Musa ve Tek Tanrılı Din: Dinin İçerdiği Gerçeklik – Sigmund Freud

Ne imrenilecek şeydir, biz inanç yoksunları için daha yüce bir varlığın mevcudiyetine inanmış araştırmacılar! Böylesi büyük bir ruhun dünyada karşılaşacağı hiçbir sorun yoktur, çünkü dünyanın tüm düzenini kendisi yaratmıştır. İnançlıların öğretileri, bizim ancak kotarabildiğimiz zahmetli, gariban ve parçalar halindeki açıklama denemelerimiz ile kıyaslandığında nasıl da kapsamlı, ayrıntılı ve ebedidir! Kendisi etik mükemmelliğin ideali olan tanrısal tin insana bu idealin bilgisinin tohumunu ve aynı zamanda kendi varlığım bu ideale uygun hale getirme aşkım da ekmişltir. İnsanlar dolaysızca neyin daha yüce ve asil ve neyin daha alçak ve adi olduğunu sezmektedir. Duygusal hayattan ideale olan mesafelerine göre ayarlanmıştır. Tıpkı güneşe yaklaşan bir gezegen gibi ona yaklaştıklarında büyük bir tatmine ulaşırlar ve güneşten uzaklaşan bir gezegen gibi ondan uzaklaştıklarında ağır bir üzüntü onları cezalandırmaktadır. Tüm bunlar bu kadar basit ve sarsılmaz bir şekilde tespit edilmiştir. Belirli hayat tecrübelerinin ve dünyaya ilişkin gözlemlerin bu türden yüce bir varlığın varsayımım benimsememizi imkânsız kılmasından biz ancak üzüntü duyabiliriz. Sanki dünyanın yeterince sırrı yokmuş gibi, bir de bize tanrısal varlığa inananların bunu nasıl başardıklarım ve bu inancın “aklı ve bilimi” aşan gücünü nereden aldığım anlamak gibi yeni bir görev verilir.

Bizi şimdiye dek meşgul etmiş olan daha mütevazı sorunsala geri dönelim. Yahudi halkının büyük ihtimalle günümüze kadar korumayı başardığı nevi şahsına münhasır karakterinin nereden geldiğini açıklığa kavuşturmak istiyorduk. Musa adındaki adamın bu karakteri halka, kendilerinin diğer kavimlerden daha üstün olduklarına inanacak şekilde özgüvenlerini artıran bir din vererek, nakşettiğini saptamıştık. Diğer kavimlerden uzak durarak kendilerini korumuşlardı. Karun karışması çok rahatsızlık vermiyordu, çünkü onları bir arada tutan, şey, belirli entelektüel ve duygusal miraslara, ortak bir şekilde sahip olmalarından ileri gelen manevi bir nedendi. Musa dini bu etkiye sahipti çünkü 1) halkın bu yeni tanrı tasarısının görkemine katılmasına izin veriliyordu, 2) çünkü bu kavmin bu büyük tanrı tarafından seçildiğini ve özel lütfunun kendilerine gösterileceğini iddia ediyordu, 3) çünkü halkı tinsellikte adımlar atmaya zorluyor, yeterince anlamlı olan bu adımın ötesinde entelektüel çalışmaya ve içgüdülerden vazgeçişi sağlayan diğer tüm yolların açılmasını sağlıyordu.

Bu bizim vardığımız sonuç ve geri almak istediğimiz hiçbir şey olmamasına rağmen yine de bunun bizi bir şekilde tatmin etmediğim gizleyemeyeceğiz. Sebep sonuç ilişkisi sanki kurulamıyor, açıldığa kavuşturmak istediğimiz olgu bizim açıkladığımızdan daha farklı bir boyutta gibi görünüyor. Şimdiye dek yaptığımız tüm incelemelerin tüm sebepleri değil de sadece yüzeyde belirli bir katmam aralaması ve bunun ardında keşfedilmeyi bekleyen başka, çok daha anlandı bir nedenin yatması olası mıdır? Yaşamda ve tarihte sebeplerin sıradışı karmaşası göz önüne alındığında böylesi bir olasılığa hazırlıklı! olmalıyız.

Daha derin olan bu nedene aşağıda belirtilen açıklamaların belirli bir yerinde girilebilmektedir. Musa dini etkilerini dolaysız değil, tuhaf dolaylı yollardan göstermiştir. Bu, etkisini hemen göstermediği anlamına gelmez, etkisini tümüyle ortaya koyabilmek için uzun bir zamana, yüzyıllara ihtiyacı vardı, çünkü bir halkın karakterinin oturmasından söz ediyor isek bu kendiliğinden anlaşılır. Aksine sınırlama Yahudi din tarihinden aldığımız ya da diğer bir deyişle içine yerleştirdiğimiz bir nedene dayanır. Demiştik ki, Yahudi halkı bir süre sonra Musa-dinini terk etmişti – tam olarak mı bırakmışlardı yoksa bazı hükümleri sürdürmeye devam etmişler miydi, bilemiyoruz. Kenan ülkesinin işgal edilmeye çalışılıp orada yaşayan kavimlerle savaşıldığı uzun zaman boyunca Yehova dininin öteki Baalim kültlerinden pek de farklı olmadığım varsayarsak, sonraları bu yüz kızartıcı gerçekliği örtbas etmeye çalışan tüm eğilimlerin gösterdikleri çabalara rağmen tarihsel bir zemin üzerine kendimizi oturturuz. Ancak Musa-dini iz bırakmadan kaybolup gitmemiştir, kendisine ilişkin karanlığa gömülmüş ve tahrif edilmiş bir tür am geride kalmıştı, bu ama belki de ruhban sınıfının tek tük üyelerinin aldığı eski notlar tarafından desteklenmişti. Ve arka plandan hemen etkin olmaya başlayan, zamanla ruhlar üzerinde daha fazla güç kazanan ve nihayet tanrı Yehova’yı Musa’nın tanrısı haline dönüştüren ve uzun yüzyıllar önce yürürlüğe sokulan, sonra yüz çevrilen Musa’nın dinine tekrar hayat veren şey büyük bir geçmişe ait olan bu gelenektir.

Geleneğin bu türden bir başarı gösterebileceğini doğal olarak kabul etmemiz gerekiyor ise, hangi varsayımı zorunlu olarak reddedemeyeceğimizi bu incelemenin daha önceki bir bölümünde belirtmiştik.

Sigmund Freud
Musa ve Tek Tanrılı Din

Yorum yapın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki yazıyı okuyun:
Üç Deniz Topluluğu ve “Yağmurlar Dinmeden Gel” albümü cafrande.org’ta

Kapat