MUTLU ÖLÜM – ALBERT CAMUS | NASIL MUTLU ÖLÜNÜR? – JEAN SAROCCHİ

‘MUTLU ÖLÜM’ÜN OLUŞUMU: Mutluluk da uzun bir sabırdır!

Bu önsözde, yazarın yaşam öyküsü üzerinde durulmuyor. Bu konuda bilinmesi gerekenlerin başlıcaları, Roger Quilliot’nun, Pléiadedizisinde yayımlanan çalışmasında yer alıyor. Mutlu Ölüm, Camus’nün Belcourt’da çocukluğunun geçtiği yoksul mahallenin, deniz taşımacılığı şirketi memurluğunun, 1936 yazında Orta Avrupa’ya yaptığı yolculuğun, 1936 ve 1937’de İtalya’daki gezilerinin, sanatoryumda kaldığı günlerin, Fichu’nün evinde ya da Kasım 1936’da yerleştiği yukarı Cezayir’de ‘Dünyanın Karşısındaki Ev’deki yaşamının anılarından yararlanır. Bu yapıtta, yazarın aşk yaşamıyla ilgili kimi bölümler de vardır: Simon Hié’yle iki yıllık evliliği ve fırtınalı bir açıklamayla Salzburg’da sona eren ilişkileri, romana bağlam değişimiyle katılır. Kimliğini saptamanın kolay olmadığı bir başka kadın kahraman, burada önemli rol oynar. Derinlikli bir incelemenin belki bir gün yanıtını bulacağı kimi soru işaretleri ortada durmaktadır: Lucienne kimdi? Roland Zagreus? Doktor Bernard? vb. Burada, bir yazınsal oluşum taslağı yapmak yerine, romanla yaşam arasında kılı kırk yaran bir uygunluk aramaya kalkmak, daha az yararlı görünüyor.

Defterler ‘de sonradan Mutlu Ölüm’e dönüşecek metinle ilgili ilk açıklama bir plan dolayısıyla yapılır. Bu plana göre, “2. kesim” Orta Avrupa yolculuğundan sonra gelecektir. Mutlu Ölüm’e ilişkin son taslaklar ise 1938 tarihini taşır. Ocak 1939’da hâlâ Mersault adı vardır, ama artık Camus’yü yalnızca Yabancı ilgilendirmektedir. Demek kiMutlu Ölüm, 1936 ile 1938 arasında tasarlandı ve oluşturuldu. İlk biçimiyle Tersi veYüzü’ndeki denemelerle, son değişiklikleriyle de Düğün ‘deki denemelerle yaşıttır. Yabancı, Caligula’nın ilk yazılışından sonra gelir.
Bu romanın hazırlanış biçimine ilişkin yetkin bir düşünceye ulaşmak için öncelikle onun son değişik biçimine başvurabiliriz. Mutlu Ölüm, her biri beş bölümden oluşan iki kesime ayrılır: ‘Doğal Ölüm’ ve ‘Bilinçli Ölüm.’ Ama birinci kesim, daktiloyla yazılmış 140 sayfanın yalnızca 49 sayfasını, üçte birden biraz fazlasını kapsar.

‘Doğal Ölüm ’ün düğümü Roland Zagreus ’un öldürülüşüdür. Romanın kahramanı Mersâult onu ilk bölümde öldürür, parasına el koyar ve evine dönerken üşütür. Sonraki bölümler bir geriye dönüştür: Mersault ‘nun olağan yaşamı (2. böl.), Marthe’la ilişkileri ve cinsel kıskançlığı (3. böl.), Zagreus ’la uzun söyleşisi (4. böl.), sonunda da, fıçıcı Cardona’yla yaptığı ve yoksulluk öyküsünün anlatıldığı bir görüşme (5. böl.). Özetlemek için olay akışını şöyle toparlayabiliriz: Orta halli basit bir memur olan roman kahramanı Patrice Mersault, kendisinden daha kötü bir yaşam süren bir fıçıcıyla komşudur. İlk aşkını Roland Zagreus adında sakat bir adamla yaşamış bir kızın sevgilisi olan Patrice Mersault, bu kız sayesinde Zagreus ‘la tanışır, bir sohbet sırasında adamın nasıl zenginleştiğini öğrenir ve öğrendiği bu sırdan yararlanarak sakat adamı öldürür, bunun üzerine bozuk bir sağlık, ama dolu bir keseyle yolculuğa çıkar.

‘Bilinçli Ölüm ‘ün beş bölümü, Mersault ‘nun Prag’da kalışını (1. böl.), yolculuğunun süreğini ve Cenova üzerinden Cezayir kentine geri dönüşünü (2. böl.), ‘Dünyanın Karşısındaki Ev’de geçen yaşamını (3. böl.), Chenoua’ya gidip deniz kıyısında bir eve yerleşmesini (4. böl.), sonunda da, satlıcana yakalanarak ölümünü (5. böl.) sergiler. Olay akışını şöyle toparlayabiliriz: Mersault, Prag’da mutluluğun kendisinden uzaklaştığını hisseder; güneşe yönelerek mutluluğu yeniden bulur. Cezayir kentine dönüşünde art arda iki mutlu yaşam deneyimine girişir: Önce ‘Dünyanın Karşısındaki Ev’de üç kız arkadaşıyla ortaklaşmacı yaşam deneyimi, sonra Lucienne’in ya da üç kız arkadaşının ziyaretleriyle biraz hafifleyen, çileci bir yalnızlık içinde geçen Chenoua’daki yaşam deneyimi. Mersault mutluluğu ele geçirmiştir ve Zagreus ’u anımsayarak, mutluluğunu ölümüne değin korur.
Romanın bu hızlı akışı ana izleği gözler önüne serer: Nasıl mutlu ölünür? Yani bizzat ölümün bile mutlu olacağı ölçüde mutlu nasıl yaşanır? İyi yaşama ve iyi ölmenin birinci kesimi, para, zaman ve duygusal egemenlik olmadığı için, tersidir; İkincisiyse, parasal bağımsızlık, zamanı istediğin gibi düzenleme ve kalbin dinginliği sayesinde yüzü’ dür. Özet olarak son değişmesiyle Mutlu Ölüm ‘ün içerik ve anlamı budur.

İki kesimli bölümleme daha sonra yapılmıştır. 1938’e kadarki bütün plan taslakları, istisnasız, üç kesimlidir, oynamalar yalnızca bölümlerin dağıtımıyla ilgilidir. Öyleyse, son planda ortaya çıkan bakışımsızlığa (91 sayfaya karşı 49 sayfa!) şaşmamak gerek. ‘Yeniden Bölümleme’ başlıklı bir tasarının tanıklık ettiği gibi, üçlü bölümleme daha dengeliydi: Her kesimin sayfa sayısı yaklaşık aynı olacaktı.
Son plan, belirgin bir karşıtlığı sergiler. Bu durum ilk taslaklarda söz konusu değildir. Bununla birlikte, karşıtlık ve karşıtlıkların art. arda gelişi, Camus’nün felsefesinin bir esnekliği olduğu kadar, burada ilk ağızda yapıtın estetik esnekliği gibi de görünür. Bir notta şu ‘altı Öykü’yü anlatmak istediğini belirtir Camus:
“Parlak oyunun öyküsü. Lüks.
Yoksul mahallenin öyküsü. Annenin ölümü.
‘Dünyanın Karşısındaki Ev’in öyküsü.
Cinsel kıskançlığın öyküsü.
Ölüm mahkûmunun öyküsü.
Güneşe doğru inişin öyküsü.”
Yaptığı sıralamayla art arda geliş kaygısını Camus’ nün kendisi ortaya koyar. Altı öykü, ikişer ikişer birbirine bağlanabilir. Ama Ağustos 1937 de içinde olmak üzere, o tarihe değin Camus, kutupsallık karşıtlığını bir zaman karşıtlığıyla iki katma çıkarmak ister: Kimi bölümler şimdiki, kimileri geçmiş zamanla yazılacaktır. Hatta, ‘ikinci kesim ’in ayrıntılı bir planını yaparak, girişik, titiz bir süslemeyle zamanlan birbirinin ardına getirmeye de çalışır. İçsel bir gerekliliğe dayanmayan bu biçimcilikten daha sonra vazgeçecektir. Ancak son metinde bu girişimden geriye bir iz kalır: Katıksız ve sürekli bir mutluluğun çağrıştırıldığı ‘Dünyanın Karşısındaki Ev’e ayrılan bölüm, başlangıç tasarısındaki gibi şimdiki zamanla yazılmış olarak durur.
Sözü edilen altı öykü, romanda yavaş yavaş oluşup biçimlenenlerin temel gerecini oluşturur. Onlardan, onların biçimsel değişikliklerinden ve düzenlenişlerinden yola çıkışla, romanın oluşumu yeniden çizilebilir.

İlk planlar, cinsel kıskançlık öyküsüyle birlikte ‘ikinci kesim ’de yer alan, ‘Dünyanın Karşısındaki Ev’ öyküsüne ağırlık tanırlar. İşte, Defterler ‘de okunan ilk plan:
“II. kesim:
A. Şimdiki zaman,
B. Geçmiş zaman.
Böl. Al. Dünyanın Karşısındaki Ev. Sunuş.
Böl. Bl. Mersault anımsıyordu. Lucienne’le ilişki.
Böl. A2. Dünyanın Karşısındaki Ev. Gençliği.
Böl. B2. Lucienne sadakatsizliklerini anlatır.
Böl. A3. Dünyanın Karşısındaki Ev. Çağrı.
Böl. B4. Cinsel kıskançlık. Salzburg. Prag.
Böl. A4. Dünyanın Karşısındaki Ev. Güneş.
Böl. B5. Kaçış (Mektup). Cezayir kenti. Üşütüş, hastalanış.
Böl. A5. Yıldızların karşısındaki gece. Catherine.”
İlk kesim, Ağustos 1937’den sonraki bir planda görüldüğü gibi, parıltılı oyun, yoksul mahalle İkilisine ayrılır o sırada: Sisyphos Söyleni, daha sonra, bu parıltılı oyun denen şeyi Don Juan’cılık, komedya, fetih üçlemi içinde gösterecektir, bu oyun ‘yoksul Mahalle’deki yaşamın değişkenliklerinin tersidir. Bu durumda aynı 1937 Ağustos ayındaki bir tasarının gösterdiği ikili uyuşmazlık ortaya çıkar:
“1. kesim. O zamana kadarki yaşamı.
2. kesim. Oyun.
3. kesim. Uzlaşmalardan vazgeçiş ve doğadaki gerçeklik.”
‘O zamana kadarki yaşam’, yoksulluğu, sekiz saatlik iş gününü, toplumsal ilişkilerdeki şiirsizliği ve denebilirse doğallıktan kopmuş bir varlık biçimini dile getirir alttan alta. Defterler ‘de hakkında fazla şey söylenmeyen ‘oyun’, bir tür züppeliği, yoksul yaşamda yayılmayı, kendinden hoşnutluktaki taşkınlığı, ama yine de doğallıktan kopmuşluğu belirtiyor olmalı. Bu uyuşmazlık, Mutlu Ölüm ‘ün son yazımında önemsizleşir, söyleşiler içinde yoğunluğunu yitirir ve Mersault ’un yükselişiyle özetlenir. Buna karşılık, yalnızlığa ve doğaya bir kaçış eylemiyle doğallığın ele geçirilişi, ilk taslaklardan başlayarak tümünde yer almakta ve romanın sonuyla amacının hazırlandığı son an’a dek kalmaktadır.
Ama Mutlu Ölüm, ilk taslaklarda, kahramanın ölümüyle sona erer görünmüyor: ‘Ölümün ve güneşin tadı’ ifadesi okunuyor bir planda, bu yalnızca bir tattır. Bir başka planda ölüme meydan okunuyor(?), ama birinci kesimin sonunda şunlar yer alıyor: “Son bölüm: Güneşe ve ölüme doğru iniş (intihar-doğal ölüm).” Dikkate değer bir nokta: Ölümle güneş birbiriyle ilişkili. Güneş, bu yoğun imge, mutluluğun, ruhsal söylen’in yerine geçecek ve kararlı bir adım kesin bir düşünceye doğru yol almış olacak.

Bu adım Ağustos 1937’den ve şu nottan başlatılabilir: “Roman: Yaşamak için zengin olmak gerektiğini kavrayan, kendini bütünüyle para elde etmeye adayan adam, bunu başarır, mutluluk içinde yaşar ve ölür.” Defterler ‘de ilk kez Mutlu Ölüm ‘ün gerçek bir özetiyle karşılaşılır ve yine burada ilk kez ‘roman’ sözcüğüne rastlanır.
Romanın akışı bellidir bundan böyle: ‘Parayla mutluluk olmaz’ atasözünün ters çevrilmiş bir açıklaması. Parayla mutluluk, ana izlek olur, 17 Kasım 1937 tarihli notun başında açıklıkla görüldüğü gibi:
“17 Kasım.
Mutluluk isteği.
3. kesim. Mutluluğun gerçekleştirilişi.”
Ama bu sırada, yalnızca ‘sakat’ olarak anılan Zagreus ‘un kişiliği ortaya çıkar, Mersault’yu parayla zaman arasındaki ilişkiler konusunda aydınlatır ve onun bir başka özlü sözün gerçekliğini görmesini sağlar: Vakit nakittir, bunun ters biçimi de doğrudur: Zagreus ‘un yaşama sanatının temel maddesini oluşturacak olan söz; nakit vakittir. 17 Kasım tarihli notun son paragrafı buna tanıklık eder:
“‘Şanslı’ doğmuş bir adam için mutlu olmak, vazgeçme isteğiyle değil de, tersine, mutluluk isteğiyle, herkesin ortak yazgısını değerlendirmektir. Mutlu olmak için zaman gerekir, bol zaman. Mutluluk da uzun bir sabırdır. Ve zaman, bizden zamanı çalan para gereksinimi demektir. Zaman satın alınır. Her şey satın alınır. Zengin olmak, hak edildiğinde mutlu olmak için zamana sahip olmaktır.”
Bunun üzerine romanın çeşitli gereçleri, yitik zaman-kazanılmış zaman ikiliğine göre kümelenir. Yitik zaman; yoksulluğun, işin, şiirsiz yaşamın zamanı olacaktır: Mersault ’nun yaşamına ayrılan bölüm, ‘Zamanı Öldürmek’ başlığını taşıyacak, bu başlık onun Marthe’la ilişkisine ve Orta Avrupa yolculuğuna da uygun düşecektir; Zagreus ‘un öldürülüşü, yitik zamanın bu yoksulluk dolu olaylar zincirine son verecektir. Kazanılmış zaman, ‘Dünyanın Karşısındaki Ev’in ve doğaya kaçışın zamanı olacaktır. Bu yüzden, bir kâğıda el yazısı ile yazılmış üç kesimli bir tasanda, ilk bölüm, her seferinde olduğu gibi, zamana ayrılmıştır. Birinci kesim, ‘Zamanı öldürmek ’ten başlayarak Mersault ‘un Prag dönüşüne kadar uzanan Cezayir’deki serüvenlerini içeren yedi bölümü kapsar (son yazımında 1. ile 75. sayfalar arası): “1. kısım. ‘Zamanı öldürmek ‘ten ‘kendisini mutluluk için doğmuş hissediyordu ’ya kadar,” diye yazar Camus. Bu son tümce, yaklaşık bu biçimiyle son yazımın 75. sayfasında bulunur: “…sonunda mutluluk için yaratılmış olduğunu anladı.”
İkinci kesimin ilk bölümü ‘zamanı kazanmak’ ‘-Dünyanın Karşısındaki Ev’ söz konusudur burada- ve üçüncü kesimin ilk bölümü ‘Zaman’ başlığını taşır o sırada. Proust düşünülünce, romanın, işte geçen yitik zamandan, ‘Dünyanın Karşısındaki Ev’de çiçekli kızlar arasında aylaklıkla geçen kazanılmış zamana, oradan da yalnızlıkta ve ölümde doğayla uyumun zamanı olan yeniden bulunmuş zamana yöneldiği görülür; bu durum, el yazılı metnin son sayfasındaki kısa ve özlü bir notla özetlenir: “Zaman.” “Önce çok şey yapar, sonra her şeyi bırakır. Kesinlikle hiçbir şey yapmaz. Zamanı izler, özellikle de mevsimleri (günlük!).” Mutluluk bağlamında ana izlek durumuna gelen zaman, romanın çatısını ve ritmini oluşturur. İlk taslaklardaki şimdiki zaman-geçmiş zaman değişimi, tümevarıcı değildi. Şimdi, birinci kesimin parçalanmış zamanını, üçüncü kesimin zamansallıktan uzak oluşumuna, dönüştürmek için akımın, vurgusuz betimlemelerden lirik söyleşilere geçmesi, bunları birbirine eklemesi gerekiyordu.

Böylece, romanın son değişikliğine, iki kesimli daralmış biçimine ulaşılır. Daralışın iki nedeni vardır: Önce Camus’nün erotik ya da duygusal öykülere karşı duyduğu sıkıntı. Bu nedenle, onları sınırlamak zorunda kaldı. Sözü geçen tasarının ikinci kesiminde, ‘Zamanı kazanmak ’tan sonra ‘Lucienne’le karşılaşma’ ve ‘Catherine’ in gidişi’ bölümleri geliyordu. Yazar bu bölümlerle ilgili yeterli gereç hazırlayamadı ya da bunu istemedi. Ayrıca, Zagreus öyküsü bir dizgenin düğümünü oluşturmak için oldukça yeterli duruma geldi. Çıkışında, cinsel kıskançlıkla ilgili olan Orta Avrupa’ya kaçış da, bu olaya eklendi.
Ama Camus üç kesime ayırma düşüncesine sıkı sıkıya bağlıdır. Bu yüzden, son daralıştan önceki plan hâlâ şöyledir:
“1. kesim. 1°: Yoksul mahalle. 2° Patrice Mersault. 3°: Patrice ve Marthe. 4° [karalanmış, zor okunuyor]: P. ve dostları [?]. 5°: Patrice ve Zagreus.
“2. kesim. 1°: Zagreus ‘un öldürülüşü. 2°: Boğuntu içinde kaçış. 3°: Mutluluğa dönüş.
“3. kesim. 1°: Kadınlar ve güneş. 2°: Tipasa’da gizli ve ateşli mutluluk. 3°: Mutlu ölüm.”
Kesin başlık bulunmuş, ama son bölüme konmuştur. Zagreus öyküsü henüz tam yerinde değildir. Öldürümün yeri değişmeyi beklemektedir, bu da önce ilk kesimin sonuna, sonra başına geçerek gerçekleşir. Bu durumda, yolculukla dönüşe indirgenen ikinci kesim, ipince kalır. Sonuncu kesimle birleşir, ‘Bilinçli Ölüm’ ortak başlığı kaynaşmayı onaylar ve ilk kesimin başlığı da buna koşut duruma gelir: ‘Doğal Ölüm.’ Buna karşılık bir başlığı olan bölümler bundan yoksun kalırlar: ‘Dünyanın Karşısındaki Ev’, sonra ‘Kadınlar ve Güneş,’ daha sonra da ‘Kadınlar ve Dünya’ başlığını taşıyan bölüm, haber kipinin alışılmamış ışığında, bundan böyle yazılı olmadan, Prag dönüşünün anlatımından sonra gelir. İşte, yemden yazılmış -“Romanı yeniden yazmak” gereksinimi duyar Camus, Temmuz 1938’de-, bitmiş, en azından yeniden elden geçirilmiş olan Mutlu Ölüm ‘ün öyküsü.

Niçin yayımlanmadı? Burada ancak bütünüyle yazınsal nedenler üzerinde durulacak. Bay Castex, Yabancı üzerine yaptığı bir incelemede, Camus’nün düşsel tasarısı içinde, bu daha sonra yazılan romanın, Mutlu Ölüm ‘ün ayağını kaydırdığını varsayar, Ağustos 1937’nin nazik bir tarih olduğunu, ilk romanın oluşturulduğu bu dönemde Yabancı’nın izleğinin gizlice, usul usul araya girdiğini düşünür. Şu metni alıntılar:
“Yaşamı alışılagelen yerde (evlilik, iş vb.) arayan ve bir moda kataloğunu okurken, birdenbire kendi yaşamına (moda kataloglarındaki gibi düşünülen yaşam) ne kadar yabancı olduğunu fark eden bir adam1.
Bu parça Mutlu Ölüm’le ilişkili olsa da, belirtilen izleğin ilk yazılışını sunmaktadır.
Bu, yerinde bir varsayım. Mutlu Ölüm ‘ün roman sanatı açısından bir değerlendirmesi yapılarak güçlendirilebilir. Öyle görünüyor ki, Camus, üzerinde çalıştıkça, ilk romanının giderilemez hatasıyla birlikte bir başka roman olanağım duyumsamıştı.
“İyi örülmemiş, ama aynı zamanda dikkat çekecek biçimde yazılmış,” yapıt diye değerlendirir Roger Quilliot. Bundan daha iyi dile getirilemezdi. Mutlu Ölüm ’de biçemci bir yazarın özellikleri parıldar, romancının değil. Camus yok yere onu düzene koymaya ve birbiriyle uyumsuz gereçleri birleştirmeye çalışır: Zagreus ‘un düşsel öldürümüyle Prag’a yapılan gerçek yolculuğun öyküsü arasında ve yoksul Cardona betimlemesiyle ‘Dünyanın Karşısındaki Ev’in anımsanışı arasında ne gibi bir ilişki vardır? Anlatım biçimlerinin uyumsuzluğu yan-öykülerin uyumsuzluğunu artırır, bu durum, üzerinde çalışılmış bir karşıtlık biçemi dikkate alınarak hoş görülemez: Dokunaklılık, neşe, bayağılık, betimlemelerdeki kuruluk, cinsel coşkunluk, güneşle ilgili lirizm bir düzen izlemeksizin art arda gelir. Yan-öyküler çok fazladır ve kimi zaman gereksiz yinelemeye dönüşür: Mersault ‘nun annesinin ölümünden Cardona ’nın annesinin ölümüne geçeriz. Özellikle kadın kahramanların rolleri iyi dağıtılmamıştır: ‘Küçük budalalar’ üçlüsü içinde Catherine ‘in ayrıbir yeri vardır, aslında -ilk planların gösterdiği gibi- onun başlangıçta Mersault’yla bir ilişkisi vardı, ama Lucienne aynı üstünlükten yararlanabilirdi. Planlar, kimi zaman biriyle, kimi zaman öbürüyle kurulmuş ilişkiyi öngörürler. Planlarda Lucile, diye belli birinin adı da geçer. Bir düzeltimde görüldüğü gibi, Marthe, onun yerini alacak ve Lucienne’leCatherine’ in rollerinin bir bölümünü de üstlenecektir. Marthe yitik zamanla, Catherine de yeniden bulunan zamanla ilişkili olacaktır. Kuşkusuz Camus’un, kadınlarıyla arası iyi değildir! Onlar romanın doğuşunu geciktirirler. “Çoğu zarar, azı karar,” atasözünün yazınsal bir açıklamasını oluştururlar. Son yazılışta, kadın kahramanların görevlerini yerli yerine oturtmak, izlerini korumak ya da olaya katılışlarını düzenlemek için yazarın harcadığı çaba fark edilir. Sonuç, pek parlak değildir.

Daha çok çabayla daha iyi sonuç alınabilir miydi? Mutlu Ölüm, roman olarak, türünün ilkesinden bağımsız değildir. Yenilerde roman üzerine yapılmış bir çalışmada2 şunları okuyoruz: “Bir romanın değeri, doğru gözlem ile gerçeğin düşsellikçe düzeltilmiş ya da derinleştirilmiş biçiminin birleştiği gerilime bağlıdır.” Hiçbir roman bu kuralın dışında değildir. Oysa Mutlu Ölüm ‘de gözlemle ilgili öğeler, yani öz yaşamsal parçalar dağınık kalırlar: Yoksul mahalle, sanatoryum, ‘Dünyanın Karşısındaki Ev’, Orta Avrupa yolculuğu, kadın kahramanlarla ilgili anılar, daha sonra Başkaldıran İnsan ’ın örnek olarak göstereceği Proust’un yapıtındaki gibi, ‘bir bütün, kapalı ve birleşmiş bir dünya’ olarak birleşmek üzere, kimyasal anlamda işlenmiş değillerdir. Ancak yaratıcı bir imgelemce yeniden değerlendirildiklerinde bir bütün olabileceklerdir. Oysa yaratıcı imgelem, Mutlu Ölüm ‘de, yalnızca biçem düzeyinde kendisini gösterir. Yan-öykülerin ya da kişilerin uyduruluşu yoksulcadır: Ne, insanlık Durumu’ndan ya da Suç ve Ceza’dan esinlenilenZagreus ’un öldürülüşü, ne de bu kahramanın bizzat kendisi, roman gerçekliğine ulaşabilir. Bu olanaksız romanda, Tersi ve Yüzü ’nün damarından gelen, biçim açısından ‘Alay’dan ya da ‘ruhta ölüm ’den farklı olmayan yaşanmış sahneler ya da Düğün’dekilerle yakınlığı olan lirik anımsamalar değerlidir yalnızca. Romanın en iyi yanı romansı olmamasıdır.
Camus de bunu açıklıkla duyumsadı mı? Hiçbir yerde itiraf etmiyor. Ama büyük bir olasılıkla, en azından sanatçı bilinçaltı, onu yanlışı konusunda uyarıyor, farkında bile olmadan, daha iyi bir yola götürüyordu. Gide ’den doğalcı ve etkili bir karşılaştırma sözünü ödünç alırsak, Mutlu Ölüm ‘ün krizalitinde Yabancı ’nın larvası biçimleniyordu. Mutlu Ölüm aldatıcı oluşumunu izliyor, yazarı onu bütün bölümleriyle yeniden yazmaya, canlandırmaya çalışıyordu, ama asalak olarak esinlenilmiş olan Yabancı, sonunda, hatalı bir roman yerine gerçek bir anlatı verecek olan bu çalışmadan, en kazançlı çıkan yapıt oluyordu.
Öyleyse, bu inceleme Mutlu Ölüm’leYabancı arasında kısa bir koşutlukla sona erecek3. Roger Quilliot, “Meurrsault’nun… Mersault’nun4 küçük erkek kardeşi,” olduğunu gösterdi; kimi yan-olgularla kimi ikincil kişilerin iki metinde de ortak olduğuna dikkati çekti. Ama o, özellikle ayrılıklar karşısında duyarlıdır ve şunları yazmaktan da kendini alamaz: “İki olay örgüsünün birbiriyle hiçbir ilgisi yoktur…” ya da:‘Mutlu Ölüm’ hiçbir biçimde Yabancı ‘nın matrisi değildir, apayrı bir romandır o…”
Yine de, olay örgüsündeki kuruluş ve amaçtaki apaçık ayrılıklara karşın, Mutlu Ölüm ‘deYabancı ‘nın bir ön- simgesi ve hatta terim biyolojik anlamına çekilirse, onun matrisi görülebilir. Bunu kanıtlamak için iki yapıtın yapısını karşılaştırmak yeterlidir: Mutlu Ölüm son düzenlenişiyle iki kesime indirilmiştir. Camus için üçlü bölümlemeden ikili bölümlemeye geçiş, karşıtların kestirmeden sergileneceği daha kişisel bir diyalektiğin yararına, çelişkilerin bireşiminin düzenleneceği klasik bir kurgulamadan vazgeçme anlamına gelir. Bu bakış açısıyla, Yabancı, Mutlu Ölüm ‘ün yalnızca bir kopyasıdır: İkisinde de iki kesim ve yaklaşık aynı sayıda bölüm (birinde 6+5, öbüründe 5+5) vardır. İki kitapta da, birinci kesimlerin şeması, görülür biçimde aynıdır: Şiirsiz yaşamdan sahneler, sonra köpekli adamla söyleşi (Salamanoya da Cardona), ardından, bir cinayet: Zagreus ‘un ya da Arab’ın öldürülmesi. Bu cinayet, kahramanı, gerçeklik, içindeki yapaylığa iter. Görünüşte ikinci kesimlerin artık ortak hiçbir yönü yoktur. Prag yolculuğu, ‘Dünyanın Karşısındaki Ev’, simgesel bir anlatıda sindirilemez öğeler olarak, kuşkusuz Yabancı ’da. yok oldular. Ama Mersault, Chenoua’daki uzletinde, Mersault da Cezayir’deki tutukevinde ele alınsın; kendilerini eğlendiren ziyaretlerin, heyecanlandıran mevsimlerin, son saatlerine götüren tartılmaz zamanın ritmi içinde, aralarında bir uygunluk bulgulanacaktır. Biri sonucundan yararlandığı eksiksiz bir cinayet işlediği, öbürü yeteneksiz bir katil olarak yargıçların kurbanı durumuna geldiği için yazgıları birbirine pek benzemez görünürse de, unutmamak gerekir ki, her ikisinin sorunu da mutlu ölümdür -bir elyazması ‘Yabancı ya da Mutlu Bir Adam’ alt başlığını taşır- ve her ikisi de bu sorunu, dünyayla uyuşup insanlardan kurtularak başarıyla çözümlerler.
Burada yapılan, dikkatli bir incelemeden çok, yalnızca bir karşılaştırma taslağı. İki yapıtın biçemlerinden çok konulan üzerinde durabilseydi, bu taslak derinliğe ulaşabilirdi. Bundan da yalnızca Yabancı‘nın üstünlüğü daha açıklıkla ortaya çıkardı. Ama en sonunda, Camus ’ün yayımlamadığı Mutlu Ölüm ‘ün, bir yapıttan çok bir belge olduğunu ve yazarın deha dosyasına eklenmek üzere bu belgede olumlu parçaların bulunmasının onun parlaklığı için yettiğini söylemek gerekir mi? Bunları bulma zevki okura bırakılıyor.

Jean Sarocchi
Kaynak: Albert Camus – Mutlu Ölüm

Mutlu Ölüm, 1930’ların sonuna doğru yazılan, ama ancak 1971 yılında yayımlanan bir roman. Albert Camus (1913-1960) için daha sevimli görünen Yabancı, daha önce yazdığı Mutlu Ölüm ‘ün yayımlanmasını erteletmiş olabilir. Çünkü roman sanatı, 40’lı, 50’li yıllarda daha çok romanın yapısal özelliklerine ağırlık veriyordu. Bir sanat yapıtının yaratıldığı dönemde kusur sayılabilecek kimi özellikleri, daha sonra erdeme dönüşebiliyor. Albert Camus’nün ölümünden on bir yıl sonra günışığına çıkan bu romanını günümüzde öne çıkaran en önemli özellik, onun romansı oluşudur. Mutlu Ölüm, yaratıcısı Albert Camus’ye otuz yıl sonra başkaldırmış ve özgürlüğüne kavuşmuştur. Bu roman, hem çağdaş bir yapıt, hem de yazar-yapıt-okur ilişkisinin göz kamaştırıcı bir tanığıdır.


1. R.Quilliot, Deniz ve Tutukevleri, s. 87.
2. H.Coulet, Devrime Kadar Roman, A.Colin.
3. Bütünlüklü bir incelemede Caligulayla. koşutluk da zorunlu olacaktı.
4.Mutlu Ölüm ‘ün başkişisi Mersault, Yabancı’nınki Meursault’ tur. Kaynaklarda genellikle, birincisinin ‘deniz-güneş’, İkincisinin ‘ölüm-güneş’ sözcüklerinin bileşimi olduğu belirtilir, (Çev.)

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz