Öğretmenler: Otorite, Faşizm ve Sevgi – Steven Harrison

Arayış içindeki adam, uzun ve zor bir yolculuktan ve bir sürü sıkıntıdan sonra gurunun tek başına yaşadığı dağ başına varır. Yakarırcasına, “Usta, yaşamın anlamı nedir?” diye sorar. “Oğlum, yaşam bir avuç kirazdır,” diye yanıtlar guru.
Arayış içindeki adam, guruya ulaşmak için geçirdiği onca şeyden sonra bu yanıta öfkelenir ve öfkesini guruya belli eder.
Guru bir süre düşünür ve şöyle der: “Yoksa sence öyle değil mi?”

Boşluğumuzla öyle karmaşaya düşmüş, yolumuzu şaşırmışızdır ki, bizimle aynı durumda olmayan birilerini ararız.

Öğretmenler, gurular, güç ve içgörüleri olan özel insanlar olduğunu duyarız. Belki de bu tür insanlar vardır ama biz neden onları arıyoruz? Bu hareket kaosa tepki, yetki ve yön arayışının neden olduğu kargaşa karşısında faşizmin benimsenmesi değil mi? Eğer öyleyse bulacağımız otorite, sorunu çözecek. Ama bulduğumuz otoritenin daha sonra sorun haline geleceğini de biliyoruz.

Bu öğretmen, bizim izdüşümümüz, korku, endişe ve tembelliğimizin yansımasıdır. Kesin, otoriter ve disiplinli bir baba, esirgeyen, bağışlayan ve eleştirmeyen bir anne figürü tasarlarız.

Öğretmeni güçlendirir ama kendimize karşı dürüst olmayız. Aslında bilmemize rağmen öğretmenin kim olduğunu itiraf etmek istemeyiz. Öğretmen biziz. Baba çocuktur. Çocuk babadır. Öğretmen, kollektif tasarımlarımızı kabul ederek denetimimizi de kabul eder. Önünde saygıyla eğileceğimiz bir otorite yaratmışızdır ama bu otoriteyi biz kontrol ederiz. İmparatorun çıplak olduğunu biliriz ama ihtiyaçlarımız karşılandığı sürece bu duruma sesimizi çıkarmayız.

Guru oyunu, aydınlanma oyunu gibidir; bu oyunu oynarız çünkü boşluğumuzla karşılaşmak istemeyiz.

Bir yanıtı olduğunu düşünüyorsak, karmaşamızı yanlış anlamışız demektir. Karmaşa ortada çok zor sorular bulunmasından değil bütünlüğünü yitirmiş bir soru soran olmasından kaynaklanmaktadır. Karmaşa doğru bir zihne giriştir. Bu, merkezi olmayan ve düşüncenin egemenliğinde olmayan bir zihindir.

Eğer bu zihni guru adına kurban edersek, eğer bir başkasının sorumluluğu için tinsel sorumluluğumuzu bir kenara bırakırsak kayıp ruhların dünyasına girmiş oluruz. Buraya girenlere dikkat edin: Ruhları yitip gitmiştir. Guru kayıptır.

Güç, çürümüşlüktür. Bir sürü gurunun seks ve para skandalları bunun böyle olduğunun kanıtıdır. Müritleri liderlerinin davranışına mazeret buldukça kaç tane içgörülü ve karizmatik öğretmen entrika ve hileye batmıştır? Böyle bir yapının niteliği, artan aptallığa doğru gidiştir, çünkü atılan ilk adım, sorumluluktan feragat, yanlış bir adımdır.

Hiçbir otorite sorumuza yanıt veremez ama şansımız yaver giderse belki sorumuza yanıt verecek birini buluruz.

Sorunun bu hediyesi en değerli şeydir. Eğer böyle bir verici ile karşılaşır ve bu karşılaşmayı idrak edecek kadar alıcı ve alçakgönüllü olursak tamamen farklı bir ilişki içine girmiş oluruz.

Bu ilişkide sorunun otorite ve gücünden başka hiçbir otorite, hiçbir güç yoktur.

Soru ortadayken bir yanıtın durabileceği yer yoktur. Yanıt olmayınca ne güç, ne otorite ne de yanıt veren kalır.

Guru ile ilgili tasarımımız, kendine barınacak bir yer bulamaz. Böyle bir insanla karşılaştığımızda ve bize bir soru sunulduğunda elde edebileceğimiz hiçbir şey olmadığını fark ederiz. Alınacak hiçbir şey ve verilecek her şey ile bir ilişki içindeyizdir. Sevgi içindeyizdir. Guru budur. Gerçek doğamızla karşılaşmışızdır.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Ece Temelkuran: Bu bir törendir, ölmeye yazan kadınları (kişisel) anma törenidir!

Kapat