Martin Heidegger’den Hannah Arendt’e: Bahçedeki bütün çiçekler, kiraz ağaçları da seni selamlıyorlar

hannah-arendtHannah,
Hangisi daha güzel, fotoğrafın mı yoksa mektubun mu? Sadece sen ve gönderdiklerin. Sen buradayken ışıldamaya başlayan ve karşıya geçerken yüzünde beliren şey fotoğrafta duruyor hâlâ. Bunu tanımlamayı beceremem. Fakat siz Elfride ile birbirinize sarıldığımızda, ışığı odama düşen sevginin muhatabı olan sevgilidir bu. Şimdi biz yavaş yavaş bize olan şeyi benimseyeceğiz.

“Hannah, yeni sürülmüş bir tarlanın günbatımındaki kızıl yansımasını bilir misin?”

Gelişin, yakınlığımızın büsbütün yakınlığa dönüşmesi, bütün bu olanlara Elfride’nin yardımı, sevgimizin onun sevgisine ihtiyaç duyması, hepsi; senin iyilikle eve dönüşün, birbiri içinde vuku bulan her şey açılıyor, duruluyor ve korunuyor.

Bütün bu olanlar çok iyi bildiğin bir sözü, Agustin’in bir sözünü sık sık aklıma getiriyor: Bu Praeventus gizli bir Adventus’un sessiz yankısıdır, ki o hür olmanın gizemine erişir. Kendinden menkul bir yasanın kaynağıdır o.

Vuku bulan mucizenin burada bir mekânı var. İçinde öylece durduğun resim onu bir araya getirdi. Fakat seni dünya vasıtasıyla sürükleyen ve hareket ettiren şeyler de onun içinde yükseldi. Omnia et sublata et conservata et elevata. Şimdi huzur ve inayet daha yakınımızda olduğu için, bunun için, artık suni olan hiç bir şey sahih olana yaklaşamaz.

Senin tarafından dillendirilen şeyi, kendime uzak kılamam; bunu bundan sonra daha az unutacağım. Mektuplarımız hiç bir şeyden kaçınmamalı.

“Radikal Kötülük” kavramıyla ne kastettiğini “iktidar” üzerine yazdığın notlarda henüz göremedim. İktidar için iradede, irade için iradeyi keşfettikten bir kaç yıl sonra, varlıkta mutlak kendini sevişin kayıtsız şartsız ayaklanmasını düşünmüştüm.

Fakat senin burada oluşun ve bu “bura”dan dolayı burada bulunuşun her şeyi biraz daha yakına getirdi, bizim ve senin için. Şu an Sovyetler tarafından gelen ve gittikçe büyüyen bir tehdidin baskısı, bizi daha net görmeye zorluyor hatta şu an batı’nın gördüğünden daha net görmeye.

Çünkü biz şimdi direkt tehdit edilen durumdayız. Stalin’in senin kastettiğin savaşı ilan etmeye ihtiyacı yok. Her gün yeni bir cephede zafer elde ediyor.

Düşüncemden dolayı varlığı en fazla tehdit altında olan, ilk fırsatta yok edilecek unsurlar arasındayım, bu konuda kendimi kandırmıyorum. Sadece bir kaç gün içinde “fiziksel” olarak üzerimizden geçilmeyecek aynı zamanda daha uzun süre, büyüklüğün nakli ve aslolanı geri getirmenin artık mümkün olmaması da pekâlâ gerçekleşebilir. Şu an gizli olanı keşfedici, aslolanı muhafaza edici bir geleceği umut etmek de bundan böyle olmayacak şeylerdir. Bu küresel gazetecilik muhtemelen yaklaşmakta olan tahribatın ilk kıpırtısıdır, bütün başlangıçların ve onun geleneğinin tahribinin ilk kıpırtısı. O halde bu bir karamsarlık mı? Hayır. Bilakis bu yalnızca tarihsel olarak tasavvur edilen tarih, aslolan insan varlığını zorunlu olarak tanımlamadığı sürece, süresi ve uzunluğunun varolan için ölçü olmadığını,birdenbire “varoluş” un yarım saniyede vuku bulabileceğini, insanın bu “varlığa” hazırlanmak ve farklı bir hafıza öğrenmek zorunda olduğunu, insan için bütün bunların en yüksek düzeyde vukuunun yakın olduğunu, Yahudilerin ve Almanların kaderinin kendi hakikatlerini haiz olduğunu ve bizim tarihsel hesaplarımızın bu hakikate erişmediğini mütalaa eden bir düşünce.

Olmuş ve olacak olan kötü ise varlık, insan düşüncesi ve tahammülü için buradan sırra yükselir. Bir şeyin olması onun iyi ve hak olması demek değildir. Fakat bu sadece ahlaki olarak ve insan iradesi için de, gerçek olana yapılan bir katkı olamaz.

Politikaya ne aşinayım, ne de bu konuda istidadım var. Ama bu aralar biraz öğrendim ve düşüncede atlamamak için öğrenmeye devam etmek istiyorum. Bizimki de bu düzeyde kalmalı. İlk görüşmemizde, o güzel elbisenin içinde bana yaklaştığında, yirmi beş yılın içinden bana doğru, âdeta benim için yürüyordun. Hannah, yeni sürülmüş bir tarlanın günbatımındaki kızıl yansımasını bilir misin? Yol yol olmuş hepsi ve her şeye hazır. Kahverengi elbisen tekrar görüşmemizin bir sembolü sanki benim için. Bu sembol ikimiz için daima bir işaret olmalı.

Evine iyilikle ve güzellikle dönmüş olman güzel bir teselli. “yoldaş” tan kastettiğim senin söylediğin şey: her tehlikede yanında olmak.

Arkadaşın Hilde’ye selamlar. Bir insanın hasta yatağında acı çekerken yastığının altında benim bir kaç mısramı bulundurması, benim için bütün şöhretlerden daha sonsuz bir kıymet demek. Eklediklerimi, onun mutlu olacağı hissettiğin vakitlerde memnuniyetle gösterebilirsin.

Hannah bana şimdi, Beethoven’in 111 numaralı bestesini sevgi dolu bir kelamla, ziyadesiyle hediye etmiş oldun. Tınısı, mektubun başında dile getirdiğim ışıltıyla birleşti, âdeta kardeş oldu.

Elfride selamına ve sevinçli busene aynen mukabele ediyor, evine iyilikle dönmenden memnuniyet duyuyor. Sevgili eşine benden selam söyle.

Hannah, Elfride’nin yetiştirdiği bahçedeki bütün çiçekler; nergisler, laleler ve çiçeğe durmuş kiraz ağaçları da seni selamlıyorlar.

12 Nisan 1950
Martin Heidegger

Hannah Arendt (14 Ekim 1906 – 4 Aralık 1975), Alman siyaset bilimcidir. Çoğu kişi tarafında felsefeci olarak da bilinmekle birlikte, kendisi felsefenin “bireyin kendisi”ne dair sorunlarla uğraştığını söyleyerek bu sıfatı reddetmiştir. Siyaset bilimci olarak tanımlanmayı istemesinin sebebi çalışmalarının “tekil olarak insana değil, dünyada yaşayan ve dünyayı kaplayan insanlığa” odaklanmış olmasıdır.
Arendt, o zamanlar bağımsız bir şehir olan Aşağı Saksonya’nın Linden şehrinde (şimdiki Hanover’in bir parçası), seküler bir Yahudi ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi ve Königsberg (hayranı olduğu Immanuel Kant’ın şehri, bugünkü adı ile Kaliningrad) ile Berlin’de büyüdü.
Martin Heidegger ile birlikte Marburg Üniversitesinde felsefe çalışan Arendt’in onunla uzun, fırtınalı romantik bir ilişkisi oldu. Bu ilişki, Heidegger’in Nazi sempatisi yüzünden zaman zaman eleştirilmiştir.
Heidegger’den ayrıldığı dönemlerden birinde Heidelberg’e taşındı ve orada varoluşçu felsefeci Karl Jaspers’in danışmanlığında Aziz Augustinus’un düşüncesinde aşk kavramı üstüne bir tez yazmaya başladı.
Arendt’in tez çalışması 1929 yılında yayınlandı ancak 1933 yılında Yahudi olduğu gerekçesi ile gerekli hocalık niteliklerine sahip olmadığı belirtilerek Alman üniversitelerinde ders vermesi engellendi. Bunun üzerine Paris’e kaçan Arendt orada edebi eleştirmen ve Marxist gizemci Walter Benjamin ile tanışıp onunla dost oldu. Fransa’da kaldığı süre boyunca Yahudi göçmenlere yardım ve destek sağlamaya çalıştı.
Ancak Fransa’nın II. Dünya Savaşı sırasında savaş ilan etmesi ve Alman askeri kuvvetlerinin Fransa’nın bazı bölgelerini işgal etmesi sonucunda Yahudilerin toplama kamplarına gönderilmesinden ötürü Fransa’dan da kaçmak zorunda kaldı. 1940 yılında Alman şair ve felsefeci Heinrich Blücher ile evlendi. 
1941 yılında kocası ve annesi ile birlikte, ona ve yaklaşık 2500 Yahudi göçmene yasadışı vize veren Amerikalı diplomat Hiram Bingham IV yardımı ile ABD’ye kaçan Arendt New York’taki Alman-Yahudi topluluğun aktif bir üyesi oldu ve haftalık Aufbau için yazılar yazdı.II. Dünya Savaşı bittikten sonra Heidegger ile ilişkisini sürdürdü ve Almanya’nın Nazilerden arındırılması etkinliklerinde onun lehinde tanıklık etti. 1950 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin doğal vatandaşı ve 1959’da da Princeton Üniversitesi’ndeki ilk tam kadrolu kadın profesör oldu. 1975 yılında, 69 yaşında hayata gözlerini yumduğunda Annandale-on-Hudson, New York’ta kocasının uzun süre ders vermiş olduğu Bard Koleji’nin mezarlığına gömüldü.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
10 Fotoğrafla İlk Defa Yaşanılanlara Verilen Tepkiler

Kapat