Önce Vatan mı Aşk mı? Aşk be!.. Önce de aşk, sonra da aşk! – Aziz Nesin

Aziz-NesinNe bilmiyor şimdi ne yapacak? dedi. Alman sarışının hoşa giden kırma bir Türkçesi vardı. Tren, bizim sınırdan geçip Yunanistan toprağına girinceye kadar konuşmamıştı. Türkiye sınırını aşınca dili çözüldü. Bir daha karşılaşmayacağı bir yabancıya tiren yolculuğunda içini dökerek rahatlamak istediğini anladım. İkinci Dünya Savaşı sona erdikten üç yıl sonra, babası İtalya’daki esir kampından döndüğü zaman, ağabeysi Klepzig bir tekstil fabrikasında muhasebede çalışan memurmuş. Babası, savaşın kan ve ateş denizinden yaralanmadan, burnu bile kanamadan çıkmakla övünürmüş. Brigitte’nin ağzıyla, babası şöyle diyormuş:
– Harpten kim döndü, hep eksik döndü, azalmış döndü, bir ayak yok döndü, kol yok döndü. Benim baba geldi yok eksik; var biraz fazla ağırlık, altmış kilo gitmiş, geldi yetmiş kilo şişman…

Üç odalı evde oturuyorlarmış; odanın birini, tedavi için Almanya’ya gelen bir Türk kızına kiralamışlar. Brigitte’nin dediğine göre, kızı doktorlar değil, ağabeyi Klepzig tedavi etmiş, tedavi sonunda da kız gebe kalmış. Evlenmek için istanbul’a gelmişler. Klepzig, babasına mektup yazmış: “Hıristiyan olduğum için, çocuğumun annesiyle evlenmeme, karımın babası razı olmuyor; nikâh kıyılması için Müslüman olmamı istiyorlar.” Brigitte anlatıyor:
– Benim baba yazdı Klepzig: “Çocuk var, sen evleniyor; sen evleniyor, olacak Müslüman!”
Klepzig Müslüman olmuş, bu kez de kızın babası, “Türk olacaksın!” demiş. Brigitte anlatıyor:
– Benim baba yazdı Klepzig: “Çocuk var, sen evleniyor; sen evleniyor, Müslüman olacak, Türk olacak, ne isterlerse olacak!”

Klepzig Türk uyruğuna giriyor. Bu sefer de kızın babası, “Sünnet olacaksın!” diyor.
Brigitte’nin babası, sünnetin nasıl bir iş olduğunu anlayınca küplere biniyor. “Sağ kalabilenlerin bile ancak azalarak, eksilerek döndükleri savaştan ben tastamam çıkayım da, sen nasıl olur, isteğinle kendini eksiltirsin? ” diye oğluna kızıyor. Brigitte’nin ağzıyla babası şöyle diyormuş:
-Evlenecek, var… Müslüman olacak var… Türk olacak, var… Ama sünnet olacak, yok…
Klepzig, sünnet olup evlenince de, “Yok, sen benim çucuk… ” diye öz oğlunu reddediyor.
Demek bu Alman ailesinin şansı Türklerden açılmış ki, boşalan odayı bu sefer başka bir Türk öğrenci kiralıyor, yakışıklı bir Türk delikanlısı. Oğlunun sünnet olmasına baba o kadar kızmış ki, Brigitte Türk delikanlısıyla evlenmeye kalkınca, acısını ondan çıkarmaya kalkmış. “Sünnetli mi?” diye sormuş kızına. Brigitte de,
– Evet, sünnetli, dedim. “Bilseydim, sünnetsiz derdim,” diyor.
Ama zavallı kız ne bilsin babasının niyetini… İnatçı Alman bu sefer tutturuyor: “Türkler evlenmesi için benim oğlumu sünnet edip azalttılar. Bu sünnetli Türk de eksik olanını taktırsın, kendini tamamlatsın gelsin, öyle alsın kızımı!”

Yalvarmışlar, yakarmışlar, sünnetin sağlık bakımından yararlarını anlatmışlar, Yahudilerin de sünnet olduğunu söylemişler, kesilen sünnetlik parçanın eklenemeyeceğini açıklamışlar; ama inatçı Alman’a ne denilse boş… O, bunların hepsini pek güzel biliyor ama, oğluna yapılanın acısını çıkaracak; “Estetik ameliyatla tamamlansın!” diyormuş. “Tamam, istediğin oldu,” diye yutturulacak adam da değil, ya “Göreceğim… ” derse…
Brigitte, babasının bu uygulanamayacak saçma önerisini dinlemeyip delikanlıyla istanbul’a gelmeye kalkınca, bu sefer babası yalvarmaya başlıyor:
– Gitme kızım, etme kızım… Türkiye’de harem var. Orada her erkeğin hareminde kırk tane karısı var. Kimbilir sen bu adamın kaçıncı karısı olacaksın… Sana orada çok kötülük yaparlar. Sen kafes arkasına hapsederler, döverler, işkence ederler.
Türk delikanlısı bunları duyunca, Türkiye’den resimli kitaplar, dergiler getirtip, Brigitte’nin babasına uzun uzun Atatürk Türkiye’sini, Cumhuriyet Türkiye’sini, demokrasi Türkiye’sini anlatıyor; kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olduklarını, yargıçlık, savcılık, mühendislik, doktorluk ettiklerini söylüyor. Adam da ister istemez razı oluyor. Brigitte’yle delikanlı istanbul’a gelince, delikanlının babası, “Evlenmeniz için kızın adı Bedriye olacak,” demiş. Brigitte Bedriye olmuş. Sonra, “Türk olacak,” demiş, daha sonra da, “Müslüman olacak!” demiş. Brigitte’nin babası mektup yazmış; “Sünnet var, kaç gel… Sünnet yok, başka herşey var. Tek sünnet olma da, ne olursan ol… “

Evlenmişler. Çok mutlu imişler… Bedriye ilk çocuğunu doğurmadan bir ay kadar önce bir gece kocası,
-Bedriye sevgilim, demiş, çok zor durumdayım. Bitürlü karar veremiyorum. Kararı sen vereceksin. Sen ne dersen öyle yapacağım. Sana bir sorum var, söyle bana: Önce aşk mı, vatan mı? Brigitte, vatan aşkının bütün aşklardan çok üstün olduğunu anlatan filmler görerek, konferanslar okuyarak yetişmiş olduğu için, hemen cevabı yapıştırmış:
– Vatan elbette herşeyden üstündür sevgilim… Kocası,
-Ben de senden böyle bir cevap beklerdim sevgilim, demiş, mademki vatan aşktan önce gelir, öyleyse seni boşamak zorundayım, ayrılacağız…
Vatanla boşanmanın ilgisini anlayamayan Bedriye çok kötü bozulmuş. Kocası açıklamış:
– Ben yedek subay okuluna gidip yedek subay olarak “vatani vazife “mi yapacağım. Bizim kanunlara göre, Türk ordusunun subayları yabancı kadınla evli olamazlar.
-Ama ben yabancı değil, ben Bedriye… -Olsun… Şimdi Bedriye ama
eskiden Brigitte… -Ama ben Müslüman..
-Olsun… Şimdi Müslüman ama eskiden Hıristiyan…
-Ama ben Türk…
– Olsun… Şimdi Türk ama eskiden Alman… Kanun müsaade etmiyor, ya boşanacağız, ya subay olamayacağım. Şimdi boşanalım, “vatani vazife “mi bitirince yeniden evleniriz.

Boşanacaklar ama, mahkemeye ne gerekçe göstermeli? Şiddetli geçimsizlik… Karıkoca ağlaya ağlaya değil, güle oynaya mahkeme kararıyla birbirlerinden ayrılmış oluyorlar; gerçekteyse yine bir evde, birara-da, birlikte yaşıyorlar. Çocukları oluyor. Kocası, yedek subaylığını bitirip terhis olunca, ikinci kez nikâh kıydırıp evleniyorlar. Aradan bikaç yıl geçiyor. Bir gece kocası,
– Bedriye, diyor, çok zor bir durumdayım. Kararı sen yereceksin. Sen ne dersen öyle yapacağım. Şimdi söyle bana: Önce vatan mı, aşk mı? Bedriye soluk almadan,
– Önce vatan! diyor.
– Ben de senden bunu beklerdim karıcığım… Mademki önce vatan, öyleyse boşanacağız. Beni ihtiyat hizmeti için askere çağırdılar. Yedek subaylık yapabilmem için ayrılmalıyız.
İkinci kez “şiddetli geçimsizlik” yüzünden mahkeme kararıyla boşanıyorlar. Kocası terhis olunca bir daha nikâh kıydırıyorlar. -Bedriye sevgilim! -Söyle canım…
– Vatan mı üstün, aşk mı?
Üç çocuk anası Bedriye, sabırlı kadın… -Vatan üstün, vatan…
– Öyleyse boşanacağız…
Üç kez boşanıp evlendikten sonra kocası yine soruyor:
– Bedriye…
– Söyle şekerim…
– Vatan mı üstün, aşk mı?.. Bedriye şaşırıyor,
– Yine ne var?
Bu kaçıncı vatan hizmeti?
-Bu sefer askere gitmiyorum Bedriye… Hariciye memuru olacağım da… Hariciye memurları, bizim kanuna göre yabancı kadınla evli olamazlar. Ya sen, ya istikbalim?.. Ya aşk, ya vatan?..
“Şiddetli geçimsizlik” yüzünden mahkeme kararıyla bikez daha boşanıyorlar, ama ayrılmıyorlar, bir evde, birlikte yaşıyorlar. Aradan bikaç yıl daha geçince, kocası bigün, -Bedriye! diyor.
– Söyle canım?
– Zor bir durumdayım. Kararı sen vereceksin: Önce aşk mı, vatan mı?.. -Ama sevgilim… Biz seninle karıkoca değiliz ki…

– Asıl zorluk da buradan çıkıyor ya… Biz seninle karıkoca değiliz. Öyleyse biz seninle metres hayatı yaşıyoruz.
– Kanunda yasak mı?
– Hayır, kanunda yeri yok ama, bir yabancıyla nikâhsız yaşadığım için beni terfi ettirmiyorlar. Şimdi karar senin… Söyle Bedriye: Aşk mı, vatan mı?..
Zavallı Bedriye,
-Vatan… Vatan… Vatan… diye inliyor.
Büsbütün ayrılıyorlar. Kocası, daha doğrusu, kocası değil de, dört çocuğunun babası üç dört ayda bir eve uğrar, biraz para bırakır, gidermiş. Bikaç yıl da böyle geçtikten sonra bigün eve uğrayan adam;
– Bedriye, zor durumdayım! diyor. Bedriye iyice kızmış,
– Bana ne? diye bağırıyor.
– Sana ne olur mu Bedriye? Kararı sen vereceksin. Ne dersen öyle yapacağım?.. Söyle: Önce aşk mı, vatan mı?..
Bedriye’nin canı burnuna gelmiş artık, -Aşk be!.. Önce de aşk, sonra da aşk!., diye bağırıyor. Adam sevinç içinde,
– Hah, diyor, senin böyle söyleyeceğini biliyordum. Sen ne dersen ben onu yaparım: Tabii önce aşk…
Bedriye umutlanıyor:
– Yeniden mi nikâh?..
– Evet Bedriye… Yeniden nikâh. Ben âşık oldum Bedriye, evleneceğim. Terfi de ettim, konsolos oldum. Evlenip Almanya’ya gidiyorum. Artık birbirimizden büsbütün ayrılacağız…
Tiren yolculuğunda, kırma, tatlı bir Türkçeyle bunları anlatan Brigitte;
– Ben bilmiyor, ne yapacak? dedi, benim baba öldü… Koca gitti Almanya… Ben de gidiyor şimdi Almanyaya… Ama ben Türk… Ben Müslüman… Ne yapacak ben şimdi Almanya’da bilmiyor.
– Çocuklarınız nerde? diye sordum.
– Büyük oğlum yedek subay… Kızlar evlendi… Bilmiyor ben ne yapacak Almanya’da…

Önce Vatan mı Aşk mı?
Gözünüz Aydın Efendim adlı kitaptan

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Marksistlerin Dine Bakışı: Marksizmde din sorunu üzerine – Ali Pınarbaşı

İki yazı, iki tutum Din, özelde İslam, Marksistler için sorun olmaya devam ediyor. Türkiye’de sol düşünce Batı düşüncesi içinde kendini...

Kapat