El Kaide, NATO’nun Değişmeyen Maşası – Thierry Meyssan

Thierry MeyssanBirleşik Devletlerin El Kaideli bankacı olarak adlandırdığı ve Kenya ve Tanzanya’daki elçilik saldırılarından beri takip ettiği Yasi El Kadı’nın, hem eski A.B.D başkan yardımcısı Dick Cheney’in hem de Türkiye başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hususi arkadaşı olduğunu öğreniyoruz. Bu “terörist”in müsrif bir yaşam sürdüğünü, özel uçakla seyahat edip kendisine karşı BM yaptırımlarıyla dalga geçtiğini keşfediyoruz. Bu sayede, 2012’de en az dört kez Erdoğan’ı ziyaret etti; gelişinden önce kamera bağlantılarının kesildiği İstanbul’un ikinci havalimanında gerekli işlemlerden geçmeden başbakan koruma müdürü tarafından karşılandı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve El Kaide arasındaki ilişkilerin ortaya çıkması Türk siyasetinin keyfini kaçırmakta. Ankara Suriye’deki terörizmi etkin şekilde desteklerken bunu kendi başına değil, NATO stratejisinin bir parçası olarak yaptı. Thierry Meyssan’a göre bu durum hükümete ve Suriye halkına karşı savaşan silahlı grupların yapaylığını da gösteriyor.

Şu ana kadar, NATO üye ülkelerinin yetkilileri, Afgan savaşı sırasında Sovyetlere karşı eğitimlerini destekledikleri uluslararası cihad hareketinin Kuveyt’in kurtuluşundan (1991) sonra kendilerine karşı yöneldiğini iddia ediyorlardı. El Kaide’yi Kenya ve Somali’deki elçiliklere saldırmakla (1998) ve 11 Eylül 2001 saldırılarını planlamakla suçluyorlardı ama Usama Bin Ladin’in yasal yasal olarak ölümünden sonra (2011) bazı cihadçı unsurlar Libya ve Suriye’de tekrar kendileriyle işbirliği yapmaya başladılar. Bununla beraber, Washington bu taktiksel uzlaşmayı Aralık 2012’de bitirmişti.

Şimdi bu söylem gerçeklerle çelişiyor: bugünlerde Türkiye’yi çalkalayan skandalın da açığa çıkardığı gibi, El Kaide her zaman NATO ittifaklarıyla aynı düşmanlara karşı savaşmaktadır.

Birleşik Devletlerin El Kaideli bankacı olarak adlandırdığı ve Kenya ve Tanzanya’daki elçilik saldırılarından beri takip ettiği Yasi El Kadı’nın, hem eski A.B.D başkan yardımcısı Dick Cheney’in hem de Türkiye başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hususi arkadaşı olduğunu öğreniyoruz. Bu “terörist”in müsrif bir yaşam sürdüğünü, özel uçakla seyahat edip kendisine karşı BM yaptırımlarıyla dalga geçtiğini keşfediyoruz. Bu sayede, 2012’de en az dört kez Erdoğan’ı ziyaret etti; gelişinden önce kamera bağlantılarının kesildiği İstanbul’un ikinci havalimanında gerekli işlemlerden geçmeden başbakan koruma müdürü tarafından karşılandı.

Bu bilgiyi açığa çıkaran ve olaya karışan birçok bakan oğlunu 17 Aralık 2013’de – Başbakan tarafından görevden alınmalarından önce- tutuklayan Türk polis ve savcılarına göre, Yasin Al Kadı ve Recep Tayyip Erdoğan, Suriye’deki El Kaide’yi finanse etmek için fonların dağıtımını sağlayacak kapsamlı bir sistem geliştirdiler.

Bu şaşırtıcı ikili oyunun ortaya çıkmasıyla aynı zamanlarda, Türk polisi Suriye sınırı yakınında El Kaide’ye silah taşıyan bir tırı durdurdu. Tutuklanan üç kişiden biri yükü, Müslüman Kardeşlerin “insani” Türk Derneği, İHH yararına taşıdığını söylerken, diğeri görev üstünde bir Türk gizli ajanı olduğunu iddia etti. Sonunda, hükümet nakliyenin gizli bir MİT (Milli İstihbarat Teşkilatı) operasyonu olduğunu belirterek polisin ve savcının görevlerini yapmasını engelledi ve tırın ve yükünün yola devam etmesini emretti.

Soruşturma ayrıca Türkiye’nin El Kaide’ye sağladığı finansmanın İranlı bir şirketi Suriye’de gizli eylemlerde bulunmak ve İran’da terörist operasyonlar düzenlemek için kullandığını gösteriyor. NATO’nun Tahran’da zaten “İran-Kontra” operasyonundan beridir, eski Başkan Rafsandaji’nin yakın çevresinden şu anda başkan olan Sheikh Rohani gibi, suç ortakları vardı.

Bu gerçekler Suriye’ye dış siyasi muhalefetin Cenevre 2 Konferansında yeni bir teori ortaya atmasıyla etkili olmaya başlıyor: El Nusra Cephesi ve Irak’daki İslami Emirlik ve Levant (ÉIIL), halkı kontrol altında tutmak için onları korkutmaya çalışan Suriye gizli servislerinin cepheleri olacaktır. Tek silahlı muhalefet, Suriye siyasi muhalefetinin otoritesini tanıyan Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) olacaktır. Barış konferansındaki temsiliyetlikle ilgili problem olmayacaktır.

Bizden bu yüzden dışardaki aynı muhalefetin üç yıldır El Kaide ile ilgili söylediklerini ve NATO üyelerinin Suriye’deki terörün yayılmasıyla ilgili sessizliklerini unutmamız isteniyor.

Bunun için, eğer NATO İttifak ülkelerin liderlerinin bir çoğunun örgütlerinin uluslararası terörizme olan desteğinden habersiz olduğunu varsayabilirsek, NATO’nun dünya terörizminin başlıca sorumlusu olduğunu da kabul etmemiz gerekir.

Çeviren: Selin Öztürk (Özgürüniversite)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir