Nietzsche’nin Müzik Üzerine Düşünceleri – Pierre Laserre

nietzsche-muzikBeethoven’in yaratıları bile sahte bir ışık altında, çelimsiz ve ölümcüldü. Onu yaşlı Avrupa’nın cenazesi arkasında bir ağlayıcı gibi görmekteydi. Oysa kendisi, daha önce, Almanların, geleneksel olarak içlerinde sakladıkları taptaze, “orijinal” bir ırk yaratma kibrine kapılarak, Fichte’nin düşündüğü gibi metafiziğe, mutlak Başlangıç bilimine uygunluklarına değil, ama müzikte yaratma yeteneklerine inanmıştı. Şimdi ise bu yetenek aslında Alman ruhunun zayıflıklarını açıklıyor gibiydi, çünkü Almanlar hiçbir zaman uygarlık yarışında öncü olmamışlardı, yaratıcı olmamışlardı, tembel taklitçilerden başka bir şey değildiler…

Nietzsche’nin düşünce evreninde müzik daima büyük bir yer tutmuştur. Yazarlık yaşamının başlarında müziksel esini ve müzik heyecanını metafizik gerçekliklerin bir aracısı gibi almıştır. İnsan aklının gelişiminde ve insan ruhunun oluşumunda müziği daima ön planda görmüştür. Müziğin etkisiyle zenginleşmiş ama akıl ve ahlak yönünden böylesine yozlaşmış bir uygarlığın yeniden dirileceğini düşünüyordu Nietzsche. Müzik, o dönemde, onun düşün dünyasının neredeyse tümünü kapsamaktaydı. “Müziğin derinliklerinde doğmuş olanlar ve bu dünya ile ilişkileri temelde müzikle kurulmuş olanlar için” yazıyordu denebilir (Tragedyanın Doğuşu, s. 124).
Gençlik yıllarındaki Wagner hayranlığı herkesce bilinir. Bu çalışmamızda, en ateşli bağlılık yıllarında bile Nietzsche’nin, Wagner’in müziği için duyduklarının, hiç değilse, kendi kuramlarının ve düşüncelerinin oluşturduğu tarihsel ve felsefi anlamlarla tam olarak uyuşmadığını göreceğiz. Böylece, Nietzsche’nin daha birkaç yıl önce büyük bir bağlılıkla yücelttiği bir müziğe karşı, birkaç yıl sonra en alaycı, en yerini bulan taşlamalarla meydana getirdiği şaşırtıcı skandalın gerçek anlamını görmüş olacağız.

Wagner’in sanatına karşı duyduğu bu kinin gerçek temeli aslında müziğe karşı duyduğu düş kırıklığından kaynaklanıyordu. Önce onu bütün sanatların en üstüne çıkarmış, onu tanrısallaştırmış, sonra da yozlaşmanın sanatı olarak görmeye başlamıştı. Uygarlığın bu hayat suyu artık ölmekte olan uygarlıkların ihtiras dolu artığı olmuştu. İlkin onun doğuşundaki esini evrensel Yaşam’ın metafizik duygusuna bağlamıştı, daha doğrusu, onun sonsuz “içkinlik” İlkesi’ne. Artık varolmayanın, olamayacak olanın uzak düşünden beslendiğini söylüyordu. Bu yeni görünüşüyle, Beethoven’in yaratıları bile sahte bir ışık altında, çelimsiz ve ölümcüldü. Onu yaşlı Avrupa’nın cenazesi arkasında bir ağlayıcı gibi görmekteydi. Oysa kendisi, daha önce, Almanların, geleneksel olarak içlerinde sakladıkları taptaze, “orijinal” bir ırk yaratma kibrine kapılarak, Fichte’nin düşündüğü gibi metafiziğe, mutlak Başlangıç bilimine uygunluklarına değil, ama müzikte yaratma yeteneklerine inanmıştı. Şimdi ise bu yetenek aslında Alman ruhunun zayıflıklarını açıklıyor gibiydi, çünkü Almanlar hiçbir zaman uygarlık yarışında öncü olmamışlardı, yaratıcı olmamışlardı, tembel taklitçilerden başka bir şey değildiler; başka yerlerde yaratılmış parlak güçlü ışıklar altındaki uygarlıklar onlara çok sonra, zayıf, sönük olarak gelmekteydi; bu tarihsel koşullarda onların psikolojik yapıları ancak pişmanlık, gerçekleşmeyecek arzular ve düşlerdi; işte böyle bir doğa yapısının anlatım yolu da ancak müzik olabilirdi.
Müzik konusundaki bu nihilist dönem, her şeye karşı aşırı kuşkuculuk, İnsanca, çok insanca’da tam yankısını bulmaktadır. Nietzsche daha sonra orta yollu bir anlayışa varacaktır. İlk putunu, sadece müziği değil, genel olarak her tür estetik yaratıyı delicesine yerle bir ettikten sonra kendisiyle bir anlaşmaya ulaşır. Sanatta sağlıklı olanla olmayanın ayrımına varmaya çalışır. Olağanüstü bir açıklık ve kesinlikle klasik ile romantikin karşıtlıklarını saptar. Eski müzikle yeni müziğin içinde yer alan duygu ve düşüncelerin karşılaştırmalarından en verimli sonuçları çıkartır. Çağdaş müzikçilerin dehalarını en ince ve çarpıcı biçimde niteler; çağdaş insanın hangi akıl ve ahlak disipliniyle estetik hoşlanmaya yer vereceğini araştırır; daha da özel olarak, kendine hakim, düzenli bir ruhun bakış açısıyla, müziğin vereceği coşkuların ve zevklerin eleştirisini yapar. Varmış olduğu genel düşüncelere göre, kendi müzik anlayışının en olgun, en yanılmaz olduğunu da hesaba katarak gelecekte iyi bir müziğin nasıl olacağı konusunda parlak kestirimlerde bulunur. Bütün bunlar yalnız sanatın geleceğini bağlayan sorunlar değil, aynı zamanda insan doğasının oluşumunu ilgilendiren sorunlardır.
Müziği göklere çıkartırken olsun, onu çok aşağılarda bir yerlerde görürken olsun öne sürdüğü kuramsal uçlarda Nietzsche bu sorunları en verimli biçimde harmanlamıştır. Çünkü o, müziği ta içinde duymaktaydı, bir uzman gibi konuşacak kadar müzik bilgisi vardı; bu ince duyarlığa, bu ciddi bilgiye ek olarak bir filozoftu da. “Flüt çalmayı bilmiyorum, ama çalmak gerekip gerekmediğini pek iyi biliyorum,” demişti eskilerden biri. İyi bir flütçü ya da flüte gönül vermiş bir müzikseverin bu sorudaki kaygıyı kavrayabilmesi çok zordur ve cesaret işidir.
Eğer müzik akla ve duygunun üst katlarına seslenmemiş olsaydı ona sanat diyemezdik, onu basit gösteri danslarının estetik katına alırdık. Bütün sanatlar içinde, yapısı gereği, insan duyularını en çok avucu içine alan, fiziksel olarak insanı büyüleme gücü en yüksek olan sanattır müzik. Seslerin aklın üzerinde büyük bir güç kurması, hareketin duyuları körüklemesi, bilgili ama çığırından çıkmış bir müziğin bizde bırakacağı duyu sarhoşluğu, bu tür müziğin başlıca niteliğidir. Bu sarhoşluk sadece estetik değildir, dinleyicinin düşünce bütünlüğünü ve irade gücünü elinden alır. Müzikten alınan bu tür bir zevk nitelik bakımından değil, sadece yoğunluk olarak uyuşturuculardan farklıdır. O yasalar, o sağlam, ebedi yasalar, sayıların kutsallığı kadar sağlıklı yasalar, seslerin çekiciliğini ve zenginliğini dengeleyen o müzik yasaları bunlar ne derece güçlü ve yoğun olurlarsa olsunlar hangileridir? Bu yüce ve kaçınılmaz görüşe göre Wagner’in müzikte yaptığı, hiç değilse başlattığı devrimin anlamı ve değeri nedir? Uygar toplumlarda müziğin salt bir zevk olarak bir süreden beri aldığı yer konusunda ne düşünebiliriz?
Ayrıca müzik başka sanatlarla, özellikle dram sanatıyla birleşme konusunda üstün bir güce sahip gibi görünüyor. Ama bu birleşmenin estetik açısından ne büyük kaygılar, derin ölçüp biçmeler yüklediğini göz önüne getirelim. Dram gerçekle, gözlemle, incelemeyle doludur. Oysa müzik temelde içtendir, coşkuya dayanır, incelemeye gelmez denemez mi? Onun doğru olanla ne ilişkisi vardır? Öyleyse opera nedir? Opera eski dönemlerde hafif bir tür gibi alınıyordu, baleden bir basamak yukarda; zaten ondan ayrılmazdı hiç. Oysa çağımız onu yüksek bir tür yaptı, üstelik Wagner onu türlerin en üstünü yapmayı tasarladı eğer Wagner’in yapıtlarına opera dersek ki bu da ayrıca incelenmeye değer.
Bütün bu konularda Nietzsche, yankıları çok uzaklara yayılan görüşler öne sürdü.
Müzik estetiği üzerine kısaca üç evreye ayırdığımız düşüncelerinin sadece ilk evresini inceleyeceğiz bu çalışmamızda.
Bu sınırlamanın birinci nedeni bir yazarın ele aldığı konuyu istediği sınırlar içinde tutma hakkıdır, yeter ki konu bundan zarar görmesin ve bundan bir şeyler öğrenilsin.
Biraz dar tutulmuş bu sınırlama başka bir temel nedene de dayanmakta. Kuşkucu döneminden sonra Nietzsche, önceden varmadığı bir aşamaya erişti: çok keskin görüşlü bir yazar oldu. Önceleri, evet, bir dahi idi, ama düşünceleri karmakarışıktı; felsefi görüşleri ve estetik duyarlığı belli belirsiz ama derinden derine birbirlerine karşıttı; yapıları ve kaynakları hiç uyuşmayan bazı kuramları ve zevkleri, tek bir öğreti içinde eritmeye çalışıyordu. Daha sonra, bütün eserleri içinde çelişen düşünceleri, dahası, düşünce dizileri hiç olmamış değildi. Ama bunlar tek tek çok açıktı ve diziler birbirine mantıksal olarak bağlanıyordu. Düşünce yaşamının karmakarışık ve karanlık döneminin bu dahiyane başlangıcı, yukarda söylediğimizi yineliyelim, ona bir ayırt etme ve aydınlatma işi yüklemişti. Nietzsche’nin müzik üzerindeki düşüncelerini ele alırken bu döneme eğildik; Tragedyanın Doğuşu’yla Richard Wagner Bayreuth’te arasında uzanan düşünceleriyle ölümü sonrası bulunan bu çalışmalara ait pek çok ve değerli notlardaki eğilimleri ayrıştırdık. Bu çalışmaları IX, X, XI. Tüm Yapıtlar ciltlerinde ve Bayan Förster-Nietzsche’nin Nietzsche’nin Yaşamı adlı kitabının ikinci cildinde bulabiliyoruz.
Müzik estetiğine ait birtakım tezler konusunda bazı eleştirel görüşler öne sürme cesaretini kendimizde gördük. Bu estetik görüşlerin bağlandığı metafiziğe ve tarih felsefesine ait bazı kavramlara gelince ki bunlar olmaksızın bu tezlerin anlaşılması pek düşünülemez okuyucu bunların ne kadar ilginç olduklarını görecektir; ne ki, bunların bugün eleştirilmesi söz konusu olamaz artık.

Pierre Laserre
Nietzsche’nin Müzik Üzerine Düşünceleri | Nisan 21, 2012 Müzik, Pan Yayıncılık

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Fikret Başkaya: “Kapitalizm uzun insanlık tarihinde sadece küçük bir parantez”

"Ya komünizm ya da bu iş karakolda biter..."* Kapitalizm uzun insanlık ve uygarlık tarihinde sadece küçük bir parantez. İşte sanayi...

Kapat