MARX’IN İNSAN DOĞASI ANLAYIŞI: DOĞAL İNSAN – BERTELL OLLMAN

Doğal insanla, yani doğanın yaşayan parçaları olarak insanlarla en fazla ilişkilendirilen güçler; emek, yemek ve cinselliktir. Marx ne insanın doğal güçlerinin tam bir listesini çıkarmış, ne de bazı güçleri insanların genel sorgularından gizleyen sözel örtüleri kaldırmakla uğraşmıştır. Bir yerde “doğal bir güç” olarak adlandırdığı şeyden başka bir yerde “hayvansal işlev” ya da “fiziksel gereksinim” olarak söz eder. Bu ifadeler birbirlerinin tam denkleri değildir ama o kadar yakından ilişkilidirler ki, Marx’ın biri için verdiği örneği diğer ikisi için de kabul edebiliriz.

Hayvansal işlevler, canlıların başından geçen süreçler ve canlı kalabilmek için giriştikleri faaliyetlerdir. Fiziksel gereksinimler ise nesneler için duydukları arzular ve canlı ve iş görür kalabilmeleri için zorunlu olan faaliyetleridir. Daha önce yaptığımız tartışmalardan çıkarabileceğimiz kimi niteliklerle birlikte söyleyebiliriz ki doğal güçler, hayvansal işlevlere benzerler ve bu ikisi ile fiziksel gereksinimler arasındaki ilişki, güç ve gereksinim arasındaki ilişkiye benzer. Bu nedenle Marx su içmeyi ve üremeyi birer hayvansal işlev olarak saydığında, bunları (cinsellik ve üremeyi birbirinden ayırmak istediğimizi varsayarak) insanın doğal güçleri listemize pekâlâ dâhil edebiliriz.

Marx’ın hayvanların ve vahşi insanların gereksinimlerine yaptığı atıflar, fiziksel gereksinimlere yapılan atıflarla aynı şekilde değerlendirilebilir: her ikisi de doğal güçleri ifade eder. Marx’ın, hayvanların ve vahşi insanların “arkadaşlık gereksinimi” duydukları iddiasında, aynı türün diğer canlılarıyla kurulan duygusal ve paylaşımcı (İng. sympathetic) ilişkinin gücüne işaret edilmektedir.

Marx vahşi insanların ve hayvanların “avlanma ve gezinme gereksinimleri” olduğundan da söz eder.212 Burada ifade edilen güç, eğlenme ya da çeşitlilik arama gücüne benzer bir güçtür. Çok daha sonra, tek tip çalışmanın, “yalnızca yaptığı eylemin değişmesiyle bile kendini yenileyip eğlenen insanın hayvani ruhunun, yoğunluğunu ve akışkanlığını” bozduğunu belirten Marx’ın işte bu gücü kastettiğini düşünüyorum.

İnsanın doğal güçlerinin iki belirgin karakteristik özelliğe sahip olduğu söylenir: ilk olarak, bu güçler insanda “eğilimler ve yetenekler –dürtüler” (Alm. Anlagen und Fähigkeiten, als Triebe) olarak vardır; ikincisi, kendi doyumlarını insan bedeni dışındaki nesnelerde ararlar. Marx’ın insanın doğal güçlerini tarif etmek için tercih ettiği kelimeler ve özellikle de “eğilim” ve “dürtü”, onun “güç” terimine yaygın olarak yüklenen anlamın dışında ve üzerinde yüklediği anlama da kısmen işaret eder. Bu tarifin ilk kısmını anlamanın en iyi yolu, parçaları, ortaya çıktıkları sıranın tersi yönde ele almaktır. Sahip olduğu her bir doğal güç için insan, bu gücü gerçekleştirme ya da hayata geçirme yönünde bir “dürtü” (gereksinim) duyumsar; bunu gerçekleştirmesine imkân veren “yetenekleri” vardır ve bu gerçekleştirmeyi belirli hedeflere yönlendiren “eğilimler” taşır. Yemeyi bir doğal güç olarak kabul edersek, insanı yemek yemeğe iten dürtüler oldukça açıktır: açlık. İnsanın yemek yemesini mümkün kılan yetenekleri ise yemek yerken yaptığı her şeyi içerir. İnsanı kendisini tatmin eden nesnelere yönlendiren eğilimler, onun tat alma duyusu ve neyin yenilebilir neyin yenemez olduğuna dair genel bilgileridir. Eğlenmek ya da başkalarıyla ilişki kurmak gibi daha muğlak güçlerde karakteristik dürtüler, yetenekler ve eğilimler daha az belirgindir ve Marx’ın var olduklarına dair sözlerine inanmamız gerekir.

Doğal güçlerin ikinci karakteristik özelliği, yani bu güçlerin insan dışındaki nesnelere yönelerek doyum aramaları, güçlerin gereksinimlerle olan ilişkisinin en fazla belirgin olduğu yerdir. Marx’a göre insanın “dürtülerinin nesnesi, gereksinimlerinin nesnesi olarak kendi dışında bulunur; gereksinimlerinin nesnesi, özsel nesneler; özsel güçlerinin dışa vurumu ve doğrulanması için zorunlu olan nesnelerdir.” Marx nesne kelimesini “maddi nesne” anlamından ziyade, “bir öznenin (gerçek ya da potansiyel) nesnesi” anlamında kullanır. Gerçi, “maddi nesnenin” anlattığı her şey “öznenin gerçek ya da potansiyel nesnesinin” kapsamına girer ve genelde maddi nesnelere atıfta bulunulur. Böylece, insanın herhangi bir yolla temas ettiği her şey Marx için bir nesne olur. Bitkiler, hayvanlar, taşlar, hava ve ışık açıkça ismini zikrettiği nesnelerdir; ama gördüğümüz gibi, bu liste tamamlanmış olmaktan oldukça uzaktır.
Eğer insanın güçleri kendilerini sadece nesneler aracılığıyla dışa vurabiliyorlarsa, insanın güçlerini ifade edebilmesi için insanın bu nesnelere gereksinimi var demektir. Açlık, nesnelere duyulan böylesi bir gereksinimin örneğidir. Marx’a göre, açlığın “giderilmek için (…) kendi dışındaki bir doğaya, kendi dışındaki bir nesneye gereksinimi vardır. Açlık, bedenim için, kendisi dışında var olan, bedenimin bütünlüğü ve özsel varlığının ifadesi için vazgeçilmez olan bir nesneye duyduğu, genel kabul görmüş bir gereksinimdir.”

“İnsan tüm varlığıyla doğanın bir parçasıdır” Marks’ın Çevre Üzerine Görüşleri – Sıtkı Akın

İnsanın doğal güçlerinin bir nesneye gereksinim duyma karakteristik özelliği, insanın “bedensel, canlı, gerçek, duyulara sahip ve nesnel bir varlık” olduğu gerçeğine dayandırılır. Yani, insanın bedeni yaşayan maddi bir nesnedir; hem duyuları vardır hem de çok çeşitli faaliyetlerle uğraşma potansiyelini taşır. İnsanın güçleri belli bir nesneyi (insanın kendisini) içermekle kalmaz; aynı zamanda sadece diğer nesnelerle (doğada) gerçekleştirilebilir.

Marksizmde “gerçekleşme” her zaman, güçlerin tatmini ve doğada nesnelleşmesi biçiminde ikili anlam taşır. Ama Marx’ın vurgu yapmak istediği genelde ikincisidir. Bu iki uçlu anlamı, Marx’ın “nesnel varlık” ibaresinde ilettiği anlamda da görebiliriz. Mesela yeme gücü, yemek yerken insanın kullandığı ağız, mide ve yenilen nesneler aracılığıyla var olur.
Marx insan için “duyulara sahip” derken, insan duyuları olarak genelde neyi anlıyorsak, bu konuya da o şekilde yaklaşmamızı ister. Bu duyuları sadece, temas ettikleri şeyler ve bulundukları yer aracılığıyla bilebiliyoruz. Böylece Marx, insan “nesnelerle inşa edilmiştir” ve bu nesneler “tam da varlığının doğasına aittir” diyebilmektedir. Bu şekilde, insanın doğası ve nesneler arasında bir içsel ilişki vardır. Marx’ın birini (ya da bir kısmını) diğeri içine yerleştiren yorumlarının tümünün ana fikri budur. İnsanın güçlerinin doğada gerçekleşmesi ya da nesnelleşmesi demek, tek bir organik bütün içerisindeki (şimdi uygun bir şekilde değişmiş bulunan) unsurların yer değiştirmesidir.

“İnsan doğası” kavramı, doğayla ilgili her şeyi ve aynı zamanda insanla ilgili her şeyi kapsayan bir ibare olarak bu tartışmadan doğar. İnsanın güçlerinin görünür olması ve nesnelerde gerçekleşmesi bu iki alanı birbirine ayrılmaz bir şekilde bağlar, hem pratikte hem de kavramsal olarak. Bu nedenle Marx “bütün tarih, insan doğasının hiç durmaksızın dönüşümünden başka bir şey değildir” dediği zaman bu, hem insanla hem de insanın nesnesiyle ilgili bir ifadedir.

İnsanın doğayla ilişkisinin bir parçası her bir tikel bireyin hemcinsleriyle arasındaki bağdır. Daha önce tanımladığımız anlamıyla nesnel ve duyulara sahip bir varlık olarak insanın nesnesi ve duyularının içeriği, kendisinin dışında bulunur. Eğer bir bireyin doğanın tümüyle kurduğu ilişki böyleyse, insan doğanın bir parçası olduğu için –kendisi de bir nesne olduğu için- bir insanın diğer tüm insanlarla kurduğu ilişki de böyle olmalıdır. Yani, her bir insan, diğer insanlar için bir nesnedir ve diğer insanların duyularının içeriğini oluşturur; benzer şekilde, aynı derecede doğanın parçası olan diğer insanlar da bireyin kendisine bu sıfatlarla hizmet eder.

Marx Kapital’de “insanın kendisi de, yalnızca emek gücünün varlığı olarak ele alındığında, canlı ve bilinçli de olsa, doğal bir nesnedir, bir şeydir” derken kullandığı “nesne”nin anlamı budur. İnsanın kendi türüyle kurduğu ilişkilerin karşılıklı olma özelliğinin en belirgin olduğu ilişki kadın ve erkek arasındaki cinsel bağdır. Bu bağda “insanın doğayla ilişkisi, insanın insanla doğrudan ilişkisidir; aynı, insanın insanla kurduğu ilişkisinin doğrudan doğayla kurulan bir ilişki olduğu gibi.”

Marx doğal, nesnel ve duyulara sahip bir varlık olarak insan yorumunu, insanın “acı içinde, sınırlı ve koşullandırılmış” olduğuna gönderme yaparak özetler. İnsan, tecrübe ettiği şeyler sebebiyle acı çeker. Duyulara sahip olmak, Marx’a göre, zorunlu olarak acı çekmektir.226 İnsan, doğal güçlerini gerçekleştirmek için gereksinim duyduğu her şeye ulaşamaz; zira şu ya da bu şekilde arzu ettiği şey, bütün dünyadır. Her zaman ve sadece bir anlık bile olsa, ulaşamayacağı bir kadın (ya da erkek), yiyecek vs. olacaktır ve ondan esirgenen her şey insanın acı çekmesine neden olur. Şurası açık olmalı ki “acı çekme” terimi burada en ufak bir rahatsızlıktan en yoğun acıya kadar her şeyi içerecek şekilde kullanılıyor. Bu bağlamda tecrübe ettiği her şeyi hissettiği ve tecrübe ettiği her şey de ona acı verdiği için, insanın tutkulu bir varlık olduğu söylenebilir. Tutku, bireyin nesnelerini elde etme çabasının canlandırdığı bir niteliktir. Hisleri olan öznenin konumlanma noktasından bakıldığında tutku, bu çabanın ta kendisidir.

Son olarak, insanın sınırlı bir varlık olduğu söylenir, çünkü arzularını ve eylemlerini her yönden kuşatan kısıtlamalar vardır. Bunlar doğanın bütününün, insanın herhangi bir parçası üzerine yerleştirdiği kısıtlardır. Nesnelerin doğada erişilebilirliği ve özgül nitelikleri, elini attığı her işte insanı kontrol eder; insanın güçlerini nasıl ve ne zaman kullanabileceğini bunlar düzenler. Var olan durum geçerli olduğunda birey, doğayla yapılabilenden daha fazlasını yapamaz. Bu anlamıyla, insanın ne olduğunu ve ne olabileceğini belirleyen doğadır.
Marx’ın doğal bir varlık olarak insan anlayışını kavrayabilmenin en kolay yolu, türüne özgü olduğunu düşündüğümüz her şeyden insanı soyutlamak ve onu henüz bir insan olarak değil ama bir hayvan olarak görmektir. Marx doğal bir varlık olarak insanın hayvana benzediğini iddia eder ve aynı onun gibi “eylemiyle özdeştir” der. Bu seviyede insan, yaptığı şeydir; zira imgelerinde kendisini yaptığı şeyden ayırt etmeye muktedir değildir. Zihinsel yeteneklerden yoksun ya da kendinin farkında olmayan bir “kişidir.” Becerileri sadece fiziksel gereksinimlerini sağlama alacak, doğal güçler dediklerimizi gerçekleştirecek şekilde çalışır. Böyle olunca, sadece fiziksel benliğini üretir; kilosuna kilo katar, uzar, ürer ve daha sağlıklı yaşar. Ama Marx’a göre böyle bir kişi doğayı yeniden üretemez ya da güzellik unsurları yaratamaz. Eylemleri “iradi” değil, kendiliğindendir. Bu ise, doğanın insan tarafından değil, insanın tamamen doğa tarafından kontrol edildiğini söylemenin bir başka yoludur.
İnsanın doğal güçlerinden biri olarak daha önce sözü geçen emek, bu bağlamda, varlığını bir tırtıl olarak sürdürmek için dönüp duran bir ipek böceğinin çabasını andırır. Böyle bir emek, acil fiziksel gereksinimlerin doyurulması için harcanan enerjiden başka bir şey değildir ve insanın üretken eylemiyle çok az ortak noktası vardır. Bütün hayvanlar böyle bir çalışmada bulunur ama birazdan öğreneceğimiz gibi sadece insan gerçekten yaratıcı çalışma yeteneğine sahiptir.

Bertell Ollman
Yabancılaşma
Çeviri: Ayşegül Kars, Yordam Kitap

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz