Ne olduğu anlaşılmayan bir dil ve gerçek artık Ekşi’dir Oktay – Aykut Emre Al

KCK davası görülmeye başlandı ve elleri naylonla kelepçelenmiş bi dolu kürt insanı, naylon bi davada anadillerinde ifade vermek istediler. Mahkeme de “ne olduğu anlaşılmayan, Kürtçe olduğu sanılan bir dil” diye ifade tutanaklarına geçmiş. * Bu formattaki olaylar karşısında metamorfizmaya uğrayıp vücudumun tamamını bir dil haline getirmek ve bol sarımsaklı işkembe içtikten sonraki haliyle bütün mahkeme heyetini yalamak istiyorum. Varsın yalaka desinler. Hiç önemi yok. Size bi’şey olmasın sevgilili veya sevgilisiz değerli yaşar ve okuyanlar. Demek ki bu mahkemelerin ait olduğu devletin TV kanallarından biri saatlerce boşa yayın yapıyor habarımız yok! TRT Şeş, bilinmeyen bir dilde yayın yapıyormuş işin gerçek boyutunda. Ekran başındaki değerli izleyiciler! Burda bi gariplik var ama ben tam çakamadım köfteyi galiba.

Suyum geliyor, kasım kasım kasılıyorum birkaç gündür. Çabuk beni babacan, bıyıklı bir taksicinin arabasına atın. Direkman arka koltuklarına atın beni ve ön koltuğa geçip en yakın hastanenin yolunu tarif edin. Çok acayip geliyor hissediyorum. Kutumda bayağı büyük bi’şey var. Erkek ya da kız bilmiyorum ama söz veriyorum şoferimizin adının aynısından koyucam çocuğa. Tayyip, Recep, Mehdi, Veysel, Ertuğrul, Selma Aliye, Nimet olsa bile koyucam. Doğurmak istiyorum. Hatta bu yaratığı doğururken tam suratlarına nişan alacam birilerinin.

Nasıl bi’şey çıkar acaba çok merak ediyorum. Çağımızın çocuğu neye benzer görmek ve onunla yakinen ilgilenmek istiyorum. Etüdünü yapmak ve analizlerimi Tarhan Erdem’in köşesinde yayınlatmak istiyorum. Nasıl bi organizma olacağı bir haftalık olaylara bakarak bile anlaşılabilir belkim. Bakalım bu haftaki olay ve olgulardan nasıl bi çocuk çıkacak.
Memleketin hissiz bakanları ve neye baktığı gayet açık olanların baş bakanı, üstünden hiç çekinmeden atlayacağınız kadar küçük derelere bile HES yapmaya çalışıyor. Olay o kadar vahim ki; iri bi beygir bi yerde debisi yüksek vaziyette işese mişese bunlar oraya da HES yapmaya çalışırlar. Höst be kardeşim! Dereler, neneler ve dedeler böyle diyorlar bu üst dudağı kıllılara. Hürriyet’teki Oktay dede de bi çift laf etti bunlara ve aniden eşkimiş ayran gibi yaktı boğazını birilerinin. Ayranda olduğu gibi Oktay’ın da eşkisi makbul bizim oralarda. Adam yaşlı ama gözüne katarakt inmemiş ne yapsın? Bıyıklı kralın, John Benjamin Toshak ve çırılçıplak dolaştığını görmüş ve söylüyor. Okey adamım, çok menem bi herif değil bizim eşki Oktay ama söylemiş işte. Vay ben senin bıyıkına kurban olam Oktai! Demek ki kılda bi keramet varmış, nasıl bağırdı ama “kral çırılçıplak!” diye.

Aile hekimliğine geçtik bu hafta. Kim kime geçti tam belli değil ya lafın gelişi öyle diyorum işte. Benim oturduğum yerden bir iki merak konum var bu aile hekimliğiyle ilgili; benim şu taşı toprağı kıçıma batan İstanbul’da bi ailem yok. Ben n’olacam? Bu birincisi. İkincisiyse Urfa’da veya Karadeniz’de bi aileye kaç hekim düşecek? Yoksa o bölgelerde sülale ya da zürriyet hekimliğine mi geçilecek mecburiyetten?
Zaman gösterecek. Herkesin zamana ihtiyacı var bu günlerde. Tersten okuyunca “namaz” oluyor fark ettiniz mi? Var bu isimde bişeyler var. Seziyorum.
Neyse. Bizim bu eşli recepsiyon olayı vardı bi de geçenlerde. O konuyu kaçırmamak ve üstüne eşlerimizle beraber gitmek lazım. Recepciğim, Cabdullah’ın davetine eşsiz katıldı. Herhalde erkek erkeğe muhabbet etmek istediler, küfürlü, argo rahat rahat memleket gündemini değerlendirmek istediler büyük ihtimalle. Aman ya rabbim. Düşünce baloncuklarınızı bi patlatsanıza bakalım ortaya neler sıçrayacak? Bıyık kardeşliğinin has evlatlarının, frodo’larının ve gandalf’larının, çevreciler ve özellikle HES’e karşı çıkanlar için neler söyleyebileceklerini bi kafatasınızın içindeki garip, kavisli nesneye doğru ittirsenize. Tamam. Duymak ve duyduklarımı kimseye anlatmak istemiyorum. Dinleniyor olabiliriz. Ha “dinlenme” mes’elesine girmişken; bi gün telefonda konuşurken türkü, şarkı söyleyecem karşımdakine. Sesim de fena sayılmaz. Polisler dinlerken etkilenirler belki, Ergen’e kon veya Çevrimiçi Karargah’tan falan içeri alırlarsa bizi, belki türkü mürkü söyleyip iki sigara atarlar önümüze de dumansız kalmayız.
KCK davası görülmeye başlandı ve elleri naylonla kelepçelenmiş bi dolu kürt insanı, naylon bi davada anadillerinde ifade vermek istediler. Mahkeme de “ne olduğu anlaşılmayan, Kürtçe olduğu sanılan bir dil” diye ifade tutanaklarına geçmiş. Bu formattaki olaylar karşısında metamorfizmaya uğrayıp vücudumun tamamını bir dil haline getirmek ve bol sarımsaklı işkembe içtikten sonraki haliyle bütün mahkeme heyetini yalamak istiyorum. Varsın yalaka desinler. Hiç önemi yok. Size bi’şey olmasın sevgilili veya sevgilisiz değerli yaşar ve okuyanlar. Demek ki bu mahkemelerin ait olduğu devletin TV kanallarından biri saatlerce boşa yayın yapıyor habarımız yok! TRT Şeş, bilinmeyen bir dilde yayın yapıyormuş işin gerçek boyutunda. Ekran başındaki değerli izleyiciler! Burda bi gariplik var ama ben tam çakamadım köfteyi galiba..
İşte bizim çocuk bu gündemlerin içine doğduğunda nasıl bi gelişim seyri gösterir sizce? İkiyüzlü, yalancı, her an izlendiğini ve dinlendiğini düşünen bi paranoyak, hastalanınca ailesi olduğunu ispatlamak için çırpınacak bi “alone wolf”, dal ve John Benjamin Toshak dolaşan birisi için “aaa ulan baksana adama çırıl çırıl dolaşıyor!” diye hayretle bağıramayan bi tip olur herhalde.
Ben bu çocuğu aldırırım güzel kardeşim. Ama aile hekimim yok. Sizinkini ödünç kullanabilir miyim?



*Bir suçlama ile karşı karşıya bulunan bir sanığın, ona yöneltilen suçlamaya karşı suçsuzluğunu ispat edebilmek adına, kendisini en rahat ifade ettiği anadilinde savunması hakkı bir insan hakkıdır. şüphesiz. Kaynağını savunma sürecibin adil yargılama hakkından alır. Öte yandan Lozan Antlaşmasının 39/5. maddesinde ise “Türkçeden başka bir dil konuşan Türk uyruklarına mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri bakımından uygun düşen kolaylıkların sağlanacağı” belirtilmiştir. Bu maddedeki “Türkçeden başka dil konuşanlar” ifadesinden sadece gayrimüslim azınlıklar değil, anadili Türkçeden başka olan tüm Türk uyrukları anlaşılmaktadır. Bu madde ile anadili Türkçeden başka olan uyruklara pozitif hak tanındığı ve diğer uyruklardan farklı olarak kendi dillerini mahkemelerde kullanabilmeleri için kolaylık sağlama yükümlülüğü getirildiği görülmektedir. Lozan Antlaşması Türkiye’nin taraf olduğu bir uluslararası sözleşme olarak iç hukuk normu vasfındadır ve aynı zamanda temel bir insan hakları belgesidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here