Nietzsche’nin Evrimi: “Gerçekten kül olmadan kendinizi nasıl yenileyebilirsiniz”

Trajik olan bütünü içerisinde Tragedya’nın Doğuşu’nda nasıl tanımlandı: Kökensel çelişki, dionysosça çözümü ve bu çözümdeki dramatik ifade. Çelişkiyi yeniden üretmek ve çözmek, yeniden üreterek çözmek, kökensel çelişkiyi kökensel temelde çözmek; işte trajik kültürün ve bunun modern temsilcileri Kant, Schopenhauer ve Wagner’in karakteri budur. “Belirgin özelliği, bilimin yerine evrenin yapısına soğukkanlı bakışım diken bilgeliği geçirmesi ve kendi acısını tanıdığı bu noktada evrensel acıyı aramasıdır. Ancak Tragedya ‘nın Doğuşumda daha bin tane şey sivriliyor, bunlar da bize, bu şemaya pek az uygun yeni bir kavrayış yaklaşımının kokusunu aldırtıyor. Öncelikle de Dionysos, üzerine basa basa olumlu ve olumlayıcı bir tanrı olarak gösterilir. Acıyı üstün ve benliküstü bir zevke dönüştürmekten memnun olmaz, acıyı olumlar ve birisinin zevki yapar. İşte bu yüzden de Dionysos kökensel varlıkta erimekten veya asal bir temelde çokluyu emmekten ziyade bizzat çoklu olumlamaya dönüşür. Büyümenin acılarım olumlar, üstelik bireyselleştirmenin acılarını yeniden üretmediğinden dolayı da yaşamı olumlayan tamıdır, ki ona göre yaşam olumlanmış olsa da ne doğrulanmış ne de kurtarılmamıştır. Bu ikinci Dionysos’un birincine galip gelmesini engelleyen şey, benliküstü öğenin her seferinde olumlu öğeye eşlik etmesi ve nihayetinde de ondan yarar sağlamasıdır. Örneğin bengi dönüşe dair bir önsezi bile var: Demeter Dionysos’u yeniden doğurabileceğini öğrenir; ancak Dionysos’un bu yeniden doğuşu sadece “bireyselleştirmenin sonu” olarak yorumlandı. Schopenhauer’in ve Wagner’in etkisi altında yaşamın olumlaması daha henüz, tümel olanın bağrında, bireyi aşan bir zevkin bağrında acının erimesiyle tasarlanır. “İnsan bireye üstün, kişisiz bir varlığa, kişiye üstün bir varlığa dönüştürülmeli. Tragedyanın istediği bu işte…”

Nietzsche, Tragedya’nın Doğuşu üzerine kendisine soru sorduğunda, orada yan diyalektik, yan Schopenhauerci çerçevenin dışına çıkan iki temel yenilik bulguluyor: İlki kesinkes Dionysos’un olumlayıcı niteliği, yaşamın üst çözümü veya doğrulaması yerine yaşamın olumlaması. Diğer taraftan Nietzsche, somadan tümden gürleşmesi gerekecek bir karşıtlığı keşfettiği için de memnundur. Zira Tragedya’nın Doğuşu’nda itibaren, hakiki karşıtlık Dionysos’un ve Apollon’un bütün bir diyalektik karşıtlığı değil, daha derinde Dionysos’un ve Sokrates’in karşıtlığıdır artık. Trajik olana karşıt olan veya trajik olanın ölümüne neden olan şahsiyet Apollon değil Sokrates’tir; Sokrates dinoysosça olduğundan daha apollonca değildir. Sokrates olağandışı bir tersyüz etmeyle tanımlanır: “Bütün üretken insanlarda içgüdü olumlu ve yaratıcı, vicdan ise eleştirel ve olumsuz bir güçken Sokrates’te içgüdü eleştirel ve vicdan yaratıcı olur”. Sokrates çöküşün ilk dehasıdır: Düşünceyi yaşamın karşısına koyar, yaşamı düşünceyle yargılar, yaşamı düşünce tarafından yargılanmış, doğrulanmış ve kurtarılmış gibi koyar ortaya. Bizden, olumsuzun ağırlığı altında kalan yaşamın sırf yaşam olarak istenmesinin ve yaşamın yaşamda sınanmasının uygunsuzluğunu duyacak durumda olmamızı ister: Sokrates trajik insanın karşısındaki tek gerçek “kuramsal insan”dır.

Ancak burada hâlâ sözü edilen bu ikinci olgunun özgürce gelişimini bir şey kısıtlıyor. Sokrates ve tragedya karşıtlığının tüm değerini kazanması, hakikaten hayır ve evet karşıtlığına dönüşmesi için, öncelikle tragedyadaki olumlu öğenin kendiliğinden dışarı çıkması, kendisi için ve her bir altsıralamadan bağımsız olarak sergilenmesi gerekiyordu. Oysa bu yol üzerinde Nietzsche hiç duramayacak: Dionysos-Apollon karşısavının ilk sırayı işgal etmeyi bırakması, silikleşmesi veya hattâ hakiki karşıtlık yararına ortadan kalkması gerekecek. Yine bununla birlikte hakiki karşıtlığın da kendi kendisini değiştirmesi, tipik kahraman olarak Sokrates ile yerinmemesi gerekecek; neden? Çünkü Sokrates fazla Yunan, “müziği incelerken” baştaki berraklığıyla biraz apollonca sonunda da biraz dionysosça. Sokrates tüm gücünü yaşamın olumsuzlamasına harcamıyor; yaşamın olumsuzlaması onda özünü bulmaz henüz. Demek ki trajik insanın, an olumlamada kendi öğesini keşfettiği anda, olumsuzlamanın saldınsım hakikaten, kesinkes ve esasen yöneten can düşmanını da keşfetmesi gerekecek. Nietzsche bu programı harfiyen uygular.

Dionysos-Apollon karşısavının -acıyı çözümlemek için barışır bu tanrılar- yerini daha gizemli bir Dionysos-Adriane birlikteliği alır; zira yaşamı doğrulamak söz konusu olduğunda bir kadın, bir nişanlı mutlak gereklidir. Dionysos-Sokrates karşıtlığının yerine de hakiki karşıtlık geçiyor: “Anladınız mı? – İsa’ya karşı Dionysos”. “Tragedya’nın Doğuşu diye belirtir Nietzsche, Hıristiyanlık üzerine susuyordu, Hıristiyanlığın kimliğini saptamamıştı. Ve ne apollonca ne dionysosça olan da Hıristiyanlıktır: ” Tragedya ‘nın Doğuşu ‘nun tanıdığı estetik değerleri reddeder; dionysosça simgenin içinde olumlamanın uç sınırına varılmışken Hıristiyanlık en derin anlamıyla hiççidir”.

Gilles Deleuze
Nietzsche ve Felsefe

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz