl taş­la­rı. Su­lar ayak­la­rı­ma ka­dar ge­li­yor. Sığ bir sa­hil. Sa­hi­lin üç met­re ge­ri­sin­de va­toz ölü­le­ri, iri iri şey­tan mi­na­re­le­ri, içi bo­şal­mış pi­na ka­buk­la­rı. Ne vah­şi bir de­niz! Hiç böy­le­si­ni gör­me­mi­şim.
* * *

Be­yaz ka­nat­lı kuş­lar, hep çığ­lık çığ­lı­ğa, ba­şı­mın üze­rin­de. İçim­de son­suz bir se­vinç. Ba­ğır­mak is­ti­yo­rum: “Boş ver!” di­ye hay­kır­mak is­ti­yo­rum, “Beş li­ra­ya da boş ver!”

Orhan Veli
Hoşgör Köftecisi

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Denemeler: Üç Tür İlişki Üzerine – Michel de Montaigne

İnsanın eğilimlerine ve mizacına aşırı bağımlı olmaması gerekir. Bizim temel niteliğimiz, çeşitli durumlara kendimizi uyarlamayı bilmemizdir. Tek bir yaşam tarzına...

Kapat